34198. Metin
وهي مكية.
[Bu sure] Mekkîdir.
34199. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
34200. Metin
{الْقَارِعَةُ (١) مَا الْقَارِعَةُ (٢) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ (٣) يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ (٤) وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ (٥) فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (٦) فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (٧) وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ (٩) وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (١٠) نَارٌ حَامِيَةٌ (١١)}
{الْقَارِعَةُ (١) مَا الْقَارِعَةُ (٢) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ (٣) يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ (٤) وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ (٥) فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (٦) فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (٧) وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ (٩) وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (١٠) نَارٌ حَامِيَةٌ (١١)} “Yürekleri hoplatan o büyük felaket (el-Kâria)! (1) Nedir o yürekleri hoplatan felaket? (2) Yürekleri hoplatan o felaketin ne olduğunu sana ne bildirdi? (3) O gün insanlar, yayılmış kelebekler gibi olurlar. (4) Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur. (5) Artık kimin tartıları ağır gelirse, (6) O, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir. (7) Ama kimin tartıları hafif gelirse, (8) İşte onun anası (sığınağı) Hâviye'dir. (9) Onun ne olduğunu sana ne bildirdi? (10) O, son derece kızgın bir ateştir! (11)”
34201. Metin
(الْقَارِعَةُ) من أسماء يوم القيامة، كالحاقة، والطامة، والصاخة، والغاشية، وغير ذلك.
(الْقَارِعَةُ); Hâkka, Tâme, Sâhha, Gâşiye ve benzerleri gibi kıyamet gününün isimlerindendir.
34202. Metin
ثم قال معظمًا أمرها ومهولا لشأنها: (وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ)؟ ثم فسر ذلك بقوله: (يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ) أي: في انتشارهم وتفرقهم، وذهابهم ومجيئهم، من حيرتهم مما هم فيه، كأنهم فراش مبثوث (¬١) كما قال في الآية الأخرى: {كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ}
Sonra onun durumunu büyüterek ve dehşetini vurgulayarak: (وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ) buyurdu. Ardından bunu şu sözüyle açıkladı: (يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ) Yani: İçinde bulundukları durumun şaşkınlığından dolayı yayılmaları, dağılmaları, gidiş ve gelişleri bakımından sanki onlar etrafa yayılmış kelebekler gibidirler (¬١); nitekim diğer bir ayette: {كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ} “Sanki onlar yayılmış çekirgeler gibidirler” buyurmuştur.
34203. Metin
وقوله: (وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ) يعني: قد صارت كأنها الصوف المنفوش، الذي قد شَرَع في الذهاب والتمزق.
Ayetindeki (وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ) sözü: [Dağlar], dağılıp parçalanmaya başlamış atılmış yün gibi olmuştur demektir.
34204. Metin
قال مجاهد، وعكرمة، وسعيد بن جبير، والحسن، وقتادة، وعطاء الخراساني، والضحاك، والسدي: " الْعِهْنِ" الصوف.
Mücâhid, İkrime, Saîd b. Cübeyr, el-Hasan, Katâde, Atâ el-Horasânî, ed-Dahhâk ve es-Süddî: "el-Ihn (الْعِهْنِ), yündür" dediler.
34205. Metin
ثم أخبر تعالى عما يئول إليه عمل العاملين، وما يصيرون إليه من الكرامة أو الإهانة، بحسب أعمالهم، فقال: (فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ) أي: رجحت حسناته على سيئاته، (فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ) يعني: في الجنة. (وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ) أي: رجحت سيئاته على حسناته.
Sonra Yüce [Allah], amel edenlerin amellerinin varacağı akıbeti ve amellerine göre ulaşacakları ikram veya alçalmayı haber vererek şöyle buyurdu: (فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ) Yani: İyilikleri kötülüklerine ağır basan kimse, (فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ) yani cennettedir. (وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ) Yani: Kötülükleri iyiliklerine ağır basan kimse ise,
34206. Metin
وقوله: (فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ) قيل: معناه: فهو ساقط هاو بأم رأسه في نار جهنم. وعَبَّر عنه بأمه-يعني (¬٢) دماغه-روي نحو هذا عن ابن عباس، وعكرمة، وأبي صالح، وقتادة -قال قتادة: يهوي في النار على رأسه (¬٣) وكذا قال أبو صالح: يهوون في النار على رءوسهم.
Ayetindeki (فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ) sözü hakkında şöyle denilmiştir: Bunun anlamı; o, baş aşağı cehennem ateşine düşüp yuvarlanacaktır. Başından -yani (¬٢) beyninden- "annesi" diye söz edilmiştir. Bunun benzeri İbn Abbâs, İkrime, Ebû Sâlih ve Katâde'den rivayet edilmiştir. Katâde: "Ateşe başı üstü yuvarlanır" demiştir (¬٣). Ebû Sâlih de aynı şekilde: "Ateşe başları üstü yuvarlanırlar" demiştir.
34207. Metin
وقيل: معناه: (فَأُمُّهُ) التي يرجع إليها، ويصير في المعاد إليها (هَاوِيَةٌ) وهي اسم من أسماء النار.
Şöyle de denilmiştir: Bunun anlamı; döneceği ve ahirette varacağı (فَأُمُّهُ) anası/sığınağı, (هَاوِيَةٌ) Hâviye'dir; o da cehennem ateşinin isimlerinden biridir.
34208. Metin
قال ابن جرير: وإنما قيل: للهاوية أمه؛ لأنه لا مأوى له غيرها ٤.
İbn Cerîr şöyle demiştir: Hâviye'ye "onun anası" denilmesinin sebebi, onun için bundan başka bir sığınağın bulunmamasıdır.4
34209. Metin
وقال ابن زيد: الهاوية: النار، هي أمه ومأواه التي يرجع إليها ويأوي إليها، وقرأ: {وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ} [آل عمران: ١٥١].
İbn Zeyd dedi ki: Hâviye ateştir; o, onun döneceği ve barınacağı anası ve sığınağıdır. Ve {وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ} “Onların barınağı ateştir” ayetini okudu.
34210. Metin
قال ابن أبي حاتم: وروي عن قتادة أنه قال: هي النار، وهي مأواهم. ولهذا قال تعالى مفسرا للهاوية: (وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ نَارٌ حَامِيَةٌ)
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Katâde'den onun: "O ateştir ve onların barınağıdır" dediği rivayet edilmiştir. Bundan dolayı Yüce [Allah] Hâviye'yi açıklayarak: (وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ نَارٌ حَامِيَةٌ) buyurmuştur.
34211. Metin
قال ابن جرير: حدثنا ابن عبد الأعلى: حدثنا ابن ثور، عن مَعْمَر، عن الأشعث بن عبد الله الأعمى قال: إذا مات المؤمن ذهب بروحه إلى أرواح المؤمنين، فيقولون: رَوِّحُوا أخاكم، فإنه كان في غَمّ الدنيا. قال: ويسألونه: وما فعل فلان (¬١)؟ فيقول: مات، أو ما جاءكم؟ فيقولون: ذهب به إلى أمه الهاوية (¬٢)
İbn Cerîr dedi ki: Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, [o dedi ki]: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, [o da] el-Eş'as b. Abdillâh el-A'mâ'dan anlattı, [el-Eş'as] dedi ki: Mümin öldüğü zaman ruhu müminlerin ruhlarına götürülür. Onlar: "Kardeşinizi rahat bırakın [dinlensin], zira o dünyanın kederi içindeydi" derler. Dedi ki: Ona: "Filanca ne yaptı (¬١)?" diye sorarlar. O da: "Öldü, size gelmedi mi?" der. Onlar: "O, anası olan Hâviye'ye götürüldü" derler (¬٢).
34212. Metin
وقد رواه ابن مَرْدَويّه من طريق أنس بن مالك مرفوعًا، بأبسط من هذا. وقد أوردناه في كتاب صفة النار، أجارنا (¬٣) الله منها بمنه وكرمه (¬٤).
İbn Merdûye bunu Enes b. Mâlik yoluyla merfû olarak bundan daha uzun bir şekilde rivayet etmiştir. Biz onu Kitâbu Sıfati'n-Nâr'da zikrettik; Allah lütfu ve keremiyle bizi ondan (¬٣) korusun (¬٤).
34213. Metin
وقوله: (نَارٌ حَامِيَةٌ) أي: حارة شديدة الحر، قوية اللهيب والسعير.
Ayetindeki (نَارٌ حَامِيَةٌ) sözü; yani harareti son derece şiddetli, alevi ve yakıcılığı güçlü olan sıcak bir ateştir demektir.
34214. Metin
قال أبو مصعب، عن مالك، عن أبي الزناد، عن الأعرج، عن أبي هريرة: أن النبي ﷺ قال: "نار بني آدم التي تُوقدون جزء من سبعين جزء من نار جهنم". قالوا: يا رسول الله، إن كانت لكافية. فقال: "إنها فُضِّلَت عليها بتسعة وستين جُزءًا" (¬٥).
Ebû Mus'ab, Mâlik'ten, [o] Ebü'z-Zinâd'dan, [o] el-A'rec'den, [o da] Ebû Hureyre'den rivayet etti ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Âdemoğlunun yaktığı bu ateş, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür." Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü, [dünya ateşi bile] elbette yeterliydi." Buyurdu ki: "O, buna altmış dokuz cüz üstün kılındı" (¬٥).
34215. Metin
ورواه البخاري، عن إسماعيل بن أبي أويس، عن مالك. ورواه مسلم عن قُتيبة، عن المغيرة بن عبد الرحمن، عن أبي الزِّناد، به (¬٦) وفي بعض ألفاظه: "أنها فُضلت عليها بتسعة وستين جزءا، كلهن مثل حرّها".
Bunu Buhârî, İsmâîl b. Ebî Üveys'ten, [o da] Mâlik'ten rivayet etti. Müslim de Kuteybe'den, [o] el-Mugîre b. Abdirrahmân'dan, [o da] Ebü'z-Zinâd'dan bu şekilde (¬٦) rivayet etmiştir. Bazı lafızlarında: "O, buna altmış dokuz cüz üstün kılındı; her birinin sıcaklığı bunun sıcaklığı gibidir" [şeklindedir].
34216. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا عبد الرحمن، حدثنا حماد -وهو ابن سلمة-عن محمد بن زياد-سمع (¬٧) أبا هريرة يقول: سمعت أبا القاسم ﷺ يقول: " نار بني آدم التي توقدون، جزء من سبعين جزءا من نار جهنم". فقال رجل: إن كانت لكافية. فقال: "لقد فضلت عليها بتسعة وستين جزءًا حَرًّا فحرا" (¬٨).
İmam Ahmed dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, bize Hammâd -ki o İbn Seleme'dir- Muhammed b. Ziyâd'dan anlattı, [o da] Ebû Hureyre'yi (¬٧) şöyle derken işitmiştir: Ebu'l-Kâsım sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Âdemoğlunun yaktığı ateş, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür." Bir adam: "[Dünya ateşi bile] elbette yeterliydi" dedi. Buyurdu ki: "O, buna sıcaklık olarak kat kat altmış dokuz cüz üstün kılındı" (¬٨).
34217. Metin
تفرد به أحمد من هذا الوجه، وهو على شرط مسلم.
Bunu bu vecihten sadece Ahmed rivayet etmiştir ve [bu rivayet] Müslim'in şartına uygundur.
34218. Metin
وقال الإمام أحمد أيضًا: حدثنا سفيان، عن أبي الزياد (¬١) عن الأعرج، عن أبي هُرَيرة، عن النبي ﷺ -وعمرو، عن يحيى بن جَعْدة-: "إن ناركم هذه جزء من سبعين جزءًا من نار جهنم، وضربت (¬٢) بالبحر مرتين، ولولا ذلك ما جعل الله فيها منفعة لأحد" (¬٣).
İmam Ahmed yine şöyle dedi: Bize Süfyân, Ebü'z-Ziyâd'dan (¬١), [o] el-A'rec'den, [o] Ebû Hureyre'den, [o da] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den -ve Amr, Yahyâ b. Ca'de'den- rivayetle anlattı: "Şu sizin ateşiniz cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür. O denizle iki defa söndürüldü (¬٢), şayet öyle olmasaydı Allah onda hiç kimse için bir fayda var etmezdi" (¬٣).
34219. Metin
وهذا على شرط الصحة (¬٤) ولم يخرجوه من هذا الوجه، وقد رواه مسلم في صحيحه من طريق [ابن أبي الزناد] (¬٥) (¬٦).
Bu rivayet sahihlik şartına (¬٤) uygundur; fakat bu vecihten onu tahric etmemişlerdir. Müslim ise Sahîh'inde onu [İbn Ebî'z-Zinâd] (¬٥) yoluyla rivayet etmiştir (¬٦).
34220. Metin
ورواه البزار من حديث عبد الله بن مسعود، وأبي سعيد الخدري: "ناركم هذه جزء من سبعين جزءًا" (¬٧).
el-Bezzâr bunu Abdullah b. Mes'ûd ve Ebû Saîd el-Hudrî'nin hadisinden: "Şu sizin ateşiniz yetmiş cüzden bir cüzdür" şeklinde (¬٧) rivayet etmiştir.
34221. Metin
وقد قال الإمام أحمد: حدثنا قتيبة، حدثنا (¬٨) عبد العزيز -هو ابن محمد الدراوردي-عن سُهَيل عن أبيه، عن أبي هُريرة، عن النبي ﷺ قال: "هذه النار جزء من مائة جزء من جهنم" (¬٩).
İmam Ahmed demiştir ki: Bize Kuteybe anlattı, bize (¬٨) Abdülazîz -ki o İbn Muhammed ed-Derâverdî'dir- Süheyl'den, [o] babasından, [o] Ebû Hureyre'den, [o da] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den anlattı; buyurdu ki: "Bu ateş cehennemin yüz cüzünden bir cüzdür" (¬٩).
34222. Metin
تفرد به أيضا من هذا الوجه، وهو على شرط مسلم أيضا.
Bu rivayeti de bu vecihten sadece o nakletmiştir ve bu da yine Müslim'in şartına uygundur.
34223. Metin
وقال أبو القاسم الطبراني: حدثنا أحمد بن عمرو الخلال، حدثنا إبراهيم بن المنذر الحزامي، حدثنا مَعْن بن عيسى القزاز، عن مالك، عن عَمّه أبي سُهَيل، عن أبيه، عن أبي هُريرة قال: قال رسول الله ﷺ: "أتدرون ما مثل ناركم هذه من نار جهنم؟ لهي أشد سوادًا من دخان ناركم هذه بسبعين ضعفًا" (¬١٠).
Ebu'l-Kâsım et-Taberânî dedi ki: Bize Ahmed b. Amr el-Hallâl anlattı, bize İbrâhîm b. el-Münzir el-Hizâmî anlattı, bize Ma'n b. Îsâ el-Kazzâz, Mâlik'ten, [o] amcası Ebû Süheyl'den, [o] babasından, [o da] Ebû Hureyre'den anlattı; [Ebû Hureyre] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şu ateşinizin cehennem ateşine göre ne durumda olduğunu bilir misiniz? O, şu ateşinizin dumanından yetmiş kat daha siyahtır" (¬١٠).
34224. Metin
وقد رواه أبو مصعب، عن مالك، ولم يرفعه. وروى الترمذي وابن ماجه، عن عباس الدَّوريّ، عن يحيى بن أبي بُكَيْر: حدثنا شريك، عن عاصم، عن أبي صالح، عن أبي هُرَيرة قال: قال رسول الله ﷺ: "أوقد على النار ألف سنة حتى احمرت، ثم أوقد عليها ألف سنة حتى ابيضت، ثم أوقد عليها ألف سنة حتى اسودت، فهي سوداء مظلمة" (¬١١).
Bunu Ebû Mus'ab, Mâlik'ten rivayet etmiş ancak merfû kılmamıştır. Tirmizî ve İbn Mâce ise Abbâs ed-Dûrî'den, [o] Yahyâ b. Ebî Bükeyr'den: Bize Şerîk, Âsım'dan, [o] Ebû Sâlih'ten, [o da] Ebû Hureyre'den anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ateş kızarıncaya kadar bin yıl yakıldı, sonra beyazlaşıncaya kadar bin yıl yakıldı, sonra kararıncaya kadar bin yıl yakıldı; artık o kapkaranlık ve zifirîdir" (¬١١).
34225. Metin
وقد روي هذا من حديث أنس ١٢ وعمر بن الخطاب.
Bu [rivayet], Enes12 ve Ömer b. el-Hattâb'ın hadisinden de rivayet edilmiştir.
34226. Metin
وجاء في الحديث -عند الإمام أحمد-من طريق أبي عثمان النَّهدي، عن أنس -وأبي نضرة العَبْديّ، عن أبي سعيد وعَجْلان مولى المُشْمَعّل، عن أبي هريرة -عن النبي ﷺ أنه قال: "إن أهون أهل النار عذابًا من له نعلان يغلي منهما دماغه" (¬١).
İmam Ahmed'deki hadiste -Ebû Osmân en-Nehdî yoluyla Enes'ten; Ebû Nadra el-Abdî yoluyla Ebû Saîd'den; el-Müşma'il'in azatlısı Aclân yoluyla Ebû Hureyre'den rivayetle- Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğu gelmiştir: "Cehennemliklerin azabı en hafif olanı, [giydiği] iki takunyadan dolayı beyni kaynayan kimsedir" (¬١).
34227. Metin
وثبت في الصحيح (¬٢) أن رسول الله ﷺ قال: "اشتكت النار إلى ربها فقالت: يا رب، أكل بعضي بعضًا، فأذن لها بنَفَسين: نفس في الشتاء، ونفس في الصيف. فأشد ما تجدون في الشتاء من بردها، وأشد ما تجدون في الصيف من حرها" (¬٣).
Sahîh'te (¬٢) sabit olduğuna göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cehennem Rabbine şikayette bulunup: 'Ey Rabbim! Parçalarım birbirini yedi' dedi. Bunun üzerine ona iki nefes alması için izin verdi: Bir nefes kışın, bir nefes de yazın. Kışın hissettiğiniz en şiddetli soğuk onun dondurucu soğuğundan, yazın hissettiğiniz en şiddetli sıcak da onun sıcağındandır" (¬٣).
34228. Metin
وفي الصحيحين: "إذا اشتد الحر فأبردوا عن الصلاة، فإن شدة الحر من فَيح جَهَنم" (¬٤).
Sahîhayn'da [şöyle rivayet edilmiştir]: "Sıcak şiddetlendiğinde namazı serinliğe bırakın; zira sıcağın şiddeti cehennemin hararetindendir" (¬٤).
34229. Metin
آخر تفسير سورة "القارعة"
Kâria Suresi tefsirinin sonu.