11243. Metin
{سَبِّحْ اِسْم رَبّك} أَيْ نَزِّهْ رَبّك عَمَّا لَا يَلِيق بِهِ وَاسْم زَائِد {الْأَعْلَى} صِفَة لربك
{سَبِّحْ اِسْم رَبّك} “Rabbinin ismini tesbih et”, yani Rabbini O’na layık olmayan şeylerden tenzih et. İsim kelimesi zâiddir (fazlalıktır). {الْأَعْلَى} “Yüceler Yücesi” [ifadesi] Rabbinin sıfatıdır.
11244. Metin
{الذي خلق فسوى} مخلوقه وجعله مُتَنَاسِب الْأَجْزَاء غَيْر مُتَفَاوِت
{الذي خلق فسوى} “O ki yaratıp düzene koydu”, yarattığı varlığı [yaratıp] azalarını birbiriyle uyumlu, kusursuz kıldı.
11245. Metin
{وَاَلَّذِي قَدَّرَ} مَا شَاءَ {فَهَدَى} إِلَى مَا قَدَّرَهُ مِنْ خَيْر وَشَرّ
{وَاَلَّذِي قَدَّرَ} “Ve O ki takdir etti” dilediği şeyi, {فَهَدَى} “ve yol gösterdi” hayır ve şerden takdir ettiği şeye.
11246. Metin
{وَاَلَّذِي أَخْرَجَ الْمَرْعَى} أَنْبَتَ الْعُشْب
{وَاَلَّذِي أَخْرَجَ الْمَرْعَى} “Ve O ki otlağı çıkardı”, otları bitirdi.
11247. Metin
{فَجَعَلَهُ} بَعْد الْخُضْرَة {غُثَاء} جَافًّا هَشِيمًا {أَحَوَى} أَسْوَد يَابِسًا
{فَجَعَلَهُ} “Sonra onu kıldı” yeşilliğinden sonra {غُثَاء} “çer çöp” kuru, ufalanmış, {أَحَوَى} “kapkara” siyah, kupkuru.
11248. Metin
{سَنُقْرِئُك} الْقُرْآن {فَلَا تَنْسَى} مَا تَقْرَؤُهُ
{سَنُقْرِئُك} “Sana okutacağız” Kur'an'ı, {فَلَا تَنْسَى} “artık unutmayacaksın” okuduğun şeyi.
11249. Metin
{إِلَّا مَا شَاءَ اللَّه} أَنْ تَنْسَاهُ بِنَسْخِ تِلَاوَته وَحُكْمه وَكَانَ ﷺ يَجْهَر بِالْقِرَاءَةِ مَعَ قِرَاءَة جِبْرِيل خَوْف النِّسْيَان فَكَأَنَّهُ قِيلَ لَهُ لَا تَعْجَل بِهَا إِنَّك لَا تَنْسَى فَلَا تُتْعِب نَفْسك بِالْجَهْرِ بِهَا {إنَّهُ} تَعَالَى {يَعْلَم الْجَهْر} مِنْ الْقَوْل وَالْفِعْل {وَمَا يَخْفَى} مِنْهُمَا
{إِلَّا مَا شَاءَ اللَّه} “Allah’ın dilediği müstesna”, tilavetini ve hükmünü neshetmek suretiyle unutturmayı dilediği hariç. (sallallâhu aleyhi ve sellem), unutma korkusuyla Cebrail'in okumasıyla birlikte sesli okurdu. Sanki ona: "Onunla acele etme, şüphesiz sen unutmayacaksın, sesli okuyarak kendini yorma" denildi. {إنَّهُ} “Şüphesiz O” Teâlâ, {يَعْلَم الْجَهْر} “açığı bilir” söz ve fiilden açık olanı, {وَمَا يَخْفَى} “ve gizli kalanı” onlardan gizli olanı da bilir.
11250. Metin
{وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى} لِلشَّرِيعَةِ السَّهْلَة وَهِيَ الْإِسْلَام
{وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى} “Ve seni en kolaya muvaffak kılacağız”, kolay şeriata ki o da İslam'dır.
11251. Metin
{فَذَكِّرْ} عِظْ بِالْقُرْآنِ {إِنْ نَفَعَتْ الذِّكْرَى} مِنْ تَذْكِرَة الْمَذْكُور فِي سَيَذَّكَّرُ يَعْنِي وَإِنْ لَمْ تَنْفَع وَنَفْعهَا لِبَعْضٍ وَعَدَم النَّفْع لِبَعْضٍ آخَر
{فَذَكِّرْ} “O halde öğüt ver” Kur'an ile vaaz et, {إِنْ نَفَعَتْ الذِّكْرَى} “eğer öğüt fayda verirse”. Birazdan gelecek olan "öğüt alacaktır" ifadesindeki hatırlatmadan [anlaşıldığına göre], fayda vermese de [öğüt ver] demektir. Nitekim onun faydası bazısına olur, bazısına ise olmaz.
11253. Metin
{سَيَذَّكَّرُ} بِهَا {مَنْ يَخْشَى} يَخَاف اللَّه تَعَالَى كآية فذكر بالقرآن من يخاف وعيد
{سَيَذَّكَّرُ} “Öğüt alacaktır” onunla {مَنْ يَخْشَى} “korkan kimse” Allah Teâlâ'dan korkan kimse. Tıpkı "Tehdidimden korkana Kur'an'la öğüt ver" ayetinde olduğu gibi.
11255. Metin
{وَيَتَجَنَّبهَا} أَيْ الذِّكْرَى أَيْ يَتْرُكهَا جَانِبًا لَا يَلْتَفِت إِلَيْهَا {الْأَشْقَى} بِمَعْنَى الشَّقِيّ أَيْ الْكَافِر
{وَيَتَجَنَّبهَا} “Ve ondan kaçınacaktır” yani öğütten, yani ona iltifat etmeyip bir kenara bırakacaktır {الْأَشْقَى} “en bedbaht olan”, şakî yani kâfir manasındadır.
11257. Metin
{الَّذِي يَصْلَى النَّار الْكُبْرَى} هِيَ نَار الْآخِرَة وَالصُّغْرَى نَار الدُّنْيَا
{الَّذِي يَصْلَى النَّار الْكُبْرَى} “O ki en büyük ateşe girecektir”; o, ahiret ateşidir. Küçük ateş ise dünya ateşidir.
11259. Metin
{ثم لا يموت فيها} فيستريح {ولا يحيى} حياة هنيئة
{ثم لا يموت فيها} “Sonra orada ne ölür” ki rahatlasın, {ولا يحيى} “ne de yaşar” huzurlu bir hayatla.
11261. Metin
{قَدْ أَفْلَحَ} فَازَ {مَنْ تَزَكَّى} تَطَهَّرَ بِالْإِيمَانِ
{قَدْ أَفْلَحَ} “Muhakkak kurtuluşa ermiştir” kazanmıştır {مَنْ تَزَكَّى} “arınıp temizlenen” iman ile temizlenen kimse.
11263. Metin
{وذكر اسم ربه} مكبرا {فصلى} الصلوا ت الْخَمْس وَذَلِكَ مِنْ أُمُور الْآخِرَة وَكَفَّار مَكَّة معرضون عنها
{وذكر اسم ربه} “Ve Rabbinin ismini anan” tekbir getirerek, {فصلى} “sonra namaz kılan” beş vakit namazı. Bu [sayılanlar] ahiret işlerindendir; Mekke kâfirleri ise bunlardan yüz çevirmektedirler.
11265. Metin
{بَلْ تُؤْثِرُونَ} بِالْفَوْقَانِيَّةِ وَالتَّحْتَانِيَّة {الْحَيَاة الدُّنْيَا} عَلَى الْآخِرَة
{بَلْ تُؤْثِرُونَ} “Bilakis siz tercih ediyorsunuz” [hitap tası] üstten iki noktalı (te ile) ve alttan iki noktalı (ye ile: 'tercih ediyorlar') kıraatiyle, {الْحَيَاة الدُّنْيَا} “dünya hayatını” ahirete.
11267. Metin
{وَالْآخِرَة} الْمُشْتَمِلَة عَلَى الْجَنَّة {خَيْر وَأَبْقَى}
{وَالْآخِرَة} “Ahiret ise” cenneti kapsayan [ahiret yurdu], {خَيْر وَأَبْقَى} “daha hayırlı ve daha süreklidir”.
11269. Metin
{إِنَّ هذا} إفلاح من تزكى وكون الآخرة خيرا {لَفِي الصُّحُف الْأُولَى} أَيْ الْمُنَزَّلَة قَبْل الْقُرْآن
{إِنَّ هذا} “Şüphesiz bu” arınanın kurtuluşa ermesi ve ahiretin daha hayırlı olması [hakikati], {لَفِي الصُّحُف الْأُولَى} “ilk sahifelerde de vardır” yani Kur'an'dan önce indirilenlerde.
11271. Metin
{صُحُف إِبْرَاهِيم وَمُوسَى} وَهِيَ عَشْر صُحُف لِإِبْرَاهِيم والتوراة لموسى = ٨٨ سورة الغاشية
{صُحُف إِبْرَاهِيم وَمُوسَى} “İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde”. Onlar; İbrahim'e [verilen] on sahife ve Musa'ya [verilen] Tevrat'tır. = 88 Gâşiye Suresi