11397. Metin
{وَالشَّمْس وَضُحَاهَا} ضَوْئِهَا
{وَالشَّمْس وَضُحَاهَا} “Güneşe ve onun aydınlığına” onun ışığına,
11398. Metin
{وَالْقَمَر إِذَا تَلَاهَا} تَبِعَهَا طَالِعًا عِنْد غُرُوبهَا
{وَالْقَمَر إِذَا تَلَاهَا} “[Güneşin] ardından geldiğinde aya” [güneş] batarken doğup onu takip ettiğinde,
11399. Metin
{وَالنَّهَار إِذَا جَلَّاهَا} بِارْتِفَاعِهِ
{وَالنَّهَار إِذَا جَلَّاهَا} “Onu aydınlattığı vakit gündüze” [güneşin] yükselmesiyle,
11400. Metin
{وَاللَّيْل إِذَا يَغْشَاهَا} يُغَطِّيهَا بِظُلْمَتِهِ وَإِذَا فِي الثَّلَاثَة لِمُجَرَّدِ الظَّرْفِيَّة وَالْعَامِل فِيهَا فِعْل الْقَسَم
{وَاللَّيْل إِذَا يَغْشَاهَا} “Onu bürüdüğü vakit geceye” karanlığıyla onu örttüğü [zaman yemin olsun]. Bu üç ayetteki "izâ" (إِذَا) sadece zarfiyet içindir ve onlardaki âmil kasem fiilidir.
11401. Metin
{والسماء وما بناها}
{والسماء وما بناها} “Göğe ve onu bina edene”
11402. Metin
{وَالْأَرْض وَمَا طَحَاهَا} بَسَطَهَا
{وَالْأَرْض وَمَا طَحَاهَا} “Yere ve onu yayıp döşeyene” onu yaydı.
11403. Metin
{وَنَفْس} بِمَعْنَى نُفُوس {وَمَا سَوَّاهَا} فِي الْخِلْقَة وَمَا فِي الثَّلَاثَة مَصْدَرِيَّة أَوْ بِمَعْنَى مَنْ
{وَنَفْس} “Nefse” nefisler anlamındadır, {وَمَا سَوَّاهَا} “ve onu düzenleyene” yaratılışında. Bu üç ayette geçen "mâ" (مَا) masdariyyedir veya "men" (مَنْ - kimse) anlamındadır.
11404. Metin
{فَأَلْهَمَهَا فُجُورهَا وَتَقْوَاهَا} بَيَّنَ لَهَا طَرِيق الْخَيْر والشر وأخر التقوى رعاية لرؤوس الآي وجواب القسم
{فَأَلْهَمَهَا فُجُورهَا وَتَقْوَاهَا} “Sonra da ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene [yemin olsun ki]” ona hayır ve şer yolunu açıkladı. Ayet sonlarının uyumu gözetilerek ve yeminin cevabı [için] takva sonraya bırakılmıştır.
11405. Metin
{قَدْ أَفْلَحَ} حُذِفَتْ مِنْهُ اللَّام لِطُولِ الْكَلَام {مَنْ زَكَّاهَا} طَهَّرَهَا مِنْ الذُّنُوب
{قَدْ أَفْلَحَ} “Elbette kurtulmuştur” sözün uzamasından ötürü başındaki lâm harfi hazfedilmiştir, {مَنْ زَكَّاهَا} “onu arındıran” onu günahlardan temizleyen.
11407. Metin
{وَقَدْ خَابَ} خَسِرَ {مَنْ دَسَّاهَا} أَخْفَاهَا بِالْمَعْصِيَةِ وَأَصْله دَسَّسَهَا أُبْدِلَتْ السِّين الثَّانِيَة أَلِفًا تَخْفِيفًا
{وَقَدْ خَابَ} “Ve elbette hüsrana uğramıştır” kaybetmiştir, {مَنْ دَسَّاهَا} “onu [günahla] gömüp örten” onu günahla gizleyen. Kelimenin aslı دَسَّسَهَا şeklindedir; telaffuzu kolaylaştırmak için ikinci sin harfi elife dönüştürülmüştür.
11409. Metin
{كَذَّبَتْ ثَمُود} رَسُولهَا صَالِحًا {بِطَغْوَاهَا} بِسَبَبِ طُغْيَانهَا
{كَذَّبَتْ ثَمُود} “Semûd yalanladı” peygamberleri Salih'i, {بِطَغْوَاهَا} “azgınlığı sebebiyle” taşkınlığı yüzünden.
11411. Metin
{إِذْ اِنْبَعَثَ} أَسْرَعَ {أَشْقَاهَا} وَاسْمه قَدَّار إِلَى عَقْر النَّاقَة بِرِضَاهُمْ
{إِذْ اِنْبَعَثَ} “Harekete geçtiğinde” aceleyle ileri atıldı, {أَشْقَاهَا} “onların en azgını” -ki adı Kıdâr'dır- onların rızasıyla deveyi kesmeye.
11413. Metin
{فَقَالَ لَهُمْ رَسُول اللَّه} صَالِح {نَاقَة اللَّه} أَيْ ذَرُوهَا {وَسُقْيَاهَا} شُرْبهَا فِي يَوْمهَا وَكَانَ لَهَا يَوْم وَلَهُمْ يَوْم
{فَقَالَ لَهُمْ رَسُول اللَّه} “Allah'ın elçisi onlara dedi ki:” Salih, {نَاقَة اللَّه} “Allah'ın devesine [dokunmayın]” yani onu bırakın, {وَسُقْيَاهَا} “ve onun su içme sırasına [dokunmayın]” kendi gününde su içmesine. Bir gün onun, bir gün de onlarındı.
11415. Metin
{فَكَذَّبُوهُ} فِي قَوْله ذَلِكَ عَنْ اللَّه الْمُرَتَّب عَلَيْهِ نُزُول الْعَذَاب بِهِمْ إِنْ خَالَفُوهُ {فَعَقَرُوهَا} قَتَلُوهَا لِيَسْلَم لَهُمْ مَاء شُرْبهَا {فَدَمْدَمَ} أَطْبَقَ {عَلَيْهِمْ رَبّهمْ} الْعَذَاب {بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا} أَيْ الدَّمْدَمَة عَلَيْهِمْ أَيْ عَمَّهُمْ بِهَا فَلَمْ يَفْلِت مِنْهُمْ أحد
{فَكَذَّبُوهُ} “Fakat onu yalanladılar” onun Allah'tan aktardığı ve muhalefet etmeleri hâlinde üzerlerine azabın inmesine bağlanmış olan bu sözünde, {فَعَقَرُوهَا} “ve deveyi kestiler” içme suyu kendilerine kalsın diye onu öldürdüler. {فَدَمْدَمَ} “Yerle bir etti” kapladı, {عَلَيْهِمْ رَبّهمْ} “Rableri onların üzerine” azabı, {بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا} “günahları sebebiyle ve onu üzerlerine dümdüz [eşit] kıldı” yani bu helaki üzerlerinde genelleştirdi; böylece onlardan hiç kimse kurtulamadı.
11417. Metin
{ولا} بالواو والفاء {يخاف عقباها} تبعتها = ٩٢ سورة الليل
{ولا} “Ve [O]” vâv ve fâ harfiyle [okunmuştur], {يخاف عقباها} “onun akıbetinden korkmaz” onun sonucundan. = 92 Leyl Suresi