Âdiyât Suresi Tefsiri

İbn Kesîr · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

34155. Metin

وهي مكية.

Bu sure Mekkîdir.

34156. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

34157. Metin

{وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا (١) فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا (٢) فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا (٣) فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤) فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (٥) إِنَّ الإِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ (٦) وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ (٧) وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ (٨) أَفَلا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ (٩)}

{وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا (١) فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا (٢) فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا (٣) فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤) فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (٥) إِنَّ الإِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ (٦) وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ (٧) وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ (٨) أَفَلا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ (٩)} “(1) Soluk soluğa koşanlara, (2) (nallarıyla) çakarak kıvılcım saçanlara, (3) sabah erkenden baskın yapanlara, (4) orada tozu dumana katanlara, (5) bununla bir topluluğun ta ortasına dalanlara andolsun ki! (6) Şüphesiz insan, Rabbine karşı pek nankördür. (7) Ve şüphesiz kendisi de buna şahittir. (8) Gerçekten o, mal sevgisine pek düşkündür. (9) Kabirlerde bulunanların dışarı çıkarıldığı zamanı bilmez mi?”

34158. Metin

يقسم تعالى بالخيل إذا أجريت في سبيله فَعَدت وضَبَحت، وهو: الصوت الذي يسمع من الفرس حين تعدو. (فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا) يعني: اصطكاك نعالها للصخر فتقدح منه النار.

Yüce Allah, Kendi yolunda koşturulup hızla koşan ve soluyan atlara yemin etmektedir. Dabh (ضَبْح), at koştuğu sırada ondan işitilen sestir. (فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا) “Kıvılcım saçanlar” ise nallarının kayalara çarpması ve ondan ateş çakması demektir.

34159. Metin

(فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا) يعني: الإغارة وقت الصباح، كما كان رسول الله ﷺ يغير صباحًا ويتسمّع (¬١) أذانا، فإن سمع (¬٢) وإلا أغار.

(فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا) “Sabah vakti baskın yapanlar”, sabah vaktinde yapılan baskını kastetmektedir; nitekim Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sabah vakti baskın yapar ve ezan sesini dinlerdi (¬١); şayet [ezan] duyarsa [baskından vazgeçer] (¬٢), aksi takdirde baskın yapardı.

34160. Metin

[وقوله] (¬٣) (فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا) يعني: غبارًا في [مكان] (¬٤) معترك الخيول.

[Yüce Allah'ın] (¬٣) (فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا) “Bununla tozu dumana katanlar” sözü ise, atların savaş meydanında [bir yerde] (¬٤) toz [kaldırmaları] demektir.

34161. Metin

(فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا) أي: توسطن ذلك المكان كُلُّهن جمع.

(فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا) “Bununla bir topluluğun ta ortasına dalanlar” yani, hepsi topluca o yerin ortasına daldılar demektir.

34162. Metin

قال ابن أبي حاتم: حدثنا أبو سعيد الأشج، حدثنا عبدة، عن الأعمش، عن إبراهيم، عن عبد الله: (وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا) قال: الإبل.

İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ebû Saîd el-Eşec rivayet etti, bize Abde, A'meş'ten, o İbrâhim'den, o da Abdullah'tan (وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا) hakkında: “Onlar develerdir” dediğini rivayet etti.

34163. Metin

وقال علي: هي الإبل. وقال ابن عباس: هي الخيل. فبلغ عليا قولُ ابن عباس، فقال: ما كانت لنا خيل يوم بدر. قال ابن عباس: إنما كان ذلك في سرية بعثت.

Ali: “Onlar develerdir” dedi. İbn Abbâs ise: “Onlar atlardır” dedi. İbn Abbâs'ın sözü Ali'ye ulaşınca o şöyle dedi: “Bedir günü bizim atlarımız yoktu.” İbn Abbâs ise: “O ancak gönderilen bir müfrezede (seriyyede) idi” dedi.

34164. Metin

قال ابن أبي حاتم وابن جرير: حدثنا يونس، أخبرنا ابن وهب، أخبرني أبو صخر، عن أبي معاوية البجلي، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس حدثه، قال: بينا أنا في الحِجْر جالسا، جاءني رجل فسألني عن: (وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا) فقلت له: الخيل حين تغير في سبيل الله، ثم تأوي إلى الليل، فيصنعون طعامهم، ويورون نارهم. فانفتل عني فذهب إلى علي، ﵁، وهو عند سقاية زمزم فسأله عن (وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا) فقال: سألت عنها أحدًا قبلي؟ قال: نعم، سألت ابن عباس فقال: الخيل حين تغير في سبيل الله. قال: اذهب فادعه لي. فلما وقف على رأسه قال: تفتي الناس بما لا علم لك، والله لئن كان أولَ غزوة في الإسلام بدر، وما كان معنا إلا فَرَسان: فرس للزبير وفرس للمقداد، فكيف تكون العاديات ضبحًا؟ إنما العاديات ضبحا من عرفة

İbn Ebî Hâtim ve İbn Cerîr dediler ki: Bize Yûnus rivayet etti, bize İbn Vehb haber verdi, bana Ebû Sahr, Ebû Muâviye el-Becelî'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da kendisine İbn Abbâs'ın şöyle anlattığını rivayet etti: Ben Hicr'de otururken bir adam yanıma geldi ve bana: { وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا } “Soluk soluğa koşanlara andolsun” [ayetini] sordu. Ben de ona: “[Onlar] Allah yolunda baskın yapan, sonra geceleyin sığınıp yemeklerini pişiren ve ateşlerini yakan12 atlardır” dedim. Bunun üzerine [adam] yanımdan ayrılıp Ali radıyallâhu anh'ın yanına gitti. O, Zemzem kuyusunun (sıkāyesinin) yanındaydı. Ona da { وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا } “Soluk soluğa koşanlara andolsun” [ayetini] sordu. [Ali]: “Bunu benden önce birine sordun mu?” dedi. [Adam]: “Evet, İbn Abbâs'a sordum, 'Allah yolunda baskın yapan atlardır' dedi” şeklinde cevap verdi. [Ali]: “Git ve onu bana çağır” dedi. [İbn Abbâs gelip] yanı başında durunca [Ali] şöyle dedi: “Hakkında bilgin olmayan bir konuda insanlara fetva veriyorsun!3 Vallahi İslâm'daki ilk gazve Bedir4 idi ve bizimle birlikte sadece iki at vardı: Biri Zübeyr'in atı, diğeri Mikdâd'ın atı. Öyleyse nasıl 'Âdiyât-ı dabhan (soluk soluğa koşanlar)' [atlar] olabilir? 'Âdiyât-ı dabhan' ancak Arafat'tan

34165. Metin

إلى المزدلفة، ومن المزدلفة إلى منى.

Müzdelife'ye ve Müzdelife'den Minâ'ya [koşan develerdir]” dedi.

34166. Metin

قال ابن عباس: فنزعت عن قولي ورجعت إلى الذي قال علي، ﵁ (¬١).

İbn Abbâs dedi ki: “Bunun üzerine ben görüşümden vazgeçtim ve Ali radıyallâhu anh'ın söylediği görüşe döndüm” (¬١).

34167. Metin

وبهذا الإسناد عن ابن عباس قال: قال علي: إنما (وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا) من عرفة إلى المزدلفة، فإذا أووا إلى المزدلفة أوروا النيران.

Aynı isnadla İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre Ali şöyle demiştir: “(وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا) ancak Arafat'tan Müzdelife'ye [hızla koşan develerdir]. Müzdelife'ye vardıklarında ateşleri yakarlar.”

34168. Metin

وقال العَوفي عن ابن عباس: هي الخيل.

el-Avfî ise İbn Abbâs'tan: “Onlar atlardır” dediğini rivayet etmiştir.

34169. Metin

وقد قال بقول علي: إنها الإبل جماعة. منهم: إبراهيم، وعبيد بن عمير وبقول ابن عباس آخرون، منهم: مجاهد وعكرمة، وعطاء وقتادة، والضحاك. واختاره ابن جرير.

Ali'nin “Onlar develerdir” şeklindeki görüşünü bir topluluk benimsemiştir. Bunlar arasında İbrâhim ve Ubeyd b. Umeyr vardır. İbn Abbâs'ın görüşünü ise aralarında Mücâhid, İkrime, Atâ, Katâde ve ed-Dahhâk'ın da bulunduğu başkaları benimsemiştir. İbn Cerîr de bu görüşü tercih etmiştir.

34170. Metin

قال ابن عباس، وعطاء: ما ضبحت دابة قط إلا فرس أو كلب.

İbn Abbâs ve Atâ şöyle demişlerdir: “At veya köpek dışında hiçbir binek hayvanı asla dabh (hırıltılı soluk alma sesi) çıkarmaz.”

34171. Metin

وقال ابن جُرَيْج (¬٢) عن عطاء سمعت ابن عباس يصف الضبح: أح أح.

İbn Cüreyc (¬٢), Atâ'dan nakletti: İbn Abbâs'ın dabh sesini “ah ah” diye tarif ettiğini işittim.

34172. Metin

وقال أكثر هؤلاء في قوله: (فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا) يعني: بحوافرها. وقيل: أسعَرْنَ الحرب بين رُكبانهن. قاله قتادة.

Bunların çoğu Yüce Allah'ın: (فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا) sözü hakkında: “Yani tırnaklarıyla [ateş çakanlar]” demişlerdir. Katâde'nin dediğine göre: “Süvarileri arasında savaşı tutuşturanlar” anlamına geldiği de söylenmiştir.

34173. Metin

وعن ابن عباس ومجاهد: (فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا) يعني: مكر الرجال.

İbn Abbâs ve Mücâhid'den nakledildiğine göre (فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا): “Erkeklerin hilesi/taktiği” demektir.

34174. Metin

وقيل: هو إيقاد النار إذا رجعوا إلى منازلهم من الليل.

Geceleyin konak yerlerine döndüklerinde ateş yakmaları olduğu da söylenmiştir.

34175. Metin

وقيل: المراد بذلك: نيران القبائل.

Bununla kabilelerin ateşlerinin kastedildiği de söylenmiştir.

34176. Metin

وقال من فسرها بالخيل: هو إيقاد النار بالمزدلفة.

Bunu atlar olarak tefsir edenler ise: “Müzdelife'de ateş yakılmasıdır” demişlerdir.

34177. Metin

وقال ابن جرير: والصواب الأول؛ أنها الخيل حين تقدح بحوافرها.

İbn Cerîr şöyle dedi: Doğru olan birinci görüştür; yani tırnaklarıyla [kıvılcım] çaktıkları zamanki atlardır.

34178. Metin

وقوله (فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا) قال ابن عباس، ومجاهد، وقتادة: يعني إغارة الخيل صبحًا في سبيل الله.

Yüce Allah'ın (فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا) sözü hakkında İbn Abbâs, Mücâhid ve Katâde şöyle demişlerdir: “Atların sabah vakti Allah yolunda baskın yapması demektir.”

34179. Metin

وقال من فسرها بالإبل: هو الدفع صبحا من المزدلفة إلى منى.

Bunu develer olarak tefsir edenler ise: “Sabah vakti Müzdelife'den Minâ'ya akın etmektir” demişlerdir.

34180. Metin

وقالوا كلهم في قوله: (فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا) هو: المكان الذي إذا حلت فيه أثارت به الغبار، إما في حج أو غزو.

Hepsi birden Yüce Allah'ın: (فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا) sözü hakkında şöyle demişlerdir: “Bu, gerek hacda gerekse gazvede olsun, vardıklarında orada tozu dumana kattıkları yerdir.”

34181. Metin

وقوله: (فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا) قال العَوفى، عن ابن عباس، وعطاء، وعكرمة، وقتادة، والضحاك: يعني جَمَع الكفار من العدو.

Yüce Allah'ın: (فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا) sözü hakkında el-Avfî; İbn Abbâs, Atâ, İkrime, Katâde ve ed-Dahhâk'tan: “Düşmandan olan kâfirler topluluğu demektir” dediklerini rivayet etmiştir.

34182. Metin

ويحتمل أن يكون: فوسطن بذلك المكان جَميعُهُن، ويكون (جَمْعًا) منصوبا على الحال المؤكدة.

Bunun, “Hepsi birden o yerin ortasına daldılar” anlamında olması da muhtemeldir; bu durumda (جَمْعًا) tekit edici hâl olarak mansub olur.

34183. Metin

وقد روى أبو بكر البزار هاهنا حديثًا [غريبًا جدًا] ٣ فقال: حدثنا أحمد بن عبدة، حدثنا حفص بن جُمَيع، حدثنا سِمَاك، عن عكرمة، عن ابن عباس قال: بعث رسول الله ﷺ خيلا

Ebû Bekir el-Bezzâr burada [oldukça garip] 3 bir hadis rivayet ederek şöyle demiştir: Bize Ahmed b. Abde anlattı, bize Hafs b. Cümey‘ anlattı, bize Simâk, İkrime'den, [o da] İbn Abbâs'tan rivayet etti; [İbn Abbâs] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir süvari birliği gönderdi...

34184. Metin

فأشهرت شهرًا لا يأتيه منها خبر، فنزلت: (وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا) ضبحت بأرجلها، (فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا) قدحت بحوافرها الحجارة فأورت نارًا، (فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا) صبَّحت القوم بغارة، (فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا) أثارت بحوافرها التراب، (فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا) قال: صبحت القوم جميعا (¬١).

Bir ay boyunca onlardan hiçbir haber gelmedi. Bunun üzerine: (وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا) “ayaklarıyla soluk soluğa koştular”, (فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا) “nallarıyla taşlara vurup ateş çıkardılar”, (فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا) “sabah vakti kavme baskın yaptılar”, (فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا) “nallarıyla tozu dumana kattılar”, (فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا) “kavmin tamamına sabah baskını yaptılar” ayetleri indi (¬١).

34185. Metin

وقوله: (إِنَّ الإنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ) هذا هو المقسم عليه، بمعنى: أنه لنعم ربه لجحود كفور.

Yüce Allah'ın: (إِنَّ الإنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ) “Şüphesiz insan Rabbine karşı pek nankördür” sözü, üzerine yemin edilen şeydir; yani o, Rabbinin nimetlerini inkâr eden ve pek nankör olandır.

34186. Metin

قال ابن عباس، ومجاهد وإبراهيم النَّخعِي، وأبو الجوزاء، وأبو العالية، وأبو الضحى، وسعيد بن جبير، ومحمد بن قيس، والضحاك، والحسن، وقتادة، والربيع بن أنس، وابن زيد: الكنود: الكفور. قال الحسن: هو الذي يعد المصائب، وينسى نعم ربه.

İbn Abbâs, Mücâhid, İbrâhim en-Nehaî, Ebu'l-Cevzâ, Ebu'l-Âliye, Ebü'd-Duhâ, Saîd b. Cübeyr, Muhammed b. Kays, ed-Dahhâk, Hasan, Katâde, Rebî' b. Enes ve İbn Zeyd şöyle demişlerdir: “el-Kenûd (الكنود), nankör (kefûr) demektir.” Hasan[-ı Basrî] şöyle demiştir: “O, musibetleri sayıp Rabbinin nimetlerini unutan kimsedir.”

34187. Metin

وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبو كُرَيْب، حدثنا عبيد الله، عن إسرائيل، عن جعفر بن الزبير، عن القاسم، عن أبي أمامة قال: قال رسول الله ﷺ: (إِنَّ الإنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ) قال: "الكفور الذي يأكل وحده، ويضرب عبده، ويمنع رفده" (¬٢).

İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ebû Küreyb rivayet etti, bize Ubeydullah, İsrâîl'den, o Ca'fer b. ez-Zübeyr'den, o Kāsım'dan, o da Ebû Ümâme'den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: (إِنَّ الإنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ) hakkında şöyle buyurmuştur: “O; tek başına yiyen, kölesini döven ve yardımını esirgeyen nankördür” (¬٢).

34188. Metin

ورواه ابن أبي حاتم، من طريق جعفر بن الزبير -وهو متروك-فهذا إسناد ضعيف. وقد رواه ابن جرير أيضا من حديث حريز بن عثمان، عن حمزة بن هانئ، عن أبي أمامة موقوفا (¬٣).

İbn Ebî Hâtim bunu metrûk bir ravi olan Ca'fer b. ez-Zübeyr yoluyla rivayet etmiştir; dolayısıyla bu isnad zayıftır. İbn Cerîr de bunu Harîz b. Osmân hadisinden, o Hamza b. Hânî'den, o da Ebû Ümâme'den mevkūf olarak rivayet etmiştir (¬٣).

34189. Metin

وقوله: (وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ) قال قتادة وسفيان الثوري: وإن الله على ذلك لشهيد. ويحتمل أن يعود الضمير على الإنسان، قاله محمد بن كعب القرظي، فيكون تقديره: وإن الإنسان على كونه كنودا (¬٤) لشهيد، أي: بلسان حاله، أي: ظاهر ذلك عليه في أقواله وأفعاله، كما قال تعالى: {مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللَّهِ شَاهِدِينَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ} [التوبة: ١٧]

Yüce Allah'ın: (وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ) “Ve şüphesiz kendisi de buna şahittir” sözü hakkında Katâde ve Süfyân es-Sevrî: “Şüphesiz Allah buna şahittir” demişlerdir. Zamirin insana dönmesi de muhtemeldir; Muhammed b. Kâ'b el-Kurazî bunu söylemiştir. Buna göre cümlenin takdiri: “Şüphesiz insan kendisinin nankör olduğuna (¬٤) şahittir” yani hâl diliyle şahittir; bu durum onun sözlerinde ve fiillerinde açıkça görülür, nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللَّهِ شَاهِدِينَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ} “Müşriklerin, kendi küfürlerine bizzat kendileri şahit iken, Allah'ın mescitlerini imar etmeleri olacak şey değildir” [Tevbe: 17].

34190. Metin

وقوله: (وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ) أي: وإنه لحب الخير -وهو: المال-لشديد. وفيه مذهبان:

Yüce Allah'ın: (وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ) sözü; şüphesiz o, hayır -yani mal- sevgisine pek düşkündür demektir. Bu hususta iki görüş vardır:

34191. Metin

أحدهما: أن المعنى: وإنه لشديد المحبة للمال.

Birincisi: Anlamın, “O mala karşı aşırı sevgi beslemektedir” şeklinde olmasıdır.

34192. Metin

والثاني: وإنه لحريص بخيل؛ من محبة المال. وكلاهما صحيح.

İkincisi ise: Mal sevgisinden dolayı onun hırslı ve cimri olmasıdır. Her iki anlam da doğrudur.

34193. Metin

ثم قال تعالى مُزَهِّدا في الدنيا، ومُرَغِّبًا في الآخرة، ومنبهًا على ما هو كائن بعد هذه الحال، وما يستقبله الإنسان من الأهوال: (أَفَلا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ) أي: أخرج ما فيها من الأموات.

Sonra Yüce Allah, dünyadan yüz çevirtip ahirete teşvik ederek, bu durumdan sonra ne olacağına ve insanın karşılaşacağı dehşetli hallere dikkat çekerek şöyle buyurmuştur: (أَفَلا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ) Yani kabirlerdeki ölüler çıkarıldığı zamanı [bilmez mi?]

34194. Metin

{وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ (١٠) إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ (١١)}

{وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ (١٠) إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ (١١)} “(10) Ve göğüslerde olanlar derlenip ortaya konduğu zaman? (11) Şüphesiz Rableri o gün onlardan hakkıyla haberdardır.”

34195. Metin

(وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ) قال ابن عباس وغيره: يعني أبرز وأظهر ما كانوا يسرون في نفوسهم، (إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ) أي: لعالم بجميع ما كانوا يصنعون ويعملون، مجازيهم (¬٥) عليه أوفر الجزاء، ولا يظلم مثقال ذرة.

(وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ) hakkında İbn Abbâs ve başkaları: “İçlerinde gizledikleri şeylerin açığa çıkarılıp ortaya konması demektir” dediler. (إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ) yani; onların işledikleri ve yaptıkları her şeyi hakkıyla bilendir, bunun karşılığını onlara en eksiksiz şekilde verecektir (¬٥) ve zerre ağırlığınca bile haksızlık etmeyecektir.

34196. Metin

آخر [تفسير] ٦ سورة "والعاديات" ولله الحمد [والمنة، وحسبنا الله] ٧

"Âdiyât" Suresi [tefsirinin] 6 sonu. Hamd [ve minnet] Allah'adır [, Allah bize yeter] 7.