11472. Metin
{وَالتِّين وَالزَّيْتُون} أَيْ الْمَأْكُولَيْنِ أَوْ جَبَلَيْنِ بِالشَّامِ ينبتان المأكولين
{وَالتِّين وَالزَّيْتُون} “İncire ve zeytine andolsun” yani yenilen bu iki şeye veya Şam'da bu iki yenilen şeyin yetiştiği iki dağa [yemin olsun].
11473. Metin
{وَطُور سِينِينَ} الْجَبَل الَّذِي كَلَّمَ اللَّه تَعَالَى عَلَيْهِ مُوسَى وَمَعْنَى سِينِينَ الْمُبَارَك أَوْ الْحَسَن بِالْأَشْجَارِ الْمُثْمِرَة
{وَطُور سِينِينَ} “Ve Sina Dağı'na”, Yüce Allah'ın üzerinde Musa ile konuştuğu dağa [andolsun]. Sînîn'in anlamı ise mübarek yahut meyve veren ağaçlarıyla güzel [olan yer]dir.
11474. Metin
{وَهَذَا الْبَلَد الْأَمِين} مَكَّة لِأَمْنِ النَّاس فِيهَا جاهلية وإسلاما
{وَهَذَا الْبَلَد الْأَمِين} “Ve bu güvenli şehre” [andolsun ki], Mekke'dir; çünkü Cahiliye'de de İslam'da da insanlar orada güvendedir.
11475. Metin
{لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَان} الْجِنْس {فِي أَحْسَن تَقْوِيم} تعديل لصورته
{لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَان} “Biz insanı” [insan] cinsini {فِي أَحْسَن تَقْوِيم} “en güzel biçimde yarattık”, sûretinin en düzgün ve dengeli şekilde [yaratılışıdır].
11476. Metin
{ثُمَّ رَدَدْنَاهُ} فِي بَعْض أَفْرَاده {أَسْفَل سَافِلِينَ} كِنَايَة عَنْ الْهَرَم وَالضَّعْف فَيَنْقُص عَمَل الْمُؤْمِن عن زمن الشباب ويكون له أجره بقوله تعالى
{ثُمَّ رَدَدْنَاهُ} “Sonra onu” bazı fertleri itibarıyla {أَسْفَل سَافِلِينَ} “aşağıların aşağısına çevirdik”; yaşlılık ve zayıflıktan kinayedir. Böylece müminin ameli gençlik zamanına göre azalır ve Yüce Allah'ın şu buyruğu gereğince mükâfatı yine kendisine verilir:
11477. Metin
{إِلَّا} لَكِنْ {الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَات فَلَهُمْ أَجْر غَيْر مَمْنُون} مَقْطُوع وَفِي الْحَدِيث إِذَا بَلَغَ الْمُؤْمِن مِنْ الْكِبَر مَا يُعْجِزهُ عَنْ الْعَمَل كُتِبَ لَهُ مَا كَانَ يَعْمَل
{إِلَّا} “Ancak” lâkin {الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَات فَلَهُمْ أَجْر غَيْر مَمْنُون} “iman edip salih ameller işleyenler için kesintisiz bir mükâfat vardır”, kesintiye uğramayan. Hadiste şöyle buyrulmuştur: “Mümin, kendisini amelden alıkoyan bir yaşlılığa ulaştığında, [eskiden] yapmakta olduğu ameller [aynı şekilde] onun için yazılır.”
11478. Metin
{فَمَا يُكَذِّبك} أَيّهَا الْكَافِر {بَعْد} بَعْد مَا ذُكِرَ مِنْ خَلْق الْإِنْسَان فِي أَحْسَن صُورَة ثُمَّ رَدّه إِلَى أَرْذَل الْعُمُر الدَّالّ عَلَى الْقُدْرَة عَلَى الْبَعْث {بِالدِّينِ} بِالْجَزَاءِ الْمَسْبُوق بِالْبَعْثِ وَالْحِسَاب أَيْ مَا يَجْعَلك مُكَذِّبًا بِذَلِكَ وَلَا جاعل له
{فَمَا يُكَذِّبك} “Seni yalanlayan nedir?” ey kâfir! {بَعْد} “bundan sonra”, insanın en güzel sûrette yaratılıp sonra da yeniden diriltilmeye kadir olunduğuna delalet eden ömrün en düşkün çağına döndürülüşü zikredildikten sonra {بِالدِّينِ} “dini (ceza ve mükâfatı)”, öncesinde yeniden dirilme ve hesabın bulunduğu karşılığı [yalanlamaya seni sevk eden nedir?] Yani seni bunu yalanlayıcı kılan nedir? Halbuki [bunu gerektirecek hiçbir sebep] yoktur.
11479. Metin
{أَلَيْسَ اللَّه بِأَحْكَم الْحَاكِمِينَ} هُوَ أَقْضَى الْقَاضِينَ وَحُكْمه بِالْجَزَاءِ مِنْ ذَلِكَ وَفِي الْحَدِيث مَنْ قَرَأَ وَالتِّين إِلَى آخِرهَا فَلْيَقُلْ بَلَى وَأَنَا على ذلك من الشاهدين = ٩٦ سورة العلق
{أَلَيْسَ اللَّه بِأَحْكَم الْحَاكِمِينَ} “Allah, hüküm verenlerin en iyi hüküm vereni değil midir?” O, hüküm verenlerin en adil hükmedicisi olup karşılık (ceza/mükâfat) vermesi de bundandır. Hadiste şöyle buyrulmuştur: “Kim 'Ve't-Tîn' sûresini sonuna kadar okursa: 'Evet, ben de buna şahitlik edenlerdenim' desin.” = 96 Alak Suresi