34231. Metin
وهي مكية.
Mekkîdir.
34232. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
34233. Metin
{أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢) كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣) ثُمَّ كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤) كَلا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥) لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦) ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (٧) ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}
{أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢) كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣) ثُمَّ كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤) كَلا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥) لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦) ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (٧) ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Çoklukla övünmek sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı. Hayır! Yakında bileceksiniz. Yine hayır! Yakında bileceksiniz. Hayır! Kesin bir bilgiyle bilseydiniz, andolsun o cehennemi mutlaka görürdünüz. Sonra andolsun onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz. Sonra andolsun o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.”
34234. Metin
يقول تعالى: شغلكم حب الدنيا ونعيمها وزهرتها عن طلب الآخرة وابتغائها، وتمادى بكم ذلك حتى جاءكم الموت وزرتم المقابر، وصرتم من أهلها؟!
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Dünya sevgisi, onun nimeti ve süsü sizi ahireti aramaktan ve onu istemekten alıkoydu; bu durum siz ölüp kabirleri ziyaret edinceye ve oranın ehlinden oluncaya kadar sürüp gitti öyle mi?!
34235. Metin
قال ابن أبي حاتم: حدثنا أبي، حدثنا زكريا بن يحيى الوَقار المصري، حدثنا خالد بن عبد الدايم، عن ابن زيد بن أسلم، عن أبيه قال: قال رسول الله ﷺ: " (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ) عن الطاعة، (حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ) حتى يأتيكم الموت" (¬١).
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize babam anlattı, bize Zekeriyyâ b. Yahyâ el-Vakār el-Mısrî anlattı, bize Hâlid b. Abdi'd-Dâim, İbn Zeyd b. Eslem'den, o da babasından nakletti ki o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "{(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ)} [Çoklukla övünmek sizi alıkoydu] itaatten, {(حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ)} [kabirleri ziyaret edinceye kadar] size ölüm gelinceye kadar" (¬١).
34236. Metin
وقال الحسن البصري: (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ) في الأموال والأولاد.
Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: {(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ)} “Çoklukla övünmek sizi oyaladı”, mallarda ve evlatlardadır.
34237. Metin
وفي صحيح البخاري، في "الرقاق" منه: وقال لنا أبو الوليد: حدثنا حماد بن سلمة، عن ثابت، عن أنس بن مالك، عن أبي بن كعب قال: كنا نرى هذا من القرآن حتى نزلت: (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ) يعني: "لو كان لابن آدم وادٍ من ذهب".
Sahîh-i Buhârî'de, "er-Rikāk" bölümünde: Ebu'l-Velîd bize dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme, Sâbit'ten, o Enes b. Mâlik'ten, o da Übeyy b. Ka'b'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: {(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ)} “Çoklukla övünmek sizi oyaladı” inene kadar şunu Kur'an'dan sayıyorduk; yani: "Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa..."
34238. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا محمد بن جعفر، حدثنا شعبة: سمعت قتادة يحدث عن مُطْرِّف -يعني ابن عبد الله بن الشخير-عن أبيه قال: انتهيت إلى رسول الله ﷺ وهو يقول: " (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ) يقول ابن آدم: مالي مالي. وهل لك من مالك إلا ما أكلت فأفنيت، أو لبست فأبليت، أو تصدقت فأمضيت؟ ".
İmam Ahmed dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, bize Şu'be anlattı: Katâde'nin Mutarrif'ten -yani İbn Abdillâh b. eş-Şıhhîr'den-, onun da babasından şöyle naklettiğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına vardım, o {(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ)} “Çoklukla övünmek sizi oyaladı” [suresini okuyor] ve şöyle diyordu: "Âdemoğlu: 'Malım, malım!' der. Halbuki senin malından yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden veya sadaka verip [ahirete] geçirdiğinden başkası senin midir?".
34239. Metin
ورواه مسلم والترمذي والنسائي، من طريق شعبة، به (¬٢).
Müslim, Tirmizî ve Nesâî de bunu Şu'be tarikiyle rivayet etmişlerdir (¬٢).
34240. Metin
وقال مسلم في صحيحه: حدثنا سويد بن سعيد، حدثنا حفص بن ميسرة، عن العلاء، عن أبيه عن أبي هريرة قال: قال رسول الله ﷺ: "يقول العبد: مالي مالي؟ وإنما له من ماله ثلاث: ما أكل فأفنى، أو لبس فأبلى، أو تصدق فاقتنى ٣ وما سوى ذلك فذاهب وتاركه للناس". تفرد به مسلم ٤.
Müslim Sahîh'inde şöyle demiştir: Bize Süveyd b. Saîd anlattı, bize Hafs b. Meysere, el-Alâ'dan, o babasından, o da Ebû Hüreyre'den [şöyle] nakletti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kul: 'Malım, malım!' der. Halbuki malından onun olan ancak üç şeydir: Yiyip tükettiği, giyip eskittiği yahut sadaka verip [ahireti için] kazandığıdır 3. Bunun dışındakiler ise gidecektir ve o bunu insanlara terk edip bırakacaktır.» Bu rivayeti [tahric etmekte] Müslim tek kalmıştır 4.
34241. Metin
وقال البخاري: حدثنا الحُمَيدي، حدثنا سفيان، حدثنا عبد الله بن أبي بكر بن محمد بن عمرو بن حزم، سمع أنس بن مالك يقول: قال رسول الله ﷺ: "يتبع الميت ثلاثةٌ، فيرجع اثنان ويبقى معه واحد: يتبعه أهله وماله وعمله، فيرجع أهله وماله، ويبقى عمله".
Buhârî dedi ki: Bize el-Humeydî anlattı, bize Süfyân anlattı, bize Abdullah b. Ebî Bekr b. Muhammed b. Amr b. Hazm anlattı; Enes b. Mâlik'in şöyle dediğini işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ölüyü üç şey takip eder; ikisi döner, biri onunla kalır: Ailesi, malı ve ameli onu takip eder; ailesi ve malı döner, ameli kalır."
34242. Metin
وكذا رواه مسلم والترمذي والنسائي، من حديث سفيان بن عيينة، به (¬١).
Müslim, Tirmizî ve Nesâî de bu şekilde Süfyân b. Uyeyne hadisinden rivayet etmişlerdir (¬١).
34243. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا يحيى، عن شعبة، حدثنا قتادة، عن أنس: أن النبي ﷺ قال: "يهرم ابن آدم وتبقى منه اثنتان: الحرص والأمل". أخرجاه في الصحيحين (¬٢).
İmam Ahmed dedi ki: Bize Yahyâ, Şu'be'den anlattı, bize Katâde, Enes'ten nakletti: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Âdemoğlu yaşlanır da onda iki şey genç kalır: Hırs ve tûl-i emel (uzun emel)." İkisi bunu Sahîhayn'da tahric etmişlerdir (¬٢).
34244. Metin
وذكر الحافظ ابن عساكر، في ترجمة الأحنف بن قيس (¬٣) -واسمه الضحاك-أنه رأى في يد رجل درهما فقال: لمن هذا الدرهم؟ فقال الرجل: لي. فقال: إنما هو لك إذا أنفقته في أجر أو ابتغاء شكر. ثم أنشد الأحنف متمثلا قول الشاعر:
Hâfız İbn Asâkir, Ahnef b. Kays'ın -adı ed-Dahhâk'tır- biyografisinde (¬٣) nakletmiştir ki; o bir adamın elinde bir dirhem görmüş ve: "Bu dirhem kimin?" demiştir. Adam: "Benim" deyince, o: "O ancak onu bir sevap yolunda veya bir teşekkür kazanmak maksadıyla harcarsan senindir" demiştir. Sonra Ahnef şairin şu sözünü misal getirerek okumuştur:
34245. Metin
أنتَ للمال إذا أمسكتَه … فإذا أنفقتَه فالمالُ لَكْ
Tuttuğun sürece sen malınsındır... Harcadığında ise mal senindir.
34246. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبو سعيد الأشج، حدثنا أبو أسامة قال: صالح بن حيان حدثني عن ابن بريدة في قوله: (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ) قال: نزلت في قبيلتين من قبائل الأنصار، في بني حارثة وبني الحارث، تفاخروا وتكاثروا، فقالت إحداهما: فيكم مثلُ فلان بن فلان، وفلان؟ وقال الآخرون مثل ذلك، تفاخروا (¬٤) بالأحياء، ثم قالوا: انطلقوا بنا إلى القبور. فجعلت إحدى الطائفتين تقول: فيكم مثل فلان؟ يشيرون إلى القبر -ومثل فلان؟ وفعل الآخرون مثل ذلك، فأنزل الله: (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ * حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ) لقد كان لكم فيما رأيتم عبرة وشغل.
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ebû Saîd el-Eşecc anlattı, bize Ebû Üsâme anlattı, Sâlih b. Hayyân bana İbn Büreyde'den şu ayet hakkında: {(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ)} “Çoklukla övünmek sizi oyaladı” şöyle dediğini anlattı: Ensâr kabilelerinden iki kabile, Benû Hârise ve Benû'l-Hâris hakkında indi. Birbirlerine karşı övündüler ve çokluk yarışına girdiler. Onlardan biri: "İçinizde falan oğlu falan ve falan gibisi var mı?" dedi, diğerleri de benzerini söyledi; dirilerle övündüler (¬٤). Sonra: "Haydi bizimle kabirlere gelin" dediler. İki gruptan biri kabre işaret ederek: "İçinizde falan gibisi var mı, falan gibisi var mı?" demeye başladı; diğerleri de aynısını yaptı. Bunun üzerine Allah: {(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ * حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ)} “Çoklukla övünmek sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı” ayetini indirdi. Şüphesiz gördüklerinizde sizin için bir ibret ve meşguliyet vardı.
34247. Metin
وقال قتادة: (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ * حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ) كانوا يقولون نحن أكثر من بني فلان (¬٥) ونحن أعَدُّ من بني فلان، وهم كل يوم يتساقطون إلى آخرهم، والله ما زالوا كذلك حتى صاروا من أهل القبور كلهم.
Katâde: {(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ * حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ)} “Çoklukla övünmek sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı” ayeti hakkında şöyle demiştir: Onlar: "Biz falan oğullarından daha çoğuz (¬٥), sayıca falan oğullarından daha fazlayız" diyorlardı; oysa her gün son ferdine kadar eksiliyorlardı. Allah'a yemin olsun ki hepsi kabir ehlinden olana kadar bu şekilde devam ettiler.
34248. Metin
والصحيح أن المراد بقوله: (زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ) أي: صرتم إليها ودفنتم فيها، كما جاء في الصحيح: أن رسول الله ﷺ دخل على رجل من الأعراب يعوده، فقال: "لا بأس، طهور إن شاء الله". فقال: قلت: طَهُور؟! بل هي حمى تفور، على شيخ كبير، تُزيره القبور! قال: "فَنَعَم إذًا" (¬٦).
Doğru olan şudur ki, {(زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ)} “Kabirlere vardınız” sözünden kasıt; oraya gitmeniz ve oraya defnedilmenizdir. Nitekim Sahih'te geçtiği üzere: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hasta ziyareti için bir bedevînin yanına girdi ve: "Zararı yok, inşallah temizleyicidir (tahûrdur)" buyurdu. [Bedevî]: "Tahûr mu dedin?! Bilakis o yaşlı bir adamın üzerinde kaynayan ve onu kabirlere ziyaretçi kılacak (tüzîruhü'l-kubûr) olan bir hummadır!" dedi. [Allah Resûlü]: "O halde evet, öyledir" buyurdu (¬٦).
34249. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبو زُرْعَة، حدثنا محمد بن سعيد الأصبهاني، أخبرنا حكام بن سلم الرازي، عن عمرو بن أبي قيس، عن الحجاج، عن المنْهال، عن زر بن حُبَيْش، عن علي قال: ما زلنا نشك في عذاب القبر حتى نزلت: (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ * حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ)
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ebû Zür'a anlattı, bize Muhammed b. Saîd el-Isbehânî anlattı, bize Hükkâm b. Selm er-Râzî, Amr b. Ebî Kays'tan, o el-Haccâc'dan, o el-Minhâl'den, o Zirr b. Hubeyş'ten, o da Ali'den [radıyallâhu anh] rivayet etti ki şöyle demiştir: {(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ * حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ)} “Çoklukla övünmek sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı” [ayeti] inene kadar kabir azabından şüphe etmekteydik.
34250. Metin
ورواه الترمذي عن أبي كُرَيب، عن حَكَّام بن سلم (¬١) [به] (¬٢) وقال: غريب (¬٣).
Tirmizî de bunu Ebû Küreyb'den, Hükkâm b. Selm'den (¬١) [aynı senetle] (¬٢) rivayet etmiş ve: Garibtir, demiştir (¬٣).
34251. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبي، حدثنا سلمة بن داود العُرضي (¬٤) حدثنا أبو المليح الرقي، عن ميمون بن مهران قال: كنت جالسا عند عمر بن عبد العزيز، فقرأ: (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ * حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ) فلبث هنيهة (¬٥) فقال: يا ميمون، ما أرى المقابر إلا زيارة، وما للزائر بد من أن يرجع إلى منزله.
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize babam anlattı, bize Seleme b. Dâvûd el-Urdî (¬٤) anlattı, bize Ebu'l-Melîh er-Rakkī, Meymûn b. Mihrân'dan şöyle nakletti: Ömer b. Abdilazîz'in yanında oturuyordum, {(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ * حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ)} “Çoklukla övünmek sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı” ayetini okudu ve bir müddet durakladı (¬٥), sonra dedi ki: "Ey Meymûn! Kabirleri sadece bir ziyaret olarak görüyorum; ziyaretçinin ise mutlaka kendi evine dönmesi gerekir."
34252. Metin
قال أبو محمد: يعني أن يرجع إلى منزله -إلى جنة أو نار. وهكذا ذُكر أن بعضَ الأعراب سمع رجلا يتلو هذه الآية: (حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ) فقال: بُعثَ اليوم (¬٦) ورَب الكعبة. أي: إن الزائر سيرحل من مقامه ذلك إلى غيره.
Ebû Muhammed dedi ki: Yani menziline dönmesi -cennete ya da cehenneme-. Nitekim anlatıldığına göre bir bedevî, bir adamın şu ayeti okuduğunu işitmiştir: {(حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ)} “Kabirlere varıncaya kadar”; bunun üzerine şöyle demiştir: "Kâbe'nin Rabbine andolsun ki bugün diriltilme günüdür (¬٦)". Yani ziyaretçi bulunduğu bu makamdan başka bir yere intikal edecektir.
34253. Metin
وقوله: (كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ * ثُمَّ كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ) قال الحسن البصري: هذا (¬٧) وعيد بعد وعيد.
Allah Teâlâ'nın: {(كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ * ثُمَّ كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ)} “Hayır! Yakında bileceksiniz. Yine hayır! Yakında bileceksiniz” sözü hakkında Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Bu (¬٧), tehdit üstüne bir tehdittir.
34254. Metin
وقال الضحاك: (كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ) يعني: الكفار، (ثُمَّ كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ) يعني: أيها المؤمنون.
Dahhâk şöyle demiştir: {(كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ)} “Hayır! Yakında bileceksiniz” yani kâfirler; {(ثُمَّ كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ)} “Yine hayır! Yakında bileceksiniz” yani ey müminler.
34255. Metin
وقوله: (كَلا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ) أي: لو علمتم حق العلم، لما ألهاكم التكاثر عن طلب الدار الآخرة، حتى صرتم إلى المقابر.
Allah Teâlâ'nın: {(كَلا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ)} “Hayır! Kesin bir bilgiyle bilseydiniz” buyruğu; yani hakkıyla bilseydiniz, kabirlere varıncaya kadar çokluk yarışı sizi ahiret yurdunu aramaktan alıkoymazdı demektir.
34256. Metin
ثم قال: (لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ * ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ) هذا تفسير الوعيد المتقدم، وهو قوله: (كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ * ثُمَّ كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ) تَوعَّدَهم بهذا الحال، وهي رؤية النار (¬٨) التي إذا زفرت زفرة خَرَّ كل ملك مقرب، ونبي مرسل على ركبتيه، من المهابة والعظمة ومعاينة الأهوال، على ما جاء به الأثر المروي في ذلك.
Sonra: {(لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ * ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ)} “Andolsun o cehennemi mutlaka görürdünüz. Sonra andolsun onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz” buyurdu. Bu, önceki tehdidin açıklamasıdır ki o da: {(كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ * ثُمَّ كَلا سَوْفَ تَعْلَمُونَ)} “Hayır! Yakında bileceksiniz. Yine hayır! Yakında bileceksiniz” kavlidir. Onları bu durumla tehdit etmiştir ki o da cehennemin (¬٨) görülmesidir. Öyle bir ateştir ki bir kez kükrediğinde, bu hususta rivayet edilen eserde geçtiği üzere, heybetinden, büyüklüğünden ve korkunç hallerine şahit olmaktan ötürü mukarreb her melek ve mürsel her peygamber dizleri üstüne çöker.
34257. Metin
وقوله: (ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ) أي: ثم لتسألن يومئذ عن شكر ما أنعم الله به عليكم، من الصحة والأمن والرزق وغير ذلك. ما إذا قابلتم به نعمه من شكره وعبادته.
Allah Teâlâ'nın: {(ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ)} “Sonra andolsun o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz” buyruğu; yani sonra o gün Allah'ın size bahşettiği sağlık, güvenlik, rızık ve benzeri nimetlerin şükründen ve O'nun nimetlerine şükür ve ibadet ile karşılık verip vermediğinizden mutlaka sorguya çekileceksiniz demektir.
34258. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبو زُرْعَة، حدثنا زكريا بن يحيى الخزاز ٩ المقري، حدثنا عبد الله بن عيسى أبو خالد الخزاز، حدثنا يونس بن عبيد، عن عكرمة، عن ابن عباس أنه سمع عمر بن الخطاب يقول: خرج رسول الله ﷺ عند الظهيرة، فوجد أبا بكر في المسجد فقال: "ما أخرجك هذه الساعة؟ " قال: أخرجني الذي أخرجك يا رسول الله. قال: وجاء عمر بن الخطاب فقال: "ما أخرجك يا ابن الخطاب؟ " قال أخرجني الذي أخرجكما. قال: فقعد عمر، وأقبل رسول الله ﷺ يحدثهما، ثم قال: "هل بكما من قوة، تنطلقان إلى هذا النخل فتصيبان طعامًا وشرابًا
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ebû Zür‘a anlattı, bize Zekeriyyâ b. Yahyâ el-Hazzâz9 el-Mukrî anlattı, bize Abdullah b. Îsâ Ebû Hâlid el-Hazzâz anlattı, bize Yûnus b. Ubeyd, İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan nakletti ki o, Ömer b. el-Hattâb'ın şöyle dediğini işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem öğle vakti çıktı ve mescitte Ebû Bekir'i bulup: «Seni bu saatte çıkaran nedir?» buyurdu. [Ebû Bekir]: "Beni, seni çıkaran şey çıkardı ey Allah'ın Resûlü" dedi. [Ömer] dedi ki: Ömer b. el-Hattâb geldi; [Resûlullah]: «Seni çıkaran nedir ey İbnü'l-Hattâb?» buyurdu. [Ömer]: "Beni, ikinizi çıkaran şey çıkardı" dedi. [Ömer] dedi ki: Bunun üzerine Ömer oturdu, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ikisiyle konuşmaya başladı, sonra şöyle buyurdu: «Şu hurmalığa gidip yiyecek, içecek... bulacak kadar gücünüz var mı?»
34259. Metin
وظلا؟ " قلنا: نعم. قال: "مُروا بنا إلى منزل ابن التَّيهان أبي الهيثم الأنصاري". قال: فتقدم رسول الله ﷺ بين أيدينا، فسلم واستأذن -ثلاث مرات-وأم الهيثم من وراء الباب تسمع الكلام، تريد أن يزيدها رسول الله ﷺ من السلام، فلما أراد أن ينصرف خرجت أم الهيثم تسعى خلفهم، فقالت: يا رسول الله، قد -والله-سمعت تسليمك، ولكن أردت أن تزيدنا من سلامك. فقال لها رسول الله ﷺ: "خيرًا". ثم قال: "أين أبو الهيثم؟ لا أراه". قالت: يا رسول الله، هو قريب ذهب يَستعذبُ الماء، ادخلوا فإنه يأتي الساعة إن شاء الله، فبسطت -بساطا تحت شجرة، فجاء أبو الهيثم ففرح بهم وقرت عيناه بهم، فصعد على نخلة فصرم لهم أعذاقًا، فقال له رسول الله ﷺ: "حَسْبُكَ يا أبا الهيثم". قال: يا رسول الله، تأكلون من بُسره، ومن رطبه، ومن تَذْنُوبه، ثم أتاهم بماء فشربوا عليه، فقال رسول الله ﷺ: "هذا من النعيم الذي تسألون عنه" (¬١) هذا غريب من هذا الوجه.
ve gölge bulacak kadar gücünüz var mı?" Biz: "Evet" dedik. "Haydi bizimle İbnü't-Teyyihân Ebü'l-Heysem el-Ensârî'nin evine gidelim" buyurdu. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem önümüzde ilerledi; selam verdi ve -üç defa- izin istedi. Ümmü'l-Heysem kapının arkasından sözleri işitiyor ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in selamı artırmasını istiyordu. Geri dönmek isteyince Ümmü'l-Heysem koşarak arkalarından çıktı ve: "Ey Allah'ın Resûlü, Allah'a yemin ederim ki selamını işittim; fakat bize selamını artırmanı istedim" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Hayırdır" buyurdu. Sonra: "Ebû'l-Heysem nerede? Onu göremiyorum" dedi. Kadın: "Ey Allah'ın Resûlü, yakındadır, tatlı su getirmeye gitti; buyurun girin, inşallah hemen gelir" dedi ve bir ağacın altına yaygı serdi. Ebü'l-Heysem geldi, onları görünce çok sevindi ve gözü aydın oldu. Bir hurma ağacına çıkıp onlar için salkımlar kesti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Yeter ey Ebû'l-Heysem" buyurdu. O da: "Ey Allah'ın Resûlü; koruğundan, olgunundan ve tam ermişinden yiyiniz" dedi. Sonra onlara su getirdi, üzerine içtiler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İşte bu, hakkında sorgulanacağınız nimettendir" (¬١) buyurdu. Bu yönden bu rivayet gariptir.
34260. Metin
وقال ابن جرير: حدثني الحُسَين بن علي الصدائي، حدثنا الوليد بن القاسم، عن يزيد بن كيسان، عن أبي حازم عن أبي هريرة قال: بينما أبو بكر وعمر جالسان، إذ جاءهما النبي ﷺ فقال: "ما أجلسكما هاهنا؟ " قالا والذي بعثك بالحق ما أخرجنا من بيوتنا إلا الجوع. قال: "والذي بعثني بالحق ما أخرجني غيره". فانطلقوا حتى أتوا بيت رجل من الأنصار، فاستقبلتهم المرأة، فقال لها النبي ﷺ: "أين فلان؟ " فقالت: ذهب يستعذب (¬٢) لنا ماء. فجاء صاحبهم يحمل قربته فقال: مرحبا، ما زار العباد شيء أفضل من شيء (¬٣) زارني اليوم. فعلق قربته بكرب نخلة (¬٤) وانطلق فجاءهم بعذق، فقال النبي ﷺ: "ألا كنت اجتنيت"؟ فقال: أحببت أن تكونوا الذين تختارون على أعينكم. ثم أخذ الشفرة، فقال النبي ﷺ: "إياك والحلوب؟ " فذبح لهم يومئذ، فأكلوا. فقال النبي ﷺ: "لتسألن عن هذا يوم القيامة. أخرجكم من بيوتكم الجوع، فلم ترجعوا حتى أصبتم هذا، فهذا من النعيم" (¬٥).
İbn Cerîr dedi ki: Bana el-Hüseyn b. Ali es-Sadâî anlattı, bize el-Velîd b. el-Kāsım, Yezîd b. Keysân'dan, o Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklettiğine göre şöyle demiştir: Ebû Bekir ile Ömer otururlarken Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yanlarına geldi ve: "Sizi burada oturtan nedir?" buyurdu. Onlar: "Seni hak ile gönderene andolsun ki bizi evlerimizden ancak açlık çıkardı" dediler. O da: "Beni hak ile gönderene andolsun ki beni de bundan başkası çıkarmadı" buyurdu. Beraberce yola koyulup Ensâr'dan bir adamın evine vardılar. Onları [ev sahibinin] hanımı karşıladı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kadına: "Falan nerede?" dedi. Kadın: "Bizim için tatlı su getirmeye (¬٢) gitti" dedi. Çok geçmeden arkadaşları su kırbasını taşıyarak geldi ve: "Hoş geldiniz! Bugün hiçbir kul, beni ziyaret eden şeyden (¬٣) daha üstün bir şeyle ziyaret edilmemiştir" dedi. Kırbasını bir hurma lifine (¬٤) astı, sonra gidip onlara bir hurma salkımı getirdi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Toplasaydın ya?" buyurunca; "Gözünüzün önünde kendiniz seçenler olasınız istedim" dedi. Sonra bıçağı aldı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sağılır hayvandan sakın!" buyurdu. O gün onlara kesti ve yediler. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Kıyamet günü bundan mutlaka sorguya çekileceksiniz. Sizi evlerinizden açlık çıkardı ve buna kavuşmadan dönmediniz; işte bu da nimettendir" (¬٥) buyurdu.
34261. Metin
ورواه مسلم من حديث يزيد بن كيسان، به (¬٦) ورواه أبو يعلى وابن ماجه، من حديث المحاربي، عن يحيى بن عُبيد الله، عن أبيه، عن أبي هريرة، عن أبي بكر الصديق، به (¬٧) وقد رواه أهل السنن الأربعة، من حديث عبد الملك بن عمير، عن أبي سلمة، عن أبي هريرة، بنحو من هذا السياق وهذه القصة (¬٨).
Müslim bunu Yezîd b. Keysân hadisinden aynı şekilde rivayet etmiştir (¬٦). Ebû Ya'lâ ve İbn Mâce de el-Muhâribî hadisinden, o Yahyâ b. Ubeydillâh'tan, o babasından, o Ebû Hüreyre'den, o da Ebû Bekir es-Sıddîk'tan olmak üzere rivayet etmiştir (¬٧). Dört Sünen sahibi de Abdülmelik b. Umeyr hadisinden, o Ebû Seleme'den, o da Ebû Hüreyre'den bu bağlam ve kıssanın benzeriyle rivayet etmişlerdir (¬٨).
34262. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا سُرَيج، حدثنا حشرج، عن أبي نُصرة، عن أبي عسيب -يعني
İmam Ahmed dedi ki: Bize Süreyc anlattı, bize Haşrec, Ebû Nadra'dan, o da Ebû Useyb'den -yani
34263. Metin
مولى رسول الله -قال: خرج رسول الله ﷺ ليلا فمر بي، فدعاني فخرجت إليه، ثم مر بأبي بكر فدعاه فخرج إليه، ثم مر بعمر فدعاه فخرج إليه، فانطلق حتى أتى (¬١) حائطا لبعض الأنصار، فقال لصاحب الحائط: "أطعمنا". فجاء بِعذْق فوضعه، فأكل رسول الله ﷺ وأصحابه، ثم دعا بماء بارد فشرب، وقال: "لتسألن عن هذا يوم القيامة". قال: فأخذ عُمَرُ العذْقَ فضرب به الأرض، حتى تناثر البُسرُ قبل رسول الله ﷺ ثم قال: يا رسول الله، إنا لمسئول (¬٢) عن هذا يوم القيامة؟ قال: "نعم، إلا من ثلاثة: خرقة لف بها الرجل عورته، أو كسرة سَدَّ بها جوعته، أو جحر تَدخَّل فيه من الحر والقر" (¬٣) تفرد به أحمد.
Resûlullah'ın azatlısından- naklettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin çıktı ve bana uğradı, beni çağırdı, ben de yanına çıktım. Sonra Ebû Bekir'e uğradı, onu çağırdı, o da yanına çıktı. Sonra Ömer'e uğradı, onu çağırdı, o da yanına çıktı. Yürüyüp Ensâr'dan birinin bahçesine vardı (¬١) ve bahçe sahibine: "Bize ikram et" buyurdu. Adam bir hurma salkımı getirip koydu; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabı yediler. Sonra soğuk su istedi ve içti, ardından: "Kıyamet günü bundan mutlaka sorguya çekileceksiniz" buyurdu. Dedi ki: Ömer salkımı alıp yere vurdu, öyle ki taze hurmalar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in önüne saçıldı; sonra: "Ey Allah'ın Resûlü, biz kıyamet günü bundan gerçekten hesaba mı çekileceğiz (¬٢)?" dedi. [Allah Resûlü]: "Evet, üç şey hariç: Kişinin avret yerini örttüğü bir bez parçası, açlığını giderdiği bir lokma ekmek veya sıcaktan ve soğuktan sığındığı bir kovuk/barınak" buyurdu (¬٣). Ahmed bunda tek kalmıştır.
34264. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا عبد الصمد، حدثنا حماد، حدثنا عمار، سمعت جابر بن عبد الله يقول: أكل رسول الله ﷺ وأبو بكر وعمر رطبا، وشربوا ماء، فقال رسول الله ﷺ: "هذا من النعيم الذي تسألون عنه".
İmam Ahmed dedi ki: Bize Abdussamed anlattı, bize Hammâd anlattı, bize Ammâr anlattı; Câbir b. Abdillâh'ın şöyle dediğini işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir ve Ömer taze hurma yediler ve su içtiler; bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İşte bu, hakkında sorgulanacağınız nimettendir" buyurdu.
34265. Metin
ورواه النسائي، من حديث حماد بن سلمة [عن عمار بن أبي عمار عن جابر] (¬٤) به (¬٥).
Nesâî de bunu Hammâd b. Seleme'nin [Ammâr b. Ebî Ammâr'dan, onun da Câbir'den] (¬٤) rivayetiyle aynı şekilde tahric etmiştir (¬٥).
34266. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا أحمد: حدثنا يزيد، حدثنا محمد بن عمرو، عن صفوان بن سليم، عن محمود (¬٦) بن الربيع قال: لما نزلت: (أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ) فقرأ حتى بلغ: (لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ) قالوا: يا رسول الله، عن أي (¬٧) نعيم نُسأل؟ وإنما هما الأسودان الماء والتمر، وسيوفنا على رقابنا، والعدو حاضر، فعن أي نعيم نسأل؟ قال (¬٨) أما إن ذلك سيكون" (¬٩).
İmam Ahmed dedi ki: Bize Ahmed anlattı: Bize Yezîd anlattı, bize Muhammed b. Amr, Safvân b. Süleym'den, Mahmûd (¬٦) b. er-Rebî'den şöyle nakletti: {(أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ)} “Çoklukla övünmek sizi oyaladı” inip de {(لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ)} “Sonra andolsun o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz” kısmına kadar okuyunca dediler ki: "Ey Allah'ın Resûlü, hangi (¬٧) nimetten sorguya çekileceğiz? Zira [yediklerimiz] sadece iki siyah şeyden, su ve hurmadan ibarettir; kılıçlarımız boyunlarımızda asılıdır ve düşman karşımızdadır; öyleyse hangi nimetten sorulacağız?" [Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: (¬٨) "Bilin ki bu [nimetler] mutlaka gelecektir" (¬٩).
34267. Metin
وقال أحمد: حدثنا أبو عامر، عبد الملك بن عمرو، حدثنا عبد الله بن سليمان، حدثنا معاذ بن عبد الله بن حُبَيب، عن أبيه، عن عمه قال: كنا في مجلس فطلع علينا النبي ﷺ وعلى رأسه أثر ماء، فقلنا: يا رسول الله، نراك طيب النفس. قال: "أجل". قال: ثم خاض الناس في ذكر الغنى، فقال رسول الله ﷺ: "لا بأس بالغنى لمن اتقى الله، والصحة لمن اتقى الله خير من الغنى، وطيب النفس من النعيم".
Ahmed dedi ki: Bize Ebû Âmir Abdülmelik b. Amr anlattı, bize Abdullah b. Süleymân anlattı, bize Muâz b. Abdillâh b. Hubeyb babasından, o da amcasından anlattı: Bir meclisteydik, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem başından su damlarken yanımıza çıkageldi. Biz: "Ey Allah'ın Resûlü, seni neşeli/huzurlu görüyoruz" dedik. "Evet" buyurdu. Dedi ki: Sonra insanlar zenginlik konusuna daldılar. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah'tan korkan kimse için zenginlikte bir beis yoktur; Allah'tan sakınan kimse için sağlık zenginlikten daha hayırlıdır ve gönül huzuru da nimettendir" buyurdu.
34268. Metin
ورواه ابن ماجه، عن أبي بكر بن أبي شيبة، عن خالد بن مخلد، عن عبد الله بن سليمان، به (¬١٠).
İbn Mâce de bunu Ebû Bekir b. Ebî Şeybe'den, o Hâlid b. Mahled'den, o da Abdullah b. Süleymân'dan aynı şekilde rivayet etmiştir (¬١٠).
34269. Metin
وقال الترمذي: حدثنا عبد بن حميد، حدثنا شبابة، عن عبد الله بن العلاء، عن الضحاك بن عبد الرحمن بن عرزم الأشعري قال: سمعت أبا هريرة يقول: قال النبي ﷺ: "إن أول ما يسأل عنه -يعني يوم القيامة-العبد من النعيم أن يقال له: ألم نُصِحّ لك جسمك، ونُرْوكَ من الماء البارد؟ ".
Tirmizî dedi ki: Bize Abd b. Humeyd anlattı, bize Şebâbe, Abdullah b. el-Alâ'dan anlattı, o ed-Dahhâk b. Abdirrahmân b. Arzem el-Eş'arî'den nakletti; o şöyle demiştir: Ebû Hureyre'yi şöyle derken işittim: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: « إن أول ما يسأل عنه -يعني يوم القيامة-العبد من النعيم أن يقال له: ألم نُصِحّ لك جسمك، ونُرْوكَ من الماء البارد؟ » «Şüphesiz -kıyamet günü kastedilerek- kula nimetlerden ilk sorulacak olan şey, kendisine: "Biz senin bedenine sıhhat vermedik mi ve seni soğuk suya kandırmadık mı?" denilmesidir.»
34270. Metin
تفرد به الترمذي. ورواه ابن حبان في صحيحه، من طريق الوليد بن مسلم، عن عبد الله بن العلاء بن زَيْر، به (¬١).
Tirmizî bu rivayette tek kalmıştır. İbn Hibbân da Sahîh'inde el-Velîd b. Müslim tarikiyle Abdullah b. el-Alâ b. Zeyr'den aynı şekilde rivayet etmiştir (¬١).
34271. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبو زُرْعَة، حدثنا مُسَدَّد، حدثنا سفيان، عن محمد بن عمرو، عن يحيى بن حاطب، عن عبد الله بن الزبير قال: قال الزبير: لما نزلت: ([ثُمَّ] (¬٢) لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ) قالوا: يا رسول الله، لأي نعيم نسأل عنه، وإنما هما الأسودان التمر والماء؟ قال: "إن ذلك سيكون". وكذا رواه الترمذي وابن ماجه، من حديث سفيان -هو ابن عيينة-به (¬٣) ورواه أحمد عنه (¬٤) وقال الترمذي: حسن.
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ebû Zür'a anlattı, bize Müsedded anlattı, bize Süfyân, Muhammed b. Amr'dan, o Yahyâ b. Hâtıb'dan, o da Abdullah b. ez-Zübeyr'den nakletti ki Zübeyr şöyle demiştir: {([ثُمَّ] لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ)} “[Sonra] andolsun o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz” ayeti inince dediler ki: "Ey Allah'ın Resûlü, hangi nimetten hesaba çekileceğiz ki; yediğimiz sadece iki siyah şey, yani hurma ve sudur?" Şöyle buyurdu: "Şüphesiz o [nimetler] yakında olacaktır." Tirmizî ve İbn Mâce de Süfyân -ki o İbn Uyeyne'dir- hadisinden bunu aynı şekilde rivayet etmişlerdir (¬٣). Ahmed de ondan rivayet etmiş (¬٤) ve Tirmizî: Hasendir, demiştir.
34272. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبو عبد الله الظهراني، حدثنا حفص بن عمر العدني، عن الحكم بن أبان، عن عكرمة قال: لما نزلت هذه الآية: (ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ) قالت الصحابة: يا رسول الله، وأي نعيم نحن فيه، وإنما نأكل في أنصاف بطوننا خبز الشعير؟ فأوحى الله إلى نبيه ﷺ: قل لهم: أليس تحتذون النعال، وتشربون الماء البارد؟ فهذا من النعيم.
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ebû Abdillâh ez-Zahrânî anlattı, bize Hafs b. Ömer el-Adenî, el-Hakem b. Ebân'dan, o İkrime'den şöyle nakletti: {(ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ)} “Sonra andolsun o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz” ayeti indiğinde sahâbe dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü, biz hangi nimetin içindeyiz ki? Biz ancak karınlarımızı yarı doyuracak kadar arpa ekmeği yiyoruz." Bunun üzerine Allah, Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle vahyetti: "Onlara de ki: Ayakkabı giymiyor musunuz, soğuk su içmiyor musunuz? İşte bu da nimettendir."
34273. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبو زرعة، حدثنا إبراهيم بن موسى، أخبرنا محمد بن سليمان بن الأصبهاني، عن ابن أبي ليلى -أظنه عن عامر-عن ابن مسعود، عن النبي ﷺ في قوله: ([ثُمَّ] (¬٥) لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ) قال: "الأمن والصحة" (¬٦).
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ebû Zür'a anlattı, bize İbrâhim b. Mûsâ anlattı, bize Muhammed b. Süleymân b. el-İsbahânî, İbn Ebî Leylâ'dan -sanırım Âmir'den-, o İbn Mes'ûd'dan, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den: {([ثُمَّ] لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ)} “[Sonra] andolsun o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz” ayeti hakkında şöyle buyurduğunu nakletti: "[O nimet] emniyet ve sağlıktır" (¬٦).
34274. Metin
وقال زيد بن أسلم، عن رسول الله ﷺ: (ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ) يعني: شبع البطون، وبارد الشراب، وظلال المساكن، واعتدال الخلق، ولذة النوم. رواه ابن أبي حاتم بإسناده المتقدم، عنه في أول السورة.
Zeyd b. Eslem, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklen {(ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ)} “Sonra andolsun o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz” ayeti hakkında: Yani karınların doyması, soğuk içecek, meskenlerin gölgeliği, yaratılışın düzgünlüğü ve uyku lezzetidir, demiştir. İbn Ebî Hâtim surenin başında geçen kendi isnadıyla bunu ondan rivayet etmiştir.
34275. Metin
وقال سعيد بن جبير: حتى عن شربة عسل. وقال مجاهد: عن كل لذة من لذات الدنيا. وقال الحسن البصري: نعيم الغداء والعشاء، وقال أبو قِلابة: من النعيم أكل العسل والسمن بالخبز النقي. وقول مجاهد هذا أشمل هذه الأقوال.
Saîd b. Cübeyr: "Bir yudum baldan bile" demiştir. Mücâhid: "Dünya lezzetlerinin her birinden" demiştir. Hasan-ı Basrî: "Öğle ve akşam yemeği nimetidir" demiştir. Ebû Kılâbe: "Bal, tereyağı ve has ekmek yemek de nimettendir" demiştir. Mücâhid'in bu sözü bu görüşlerin en kapsamlı olanıdır.
34276. Metin
وقال علي بن أبي طلحة، عن ابن عباس: (ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ) قال: النعيم: صحة الأبدان والأسماع والأبصار، يسأل الله العباد فيما استعملوها، وهو أعلم بذلك منهم، وهو قوله تعالى: {إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولا} [الإسراء: ٣٦].
Ali b. Ebî Talha, İbn Abbâs'tan nakletti ki: {(ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ)} “Sonra andolsun o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz” ayeti hakkında şöyle demiştir: Nimet; bedenlerin, kulakların ve gözlerin sıhhatidir. Allah kullara bunları nerede kullandıklarını soracaktır; O bunları onlardan daha iyi bilmektedir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: {إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولا} “Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur” [el-İsrâ: 36].
34277. Metin
وثبت في صحيح البخاري، وسنن الترمذي والنسائي وابن ماجه، من حديث عبد الله بن سعيد بن أبي هند، عن أبيه، عن ابن عباس قال: قال رسول الله ﷺ:
Sahîh-i Buhârî ile Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin Sünen'lerinde; Abdullah b. Saîd b. Ebî Hind'in babasından, onun da İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
34278. Metin
"نعمتان مغبون فيهما كثير من الناس: الصحة والفراغ" (¬١).
"İki nimet vardır ki insanların çoğu bunlar hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit" (¬١).
34279. Metin
ومعنى هذا: أنهم مقصرون في شكر هاتين النعمتين، لا يقومون بواجبهما، ومن لا يقوم بحق ما وجب عليه، فهو مغبون.
Bunun anlamı şudur: Onlar bu iki nimetin şükründe kusurludurlar, bu nimetlerin hakkını yerine getirmezler. Kendisine farz kılınan şeyin hakkını yerine getirmeyen kişi ise aldanmıştır.
34280. Metin
وقال الحافظ أبو بكر البزار: حدثنا القاسم بن محمد بن يحيى المروزي، حدثنا علي بن الحسن بن شقيق، حدثنا أبو حمزة، عن ليث، عن أبي فزارة، عن يزيد بن الأصم، عن ابن عباس قال: قال رسول الله ﷺ: "ما فوق الإزار، وظل الحائط، وخُبْز، يحاسب به العبد يوم القيامة، أو يسأل عنه" (¬٢) ثم قال: لا نعرفه إلا بهذا الإسناد.
Hâfız Ebû Bekir el-Bezzâr dedi ki: Bize el-Kāsım b. Muhammed b. Yahyâ el-Mervezî anlattı, bize Ali b. el-Hasan b. Şakīk anlattı, bize Ebû Hamza, Leys'ten, o Ebû Fezâre'den, o Yezîd b. el-Esamm'dan, o da İbn Abbâs'tan nakletti ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İzarın (belden aşağı örtülen kumaş) fazlası, duvarın gölgesi ve ekmekten kıyamet günü kul hesaba çekilir -veya sorgulanır-" (¬٢). Sonra şöyle dedi: Bunu ancak bu isnatla biliyoruz.
34281. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا بهز وعفان قالا حدثنا حماد -قال عفان في حديثه: قال إسحاق بن عبد الله، عن أبي صالح، عن أبي هريرة، عن النبي ﷺ قال: "يقول الله، ﷿ -قال عفان: يوم القيامة-: يا ابن آدم، حملتك على الخيل والإبل، وزوجتك النساء، وجعلتك تَرْبَع (¬٣) وترأس، فأين شكر ذلك؟ " (¬٤) تفرد به من هذا الوجه.
İmam Ahmed dedi ki: Bize Behz ve Affân anlattılar ve dediler ki: Bize Hammâd anlattı -Affân kendi rivayetinde dedi ki: İshak b. Abdillâh, Ebû Sâlih'ten, o da Ebû Hüreyre'den nakletti- Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Azîz ve Celîl olan Allah -Affân: Kıyamet günü [buyurur]- şöyle der: 'Ey Âdemoğlu! Seni atlara ve develere bindirdim, kadınlarla evlendirdim, seni [ganimetten] dörtte bir pay alan (¬٣) ve başkanlık eden bir kimse yaptım; hani bunun şükrü nerede?'" (¬٤) [Ahmed] bu vecihten rivayette teferrüd etmiştir (tek kalmıştır).
34282. Metin
آخر تفسير سورة "التكاثر" ٥ [ولله الحمد والمنة] ٦
Tekâsür Suresi tefsirinin sonu. 5 [Hamd ve minnet Allah'adır.] 6