34297. Metin
وهي مكية.
O, Mekkîdir.
34298. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
34299. Metin
{وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ (١) الَّذِي جَمَعَ مَالا وَعَدَّدَهُ (٢) يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ (٣) كَلا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ (٤) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحُطَمَةُ (٥) نَارُ اللَّهِ الْمُوقَدَةُ (٦) الَّتِي تَطَّلِعُ عَلَى الأَفْئِدَةِ (٧) إِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ (٨) فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ (٩)}
{وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ (١) الَّذِي جَمَعَ مَالا وَعَدَّدَهُ (٢) يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ (٣) كَلا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ (٤) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحُطَمَةُ (٥) نَارُ اللَّهِ الْمُوقَدَةُ (٦) الَّتِي تَطَّلِعُ عَلَى الأَفْئِدَةِ (٧) إِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ (٨) فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ (٩)} “Arkadan çekiştiren, yüze karşı eğlenen herkesin vay haline! O ki malı toplayıp onu sayar durur. Malının kendisini ebedî kılacağını sanır. Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır. Hutame'nin ne olduğunu sen ne bileceksin? O, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. Ki o, yüreklerin ta içine kadar işler. Şüphesiz o [ateş], onların üzerine kapatılıp kilitlenmiştir; uzatılmış direkler arasında.”
34300. Metin
الهماز: بالقول، واللماز: بالفعل. يعني: يزدري بالناس (¬١) وينتقص بهم. وقد تقدم بيان ذلك في قوله: {هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَمِيمٍ} [القلم: ١١].
Hümeze (الهماز) sözle, lümeze (اللماز) ise fiille [çekiştirip ayıplayandır]. Yani: İnsanları küçük görür (¬١) ve onları eksiltip ayıplar. Bunun açıklaması, {هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَمِيمٍ} “Daima ayıplayan, laf taşıyan” [Kalem: 11] ayetinde geçmişti.
34301. Metin
قال ابن عباس: (هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ) طعان معياب. وقال الربيع بن أنس: الهُمَزة، يهمزه في وجه، واللمزة (¬٢) من خلفه. وقال قتادة: يهمزه ويلمزه بلسانه وعينه، ويأكل لحوم الناس، ويطعنُ عليهم.
İbn Abbâs: (هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ) [hakkında]; ayıplayan, kusur bulan kimsedir, dedi. Rebî' b. Enes şöyle dedi: Hümeze (الهُمَزة); onu yüzüne karşı ayıplayan, lümeze (اللمزة) ise (¬٢) arkasından [çekiştiren]dir. Katâde şöyle dedi: Diliyle ve gözüyle onu ayıplar ve kaş göz eder, insanların etini yer ve onları kötüler.
34302. Metin
وقال مجاهد: الهمزة: باليد والعين، واللمزةُ: باللسان. وهكذا قال ابن زيد. وقال مالك، عن زيد بن أسلم: هُمَزة لحوم الناس.
Mücâhid şöyle dedi: Hümeze (الهمزة); elle ve gözle, lümeze (اللمزة) ise dille [olanıdır]. İbn Zeyd de böyle demiştir. Mâlik, Zeyd b. Eslem'den: "İnsanların etlerini hümeze edendir (yiyendir)." dediğini rivayet etti.
34303. Metin
ثم قال بعضهم: المراد بذلك الأخنس بن شريق. وقيل غيره. وقال مجاهد: هي عامة.
Sonra onlardan bazıları: "Bununla kastedilen el-Ahnes b. Şerîk'tir." dediler. Başkası olduğu da söylenmiştir. Mücâhid ise: "O umumidir." dedi.
34304. Metin
وقوله: (الَّذِي جَمَعَ مَالا وَعَدَّدَهُ) أي: جمعه (¬٣) بعضه على بعض، وأحصى عدده كقوله: {وَجَمَعَ فَأَوْعَى} [المعارج: ١٨] قاله السدي، وابن جرير.
Onun: (الَّذِي جَمَعَ مَالا وَعَدَّدَهُ) “O ki malı toplayıp onu sayar durur” kavli; yani: {وَجَمَعَ فَأَوْعَى} “Toplayıp kap içinde saklayan” [Meâric: 18] buyruğunda olduğu gibi, onu birbiri üstüne yığdı (¬٣) ve onun sayısını sayıp hesapladı demektir. Bunu es-Süddî ve İbn Cerîr söylemiştir.
34305. Metin
وقال محمد بن كعب في قوله: (جَمَعَ مَالا وَعَدَّدَهُ) ألهاه ماله بالنهار، هذا إلى (¬٤) هذا، فإذا كان الليل، نام كأنه جيفة.
Muhammed b. Ka'b, (جَمَعَ مَالا وَعَدَّدَهُ) kavli hakkında şöyle dedi: Gündüzleyin malı onu bundan (¬٤) buna oyalayıp meşgul etti; gece olunca da sanki bir leş gibi uyudu.
34306. Metin
وقوله: (يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ) أي: يظن أن جمعه المال يخلده في هذه الدار؟ (كَلا) أي: ليس الأمر كما زعم ولا كما حسب. ثم قال تعالى: (لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ) أي: ليلقين هذا الذي جمع مالا فعدده (¬٥) في الحطمة وهي اسم من أسماء النار صفة؛ لأنها تحطم من فيها.
Onun: (يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ) “Malının kendisini ebedî kılacağını sanır” kavli; yani: Mal toplamasının kendisini bu dünyada ebedî kılacağını mı sanıyor? (كَلا) “Hayır!” Yani: Mesele ne iddia ettiği gibi ne de sandığı gibidir. Sonra Teâlâ şöyle buyurdu: (لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ) “Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır.” Yani: Mal toplayıp onu sayan bu kimse mutlaka Hutame'ye (¬٥) atılacaktır. O, cehennemin sıfat isimlerinden biridir; çünkü o, içindekileri kırıp parçalar.
34307. Metin
ولهذا قال: (وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحُطَمَةُ * نَارُ اللَّهِ الْمُوقَدَةُ * الَّتِي تَطَّلِعُ عَلَى الأفْئِدَةِ) قال ثابت البناني: تحرقهم إلى الأفئدة وهم أحياء، ثم يقول: لقد بلغ منهم العذاب، ثم يبكي.
Bundan dolayı şöyle buyurmuştur: { وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحُطَمَةُ * نَارُ اللَّهِ الْمُوقَدَةُ * الَّتِي تَطَّلِعُ عَلَى الأفْئِدَةِ } “Hutame'nin ne olduğunu sen ne bileceksin? [O], Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. Ki o, yüreklerin ta içine işler.” Sâbit el-Bünânî şöyle demiştir: “Onlar hayattayken [ateş] onları yüreklerine kadar yakar.” Sonra [Sâbit]: “Azap onlara gerçekten son raddeye ulaşmıştır!” der ve ağlardı.
34308. Metin
وقال محمد بن كعب: تأكل كل شيء من جسده، حتى إذا بلغت فؤاده حَذْوَ حلقه ترجع على جسده.
Muhammed b. Ka'b şöyle dedi: Bedeninden her şeyi yer; ta ki boğazının hizasındaki yüreğine ulaştığında tekrar bedenine döner.
34309. Metin
وقوله: (إِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ) أي: مطبقة كما تقدم تفسيره في سورة البلد.
Onun: (إِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ) “Şüphesiz o [ateş], onların üzerine kapatılıp kilitlenmiştir” kavli; yani: Beled Suresi'nde tefsiri geçtiği üzere üzeri kapatılmıştır.
34310. Metin
وقال ابن مَرْدُويه: حدثنا عبد الله بن محمد، حدثنا علي بن سراج، حدثنا عثمان بن خَرزَاذ، حدثنا شجاع بن أشرس، حدثنا شريك، عن عاصم، عن أبي صالح، عن أبي هريرة، عن النبي ﷺ: (إِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ) قال: "مطبقة".
İbn Merdûye şöyle dedi: Bize Abdullah b. Muhammed anlattı, bize Ali b. Sirâc anlattı, bize Osman b. Hurrezâd anlattı, bize Şucâ' b. Eşres anlattı, bize Şerîk, Âsım'dan, o Ebû Sâlih'ten, o Ebû Hureyre'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den: (إِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ) “Şüphesiz o [ateş], onların üzerine kapatılıp kilitlenmiştir” [ayeti hakkında]: "Kapatılmıştır." buyurduğunu rivayet etti.
34311. Metin
وقد رواه أبو بكر بن أبي شيبة، عن عبد الله بن أسيد، عن إسماعيل بن خالد (¬١) عن أبي صالح، قوله، ولم يرفعه.
Bunu Ebû Bekir b. Ebî Şeybe; Abdullah b. Üseyd'den, o İsmâîl b. Hâlid'den (¬١), o Ebû Sâlih'ten onun kendi sözü olarak rivayet etmiş olup merfû kılmamıştır.
34312. Metin
(فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ) قال عطية العوفي: عمد من حديد. وقال السُّدِّي: من نار. وقال شبيب بن بشر، عن عكرمة، عن ابن عباس: (فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ) يعني: الأبواب هي الممدوة (¬٢).
(فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ) “Uzatılmış direkler arasında.” Atiyye el-Avfî: "Demirden direkler." dedi. Es-Süddî: "Ateştendir." dedi. Şebîb b. Bişr, İkrime'den, o İbn Abbâs'tan: (فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ) hakkında: "Yani kapılar uzatılmıştır (¬٢)." dediğini rivayet etti.
34313. Metin
وقال قتادة في قراءة عبد الله بن مسعود: إنها عليهم مؤصدة بعمد ممدة.
Katâde, Abdullah b. Mes'ûd'un kıraatinde: "(إنها عليهم مؤصدة بعمد ممدة) Uzatılmış direklerle onların üzerine kapatılmıştır." şeklinde olduğunu söyledi.
34314. Metin
وقال العوفي، عن ابن عباس: أدخلهم في عمد فمدت عليهم بعماد، وفي أعناقهم السلاسل فسدت بها الأبواب.
El-Avfî, İbn Abbâs'tan şöyle dediğini nakletti: Onları direklerin içine soktu, üzerlerine direklerle kapatıldı; boyunlarında zincirler varken kapılar bunlarla kapatıldı.
34315. Metin
وقال قتادة: كنا نحدث أنهم يعذبون بعمد في النار. واختاره ابن جرير.
Katâde şöyle dedi: Bize onların ateşte direklerle azap edilecekleri anlatılırdı. İbn Cerîr de bunu tercih etmiştir.
34316. Metin
وقال أبو صالح: (فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ) يعني القيود الطوال.
Ebû Sâlih: (فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ) “Uzatılmış direkler arasında” [ifadesiyle]; yani uzun bukağılar [kastedilmiştir], dedi.
34317. Metin
آخر تفسير سورة "ويل لكل همزة لمزة"
"Veylün li-külli hümezetin lümeze" [Hümeze] suresi tefsirinin sonu.12