Münâfikûn Suresi Tefsiri

İbn Kesîr · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

31321. Metin

وهي مدنية (¬١)

Bu sûre Medenîdir. (¬١)

31322. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

31323. Metin

{إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ (١) اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (٢) ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لا يَفْقَهُونَ (٣) وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ (٤)}

{إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ (١) اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (٢) ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لا يَفْقَهُونَ (٣) وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ (٤)} “Münafıklar sana geldiklerinde: 'Şahitlik ederiz ki sen muhakkak Allah'ın elçisisin' derler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah şahitlik eder ki münafıklar kesinlikle yalancıdırlar. Yeminlerini bir kalkan edindiler de Allah'ın yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür! Bu, onların iman edip sonra inkâr etmelerindendir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir; artık anlamazlar. Onları gördüğün zaman cüsseleri hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki [duvara] dayatılmış kütükler gibidirler. Her gürültüyü aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin, nasıl da [haktan] çevriliyorlar!”

31324. Metin

يقول تعالى مخبرًا عن المنافقين: إنهم إنما يتفوهون بالإسلام إذا جاءوا النبي ﷺ فأما في باطن الأمر فليسوا كذلك، بل على الضدّ من ذلك؛ ولهذا قال تعالى: (إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ) أي: إذا حَضَروا عندك (¬٢) واجهوك بذلك، وأظهروا لك ذلك، وليسوا كما يقولون: ولهذا اعترض بجملة مخبرة أنه رسول الله، فقال: (وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ)

Yüce Allah münafıklardan haber vererek şöyle buyurmaktadır: Onlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldiklerinde ancak dilleriyle İslam'ı söylerler, işin iç yüzünde ise öyle değildirler; bilakis bunun tam tersidirler. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmuştur: (إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ) Yani senin huzuruna geldiklerinde (¬٢) bunu sana karşı söylerler ve bunu sana gösterirler; oysa dedikleri gibi değildirler. Bu sebeple O'nun peygamber olduğunu haber veren bir ara cümle ile: (وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ) [buyurmuştur].

31325. Metin

ثم قال: (وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ) أي: فيما أخبروا به، وإن كان مطابقًا للخارج؛ لأنهم لم يكونوا يعتقدون صحة ما يقولون ولا صدقه؛ ولهذا كذبهم بالنسبة إلى اعتقادهم.

Sonra şöyle buyurmuştur: (وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ) Yani haber verdikleri şeyde [yalancıdırlar], her ne kadar vâkıaya uygun olsa bile. Çünkü onlar söylediklerinin doğruluğuna ve gerçekliğine inanmıyorlardı. Bundan dolayı inançlarına nispetle onları yalanlamıştır.

31326. Metin

وقوله: (اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ) أي: اتقوا الناس بالأيمان الكاذبة والحَلْفات الآثمة، ليصدقوا فيما يقولون، فاغتر بهم من لا يعرف جلية أمرهم، فاعتقدوا أنهم مسلمون (¬٣) فربما اقتدى بهم فيما يفعلون وصدقهم فيما يقولون، وهم من (¬٤) شأنهم أنهم كانوا (¬٥) في الباطن لا يألون الإسلام وأهله خَبَلا فحصل بهذا القدر ضرر كبير (¬٦) على كثير من الناس ولهذا قال تعالى: (فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ) ولهذا كان الضحاك بن مُزَاحم يقرؤها: "اتَّخَذُوا إيمَانَهُمْ جُنَّةً" أي: تصديقهم الظاهر جُنَّة، أي: تقية يتقون به القتل. والجمهور يقرؤها: (¬٧) (أيمانهم) جمع يمين.

Yüce Allah'ın: (اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ) sözü şu demektir: Söylediklerinde kendilerini doğrulasınlar diye insanlara karşı yalan yeminlerle ve günahkâr antlarla korundular. Durumlarının iç yüzünü bilmeyenler onlara aldandı ve onların Müslüman olduklarını zannettiler. (¬٣) Böylece belki de yaptıklarında onlara uydular ve söylediklerinde onları tasdik ettiler. Oysa onların (¬٤) hâli şuydu ki (¬٥) içten içe İslam'a ve ehline zarar vermekten geri durmuyorlardı. Bu sebeple birçok insan büyük bir zarara (¬٦) uğradı. Bundan dolayı Yüce Allah: (فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ) buyurmuştur. Bu yüzdendir ki Dahhâk b. Müzâhim bu ayeti: "اتَّخَذُوا إيمَانَهُمْ جُنَّةً" şeklinde okurdu. Yani zahirdeki tasdiklerini bir kalkan, yani öldürülmekten korundukları bir takiyye edindiler. Çoğunluk (cumhur) ise (¬٧) bunu 'yemin' kelimesinin çoğulu olan (أيمانهم) şeklinde okur.

31327. Metin

[وقوله] ٨ (ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لا يَفْقَهُونَ) أي: إنما قُدّر عليهم

[Ve O'nun şu sözü:] 8 { ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لا يَفْقَهُونَ } “Bu, onların iman edip sonra inkâr etmeleri, bu yüzden de kalplerinin mühürlenmiş olması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.” Yani onlara takdir edilmiş olan...

31328. Metin

النفاق لرجوعهم عن الإيمان إلى الكفران، واستبدالهم الضلالة بالهدى (فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لا يَفْقَهُونَ) أي: فلا يصل إلى قلوبهم هدى، ولا يخلص إليها خير، فلا تعي ولا تهتدي.

imandan küfre dönmeleri ve hidayeti dalaletle değiştirmeleri sebebiyledir. (فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لا يَفْقَهُونَ) Yani kalplerine hidayet ulaşmaz ve onlara hiçbir hayır nüfuz etmez; artık ne kavrarlar ne de doğru yolu bulurlar.

31329. Metin

(وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ) أي: كانوا أشكالا حسنة وذوي فصاحة وألسنة، إذا سمعهم السامع يصغي إلى قولهم (¬١) لبلاغتهم، وهم مع ذلك في غاية الضعف والخَور والهلع والجزع والجبن؛ ولهذا قال: (يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ) أي: كلما وقع أمر أو كائنة أو خوف، يعتقدون، لجبنهم، أنه نازل بهم، كما قال تعالى: {أَشِحَّةً عَلَيْكُمْ فَإِذَا جَاءَ الْخَوْفُ رَأَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ إِلَيْكَ تَدُورُ أَعْيُنُهُمْ كَالَّذِي يُغْشَى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَإِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِأَلْسِنَةٍ حِدَادٍ أَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ أُولَئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَأَحْبَطَ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرًا} [الأحزاب: ١٩] فهم جَهَامات وصور بلا معاني. ولهذا قال: (هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ) أي: كيف يُصرَفون عن الهدى إلى الضلال.

(وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ) Yani onlar güzel görünümlere, fasih bir dile ve hitabet yeteneğine sahiptiler; dinleyen kimse belagatlerinden dolayı sözlerine kulak verirdi. (¬١) Bununla birlikte onlar son derece zayıf, gevşek, sabırsız, telaşlı ve korkaktırlar. Bundan dolayı: (يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ) buyurmuştur. Yani meydana gelen her hadiseyi, olayı ya da korkuyu, korkaklıkları yüzünden kendi aleyhlerine inmiş sanırlar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {أَشِحَّةً عَلَيْكُمْ فَإِذَا جَاءَ الْخَوْفُ رَأَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ إِلَيْكَ تَدُورُ أَعْيُنُهُمْ كَالَّذِي يُغْشَى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَإِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِأَلْسِنَةٍ حِدَادٍ أَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ أُولَئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَأَحْبَطَ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرًا} [الأحزاب: ١٩] “Size karşı pek cimridirler. Korku geldiğinde, ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de hayra karşı pek cimri olarak sizi keskin dilleriyle incitirler. İşte onlar iman etmemişlerdir; Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah'a pek kolaydır.” Onlar anlamdan yoksun heykeller ve suretlerdir. Bundan dolayı: (هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ) buyurmuştur; yani hidayetten dalalete nasıl da çevriliyorlar!

31330. Metin

وقد قال الإمام أحمد: حدثنا يزيد، حدثنا عبد الملك بن قُدَامة الجُمَحي، عن إسحاق بن بكر (¬٢) بن أبي الفرات، عن سعيد بن أبي سعيد المقبري. عن أبيه، عن أبي هريرة، ﵁، عن النبي ﷺ قال: "إن للمنافقين علامات يعرفون بها: تحيتهم لعنة، وطعامهم نُهبَة، وغنيمتهم غلول، ولا يقربون المساجد إلا هُجْرا ولا يأتون الصلاة إلا دُبْرا، مستكبرين لا يألَفون ولا يُؤلَفون، خُشُبٌ بالليل، صُخُب بالنهار". وقال يزيد مَرةً: سُخُبٌ بالنهار (¬٣)

İmam Ahmed der ki: Bize Yezîd rivayet etti, bize Abdülmelik b. Kudâme el-Cumehî, İshâk b. Bekr (¬٢) b. Ebi'l-Furât'tan, o Saîd b. Ebî Saîd el-Makburî'den, o babasından, o Ebû Hüreyre'den radıyallâhu anh, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet etti ki şöyle buyurmuştur: "Münafıkların kendileriyle tanındıkları birtakım alametleri vardır: Selamları lanettir, yemekleri gasptır, ganimetleri hıyanettir; mescitlere ancak terk ederek yaklaşırlar, namaza ancak en son vakitte gelirler. Kibirlidirler; ne kaynaşırlar ne de kendileriyle kaynaşılır. Gece kütük gibi, gündüz gürültücüdürler." Yezîd bir defasında [صُخُب yerine] سُخُب demiştir. (¬٣)

31331. Metin

{وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ (٥) سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ أَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ (٦) هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا وَلِلَّهِ خَزَائِنُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لا يَفْقَهُونَ (٧) يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لا يَعْلَمُونَ (٨)}

{وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ (٥) سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ أَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ (٦) هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا وَلِلَّهِ خَزَائِنُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لا يَفْقَهُونَ (٧) يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لا يَعْلَمُونَ (٨)} “Onlara: 'Gelin, Allah'ın elçisi sizin için bağışlanma dilesin' denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün. Onlar için bağışlanma dilesen de dilemesen de birdir; Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Şüphesiz Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez. Onlar: 'Allah'ın elçisinin yanında bulunanlara infak etmeyin ki dağılıp gitsinler' diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır; fakat münafıklar anlamazlar. 'Eğer Medine'ye dönersek, en üstün olan en alçak olanı oradan muhakkak çıkaracaktır' diyorlar. Oysa üstünlük ancak Allah'ın, O'nun elçisinin ve müminlerindir; fakat münafıklar bilmezler.”

31332. Metin

يقول تعالى مخبرا عن المنافقين -عليهم لعائن الله-أنهم (وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ) أي: صَدوا وأعرضوا عما قيل لهم، استكبارًا عن ذلك، واحتقارا لما قيل لهم ولهذا قال: (وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ) ثم جازاهم على ذلك فقال: (سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ أَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ) كما قال في سورة "براءة" وقد تقدم الكلام على ذلك، وإيراد الأحاديث المروية هنالك.

Yüce Allah, münafıklardan -Allah'ın laneti üzerlerine olsun- haber vererek şöyle buyurmaktadır: { وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ } “Onlara: 'Gelin, Allah'ın Resûlü sizin için bağışlanma dilesin' denildiği zaman başlarını çevirirler.” Yani buna karşı büyüklenerek ve kendilerine söyleneni küçümseyerek yüz çevirip uzaklaştılar. Bundan dolayı [Allah Teâlâ]: { وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ } “Sen onların büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.” buyurmuştur. Ardından buna karşılık olarak şöyle buyurmuştur: { سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ أَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ } “Onlar için bağışlanma dilesen de dilemesen de onlar için birdir; Allah onları asla bağışlamayacaktır. Şüphesiz Allah, fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” Nitekim Berâe (Tevbe) Suresi'nde de [böyle] buyurmuştur. Buna dair açıklama ve orada rivayet edilen hadislerin zikri daha önce geçmişti.123

31333. Metin

وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبي، حدثنا ابنُ أبي عُمَر العَدَني (¬١) قال: قال سفيان (لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ) قال ابن أبي عمر: حوَّلَ سفيان وجهه على يمينه، ونظر بعينه شَزْرا، ثم قال: هم (¬٢) هذا.

İbn Ebî Hâtim der ki: Bize babam rivayet etti, bize İbn Ebî Ömer el-Adenî (¬١) rivayet etti, dedi ki: Süfyân (لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ) [ayeti hakkında] dedi ki: -İbn Ebî Ömer der ki: Süfyân yüzünü sağına çevirdi ve göz ucuyla yan yan baktı, sonra şöyle dedi:- İşte onlar böyledir. (¬٢)

31334. Metin

وقد ذكر غير واحد من السلف أن هذا السياق كله نزل في عبد الله بن أبي بن سلول كما سنورده قريبًا إن شاء الله تعالى، وبه الثقة وعليه التكلان.

Selef'ten birden fazla kişi, Yüce Allah'ın izniyle birazdan nakledeceğimiz üzere, bu bağlamın tamamının Abdullah b. Übey b. Selûl hakkında indiğini zikretmiştir; güvenilen ve dayanılan yalnız O'dur.

31335. Metin

وقد قال محمد بن إسحاق في السيرة: ولما قدم رسول الله ﷺ المدينة -يعني مَرْجعَه من أحد-وكان عبد الله بن أبي بن سلول -كما حدثني ابن شهاب الزهري-له مقام يَقُومه كل جُمُعة لا ينُكر، شرفًا له من نفسه ومن قومه، وكان فيهم شريفا، إذا جلس النبي ﷺ يوم الجمعة وهو يخطب الناس قام، فقال: أيها الناس، هذا رسول الله ﷺ بين أظهركم، أكرمكم الله به، وأعزكم به، فانصروه وعَزّروه، واسمعوا له وأطيعوا. ثم جلس، حتى إذا صنع يوم أُحد ما صَنَع -يعني مرجعه بثلث الجيش-ورجع الناس قام يفعل ذلك كما كان يفعله، فأخذ المسلمون بثيابه من نواحيه وقالوا: اجلس، أي عدو الله، لست لذلك بأهل، وقد صنعتَ ما صنعتَ. فخرج يتخطى رقاب الناس وهو يقول: والله لكأنما قلت بَجْرًا؛ أن قُمت أشدد أمره. فلقيه رجال من الأنصار بباب المسجد فقالوا: ويلك. ما لك؟ قال: قمتُ أشدد أمره، فوثب علي رجال من أصحابه يجذبونني ويعنفونني، لكأنما قلت بَجْرًا، أن قمت أشدد أمره. قالوا: ويلك. ارجع يستغفر لك رسول الله ﷺ. فقال: والله ما أبتغي أن يستغفر لي (¬٣)

Muhammed b. İshâk es-Sîre'de şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiğinde -yani Uhud'dan dönüşünde- İbn Şihâb ez-Zührî'nin bana anlattığına göre Abdullah b. Übey b. Selûl'ün her cuma kimseden itiraz görmeden kalktığı bir makamı vardı. Bu, hem kendi nezdinde hem kavmi nezdinde sahip olduğu şerefinden kaynaklanıyordu; kavmi içinde şerefli bir kimseydi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem cuma günü oturup insanlara hutbe irad edeceği vakit ayağa kalkar ve: "Ey insanlar, işte aranızda bulunan bu zat, Allah'ın kendisiyle size ikramda bulunduğu ve sizi kendisiyle aziz kıldığı Allah'ın Resûlüdür sallallâhu aleyhi ve sellem. Ona yardım edin, saygı gösterin, onu dinleyin ve itaat edin!" derdi. Sonra otururdu. Uhud günü yaptığını yapıp da -yani ordunun üçte biriyle geri dönüp- insanlar geri döndüğünde, daha önce yaptığı gibi yine ayağa kalktı. Müslümanlar dört bir yanından elbiselerinden yakaladılar ve: "Otur ey Allah'ın düşmanı! Sen buna layık değilsin, yapacağını yaptın!" dediler. Bunun üzerine insanların omuzlarını aşarak: "Vallahi sanki kötü bir söz söylemişim gibi; onun davasını güçlendirmek için kalkmıştım" diyerek mescitten çıktı. Mescidin kapısında Ensar'dan bazı kimselerle karşılaştı, onlar: "Yazıklar olsun sana! Neyin var?" dediler. O da: "Onun davasını güçlendirmek için ayağa kalktım; ashabından bazı adamlar üzerime atılıp beni çekiştirdiler ve azarladılar. Sanki onun davasını güçlendirmek için kalktığımda kötü bir şey söylemişim gibi!" dedi. Onlar: "Yazıklar olsun sana! Geri dön de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem senin için bağışlanma dilesin" dediler. O ise: "Vallahi benim için bağışlanma dilemesini hiç istemiyorum!" dedi. (¬٣)

31336. Metin

وقال قتادة والسدي: أنزلت هذه الآية في عبد الله بن أبي، وذلك أن غلاما من قرابته انطلق إلى رسول الله ﷺ فحدثه بحديث عنه وأمر شديد، فدعاه رسول الله ﷺ، فإذا هو يحلف بالله ويتبرأ من ذلك، وأقبلت الأنصار على ذلك الغلام فلاموه وعَذَموه (¬٤) وأنزل الله فيه ما تسمعون، وقيل لعدو (¬٥) الله: لو أتيت رسول الله ﷺ؟ فجعل يلوي رأسه، أي: لست فاعلا (¬٦)

Katâde ve es-Süddî şöyle demiştir: Bu ayet Abdullah b. Übey hakkında inmiştir. Şöyle ki; onun akrabasından bir çocuk Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e giderek ona onun hakkında ağır bir söz ve durumu haber verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu çağırdı; o ise Allah'a yemin ediyor ve bundan beri olduğunu söylüyordu. Ensar da o çocuğa yönelip onu kınadılar ve azarladılar. (¬٤) Bunun üzerine Allah onun hakkında işittiğiniz ayetleri indirdi. Allah'ın düşmanına: (¬٥) "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gitsen ya?" denildiğinde başını çevirmeye başladı; yani 'yapacak değilim' [demek istiyordu]. (¬٦)

31337. Metin

وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبي، حدثنا أبو الربيع الزهراني، حدثنا حماد بن زيد، حدثنا أيوب، عن سعيد بن جبير: أن رسول الله ﷺ كان إذا نزل منزلا لم يرتحل حتى يصلي فيه، فلما كانت غزوة تبوك بلغه أنَّ عبدَ الله ابن أبي بن سلول قال: (لَيُخْرِجَنَّ الأعَزُّ مِنْهَا الأذَلَّ) فارتحل قبل أن ينزل آخر النهار، وقيل لعبد الله بن أبي: ائت النبي ﷺ حتى يستغفر لك. فأنزل الله: {إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ} إلى قوله: (وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ)

İbn Ebî Hâtim der ki: Bize babam rivayet etti, bize Ebu'r-Rabî' ez-Zehrânî rivayet etti, bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti, bize Eyyûb, Saîd b. Cübeyr'den rivayet etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir yere konakladığında orada namaz kılmadan hareket etmezdi. Tebük gazvesi olduğunda Abdullah b. Übey b. Selûl'ün: (لَيُخْرِجَنَّ الأعَزُّ مِنْهَا الأذَلَّ) dediği haberi kendisine ulaştı. Bunun üzerine günün sonunda henüz konaklamadan yola çıktı. Abdullah b. Übey'e: "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e git de senin için istiğfar etsin" denildi. Bunun üzerine Allah Teâlâ: {إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ} ayetinden başlayarak (وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ) kavline kadar olan kısmı indirdi.

31338. Metin

وهذا إسناد صحيح إلى سعيد بن جبير. وقوله: إن ذلك كان في غزوة تبوك، فيه نظر، بل ليس بجيد؛ فإن عبد الله بن أبي بن سلول لم يكن ممن خرج في غزوة تبوك، بل رجع بطائفة من الجيش. وإنما المشهور عند أصحاب المغازي والسير أن ذلك كان في غزوة المُرَيسيع، وهي غزوة بني المصطلق.

Bu, Saîd b. Cübeyr'e kadar sahih bir isnaddır. Bunun Tebük Gazvesi'nde olduğuna dair sözü ise tartışmalıdır (fîhi nazar), hatta isabetli değildir; zira Abdullah b. Übey b. Selûl Tebük Gazvesi'ne çıkanlardan değildi, bilakis ordudan bir grupla geri dönmüştü. Meğâzî ve siyer âlimleri nezdinde meşhur olan ise bunun Müreysî' Gazvesi'nde -ki o, Benî Mustalık Gazvesi'dir- gerçekleştiğidir.

31339. Metin

قال يونس بن بُكَيْر، عن ابن إسحاق: حدثني محمد بن يحيى بن حبان، وعبد الله بن أبي بكر، وعاصم بن عُمَر بن قتادة، في قصة بني المصطلق: فبينا رسول الله مقيم هناك، اقتتل على الماء جَهجاه بن سعيد الغفاري -وكان أجيرا-لعمر بن الخطاب، وسنان بن وَبْر (¬١) قال ابن إسحاق: فحدثني محمد بن يحيى بن حبان قال: ازدحما على الماء فاقتتلا فقال سنان: يا معشر الأنصار. وقال الجهجاه: يا معشر المهاجرين -وزيد بن أرقم ونفر من الأنصار عند عبد الله بن أبي-فلما سمعها قال: قد ثاورُونا في بلادنا. والله ما مثلُنا وجلابيب قريش هذه إلا كما قال القائل: "سَمن كلبك يأكلك". والله لئن رجعنا إلى المدينة ليخرجن الأعز منها الأذل. ثم أقبل على من عنده من قومه وقال: هذا ما صنعتم بأنفسكم، أحللتموهم بلادكم، وقاسمتموهم أموالكم، أما والله لو كففتم عنهم لتحولوا عنكم في بلادكم إلى غيرها. فسمعها زيد ابن أرقم، فذهب بها إلى رسول الله ﷺ وهو غُلَيّمٌ -وعنده عمر بن الخطاب ﵁-فأخبره الخبر، فقال عمر ﵁: يا رسول الله مر عَبّاد بن بشرْ (¬٢) فليضرب عنقه. فقال ﷺ: "فكيف إذا تحدث الناس -يا عمر-أن محمدا يقتل أصحابه؟ لا ولكن ناد يا عمر في الرحيل".

Yûnus b. Bükeyr, İbn İshâk'tan rivayet etti: Muhammed b. Yahyâ b. Habbân, Abdullah b. Ebî Bekr ve Âsım b. Ömer b. Katâde bana Benî Mustalık kıssasında şöyle anlattılar: Resûlullah orada konaklarken, Ömer b. el-Hattâb'ın ücretli işçisi olan Cehcâh b. Saîd el-Gıfârî ile Sinân b. Vebr su başında kavga ettiler. (¬١) İbn İshâk der ki: Muhammed b. Yahyâ b. Habbân bana şöyle rivayet etti: Su başında birbirlerini sıkıştırdılar ve kavgaya tutuştular. Sinân: "Ey Ensar topluluğu!" diye bağırdı. Cehcâh da: "Ey Muhacirler topluluğu!" diye bağırdı. Zeyd b. Erkam ve Ensar'dan bir grup Abdullah b. Übey'in yanındaydılar. Abdullah b. Übey bunu duyunca: "Yurdumuzda bize karşı ayaklandılar! Vallahi bizimle bu Kureyş çapulcularının durumu tıpkı 'Köpeğini besle, seni yesin' diyenin sözü gibidir. Vallahi Medine'ye dönersek en üstün olan en alçak olanı oradan kesinlikle çıkaracaktır!" dedi. Sonra yanında bulunan kavmine dönüp: "İşte bunu kendinize siz yaptınız; onları memleketinize yerleştirdiniz, mallarınızı onlarla paylaştınız. Vallahi elinizi onlardan çekseydiniz, memleketinizden başka bir yere göçüp giderlerdi!" dedi. Bunu Zeyd b. Erkam duydu ve o henüz küçük bir çocukken gidip durumu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e haber verdi. O sırada yanında Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh vardı. Ömer radıyallâhu anh: "Ey Allah'ın Resûlü, Abbâd b. Bişr'e (¬٢) emret de onun boynunu vursun!" dedi. Bunun üzerine sallallâhu aleyhi ve sellem: "İnsanlar: 'Muhammed ashabını öldürüyor' diye konuşursa durum nasıl olur ey Ömer? Hayır, fakat ey Ömer, yola çıkılacağını ilan et!" buyurdu.

31340. Metin

فلما بلغ عبد الله بن أبي أن ذلك قد بلغ رسولَ الله ﷺ، أتاه فاعتذر إليه، وحلف بالله ما قال ما قال عليه زيد بن أرقم -وكان عند قومه بمكان-فقالوا: يا رسول الله، عسى أن يكون هذا الغلام أوهم ولم يثبت ما قال الرجل.

Bu durumun Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştığı Abdullah b. Übey'e haber verilince, onun yanına gelerek özür diledi ve Zeyd b. Erkam'ın aleyhine söylediği sözleri söylemediğine dair Allah'a yemin etti. O, kavmi nezdinde itibarlı bir konumdaydı; bu yüzden dediler ki: "Ey Allah'ın Resûlü, belki bu çocuk yanılmış, adamın söylediğini tam belleyememiştir."

31341. Metin

وراح رسول الله ﷺ مُهجرًا في ساعة كان لا يروح فيها، فلقيه أسيد بن الحضير فسلم عليه بتحية النبوة، ثم قال: والله لقد رُحتَ في ساعة مُنكَرَة ما كنت تروح فيها. فقال رسول الله ﷺ: "أما بلغك (¬٣) ما قال صاحبك ابن أبي؟. زعم أنه إذا قدم المدينة سيخرج الأعز منها الأذل". قال: فأنت -يا رسول الله-العزيزُ وهو الذليل. ثم قال: يا رسول الله ارفق به فوالله لقد جاء الله بك وإنا لننظم له الخَرزَ لِنُتَوّجه، فإنه ليرى (¬٤) أن قد استلبتَه ملكا.

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem normalde yola çıkmadığı bir vakitte, gün ortasının sıcağında yola çıktı. Üseyd b. Hudayr onunla karşılaştı ve peygamberlik selamıyla selam verdikten sonra: "Vallahi daha önce hiç yola çıkmadığın alışılmadık bir vakitte yola çıktın" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Arkadaşın İbn Übey'in ne dediği sana ulaşmadı mı? (¬٣) Medine'ye varınca en üstün olanın en alçak olanı oradan çıkaracağını iddia etmiş" buyurdu. Üseyd: "Ey Allah'ın Resûlü, aziz olan sensin, zelil olan ise odur!" dedi. Sonra şöyle devam etti: "Ey Allah'ın Resûlü, ona yumuşak davran! Vallahi Allah seni getirdiğinde biz ona taç giydirmek için boncuklar diziyorduk; o, senin kendisinden bir krallığı çekip aldığını düşünüyor." (¬٤)

31342. Metin

فسار رسول الله ﷺ بالناس حتى أمسوا، وليلته حتى أصبحوا، وصَدرَ يومه حتى اشتد الضحى. ثم نزل بالناس ليشغلهم عما كان من الحديث، فلم يأمن الناس أن وجدوا مَس الأرض فناموا، ونزلت سورة المنافقين (¬٥)

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanlarla birlikte akşama kadar, gece boyunca sabaha kadar ve günün başlangıcından kuşluk vakti kızışıncaya kadar yürüdü. Sonra konuşulan konudan onları meşgul edip unutturmak için insanları konaklattı. İnsanlar yere temas eder etmez hemen uykuya daldılar. Ve Münâfikûn sûresi indi. (¬٥)

31343. Metin

وقال الحافظ أبو بكر البيهقي: أخبرنا أبو عبد الله الحافظ، أخبرنا أبو بكر بن إسحاق، أخبرنا بشر بن موسى، حدثنا الحُميدي، حدثنا سفيان، حدثنا ٦ عمرو بن دينار، سمعت جابر بن عبد الله يقول: كنا مع رسول الله ﷺ في غَزَاة فكَسَعَ رجلٌ من المهاجرين رجلا من الأنصار، فقال الأنصاري: ياللأنصار. وقال المهاجري: يا للمهاجرين. فقال رسول الله ﷺ: "ما بال دعوى الجاهلية؟ دعوها فإنها منتنة". وقال عبد الله بن أبي بن سلول -وقد فعلوها-: والله لئن رجعنا

Hâfız Ebû Bekr el-Beyhakî dedi ki: Bize Ebû Abdillâh el-Hâfız haber verdi, bize Ebû Bekr b. İshâk haber verdi, bize Bişr b. Mûsâ haber verdi, bize el-Humeydî rivayet etti, bize Süfyân rivayet etti, bize 6 Amr b. Dînâr rivayet etti, Câbir b. Abdillâh'ı [şöyle] derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir gazvede bulunuyorduk. Muhacirlerden bir adam Ensar'dan bir adama arkadan vurdu (tekme attı). Bunun üzerine Ensârî: "Yetişin ey Ensar!" dedi. Muhâcir de: "Yetişin ey Muhacirler!" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Cahiliye davası [gütmenin] bu hali nedir? Onu terk edin; şüphesiz o, kokuşmuştur!» buyurdu. Abdullâh b. Übey b. Selûl ise –[gerçekten] bunu yaptılar mı?–: "Vallahi eğer [Medine'ye] dönersek

31344. Metin

إلى المدينة ليخرجن الأعز منها الأذل. قال جابر: وكان الأنصار بالمدينة أكثر من المهاجرين حين قدم رسول الله ﷺ ثم كثر المهاجرون بعد ذلك، فقال عمر: دعني أضرب عنق هذا المنافق. فقال النبي ﷺ: "دعه؛ لا يتحدث الناس أن محمدًا يقتل أصحابه" (¬١)

en üstün olan en alçak olanı oradan kesinlikle çıkaracaktır!" dedi. Câbir der ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geldiğinde Medine'de Ensar, Muhacirlerden daha çoktu. Daha sonra Muhacirler çoğaldı. Ömer: "Bırak beni şu münafığın boynunu vurayım!" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bırak onu; insanlar 'Muhammed ashabını öldürüyor' diye konuşmasın!" buyurdu. (¬١)

31345. Metin

ورواه الإمام أحمد عن حسين بن محمد المروزي، عن سفيان بن عيينة (¬٢) ورواه البخاري عن الحميدي، ومسلم عن أبي بكر بن أبي شيبة وغيره، عن سفيان، به نحوه (¬٣)

Bunu İmam Ahmed, Hüseyin b. Muhammed el-Mervezî'den, o da Süfyân b. Uyeyne'den rivayet etmiştir. (¬٢) Buhârî el-Humeydî'den, Müslim de Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve başkalarından, onlar da Süfyân'dan benzer şekilde rivayet etmişlerdir. (¬٣)

31346. Metin

وقال الإمام أحمد: حدثنا محمد بن جعفر، حدثنا شعبة، عن الحكم، عن محمد بن كعب القرظي، عن زيد بن أرقم قال: كنت مع رسول الله ﷺ في غزوة تبوك، فقال عبد الله بن أبي: لئن رجعنا إلى المدينة ليخرجن الأعز منها الأذل. قال: فأتيت النبي (¬٤) ﷺ فأخبرته، قال: فحلف عبد الله بن أبي أنه لم يكن شيء من ذلك. قال: فلامني قومي وقالوا: ما أردتَ إلى هذا؟ قال: فانطلقت فنمتُ كئيبا حَزينا، قال: فأرسل إلي نبي الله ﷺ فقال: "إن الله قد أنزل عُذركَ وصَدَّقك". قال: فنزلت هذه الآية (هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا) حتى بلغ: (لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأعَزُّ مِنْهَا الأذَلَّ)

İmam Ahmed der ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti, bize Şu'be, el-Hakem'den, o Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den, o da Zeyd b. Erkam'dan rivayet etti; Zeyd dedi ki: Tebük gazvesinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile berab украин idim. Abdullah b. Übey: "Medine'ye dönersek en üstün olan en alçak olanı oradan kesinlikle çıkaracaktır!" dedi. Ben de Peygamber (¬٤) sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip bunu haber verdim. Abdullah b. Übey böyle bir şeyin olmadığına dair yemin etti. Kavmim beni kınadı ve: "Bununla ne yapmak istedin?" dediler. Ben de kederli ve üzgün bir şekilde gidip yattım. Derken Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem bana haber gönderip: "Şüphesiz Allah senin mazeretini indirdi ve seni doğruladı" buyurdu. Ve şu ayet indi: (هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا) ve şu ifadeye kadar: (لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأعَزُّ مِنْهَا الأذَلَّ)

31347. Metin

ورواه البخاري عند هذه الآية، عن آدم بن أبي إياس، عن شعبة (¬٥) ثم قال: "وقال ابن أبي زائدة، عن الأعمش، عن عمرو، عن ابن أبي ليلى، عن زيد، عن النبي ﷺ ورواه الترمذي والنسائي عندها أيضا من حديث شعبة، به (¬٦)

Buhârî bu ayetin tefsirinde bunu Âdem b. Ebî İyâs'tan, o da Şu'be'den rivayet etmiştir. (¬٥) Sonra şöyle demiştir: "İbn Ebî Zâide de el-A'meş'ten, o Amr'dan, o İbn Ebî Leylâ'dan, o Zeyd'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet etmiştir." Tirmizî ve Nesâî de bu ayetin tefsirinde bunu Şu'be'nin hadisinden aynı şekilde rivayet etmişlerdir. (¬٦)

31348. Metin

طريق أخرى عن زيد: قال الإمام أحمد، ﵀، حدثنا يحيى بن آدم، ويحيى بن أبي بُكَير (¬٧) قال: حدثنا إسرائيل، عن أبي إسحاق قال: سمعت زيد بن أرقم -وقال ابن أبي بُكَير (¬٨) عن زيد بن أرقم-قال: خرجت مع عمي في غزاة، فسمعت عبد الله بن أبي بن سلول يقول لأصحابه: لا تنفقوا على من عند رسول الله، ولئن رجعنا إلى المدينة ليخرجن الأعز منها الأذل. فذكرت ذلك لعمي فذكره عمي لرسول الله ﷺ فأرسل إلي رسول الله ﷺ فحدثته فأرسل إلى عبد الله بن أبي بن سلول وأصحابه فحلفوا ما قالوا: فكَذبني رسول الله ﷺ وصَدَّقه، فأصابني هَمٌ لم يصبني مثله قط، وجلست في البيت، فقال عمي: ما أردت إلا أن كذبك رسول الله ﷺ ومقتك. قال: حتى أنزل الله: {إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ} قال: فبعث إليَّ رسول الله ﷺ فقرأها رسول الله على، ثم قال: "إن الله قد صدقك" (¬٩)

Zeyd'den gelen başka bir rivayet yolu: İmam Ahmed rahimehullâh der ki: Bize Yahyâ b. Âdem ve Yahyâ b. Ebî Bükeyr (¬٧) rivayet ettiler, dediler ki: Bize İsrâîl, Ebû İshâk'tan rivayet etti; o, Zeyd b. Erkam'ı şöyle derken işitmiştir -İbn Ebî Bükeyr (¬٨) de Zeyd b. Erkam'dan nakletti-: Amcamla birlikte bir gazveye çıkmıştım. Abdullah b. Übey b. Selûl'ün arkadaşlarına: "Resûlullah'ın yanında bulunanlara infak etmeyin; Medine'ye dönersek en üstün olan en alçak olanı oradan kesinlikle çıkaracaktır!" dediğini işittim. Bunu amcama anlattım, amcam da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana adam gönderdi, ben de ona anlattım. Bunun üzerine Abdullah b. Übey b. Selûl ve arkadaşlarına haber gönderdi; onlar böyle bir şey söylemediklerine yemin ettiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni yalanlayıp onu doğruladı. Başüme daha önce hiç benzeri gelmemiş bir tasa geldi ve evde oturdum. Amcam bana: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in seni yalanlaması ve sana kızmasından başka bir şey elde edemedin" dedi. Nihayet Allah: {إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ} sûresini indirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana haber gönderdi ve bu sûreyi bana okudu; sonra da: "Şüphesiz Allah seni doğruladı" buyurdu. (¬٩)

31349. Metin

ثم قال أحمد أيضا: حدثنا حسن بن موسى، حدثنا زهير، حدثنا أبو إسحاق: أنه سمع زيد

Sonra Ahmed yine şöyle dedi: Bize Hasan b. Mûsâ rivayet etti, bize Züheyr rivayet etti, bize Ebû İshâk rivayet etti: O, Zeyd

31350. Metin

ابن أرقم يقول: خرجنا مع رسول الله ﷺ في سفر، فأصاب الناس شدةٌ، فقال عبد الله بن أبي لأصحابه: لا تنفقوا على من عند رسول الله حتى ينفضوا من حوله. وقال: لئن رجعنا إلى المدينة ليخرجن الأعز منها الأذل. فأتيت النبي ﷺ فأخبرته بذلك، فأرسل إلى عبد الله بن أبي فسأله، فاجتهد يمينَه ما فعل. فقالوا: كذب زيد يا رسول الله. فوقع في نفسي ما قالوا، حتى أنزل الله تصديقي: {إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ} قال: ودعاهم رسول الله ﷺ ليستغفر لهم، فلووا رؤوسهم. وقوله تعالى: {كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ} قال: كانوا رجالا أجمل شيء.

b. Erkam'ı şöyle derken işittiğini rivayet etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir sefere çıktık; insanlara bir darlık isabet etti. Abdullah b. Übey arkadaşlarına: "Resûlullah'ın yanında bulunanlara infak etmeyin ki etrafından dağılıp gitsinler!" dedi. Ve: "Medine'ye dönersek en üstün olan en alçak olanı oradan kesinlikle çıkaracaktır!" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip bunu haber verdim; o da Abdullah b. Übey'e haber gönderip sordu. O ise yapmadığına dair olanca gücüyle yemin etti. İnsanlar: "Ey Allah'ın Resûlü, Zeyd yalan söyledi" dediler. Onların söyledikleri içime dert oldu; nihayet Allah beni doğrulayan: {إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ} sûresini indirdi. Zeyd dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlar için bağışlanma dilemek üzere onları çağırdı, onlar ise başlarını çevirdiler. Yüce Allah'ın: {كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ} “Onlar sanki [duvara] dayatılmış kütükler gibidirler” sözü hakkında da: "Onlar insanların en yakışıklısı idiler" dedi.

31351. Metin

وقد رواه البخاري ومسلم والنسائي، من حديث زهير (¬١) ورواه البخاري أيضا والترمذي من حديث إسرائيل، كلاهما عن أبي إسحاق عمرو (¬٢) بن عبد الله السَّبيعيّ الهمداني الكوفي، عن زيد، به (¬٣).

Bunu Buhârî, Müslim ve Nesâî Züheyr'in hadisinden rivayet etmişlerdir. (¬١) Buhârî ve Tirmizî de İsrâîl'in hadisinden rivayet etmişlerdir. Her ikisi de Ebû İshâk Amr (¬٢) b. Abdullah es-Sebîî el-Hemdânî el-Kûfî'den, o da Zeyd'den aynı şekilde rivayet etmiştir. (¬٣)

31352. Metin

طريق أخرى عن زيد: قال أبو عيسى الترمذي: حدثنا عبد بن حُمَيد، حدثنا عبيد الله بن موسى، عن إسرائيل، عن السدي، عن أبي سعد (¬٤) الأزدي قال: حدثنا زيد بن أرقم قال: غزونا مع رسول الله ﷺ وكان معنا أناس من الأعراب، فكنا نَبتَدرُ الماء، وكان الأعراب يسبقوننا يسبق الأعرابي أصحابه يملأ الحوض، ويجعل حوله حجارة، ويجعل النّطع عليه حتى يجيء أصحابه. قال: فأتى رجل من الأنصار الأعرابي، فأرخى زمام ناقته لتشرب، فأبى أن يدعه، فانتزع حجرًا ففاض الماء، فرفع الأعرابي خشبة، فضرب بها رأس الأنصاري فشجّه، فأتى عبدَ الله بن أبيّ رأسَ المنافقين فأخبره -وكان من أصحابه-فغضب عبد الله بن أبي، ثم قال: لا تنفقوا على من عند رسول الله حتى ينفضوا من حوله -يعني الأعراب-وكانوا يحضرون رسول الله ﷺ عند الطعام. فقال عبد الله لأصحابه: إذا انفضوا من عند محمد فائتوا محمدًا بالطعام، فليأكل هو ومن عنده، ثم قال لأصحابه: إذا رجعتم إلى المدينة فليخرج الأعز منها الأذل. قال زيد: وأنا ردف عمي، فسمعت عبد الله فأخبرت عمي، فانطلق فأخبر رسول الله ﷺ، فأرسل إليه رسول الله، فحلف وجحد، قال: فصدقه رسول الله ﷺ وكذبني، فجاء إلي عمي فقال: ما أردت إلا أن مقتك رسول الله ﷺ وكذبكَ المسلمون. فوقع علي من الغم ما لم يقع على أحد قط، فبينما أنا أسير مع رسول الله ﷺ في سفر وقد خَفَقْتُ برأسي من الهم، إذ أتاني رسول الله ﷺ فَعَرَك أذني، وضحك في وجهي، فما كان يسرني أن لي بها الخلد في الدنيا، ثم إن أبا بكر لحقني وقال: ما قال لك رسول الله ﷺ قلت: ما قال لى رسول الله شيئًا، غير أن عرك أذني وضحك في وجهي. فقال: أبشر. ثم لحقني عمر فقلت له مثل قولي لأبي بكر. فلما أن أصبحنا قرأ رسول الله ﷺ سورة المنافقين.

Zeyd'den gelen başka bir rivayet yolu: Ebû Îsâ et-Tirmizî der ki: Bize Abd b. Humeyd rivayet etti, bize Ubeydullah b. Mûsâ, İsrâîl'den, o es-Süddî'den, o Ebû Sa'd (¬٤) el-Ezdî'den rivayet etti; o şöyle demiştir: Zeyd b. Erkam bize şöyle rivayet etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile gazveye çıkmıştık; yanımızda bedevilerden insanlar da vardı. Suya doğru yarışıyorduk; bedeviler bizi geçiyorlardı. Bedevi arkadaşlarını geçip havuzu dolduruyor, etrafına taşlar diziyor ve arkadaşları gelinceye kadar üzerine deri seriyordu. Ensar'dan bir adam bir bedevinin yanına geldi ve devesinin su içmesi için yularını gevşetti, fakat bedevi ona izin vermedi. Ensarî bir taşı çekip çıkarınca su taştı; bunun üzerine bedevi bir odun parçası kaldırıp Ensarî'nin başına vurdu ve başını yardı. O da münafıkların başı olan Abdullah b. Übey'e gelip durumu haber verdi -zira o onun adamlarındandı-. Abdullah b. Übey öfkelendi ve: "Resûlullah'ın yanında bulunanlara -yani bedevilere- infak etmeyin ki etrafından dağılıp gitsinler!" dedi. Onlar yemek vaktinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında bulunurlardı. Abdullah arkadaşlarına: "Muhammed'in yanından dağıldıkları vakit Muhammed'e yemeği getirin; o ve yanındakiler yesin" dedi. Sonra arkadaşlarına: "Medine'ye döndüğünüzde en üstün olan en alçak olanı oradan kesinlikle çıkarsın!" dedi. Zeyd der ki: Ben amcamın terkesindeydim; Abdullah'ı işitip amcama haber verdim. Amcam da gidip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e haber verdi. Resûlullah ona haber gönderdi; o ise yemin etti ve inkâr etti. Zeyd der ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu doğruladı, beni ise yalanladı. Amcam bana gelip: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sana kızmasından ve Müslümanların seni yalanlamasından başka bir şey elde edemedin" dedi. Üzerime öyle bir gam çöktü ki böylesi hiç kimsenin başına gelmemiştir. Bir sefer esnasında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yol alırken kederden başım önüme düşmüş vaziyetteydim; derken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma geldi, kulağımı büktü ve yüzüme karşı tebessüm etti. Karşılığında bana dünyada ebedilik verilseydi bu kadar sevinmezdim. Sonra Ebû Bekr bana yetişti ve: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sana ne dedi?" diye sordu. Dedim ki: "Resûlullah bana hiçbir şey söylemedi; ancak kulağımı büktü ve yüzüme tebessüm etti." Ebû Bekr: "Müjdeler olsun sana!" dedi. Sonra Ömer bana yetişti, ona da Ebû Bekr'e söylediklerimin aynısını söyledim. Sabah olunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Münâfikûn sûresini okudu.

31353. Metin

انفرد بإخراجه الترمذي وقال: هذا حديث حسن صحيح. وهكذا رواه الحافظ البيهقي عن

Bunu tahric etmekte Tirmizî tek kalmış ve: «Bu, hasen sahih bir hadistir» demiştir. Hâfız el-Beyhakî de aynı şekilde ...'den rivayet etmiştir:

31354. Metin

الحاكم عن أبي العباس محمد بن أحمد المحبوبي، عن سعيد بن مسعود، عن عبيد الله بن موسى، به (¬١) وزاد بعد قوله "سورة المنافقين" (إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ) حتى بلغ: (هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا) حتى بلغ: (لَيُخْرِجَنَّ الأعَزُّ مِنْهَا الأذَلَّ)

Hâkim'den, o Ebu'l-Abbâs Muhammed b. Ahmed el-Mahbûbî'den, o Saîd b. Mes'ûd'dan, o Ubeydullah b. Mûsâ'dan aynı isnadla rivayet etmiştir. (¬١) Ve "Münâfikûn sûresi" ifadesinden sonra: (إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ) lafzından başlayıp: (هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا) ayetine ve (لَيُخْرِجَنَّ الأعَزُّ مِنْهَا الأذَلَّ) kavline kadar olan kısmı eklemiştir.

31355. Metin

وقد روى عبد الله بن لهيعة، عن أبي الأسود، عن عُروَةَ بن الزبير في المغازي -وكذا ذكر موسى بن عقبة في مغازيه أيضا هذه القصة بهذا السياق، ولكن جعلا الذي بَلّغ رسول الله ﷺ كلام عبد الله بن أبي بن سلول إنما هو أوس بن أرقم، من بني الحارث بن الخزرج. فلعله مبلغ آخر، أو تصحيف من جهة السمع، والله أعلم.

Abdullah b. Lehîa, Ebu'l-Esved'den, o Urve b. ez-Zübeyr'den el-Meğazî'de rivayet etmiştir. Mûsâ b. Ukbe de meğazîsinde bu kıssayı bu bağlamda zikretmiştir; ancak onlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e Abdullah b. Übey b. Selûl'ün sözünü ulaştıran kişinin Benî Hâris b. el-Hazrec'den Evs b. Erkam olduğunu belirtmişlerdir. Belki o başka bir haber getirendi ya da işitme kaynaklı bir isim karışıklığı (tashif) olmuştur, en doğrusunu Allah bilir.

31356. Metin

وقد قال ابن أبي حاتم، ﵀: حدثنا محمد بن عزيز الأيلي، حدثنا سلامة، حدثني عقيل، أخبرنى محمد بن مسلم، أن عروة بن الزبير وعمرو بن ثابت الأنصاري أخبراه: أن رسول الله ﷺ غزا غزوة المريسيع، وهي التي هدم رسول الله ﷺ فيها مناة الطاغية التي كانت بين قفا المُشَلّل وبين البحر، فبعث رسول الله ﷺ خالد بن الوليد فكسر مناة، فاقتتل رجلان في غزوة رسول الله ﷺ تلك، أحدهما من المهاجرين، والآخر من بَهْز، وهم حلفاء الأنصار، فاستعلى الرجل الذي من المهاجرين على البهزي، فقال البهزي: يا معشر الأنصار، فنصره رجال من الأنصار، وقال المهاجري: يا معشر المهاجرين. فنصره رجال من المهاجرين، حتى كان بين أولئك الرجال من المهاجرين والرجال من الأنصار شيء من القتال، ثم حُجز بينهم فانكفأ كل منافق -أو: رجل في قلبه مرض-إلى عبد الله بن أبيّ بن سلول، فقال: قد كنت تُرْجَى وتَدفع فأصبحت لا تضر ولا تنفع، قد تناصرت علينا الجلابيب -وكانوا يَدْعُون كُلّ حديث هجرة ٢ الجلابيب-فقال عبد الله بن أبي عدو الله: [والله] ٣ لئن رجعنا إلى المدينة ليخرجن الأعز منها الأذل. قال مالك بن الدخْشُم -وكان من المنافقين-: أولم أقل لكم لا تنفقوا على من عند رسول الله حتى ينفضوا. فسمع بذلك عمرُ بن الخطاب، فأقبل يمشي حتى جاء ٤ رسول الله ﷺ فقال: يا رسول الله، ائذن لي في هذا الرجل الذي قد أفتن الناس، أضربُ عنقه -يريد عمرُ عبدَ الله بن أبي-فقال رسول الله ﷺ لعمر: "أو قاتله أنتَ إن أمرتُك بقتله؟ ". قال: عمر [نعم] ٥ والله لئن أمرتني بقتله لأضربَنّ عنقه. فقال رسول الله ﷺ: "اجلس". فأقبل أسيدُ بن الحضير ٦ -وهو أحد الأنصار، ثم أحد بني عبد الأشهل-حتى أتى رسول الله ﷺ فقال: يا رسول الله، ائذن لي في هذا الرجل الذي قد أفتن الناس [حتى] ٧ أضرب عنقه. فقال رسول الله ﷺ: "أوقاتله أنتَ إن أمرتُك بقتله؟ ". قال: نعم، والله لئن أمرتني بقتله لأضربن بالسيف تحت قُرط أذنيه. فقال رسول الله ﷺ: "اجلس". ثم قال رسول الله ﷺ: "آذنوا بالرحيل". فَهَجَّرَ بالناس، فسار

İbn Ebî Hâtim -rahimehullâh- şöyle demiştir: Bize Muhammed b. Azîz el-Eylî rivayet etti, bize Selâme rivayet etti, bana Ukayl rivayet etti, bana Muhammed b. Müslim haber verdi; ona da Urve b. ez-Zübeyr ile Amr b. Sâbit el-Ensârî haber vermişlerdir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Müreysî Gazvesi'ne çıktı. Bu [gazve], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in el-Müşellel'in arkası ile deniz arasında bulunan azgın put Menât'ı yıktırdığı gazvedir; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hâlid b. el-Velîd'i göndermiş, o da Menât'ı parçalamıştı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bu gazvesinde iki adam kavgaya tutuştu. Bunlardan biri Muhacirlerden, diğeri ise Ensâr'ın müttefiki olan Behz [kabilesin]dendi. Muhacirlerden olan adam Behzî'ye üstün geldi. Bunun üzerine Behzî: "Ey Ensâr topluluğu!" dedi ve Ensâr'dan bazı kimseler ona yardım etti. Muhacir olan ise: "Ey Muhacirler topluluğu!" dedi ve Muhacirlerden bazı kimseler de ona yardım etti. Hatta Muhacirlerden ve Ensâr'dan olan bu kimseler arasında bir miktar arbede meydana geldi, sonra araları ayrıldı. Bunun üzerine her münafık -yahut kalbinde hastalık bulunan kimse- Abdullah b. Übey b. Selûl'ün yanına gidip şöyle dedi: "Sen [eskiden] kendisinden ümit beslenen ve [halkını] savunan biriydin; şimdiyse ne zarar verebilen ne de fayda sağlayabilen bir hale geldin! Celâbîb (sonradan göç edenler) bize karşı birbirlerine arka çıktılar!" -Onlar her yeni hicret edene2 celâbîb derlerdi.- Bunun üzerine Allah'ın düşmanı Abdullah b. Übey: "[Vallahi]3 Medine'ye dönersek, en üstün ve güçlü olan, en aşağılık olanı oradan mutlaka çıkaracaktır!" dedi. Münafıklardan olan Mâlik b. ed-Duhşum ise: "Ben size, 'Resûlullah'ın yanındakilere infak etmeyin ki dağılıp gitsinler' dememiş miydim?" dedi. Bunu Ömer b. el-Hattâb işitti; yürüyerek Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna geldi4 ve: "Ey Allah'ın Resûlü! İnsanları fitneye düşüren şu adamın boynunu vurmama izin ver!" dedi. -Ömer, Abdullah b. Übey'i kastediyordu.- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ömer'e: «Sana onu öldürmeni emredersem onu gerçekten öldürür müsün?» buyurdu. Ömer: "[Evet,]5 vallahi bana onu öldürmemi emredersen mutlaka boynunu vururum!" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Otur» buyurdu. Sonra -Ensâr'dan, ardından da Benî Abdileşhel'den biri olan- Üseyd b. Hudayr6 gelip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna vardı ve: "Ey Allah'ın Resûlü! İnsanları fitneye düşüren şu adamın [hemen]7 boynunu vurmama izin ver!" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Sana onu öldürmeni emredersem onu gerçekten öldürür müsün?» buyurdu. [Üseyd]: "Evet, vallahi bana onu öldürmemi emredersen kılıçla kulak memesinin altından vururum!" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Otur» buyurdu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Halka göç edileceğini duyurun» buyurdu. İnsanları gün ortasında yola çıkardı ve yürüdü...

31357. Metin

يومه وليلته والغد حتى مَتَعَ النهار، ثم نزل. ثم هَجَّر بالناس مثلها، فَصبح (¬١) بالمدينة في ثلاث سارها من قفا المُشلَّل فلما قدم رسول الله ﷺ المدينة أرسل إلى عمر فدعاه، فقال له رسول الله: "أي ْعمر، أكنت قاتله لو أمرتك بقتله؟ " قال (¬٢) عمر: نعم، فقال رسول الله ﷺ: "والله لو قتلته يومئذ لأرغمتَ أنوف رجال لو أمرتهم اليوم بقتله امتثلوه (¬٣) فيتحدث الناسُ أني قد وقعت على أصحابي فأقتلهم صبرًا". وأنزل الله ﷿: (هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا) إلى قوله: (لَئِنْ رَجَعْنَا إلَى الْمَدِينَةِ [لَيُخْرِجَنَّ الأعَزُّ مِنْهَا الأذَل]) (¬٤) الآية.

o gün, gece boyunca ve ertesi gün gün yükselinceye kadar yürüdü, sonra konakladı. Sonra yine aynı şekilde insanları gün ortasında yola çıkardı ve Müşellel'in arkasından üç günde katettiği yolu aşarak sabah vakti Medine'ye girdi. (¬١) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine'ye gelince Ömer'e haber gönderip onu çağırdı ve ona: "Ey Ömer! Sana onu öldürmeni emretseydim onu öldürür müydün?" buyurdu. Ömer: (¬٢) "Evet" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Vallahi onu o gün öldürmüş olsaydın, bugün kendilerine onu öldürmelerini emretsem derhal itaat edecek (¬٣) nice adamların burnunu sürtmüş olurdun; insanlar da benim ashabıma saldırıp onları esir olarak öldürdüğümü konuşurlardı" buyurdu. Ve Aziz ve Celil olan Allah: (هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا) ayetinden başlayarak (لَئِنْ رَجَعْنَا إلَى الْمَدِينَةِ [لَيُخْرِجَنَّ الأعَزُّ مِنْهَا الأذَل]) (¬٤) ayetine kadar indirdi.

31358. Metin

وهذا سياق غريب، وفيه أشياء نفيسة لا توجد إلا فيه.

Bu garip bir rivayet bağlamıdır ve içinde sadece burada bulunan değerli bilgiler vardır.

31359. Metin

وقال محمد بن إسحاق بن يسار: حدثني عاصم بن عمر بن قتادة: أن عَبدَ الله بن أبي -يعنى لما بلغه ما كان من أمر أبيه-أتى رسول الله ﷺ فقال: يا رسول الله، إنه بلغني أنك تريد قتل عبد الله بن أبَيّ فيما بلغك عنه، فإن كنت فاعلا فمرني به، فأنا أحمل إليك رأسه، فوالله لقد علمت الخزرج ما كان لها من رجل أبرّ بوالده مني، إني أخشى أن تأمر به غيري فيقتله، فلا تدعني نفسي أنظر إلى قاتل عبد الله بن أبي يمشي في الناس، فأقتله، فأقتل مؤمنًا بكافر، فأدخل النار. فقال رسول الله ﷺ: "بل نترفق به ونحسن صحبته، ما بقي معنا" (¬٥)

Muhammed b. İshâk b. Yesâr der ki: Bana Âsım b. Ömer b. Katâde anlattı: Abdullah b. Ebî -yani babasının başına gelenler kendisine ulaşınca- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Ey Allah'ın Resûlü! Duyduğuma göre onun hakkında sana ulaşan sözlerden ötürü Abdullah b. Übey'i öldürmek istiyormuşsun. Eğer bunu yapacaksan bana emret, onun başını sana ben getireyim. Vallahi Hazrec bilir ki aralarında babasına benden daha hayırlı/saygılı bir adam yoktur. Ondan ötürü benden başkasına emredip de onun öldürmesinden, sonra nefsimin Abdullah b. Übey'in katilinin insanlar arasında dolaşmasına izin vermeyip onu öldürmemden, böylece bir kâfir yüzünden bir mümini öldürüp cehenneme girmemden korkuyorum" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bilakis aramızda kaldığı sürece ona yumuşak davranır ve onunla arkadaşlığımızı güzel tutarız" buyurdu. (¬٥)

31360. Metin

وذكر عكرمةُ وابن زيد وغيرهما: أن الناس لما قفلوا راجعين إلى المدينة، وقف عبدُ الله بن عبد الله هذا على باب المدينة، واستل سيفه، فجعل الناس يمرون عليه، فلما جاء أبوه عبد الله بن أبي قال له ابنه: وراءك. فقال: ما لك؟ ويلك. فقال: والله لا تجوز من هاهنا حتى يأذنَ لك رسول الله ﷺ، فإنه العزيز وأنت الذليل. فلما جاء رسول الله ﷺ -وكان إنما يسير ساقة فشكا إليه عبد الله بن أبيّ ابنه، فقال ابنه عبد الله: والله يا رسول الله لا يدخلها حتى تأذن له. فأذن له رسول الله ﷺ، فقال: أما إذ أذن لك رسول الله ﷺ فَجُز الآن.

İkrime, İbn Zeyd ve başkaları zikretmişlerdir ki: İnsanlar Medine'ye dönmek üzere yola çıktıklarında, bu Abdullah b. Abdullah Medine kapısında durup kılıcını çekti. İnsanlar yanından geçmeye başladılar. Babası Abdullah b. Übey gelince oğlu ona: "Geri dur!" dedi. Babası: "Neyin var senin, yazıklar olsun sana!" dedi. Oğlu: "Vallahi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sana izin vermedikçe buradan geçemezsin! Zira üstün olan O'dur, alçak olan ise sensin!" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem -ordunun en arkasından yürüyordu- gelince Abdullah b. Übey oğlunu ona şikâyet etti. Oğlu Abdullah ise: "Vallahi ey Allah'ın Resûlü, sen izin vermedikçe buraya giremez!" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona izin verdi. Oğlu da: "Mademki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sana izin verdi, o hâlde şimdi geç!" dedi.

31361. Metin

وقال أبو بكر عبد الله بن الزبير في مسنده: حدثنا سفيان بن عُيَينة، حدثنا أبو هارون المدني قال: قال عبد الله بن عبد الله ابن أبي بن سلول لأبيه: والله لا تدخل المدينة أبدًا حتى تقول: رسولُ الله ﷺ الأعز وأنا الأذل. قال وجاء إلى النبي ﷺ فقال: يا رسول الله، إنه بلغني أنك تريد أن تقتل أبي، فوالذي بعثك بالحق ما تأملت وجهه قط هيبة له، لئن شئت أن آتيك برأسه لأتينك، فإني أكره أن أرى قاتل أبي (¬٦) \

Ebû Bekr Abdullah b. ez-Zübeyr Müsned'inde der ki: Bize Süfyân b. Uyeyne rivayet etti, bize Ebû Hârûn el-Medenî rivayet etti; dedi ki: Abdullah b. Abdullah b. Übey b. Selûl babasına: "Vallahi 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem en üstündür, ben ise en alçağım' deyinceye kadar Medine'ye asla giremeyeceksin!" dedi. Dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Ey Allah'ın Resûlü, duyduğuma göre babamı öldürmek istiyormuşsun. Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, ona olan heybetimden ötürü yüzüne asla dikkatle bakmış değilim. Eğer onun başını getirmemi dilersen muhakkak onu sana getiririm; zira babamın katilini görmekten hoşlanmam" dedi. (¬٦)

31362. Metin

{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلا أَوْلادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ (٩) وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ (١٠) وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاءَ أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ (١١)}

{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلا أَوْلادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ (٩) وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ (١٠) وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاءَ أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ (١١)} “Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (9) Sizden birine ölüm gelip de: «Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip salihlerden olsaydım!» demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. (10) Allah, eceli geldiğinde hiçbir nefsi asla ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (11)”

31363. Metin

يقول تعالى آمرًا لعباده المؤمنين بكثرة ذكره وناهيا لهم عن أن تشغلهم الأموال والأولاد عن ذلك ومخبرًا لهم بأنه من التَهَى بمتاع الحياة الدنيا وزينتها عما خُلِقَ له من طاعة ربه وذكره، فإنه من الخاسرين الذين يخسرون أنفسهم وأهليهم يوم القيامة، ثم حثهم على الإنفاق في طاعته فقال: (وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ) فكل مُفَرِّط يندم عند الاحتضار، ويسأل طول المدة ولو شيئا يسيرًا، يستعتب ويستدرك ما فاته، وهيهات! كان ما كان، وأتى ما هو آت، وكل بحسب تفريطه، أما الكفار فكما قال [الله] (¬١) تعالى: {وَأَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُوا رَبَّنَا أَخِّرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُوا أَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ} [إبراهيم: ٤٤] وقال تعالى: {حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ * لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ} [المؤمنون: ٩٩، ١٠٠].

Yüce Allah mümin kullarına Kendisini çokça zikretmelerini emretmekte, malların ve evlatların kendilerini bundan alıkoymasını yasaklamakta ve dünya hayatının metaı ve süsü ile oyalanıp Rabbinin itaati ve zikrinden -ki bunun için yaratılmıştır- yüz çeviren kimsenin, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana uğratan ziyankârlardan olacağını haber vermektedir. Sonra onları Kendi yolunda infak etmeye teşvik ederek şöyle buyurmuştur: (وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ) Her kusurlu kimse can çekişme anında pişman olur ve özür dileyip kaçırdıklarını telafi edebilmek için az bir süre de olsa vaktin uzatılmasını ister. Fakat ne mümkün! Olan olmuş, gelecek olan gelmiştir; herkes kusuru nispetindedir. Kâfirlere gelince, Yüce [Allah]'ın (¬١) buyurduğu gibidir: {وَأَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُوا رَبَّنَا أَخِّرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُوا أَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ} [إبراهيم: ٤٤] “İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. O gün zulmedenler derler ki: 'Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin davetine icabet edelim ve elçilere uyalım.' [Onlara denilir ki:] 'Daha önce sizin için bir zeval olmadığına yemin etmemiş miydiniz?'” Yüce Allah şöyle de buyurmuştur: {حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ * لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ} [المؤمنون: ٩٩، ١٠٠] “Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman der ki: 'Rabbim! Beni geri döndürün; ta ki terk ettiğim [dünyada] salih amel işleyeyim.' Hayır! Bu, onun söylediği [boş] bir sözden ibarettir. Onların arkalarında, diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.”

31364. Metin

ثم قال تعالى: (وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاءَ أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ) أي: لا ينظر أحدًا بعد حلول أجله، وهو أعلم وأخبر بمن يكون صادقًا في قوله وسؤاله ممن لو رُدّ لعاد إلى شر مما كان عليه؛ ولهذا قال: (وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ) وقال أبو عيسى الترمذي: حدثنا عبد بن حميد، حدثنا جعفر بن عون، حدثنا أبو جَنَاب الكلبي، عن الضحاك بن مُزاحم، عن ابن عباس قال: من كان له مال يبلغه حج بيت ربه، أو تجب عليه فيه زكاةٌ، فلم يفعل، سأل الرجعة عند الموت. فقال رجل: يا ابن عباس، اتق الله، فإنما يسأل الرجعة الكفار. فقال سأتلوا عليك بذلك قرآنا: (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلا أَوْلادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ [وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاءَ أَجَلُهَا] وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ) (¬٢) قال: فما يوجب الزكاة؟ قال: إذا بلغ المال مائتين فصاعدا. قال: فما يوجب الحج؟ قال: الزاد والبعير.

Sonra Yüce Allah şöyle buyurmuştur: (وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاءَ أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ) Yani eceli geldikten sonra kimseye mühlet vermez. O, sözünde ve talebinde sadık olan kimse ile geri döndürülse bile eskisinden daha kötü bir duruma dönecek olan kimseyi en iyi bilen ve haberdar olandır. Bundan dolayı: (وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ) buyurmuştur. Ebû Îsâ et-Tirmizî der ki: Bize Abd b. Humeyd rivayet etti, bize Ca'fer b. Avn rivayet etti, bize Ebû Cenâb el-Kelbî, Dahhâk b. Müzâhim'den, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti; İbn Abbâs dedi ki: Kimin kendisini Rabb'inin evini haccetmeye ulaştıracak malı bulunur veya üzerine zekât farz olur da bunu yapmazsa, ölüm anında geri dönüşü ister. Bir adam: "Ey İbn Abbâs! Allah'tan kork, zira geri dönüşü ancak kâfirler ister" dedi. İbn Abbâs: "Buna dair sana Kur'an'dan okuyayım: (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلا أَوْلادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ [وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاءَ أَجَلُهَا] وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ)" (¬٢) dedi. Adam: "Zekâtı vacip kılan miktar nedir?" dedi. İbn Abbâs: "Mal iki yüz [dirhem] ve üzeri olduğunda" dedi. Adam: "Haccı vacip kılan nedir?" dedi. İbn Abbâs: "Azk ve binek" dedi.

31365. Metin

ثم قال: حدثنا عبد بن حُميَد، حدثنا عبد الرزاق، عن الثوري، عن يحيى بن أبي حَيَّة -وهو أبو جناب الكلبي-عن الضحاك، عن ابن عباس، عن النبي ﷺ، بنحوه (¬٣)

Sonra dedi ki: Bize Abd b. Humeyd rivayet etti, bize Abdürrezzâk, Sevrî'den, o Yahyâ b. Ebî Hayye'den -ki o Ebû Cenâb el-Kelbî'dir-, o Dahhâk'tan, o İbn Abbâs'tan, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den benzerini rivayet etti. (¬٣)

31366. Metin

ثم قال: وقد رواه سفيان بن عيينة وغيره، عن أبي جَنَاب، عن ابن الضحاك، عن ابن عباس، من قوله. وهو أصح، وضعَّف أبا جناب الكلبي.

Sonra [Tirmizî] dedi ki: Bunu Süfyân b. Uyeyne ve başkaları Ebû Cenâb'dan, o İbnü'd-Dahhâk'tan, o İbn Abbâs'tan kendi sözü olarak (mevkûf olarak) rivayet etmiştir. Bu daha sahihtir; [ayrıca Tirmizî] Ebû Cenâb el-Kelbî'yi zayıf saymıştır.

31367. Metin

قلت: رواية الضحاك عن ابن عباس فيها انقطاع، والله أعلم.

Ben derim ki: Dahhâk'ın İbn Abbâs'tan yaptığı rivayette kopukluk (inkıta) vardır, en doğrusunu Allah bilir.

31368. Metin

وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبي، حدثنا ابن نُفَيل، حدثنا سليمان بن عطاء، عن مسلمة الجهني، عن عمه -يعني أبا مشجعة بن رِبْعِي-عن أبي الدرداء، ﵁، قال: ذكرنا عند رسول الله ﷺ الزيادة في العمر فقال: " إن الله لا يؤخر نفسًا إذا جاء أجلها، وإنما الزيادة في العمر أن يرزق الله العبدَ ذُرية صالحة يدعون له، فيلحقه دعاؤهم في قبره" (¬١)

İbn Ebî Hâtim der ki: Bize babam rivayet etti, bize İbn Nüfeyl rivayet etti, bize Süleymân b. Atâ, Mesleme el-Cühenî'den, o amcasından -yani Ebû Müşeccaa b. Rib'î'den-, o da Ebü'd-Derdâ'dan radıyallâhu anh rivayet etti; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında ömrün uzamasını andık; bunun üzerine şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah eceli geldiği zaman hiçbir nefsi ertelemez. Ömrün uzaması ise ancak Allah'ın kula kendisine dua edecek salih bir nesil nasip etmesi ve onların duasının kabrinde ona ulaşmasıdır." (¬١)

31369. Metin

آخر تفسير سورة "المنافقون" ٢ ولله الحمد والمنة

"Münâfikûn"2 suresi tefsirinin sonu. Hamd ve minnet Allah'adır.