14385. Metin
وهي مكية
[Bu sure] Mekkîdir.12
14386. Metin
{١ - ١١} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا * فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا * فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا * فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا * فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا * إِنَّ الإنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ * وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ * وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ * أَفَلا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ} .
{1-11} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا * فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا * فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا * فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا * فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا * إِنَّ الإنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ * وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ * وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ * أَفَلا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ} **“Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Soluk soluğa koşan [atlara] andolsun, [Nallarıyla] kıvılcım saçanlara, Sabah vakti ansızın baskın yapanlara, Derken orada tozu dumana katanlara, Bununla bir topluluğun ortasına dalanlara andolsun ki, Şüphesiz insan, Rabbine karşı pek nankördür. Ve kendisi de buna bizzat şahittir. Doğrusu o, mal sevgisine pek düşkündür. Bilmez mi o, kabirlerdekiler dışarı fırlatıldığı zaman...”**
14387. Metin
أقسم الله ﵎ بالخيل، لما فيها من آيات الله الباهرة، ونعمه الظاهرة، ما هو معلوم للخلق.
Allah Teâlâ atlara yemin etmiştir; çünkü onlarda Allah'ın insanlarca bilinen apaçık ayetleri ve zahir nimetleri bulunmaktadır.
14388. Metin
وأقسم [تعالى] بها في الحال التي لا يشاركها [فيه] غيرها من أنواع الحيوانات، فقال: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} أي: العاديات عدوًا بليغًا قويًا، يصدر عنه الضبح، وهو صوت نفسها في صدرها، عند اشتداد العدو (١) .
Allah Teâlâ atlara, diğer hayvan türlerinin ortak olmadığı bir halde yemin ederek şöyle buyurdu: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} **“Soluk soluğa koşan [atlara andolsun].”** Yani şiddetli ve güçlü bir şekilde koşan ve koşunun şiddetinden ötürü göğsünden soluma sesi (dabh) çıkan atlara [andolsun].
14389. Metin
{فَالْمُورِيَاتِ} بحوافرهن ما يطأن عليه من الأحجار {قَدْحًا} أي: تقدح (٢) النار من صلابة حوافرهن [وقوتهن] إذا عدون، {فَالْمُغِيرَاتِ} على الأعداء {صُبْحًا} وهذا أمر أغلبي، أن الغارة تكون صباحًا، {فَأَثَرْنَ بِهِ} أي: بعدوهن وغارتهن {نَقْعًا} أي: غبارًا، {فَوَسَطْنَ بِهِ} أي: براكبهن {جَمْعًا} أي: توسطن به جموع الأعداء، الذين أغار عليهم.
Koştukları sırada nallarının sertliğinden bastıkları taşlardan ateş saçan: {فَالْمُورِيَاتِ} {قَدْحًا} **“[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara”**, düşman üzerine: {فَالْمُغِيرَاتِ} {صُبْحًا} **“sabah vakti ansızın baskın yapanlara”** -ki baskınların ekseriyetle sabah vakti yapılması adet olmuştur-, koşmaları ve baskınlarıyla: {فَأَثَرْنَ بِهِ} {نَقْعًا} **“tozu dumana katanlara”** ve üzerlerindeki süvarileriyle: {فَوَسَطْنَ بِهِ} {جَمْعًا} **“bununla bir topluluğun ortasına dalanlara”**; yani baskın yaptıkları düşman topluluklarının ortasına dalanlara [andolsun].
14390. Metin
والمقسم عليه، قوله: {إِنَّ الإنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ} أي: لمنوع للخير الذي عليه لربه (٣) .
Üzerine yemin edilen husus: {إِنَّ الإنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ} **“Şüphesiz insan, Rabbine karşı pek nankördür.”** ayetidir. Yani Rabbine karşı üzerine düşen hayrı esirgeyendir.
14391. Metin
فطبيعة [الإنسان] وجبلته، أن نفسه لا تسمح بما عليه من الحقوق، فتؤديها كاملة موفرة، بل طبيعتها الكسل والمنع لما عليه من الحقوق المالية والبدنية، إلا من هداه الله وخرج عن هذا الوصف إلى وصف السماح بأداء الحقوق، {وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ} أي: إن الإنسان على ما يعرف من نفسه من المنع والكند لشاهد بذلك، لا يجحده ولا ينكره، لأن ذلك أمر بين واضح. ويحتمل أن الضمير عائد إلى الله تعالى أي: إن العبد لربه لكنود، والله شهيد على ذلك، ففيه الوعيد، والتهديد الشديد، لمن هو لربه كنود، بأن الله عليه شهيد.
İnsanın tabiatı ve yaratılışı gereği nefsi, üzerindeki hakları gönül rızasıyla tam ve eksiksiz olarak ödemeye yanaşmaz; bilakis onun tabiatı tembellik etmek ve üzerindeki malî ve bedenî hakları esirgemektir. Ancak Allah'ın hidayet ettiği ve bu vasıftan kurtulup hakları cömertçe eda etme vasfına erişenler müstesnadır. {وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ} **“Ve kendisi de buna bizzat şahittir.”** Yani insan, kendisinde bulunan bu cimrilik ve nankörlüğü bilerek buna bizzat şahittir; bunu inkâr ve reddedemez, çünkü bu son derece açık ve belirgin bir durumdur. Zamirin Allah Teâlâ'ya ait olması da muhtemeldir; yani kul Rabbine karşı pek nankördür ve Allah da buna şahittir. Bu takdirde ayette, Rabbine karşı nankör olan kimse için Allah'ın ona şahit olduğuna dair şiddetli bir tehdit ve uyarı yer alır.
14392. Metin
{وَإِنَّهُ} أي: الإنسان {لِحُبِّ الْخَيْرِ} أي: المال {لَشَدِيدُ} أي: كثير الحب للمال.
{وَإِنَّهُ} Yani insan, {لِحُبِّ الْخَيْرِ} **“mal sevgisine”** {لَشَدِيدُ} **“pek düşkündür”**; yani malı aşırı derecede sevendir.
14393. Metin
وحبه لذلك، هو الذي أوجب له ترك الحقوق الواجبة عليه، قدم شهوة نفسه على حق (٤) ربه، وكل هذا لأنه قصر نظره على هذه الدار، وغفل عن الآخرة، ولهذا قال حاثًا له على خوف يوم الوعيد:
Mala olan bu sevgisi, onun üzerindeki vacip hakları terk etmesine yol açmış; nefsinin arzusunu Rabbinin hakkının önüne geçirmiştir. Bütün bunlar, bakışını sadece bu dünya hayatıyla sınırlandırmasından ve ahiretten gafil olmasından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple Allah, onu azap gününün korkusuna sevk etmek üzere şöyle buyurdu:
14394. Metin
{أَفَلا يَعْلَمُ} أي: هلا يعلم هذا المغتر {إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ} أي: أخرج الله الأموات من قبورهم، لحشرهم ونشورهم.
{أَفَلا يَعْلَمُ} “Bilmez mi?” Yani bu aldanmış kimse bilmez mi; {إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ} “kabirlerde bulunanlar dışarı çıkarılıp saçıldığı zaman”, yani Allah, ölüleri haşir ve neşirleri için kabirlerinden çıkardığı vakit [neler olacağını]?
14395. Metin
{وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ * إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ} .
{وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ * إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ} **“Ve göğüslerde olanlar derlenip ortaya konduğu zaman? Şüphesiz o gün Rableri, onlardan hakkıyla haberdardır.”**
14396. Metin
{وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ} أي: ظهر وبان [ما فيها و] ما استتر في الصدور من كمائن الخير والشر، فصار السر علانية، والباطن ظاهرًا، وبان على وجوه الخلق نتيجة أعمالهم.
{وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ} **“Ve göğüslerde olanlar derlenip ortaya konduğu zaman.”** Yani göğüslerde gizlenen hayır ve şer sırları açığa çıkıp belirginleştiğinde; gizli olan aleni, batın olan zahir hale geldiğinde ve yaratılmışların yüzlerinde amellerinin neticesi açıkça görüldüğünde...
14397. Metin
{إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ} أي مطلع على أعمالهم الظاهرة والباطنة، الخفية والجلية، ومجازيهم عليها. وخص خبره (١) بذلك اليوم، مع أنه خبير بهم في كل وقت، لأن المراد بذلك، الجزاء بالأعمال (٢) الناشئ عن علم الله واطلاعه.
{إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ} **“Şüphesiz o gün Rableri, onlardan hakkıyla haberdardır.”** Yani onların zahirî ve batınî, gizli ve aşikâr bütün amellerine muttalidir ve onlara bunların karşılığını verecektir. Her vakit onlardan haberdar olduğu halde haberini o güne tahsis etmesi; bununla kastedilenin, Allah'ın ilmi ve vukufiyetinden kaynaklanan amellerin karşılığını verme günü olmasındandır.