34071. Metin
وهي مدنية.
O, Medine [döneminde inmiş] bir suredir.
34072. Metin
قال الإمام أحمد: حدثنا عفان، حدثنا حماد -وهو ابن سلمة-أخبرنا علي -هو ابن زيد-عن عمار بن أبي عمار قال: سمعت أبا حَيَّة البدري -وهو: مالك بن عمرو بن ثابت الأنصاري-قال: لما نزلت: "لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ" إلى آخرها، قال جبريل: يا رسول الله، إن ربك يأمرك أن تقرئها أُبَيًا. فقال النبي ﷺ لأبي: "إن جبريل أمرني أن أقرئك هذه السورة". قال أبي: وقد ذكرت ثم يا رسول الله؟ قال: "نعم". قال: فبكى أبي (¬١).
İmam Ahmed dedi ki: Bize Affân anlattı, bize Hammâd -ki o İbn Seleme'dir- anlattı, bize Ali -ki o İbn Zeyd'dir- Ammâr b. Ebî Ammâr'dan haber verdi; o şöyle dedi: Ebû Hayye el-Bedrî'yi -ki o, Mâlik b. Amr b. Sâbit el-Ensârî'dir- şöyle derken işittim: "لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ" sonuna kadar indiğinde Cebrail şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Şüphesiz Rabbin, onu Übeyy'e okumanı sana emrediyor." Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Übeyy'e: "Cebrail bana bu sureyi sana okumamı emretti." buyurdu. Übeyy: "Orada benim adım da anıldı mı ey Allah'ın Resulü?" dedi. [Allah Resulü]: "Evet." buyurdu. [Ravi] dedi ki: Bunun üzerine Übeyy ağladı(¬١).
34073. Metin
حديث آخر: وقال الإمام أحمد: حدثنا محمد بن جعفر، حدثنا شعبة، سمعت قتادة يحدث عن أنس بن مالك قال: قال رسول الله ﷺ لأبي بن كعب: إن الله أمرني أن أقرأ عليك: " لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا " قال: وسمانى لك؟ قال: "نعم". فبكى.
Başka bir hadis: İmam Ahmed dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, bize Şu'be anlattı; Katâde'nin Enes b. Mâlik'ten rivayetle şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Übeyy b. Ka'b'a: "Şüphesiz Allah, bana sana 'لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا' [suresini] okumamı emretti." buyurdu. [Übeyy]: "Benim adımı sana andı mı?" dedi. [Resûlullah]: "Evet." buyurdu. Bunun üzerine [Übeyy] ağladı.
34074. Metin
ورواه البخاري، ومسلم، والترمذي، والنسائي، من حديث شعبة، به (¬٢).
Bunu Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî de Şu'be hadisinden bu yolla rivayet etmişlerdir(¬٢).
34075. Metin
حديث آخر: قال الإمام أحمد: حدثنا مُؤَمِّل، حدثنا سفيان، حدثنا أسلم المنقري، عن عبد الله بن عبد الرحمن بن أبْزَى، عن أبيه، عن أبي بن كعب قال: قال لي رسول الله ﷺ: "إني أمرت أن أقرأ عليك سورة كذا وكذا". قلت: يا رسول الله، وقد ذُكرتُ هناك؟ قال: "نعم". فقلت له: يا أبا المنذر، فَفَرحت بذلك. قال: وما يمنعني والله يقول: {قُلْ بِفَضْلِ اللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ} [يونس: ٥٨]. قال مؤمل: قلت لسفيان: القراءة في الحديث؟ قال: نعم. تفرد به من هذا الوجه (¬٣).
Başka bir hadis: İmam Ahmed dedi ki: Bize Müemmel anlattı, bize Süfyân anlattı, bize Eslem el-Mınkarî, Abdullah b. Abdirrahmân b. Ebzâ'dan, o da babasından, o da Übeyy b. Ka'b'dan rivayet etti; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: "Bana, sana filanca filanca sureyi okumam emredildi." buyurdu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, orada benim adım da anıldı mı?" dedim. "Evet." buyurdu. [İbn Ebzâ dedi ki:] Ben ona: "Ey Ebe'l-Münzir, buna sevindin mi?" dedim. O da: "Allah: { قُلْ بِفَضْلِ اللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ } “De ki: Allah'ın lütfuyla ve rahmetiyle; ancak bununla sevinsinler. Bu, onların topladıklarından daha hayırlıdır.” [Yûnus: 58] buyururken buna sevinmeme ne engel olabilir ki?" dedi. Müemmel dedi ki: Süfyân'a: "Hadisteki [ifade] kıraat mi?" dedim. "Evet." dedi. [Müemmel] bu rivayette bu yoldan teferrüd etmiştir(¬٣).
34076. Metin
طريق أخرى: قال أحمد: حدثنا محمد بن جعفر وحجاج قالا حدثنا شعبة، عن عاصم بن بَهْدَلة، عن زر بن حبيش، عن أبي بن كعب قال: إن رسول الله ﷺ قال لي: "إن الله أمرني أن أقرأ عليك القرآن". قال: فقرأ: (لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ) قال: فقرأ فيها: ولو أن ابن آدم سأل واديا من مال، فأعطيه ٤ لسأل ثانيًا، ولو سأل ثانيًا فأعطيه ٥ لسأل ثالثًا، ولا يملأ جوف ابن آدم إلا التراب، ويتوب الله على من تاب. وإن ذلك الدين عند الله الحنيفية، غير المشركة ولا اليهودية ولا النصرانية، ومن يفعل خيرا فلن يكفره.
Başka bir rivayet yolu: Ahmed dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer ve Haccâc anlattılar; dediler ki: Bize Şu'be, Âsım b. Behdele'den, o Zirr b. Hubeyş'ten, o da Übeyy b. Ka'b'dan anlattı; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: «Şüphesiz Allah, sana Kur'an okumamı bana emretti.» buyurdu. [Übeyy] dedi ki: Bunun üzerine { لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ } “Kitap ehlinden inkâr edenler...” [suresini] okudu. [Übeyy devamla] dedi ki: Onun içinde şunu da okudu: «Eğer âdemoğlu bir vâdi dolusu mal istese ve bu kendisine verilse4, mutlaka ikincisini ister. Şayet ikincisini istese ve bu kendisine verilse5, mutlaka üçüncüsünü ister. Âdemoğlunun karnını ancak toprak doldurur. Allah tövbe edenin tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah katında hak din; müşrikliğe bulaşmamış, Yahudilik ve Hristiyanlık olmayan Hanîfliktir. Kim bir hayır işlerse o asla inkâr edilmeyecek [karşılıksız bırakılmayacak]tır.»
34077. Metin
ورواه الترمذي من حديث أبي داود الطيالسي، عن شعبة، به (¬١) وقال: حسن صحيح.
Bunu Tirmizî de Ebû Dâvûd et-Tayâlisî'nin Şu'be'den rivayetiyle nakletmiş(¬١) ve: "Hasen sahihtir." demiştir.
34078. Metin
طريق أخرى: قال الحافظ أبو القاسم الطبراني: حدثنا أحمد بن خليد الحلبي، حدثنا محمد بن عيسى الطباع، حدثنا معاذ بن محمد بن معاذ بن أبي بن كعب، عن أبيه، عن جده، عن أبي بن كعب قال: قال رسول الله ﷺ: "يا أبا المنذر، إني أمرت أن أعرض عليك القرآن". قال: بالله آمنت، وعلى يدك أسلمت، ومنك تعلمت. قال: فرد النبي ﷺ القول. [قال] (¬٢) فقال: يا رسول الله، أذكرت هناك؟ قال: "نعم، باسمك ونسبك في الملأ الأعلى". قال: فاقرأ إذًا يا رسول الله (¬٣).
Başka bir rivayet yolu: Hâfız Ebü'l-Kâsım et-Taberânî dedi ki: Bize Ahmed b. Hulayd el-Halebî anlattı, bize Muhammed b. Îsâ et-Tabbâ' anlattı, bize Muâz b. Muhammed b. Muâz b. Übeyy b. Ka'b, babasından, o dedesinden, o da Übeyy b. Ka'b'dan anlattı; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ey Ebe'l-Münzir! Şüphesiz bana Kur'an'ı sana arz etmem emredildi." buyurdu. [Übeyy]: "Allah'a iman ettim, senin elinde müslüman oldum ve senden öğrendim." dedi. [Ravi] dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sözü tekrarladı. [Ravi dedi ki:](¬٢) Bunun üzerine [Übeyy]: "Ey Allah'ın Resulü! Orada benim adım anıldı mı?" dedi. [Allah Resulü]: "Evet, Mele-i A'lâ'da adın ve nesebinle [anıldın]." buyurdu. [Übeyy]: "O halde oku ey Allah'ın Resulü!" dedi(¬٣).
34079. Metin
هذا غريب من هذا الوجه، والثابت ما تقدم. وإنما قرأ عليه النبي ﷺ هذه السورة تثبيتًا له، وزيادة لإيمانه، فإنه -كما رواه أحمد والنسائي، من طريق أنس، عنه (¬٤) ورواه أحمد وأبو داود، من حديث سليمان بن صُرَد عنه (¬٥) ورواه أحمد عن عفان، عن حماد، عن حميد، عن أنس، عن عبادة بن الصامت، عنه (¬٦) ورواه أحمد ومسلم وأبو داود والنسائي، من حديث إسماعيل بن أبي خالد، عن عبد الله بن عيسى، عن عبد الرحمن بن أبي ليلى، عنه (¬٧) كان قد أنكر على إنسان، وهو: عبد الله بن مسعود، قراءة شيء من القرآن على خلاف ما أقرأه رسول الله ﷺ فرفعه إلى النبي ﷺ فاستقرأهما، وقال، لكل منهما: "أصبت". قال أبي: فأخذني من الشك ولا إذ كنت في الجاهلية. فضرب رسول الله ﷺ في صدره، قال أبي: فَفضْتُ عَرَقًا، وكأنما أنظر إلى الله فرقًا. وأخبره رسول الله ﷺ أن جبريل أتاه فقال: إن الله يأمرك أن تقرئ أمتك القرآن على حرف. فقلت: "أسأل الله معافاته ومغفرته". فقال: على حرفين. فلم يزل حتى قال: إن الله يأمرك أن تقرئ أمتك القرآن على سبعة أحرف. كما قدمنا ذكر هذا الحديث بطرقه وألفاظه في أول التفسير. فلما نزلت هذه السورة الكريمة وفيها: {رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُطَهَّرَةً * فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ} قرأها عليه رسول الله ﷺ قراءة إبلاغ وتثبيت وإنذار، لا قراءة تعلم واستذكار، والله أعلم.
Bu rivayet bu vecihten gariptir; sabit olan ise daha önce geçendir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu sureyi ona sadece kendisini pekiştirmek ve imanını artırmak için okumuştur. Çünkü o -Ahmed ve Nesâî'nin Enes yoluyla ondan rivayet ettiği(¬٤), Ahmed ve Ebû Dâvûd'un Süleymân b. Surad hadisinden ondan rivayet ettiği(¬٥), Ahmed'in Affân'dan, onun Hammâd'dan, onun Humeyd'den, onun Enes'ten, onun Ubâde b. es-Sâmit'ten, onun da Übeyy'den rivayet ettiği(¬٦), yine Ahmed, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin İsmâil b. Ebî Hâlid'den, onun Abdullah b. Îsâ'dan, onun Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, onun da ondan rivayet ettiği üzere(¬٧)- bir adamın (ki o Abdullah b. Mes'ûd'dur) Kur'an'dan bir yeri Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisine okuttuğundan farklı okumasını yadırgamış ve meseleyi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e götürmüştü. Allah Resulü her ikisine de okuttu ve ikisine de: "Doğru okudun." buyurdu. Übeyy dedi ki: "Beni, Câhiliye dönemindeyken bile düşmediğim bir şüphe kapladı." Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun göğsüne vurdu. Übeyy dedi ki: "Ter döktüm ve [O'ndan duyduğum] korkuyla sanki Allah'a bakıyor gibi oldum." Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona Cebrail'in kendisine gelip şöyle dediğini bildirdi: "Şüphesiz Allah, ümmetine Kur'an'ı tek bir harf (kıraat) üzere okutmanı emrediyor." Ben de: "Allah'tan afiyetini ve bağışlamasını dilerim." dedim. Cebrail: "İki harf üzere." dedi ve bu durum, "Şüphesiz Allah ümmetine Kur'an'ı yedi harf üzere okutmanı emrediyor." deyinceye kadar devam etti. Nitekim bu hadisi tefsirin başında bütün yolları ve lafızlarıyla zikretmiştik. İşte içinde: { رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُطَهَّرَةً * فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ } “Allah tarafından [gönderilmiş], tertemiz sahifeleri okuyan bir peygamberdir; onlarda dosdoğru hükümler vardır.” [ayetleri] bulunan bu yüce sure indiğinde, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu ona öğrenme ve hatırlama okuyuşu olarak değil, tebliğ, pekiştirme ve uyarı okuyuşu olarak okudu. En doğrusunu Allah bilir.
34080. Metin
وهذا كما أن عمر بن الخطاب لما سأل رسول الله ﷺ يوم الحديبية عن تلك الأسئلة، وكان فيما قال: أولم تكن تخبرنا أنا سنأتي البيت ونطوف به؟ قال: "بلى، أفأخبرتك أنك تأتيه عامك هذا؟ ". قال: لا قال: "فإنك آتيه، ومُطوَّف به". فلما رجعوا من الحديبية، وأنزل الله على النبي ﷺ سورة "الفتح"، دعا عمر بن الخطاب وقرأها عليه، وفيها قوله: {لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ آمِنِينَ} الآية [الفتح: ٢٧]، كما تقدم.
Bu durum tıpkı, Ömer b. el-Hattâb'ın Hudeybiye günü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e o soruları sorduğunda söylediği şu söze benzer: "Sen bize Beyt'e geleceğimizi ve onu tavaf edeceğimizi haber vermiyor muydun?" [Allah Resulü]: "Evet, fakat sana bu yıl oraya geleceğini haber vermiş miydim?" buyurdu. [Ömer]: "Hayır." dedi. [Allah Resulü]: "Muhakkak ki sen oraya gidecek ve onu tavaf edeceksin." buyurdu. Hudeybiye'den döndüklerinde ve Allah Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e "Fetih" suresini indirdiğinde, Ömer b. el-Hattâb'ı çağırıp ona okudu; surede daha önce geçtiği üzere şu buyruk vardı: { لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ آمِنِينَ } “Andolsun ki Allah, Peygamberine rüyasını hak ile doğru çıkardı. Allah dilerse güven içinde Mescid-i Harâm'a mutlaka gireceksiniz...” [Fetih: 27].
34081. Metin
وروى الحافظ أبو نُعَيم في كتابه "أسماء الصحابة" من طريق محمد بن إسماعيل الجعفري المدني:
Hâfız Ebû Nuaym "Esmâü's-Sahâbe" adlı kitabında Muhammed b. İsmâîl el-Ca'ferî el-Medenî yoluyla rivayet etmiştir:
34082. Metin
حدثنا عبد الله بن سلمة بن أسلم، عن ابن شهاب، عن إسماعيل بن أبي حكيم المدني، حدثني فُضَيل، سمعت رسول الله ﷺ يقول: إن الله ليسمع قراءة "لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا" فيقول: أبشر عبدي، فوعزتي لأمكننه (¬١) لك في الجنة حتى ترضى.
Bize Abdullah b. Seleme b. Eslem, İbn Şihâb'dan, o İsmâil b. Ebî Hakîm el-Medenî'den anlattı: Bana Fudayl anlattı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Şüphesiz Allah 'لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا' suresinin okunuşunu işitir ve şöyle buyurur: 'Müjdeler olsun ey kulum! İzzetime andolsun ki sen razı oluncaya kadar cennette sana [dilediğin makamı] kesinlikle vereceğim(¬١).'"
34083. Metin
حديث غريب جدًا. وقد رواه الحافظ أبو موسى المديني وابن الأثير، من طريق الزهري، عن إسماعيل بن أبي حكيم، عن نَظير المزني -أو: المدني -عن النبي ﷺ: إن الله ليسمع قراءة "لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا" ويقول: أبشر عبدي، فوعزتي لا أنساك على حال من أحوال الدنيا والآخرة، ولأمكنن لك في الجنة حتى ترضى (¬٢).
Çok garip bir hadistir. Hâfız Ebû Mûsâ el-Medînî ve İbnü'l-Esîr de bunu Zührî yoluyla, İsmâil b. Ebî Hakîm'den, o Nazîr el-Müzenî'den -veya el-Medenî'den-, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle rivayet etmiştir: "Şüphesiz Allah 'لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا' suresinin okunuşunu işitir ve şöyle buyurur: 'Müjdeler olsun ey kulum! İzzetime andolsun ki dünya ve ahiret hallerinden hiçbir halde seni unutmayacağım ve sen razı oluncaya kadar cennette sana kesinlikle [dilediğin makamı] vereceğim.'"(¬٢)
34084. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
34085. Metin
{لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ (١) رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُطَهَّرَةً (٢) فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ (٣) وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ (٤) وَمَا أُمِرُوا إِلا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ (٥)}
{ لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ (١) رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُطَهَّرَةً (٢) فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ (٣) وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ (٤) وَمَا أُمِرُوا إِلا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ (٥) } “Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar [inkârlarından] vazgeçecek değillerdi. (1) [O delil,] Allah tarafından [gönderilmiş], tertemiz sayfaları okuyan bir peygamberdir. (2) O sayfalarda dosdoğru hükümler vardır. (3) Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. (4) Halbuki onlara, ancak dini yalnız O'na has kılarak dosdoğru Hanîfler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emrolunmuştu. İşte dosdoğru din budur. (5)”
34086. Metin
أما أهل الكتاب فهم: اليهود والنصارى، والمشركون: عَبَدةُ الأوثان والنيران، من العرب ومن العجم. وقال مجاهد: لم يكونوا (مُنْفَكِّينَ) يعني: منتهين حتى يتبين لهم الحق. وكذا قال قتادة.
Kitap ehline gelince, onlar Yahudiler ve Hristiyanlardır. Müşrikler ise Araplardan ve Acemlerden putlara ve ateşe tapanlardır. Mücâhid: (مُنْفَكِّينَ) [ifadesi hakkında] şöyle demiştir: "Yani kendilerine hak apaçık belli oluncaya kadar vazgeçecek değillerdi." Katâde de böyle demiştir.
34087. Metin
(حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ) أي: هذا القرآن؛ ولهذا قال تعالى: (لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ) ثم فسر البينة بقوله: (رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُطَهَّرَةً) يعني: محمدًا ﷺ، وما يتلوه من القرآن العظيم، الذي هو مكتتب في الملأ الأعلى، في صحف مطهرة كقوله: {فِي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ * مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ * بِأَيْدِي سَفَرَةٍ * كِرَامٍ بَرَرَةٍ} [عبس: ١٣ - ١٦].
(حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ) Yani: Bu Kur'an. İşte bu sebeple Yüce [Allah]: (لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ) buyurmuş, sonra da açık delili: (رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُطَهَّرَةً) buyruğuyla açıklamıştır. Yani Mele-i A'lâ'da tertemiz sahifelerde yazılı olan o yüce Kur'an'ı okuyan Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'dir; nitekim şöyle buyrulmuştur: { فِي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ * مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ * بِأَيْدِي سَفَرَةٍ * كِرَامٍ بَرَرَةٍ } “Çok şerefli, yüceltilmiş, tertemiz sahifelerdedir; saygıdeğer, itaatkâr kâtiplerin ellerindedir.” [Abese: 13-16].
34088. Metin
وقوله: (فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ) قال ابن جرير: أي في الصحف المطهرة كتب من الله قيمة: عادلة مستقيمة، ليس فيها خطأ؛ لأنها من عند الله، ﷿.
(فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ) buyruğu hakkında İbn Cerîr şöyle demiştir: Yani o tertemiz sahifelerde Allah'tan gelen dosdoğru, adil ve istikamet üzere hükümler/yazılar vardır; onlarda hiçbir hata yoktur, çünkü onlar aziz ve celil olan Allah katındandır.
34089. Metin
قال قتادة: (رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُطَهَّرَةً) يذكر القرآن بأحسن الذكر، ويثني عليه بأحسن الثناء.
Katâde: (رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُطَهَّرَةً) hakkında şöyle demiştir: "Kur'an'ı en güzel şekilde zikreder ve onu en güzel övgüyle över."
34090. Metin
وقال ابن زيد: (فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ) مستقيمة معتدلة.
İbn Zeyd: (فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ) hakkında: "Dosdoğru, dengeli [yazılar/hükümlerdir]." demiştir.
34091. Metin
وقوله: (وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ) كقوله:
Allah Teâlâ'nın: { وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ } “Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.” buyruğu, tıpkı [şu] buyruğu gibidir:12
34092. Metin
{وَلا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ} [آل عمران: ١٠٥] يعني بذلك: أهل الكتب المنزلة على الأمم قبلنا، بعد ما أقام الله عليهم الحجج والبينات تفرقوا واختلفوا في الذي أراده الله من كتبهم، واختلفوا اختلافًا كثيرًا، كما جاء في الحديث المروي من طرق: "إن اليهود اختلفوا على إحدى وسبعين فرقة، وإن النصارى اختلفوا على اثنتين وسبعين فرقة وستفترق هذه الأمة على ثلاث وسبعين فرقة، كلها في النار إلا واحدة". قالوا: من هم يا رسول الله؟ قال: "ما أنا عليه وأصحابي" (¬١).
{ وَلا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ } “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” [Âl-i İmrân: 105]. Bununla, bizden önceki ümmetlere indirilen kitapların ehlini kastetmektedir; Allah onlara hüccetleri ve apaçık delilleri ortaya koyduktan sonra fırkalara bölündüler ve Allah'ın kendi kitaplarından ne murad ettiği hususunda ihtilafa düştüler ve birçok ihtilaf çıkardılar. Nitekim çeşitli yollarla rivayet edilen hadiste şöyle gelmiştir: "Şüphesiz Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar, Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır; biri hariç hepsi cehennemdedir." 'Onlar kimlerdir ey Allah'ın Resulü?' dediler. Şöyle buyurdu: 'Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yol [üzere olanlar].'(¬١)
34093. Metin
وقوله: (وَمَا أُمِرُوا إِلا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ) كقوله {وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا أَنَا فَاعْبُدُونِ} [الأنبياء: ٢٥]؛ ولهذا قال: حنفاء، أي: مُتَحنفين عن الشرك إلى التوحيد. كقوله: {وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولا أَنِ اُعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ} [النحل: ٣٦] وقد تقدم تقرير الحنيف في سورة "الأنعام" (¬٢) بما أغنى عن إعادته هاهنا.
(وَمَا أُمِرُوا إِلا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ) buyruğu, tıpkı: { وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا أَنَا فَاعْبُدُونِ } “Senden önce gönderdiğimiz her peygambere mutlaka: 'Benden başka hiçbir ilah yoktur, öyleyse Bana kulluk edin' diye vahyetmişizdir.” [Enbiyâ: 25] buyruğu gibidir. Bu sebeple: "Hanîfler olarak", yani şirkten tevhîde yönelenler olarak buyurmuştur; tıpkı şu buyruk gibi: { وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولا أَنِ اُعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ } “Andolsun ki biz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan sakının' diyen bir peygamber gönderdik.” [Nahl: 36]. Hanîf kelimesinin açıklaması daha önce "En'âm" suresinde(¬٢) burada tekrar edilmesine ihtiyaç bırakmayacak şekilde geçmiştir.
34094. Metin
(وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ) وهي أشرف عبادات البدن، (وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ) وهي الإحسان إلى الفقراء (¬٣) والمحاويج. (وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ) أي: الملة القائمة العادلة، أو: الأمة المستقيمة المعتدلة.
(وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ) Bu, bedeni ibadetlerin en şereflisidir. (وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ) Bu ise fakirlere(¬٣) ve muhtaçlara iyilikte bulunmaktır. (وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ) Yani dosdoğru, adil din veya dosdoğru, mutedil ümmet [anlamındadır].
34095. Metin
وقد استدل كثير من الأئمة، كالزهري والشافعي، بهذه الآية الكريمة على أن الأعمال داخلة في الإيمان؛ ولهذا قال: (وَمَا أُمِرُوا إِلا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ)
Zührî ve Şâfiî gibi birçok imam, amellerin imana dahil olduğuna dair bu kerim ayeti delil getirmişlerdir; bu sebeple [Allah Teâlâ]: (وَمَا أُمِرُوا إِلا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ) buyurmuştur.
34096. Metin
{إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُولَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ (٦) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ (٧)}
{ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُولَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ (٦) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ (٧) } “Şüphesiz Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler cehennem ateşindedirler, orada ebedî kalacaklardır. İşte onlar yaratılmışların en şerlileridir. (6) Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler ise, işte onlar yaratılmışların en hayırlılarıdır. (7)”
34097. Metin
يخبر تعالى عن مآل الفجار، من كفرة أهل الكتاب، والمشركين المخالفين لكتب الله المنزلة وأنبياء الله المرسلة: أنهم يوم القيامة (فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا) أي: ماكثين، لا يحولون عنها ولا يزولون (أُولَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ) أي: شر الخليقة التي برأها الله وذرأها.
Yüce Allah; Kitap ehlinden kâfirlerin ve Allah'ın indirdiği kitaplara ve gönderdiği peygamberlere muhalefet eden müşriklerin akıbetini haber vererek, onların kıyamet gününde: (فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا) yani orada sürekli kalıcı olduklarını, oradan hiçbir yere ayrılamayacaklarını ve yok olmayacaklarını bildirmektedir. (أُولَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ) Yani Allah'ın yaratıp var ettiği mahlukatın en şerlileridirler.
34098. Metin
ثم أخبر تعالى عن حال الأبرار -الذين آمنوا بقلوبهم، وعملوا الصالحات بأبدانهم-بأنهم خير
Sonra Yüce Allah, -kalpleriyle iman edip bedenleriyle salih ameller işleyen- iyi kimselerin (ebrâr) durumunu haber vererek onların en hayırlı
34099. Metin
البرية.
hayırlıları olduklarını [bildirmiştir].
34100. Metin
وقد استدل بهذه الآية أبو هريرة وطائفة من العلماء، على تفضيل المؤمنين من البرية (¬١) على الملائكة؛ لقوله: (أُولَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ)
Ebû Hüreyre ve bir grup âlim, (أُولَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ) buyruğundan dolayı yaratılmışlar içinden müminlerin(¬١) meleklere üstün tutulduğuna bu ayetle delil getirmişlerdir.
34101. Metin
{جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ (٨)}
{ جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ (٨) } “Onların Rableri katındaki mükâfatları, altından ırmaklar akan ve içinde ebediyen kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte bu, Rabbinden korkan kimse içindir. (8)”
34102. Metin
ثم قال: (جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ) أي: يوم القيامة، (جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا) أي: بلا انفصال ولا انقضاء ولا فراغ.
Sonra: (جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ) Yani kıyamet gününde [karşılıkları], (جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا) yani kesintisiz, tükenmeksizin ve son bulmaksızın [oradadırlar] buyurdu.
34103. Metin
(رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ) ومقام رضاه عنهم أعلى مما أوتوه من النعيم المقيم، (وَرَضُوا عَنْهُ) فيما منحهم من الفضل العميم.
(رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ) O'nun kendilerinden razı olması makamı, onlara verilen kalıcı nimetlerden daha üstündür. (وَرَضُوا عَنْهُ) kendilerine bahşettiği o kapsamlı lütuftan dolayı [onlar da O'ndan razı olmuşlardır].
34104. Metin
وقوله: (ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ) أي: هذا الجزاء حاصل لمن خشي الله واتقاه حق تقواه، وعبده كأنه يراه، وقد علم أنه إن لم يره فإنه يراه.
(ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ) buyruğu; yani bu mükâfat, Allah'tan korkan, O'ndan hakkıyla sakınan ve O'nu görmese de O'nun kendisini gördüğünü bilerek O'na sanki görüyormuş gibi ibadet eden kimseye aittir.
34105. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا إسحاق بن عيسى، حدثنا أبو معشر، عن أبي وهب -مولى أبي هريرة-عن أبي هريرة قال: قال رسول الله ﷺ: "ألا أخبركم بخير البرية؟ " قالوا: بلى يا رسول الله. قال: "رجل أخذ بعنان فرسه في سبيل الله، كلما كانت هَيْعَة استوى عليه. ألا أخبركم بخير البرية؟ " قالوا: بلى يا رسول الله. قال: "رجل في ثُلَّة من غنمه، يقيم الصلاة ويؤتي الزكاة. ألا أخبركم بشر (¬٢) البرية؟ ". قالوا: بلى. قال: "الذي يَسأل بالله، ولا يُعطي به" (¬٣).
İmam Ahmed dedi ki: Bize İshâk b. Îsâ anlattı, bize Ebû Ma'şer, Ebû Hüreyre'nin azatlısı Ebû Vehb'den, o da Ebû Hüreyre'den rivayet etti; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Size yaratılmışların en hayırlısını haber vereyim mi?" buyurdu. "Evet, ey Allah'ın Resulü!" dediler. Buyurdu ki: "Allah yolunda atının dizginini tutan, ne zaman bir korku/hücum sesi duysa hemen atının üzerine atlayan kimsedir. Size yaratılmışların en hayırlısını haber vereyim mi?" buyurdu. "Evet, ey Allah'ın Resulü!" dediler. Buyurdu ki: "Koyun sürüsünün başında bulunup namazı kılan ve zekâtı veren adamdır. Size yaratılmışların en şerlisini(¬٢) haber vereyim mi?" buyurdu. "Evet." dediler. Buyurdu ki: "Allah adına [bir şey] isteyip de kendisinden Allah adına istendiğinde vermeyen kimsedir."(¬٣)
34106. Metin
آخر تفسير سورة "لم يكن" ٤.
"Lem Yekün" suresi tefsirinin sonu.4