11451. Metin
{وَالضُّحَى} أَيْ أَوَّل النَّهَار أَوْ كُلّه
{وَالضُّحَى} “Kuşluk vaktine andolsun” yani gündüzün ilk vaktine veya [günün] tamamına,
11452. Metin
{وَاللَّيْل إِذَا سَجَى} غَطَّى بِظَلَامِهِ أَوْ سَكَنَ
{وَاللَّيْل إِذَا سَجَى} “Ve sükûnete erdiğinde geceye [andolsun ki],” karanlığıyla örttüğü yahut durgunlaştığı [zaman].
11453. Metin
{مَا وَدَّعَك} تَرَكَك يَا مُحَمَّد {رَبّك وَمَا قَلَى} أَبْغَضك نَزَلَ هَذَا لَمَّا قَالَ الْكُفَّار عِنْد تَأَخُّر الْوَحْي عَنْهُ خَمْسَة عَشَر يَوْمًا إِنَّ رَبّه وَدَّعَهُ وَقَلَاهُ
{مَا وَدَّعَك} “Seni terk etmedi” ey Muhammed, seni bırakmadı {رَبّك وَمَا قَلَى} “Rabbin ve [sana] darılmadı da.” [Sana] buğzetmedi. Bu [ayet], vahiy kendisinden on beş gün geciktiğinde kâfirlerin "Rabbi onu terk etti ve ona darıldı" demeleri üzerine indi.
11454. Metin
{وَلَلْآخِرَة خَيْر لَك} لِمَا فِيهَا مِنْ الْكَرَامَات لك {من الأولى} للدنيا
{وَلَلْآخِرَة خَيْر لَك} “Elbette ahiret senin için daha hayırlıdır” orada senin için bulunan ikramlardan dolayı {من الأولى} “ilkinden (dünyadan).”
11455. Metin
{وَلَسَوْفَ يُعْطِيك رَبّك} فِي الْآخِرَة مِنْ الْخَيْرَات عَطَاء جَزِيلًا {فَتَرْضَى} بِهِ فَقَالَ ﷺ إِذْن لَا أَرْضَى وَوَاحِد مِنْ أُمَّتِي فِي النَّار إِلَى هُنَا تَمَّ جَوَاب الْقَسَم بِمُثْبَتَيْنِ بَعْد مَنْفِيَّيْنِ
{وَلَسَوْفَ يُعْطِيك رَبّك} “Rabbin sana elbette verecektir” ahirette hayırlardan bol bir bağış [sunacak], {فَتَرْضَى} “sen de hoşnut olacaksın.” Bunun üzerine [Allah Resûlü] sallallâhu aleyhi ve sellem: "Öyleyse ümmetimden biri bile ateşte iken ben razı olmam" buyurdu. Buraya kadar kasemin cevabı iki olumsuzdan sonra iki olumlu [cümle] ile tamamlanmış oldu.
11456. Metin
{أَلَمْ يَجِدك} اِسْتِفْهَام تَقْرِير أَيْ وَجَدَك {يَتِيمًا} بِفَقْدِ أَبِيك قَبْل وِلَادَتك أَوْ بَعْدهَا {فَآوَى} بِأَنْ ضَمَّك إِلَى عَمّك أَبِي طَالِب
{أَلَمْ يَجِدك} “Seni bulmadı mı?” Takrir (onaylatma) istifhamıdır; yani [seni] buldu {يَتِيمًا} “bir yetim olarak” doğumundan önce veya sonra babanın vefatıyla {فَآوَى} “ve barındırmadı mı?” Seni amcan Ebû Tâlib'in yanına yerleştirerek.
11457. Metin
{وَوَجَدَك ضَالًّا} عَمَّا أَنْتَ عَلَيْهِ مِنْ الشَّرِيعَة {فَهَدَى} أَيْ هَدَاك إِلَيْهَا
{وَوَجَدَك ضَالًّا} “Ve seni yolunu şaşırmış bulup” şu an üzerinde bulunduğun şeriattan [habersizken] {فَهَدَى} “hidayete erdirdi” yani seni ona ulaştırdı.
11458. Metin
{وَوَجَدَك عَائِلًا} فَقِيرًا {فَأَغْنَى} أَغْنَاك بِمَا قَنَّعَك بِهِ مِنْ الْغَنِيمَة وَغَيْرهَا وَفِي الْحَدِيث لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَة الْعَرَض وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النفس
{وَوَجَدَك عَائِلًا} “Seni yoksul bulup” fakir [bulup] {فَأَغْنَى} “zengin etmedi mi?” Ganimet ve benzeri şeylerle seni kanaatkâr kılarak zenginleştirdi. Hadiste şöyle buyrulmuştur: "Zenginlik mal çokluğundan ibaret değildir; asıl zenginlik, nefis (gönül) zenginliğidir."
11459. Metin
{فَأَمَّا الْيَتِيم فَلَا تَقْهَر} بِأَخْذِ مَاله أَوْ غَيْر ذَلِكَ
{فَأَمَّا الْيَتِيم فَلَا تَقْهَر} “Öyleyse yetimi sakın ezme” malını alarak yahut başka bir şekilde.
11461. Metin
{وَأَمَّا السَّائِل فَلَا تَنْهَر} تَزْجُرهُ لِفَقْرِهِ
{وَأَمَّا السَّائِل فَلَا تَنْهَر} “El açıp isteyeni de sakın azarlama” fakirliğinden ötürü onu tersleme.
11463. Metin
{وَأَمَّا بنعمة ربك} عليك بالنبوة وغيره {فَحَدِّثْ} أَخْبِرْ وَحُذِفَ ضَمِيره ﷺ في بعض الأفعال رعاية للفواصل = ٩٤ سورة الشرح
{وَأَمَّا بنعمة ربك} “Rabbinin nimetini ise” peygamberlik ve diğer hususlarda sana [olan nimetini] {فَحَدِّثْ} “anlat.” [Onu] haber ver. Âyet sonlarındaki uyumu (fâsılaları) gözetmek gayesiyle bazı fiillerde [Allah Resûlü'ne] sallallâhu aleyhi ve sellem [ait] zamir hazfedilmiştir. = 94 İnşirâh Suresi