14474. Metin
وهي مدنية
[Bu sure] Medenîdir.1
14475. Metin
{١ - ٣} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ * وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا * فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا} .
{1-3} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ * وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا * فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا} **“Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Allah'ın yardımı ve fetih geldiği, Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman, Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile! Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul edendir.”**
14476. Metin
في هذه السورة الكريمة، بشارة وأمر لرسوله عند حصولها، وإشارة وتنبيه على ما يترتب على ذلك.
Bu yüce surede; bir müjde, o müjde gerçekleştiğinde Resulüne verilen bir emir ve bunun sonucunda meydana gelecek hususlara dair bir işaret ve uyarı vardır.
14477. Metin
فالبشارة هي البشارة بنصر الله لرسوله، وفتحه مكة، ودخول الناس في دين الله أفواجًا، بحيث يكون كثير منهم من أهله وأنصاره، بعد أن كانوا من أعدائه، وقد وقع هذا المبشر به، وأما الأمر بعد حصول النصر والفتح، فأمر رسوله أن يشكر ربه على ذلك، ويسبح بحمده ويستغفره، وأما الإشارة، فإن في ذلك إشارتين: إشارة لأن يستمر النصر لهذا الدين (١) ، ويزداد عند حصول التسبيح بحمد الله واستغفاره من رسوله، فإن هذا من الشكر، والله يقول: {لَئِنْ شَكَرْتُمْ لأزِيدَنَّكُمْ} وقد وجد ذلك في زمن الخلفاء الراشدين وبعدهم في هذه الأمة لم يزل نصر الله مستمرًا، حتى وصل الإسلام إلى ما لم يصل إليه دين من الأديان، ودخل فيه ما لم يدخل في غيره، حتى حدث من الأمة من مخالفة أمر الله ما حدث، فابتلاهم الله (٢) بتفرق الكلمة، وتشتت الأمر، فحصل ما حصل.
Müjde; Allah'ın Resulüne yardım etmesi, Mekke'nin fethi ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girmeleri, daha önce onun düşmanı iken pek çoğunun onun mensubu ve yardımcısı haline gelmesi müjdesidir ki bu müjdelenen husus gerçekleşmiştir. Zafer ve fetih geldikten sonraki emir ise; Resulüne buna karşılık Rabbine şükretmesini, O'nu hamd ile tesbih edip O'ndan mağfiret dilemesini emretmesidir. İşarete gelince; bunda iki işaret vardır: Birinci işaret; bu dine yardımın devam edeceğine ve Resulünün Allah'a hamd ile tesbihte bulunup mağfiret dilemesiyle bunun artacağına dairdir. Zira bu bir şükürdür ve Allah: {لَئِنْ شَكَرْتُمْ لأزِيدَنَّكُمْ} **“Andolsun, şükrederseniz elbette size [nimetimi] artırırım.”** buyurmaktadır. Nitekim Hulefâ-yi Râşidîn döneminde ve sonrasında bu durum bu ümmette gerçekleşmiş; Allah'ın yardımı kesintisiz devam ederek İslam diğer hiçbir dinin ulaşamadığı yerlere ulaşmış ve başka hiçbir dine girmeyen kalabalıklar ona girmiştir. Ta ki ümmetten Allah'ın emrine aykırı birtakım durumlar sadır olunca Allah onları tefrikayla ve işlerin dağılmasıyla imtihan etmiş ve olanlar olmuştur.
14478. Metin
[ومع هذا] فلهذه الأمة، وهذا الدين، من رحمة الله ولطفه، ما لا يخطر بالبال، أو يدور في الخيال.
[Bununla birlikte] bu ümmet ve bu din için Allah'ın öyle bir rahmeti ve lütfu vardır ki, akla hayale gelmez.
14479. Metin
وأما الإشارة الثانية، فهي الإشارة إلى أن أجل رسول الله ﷺ قد قرب ودنا، ووجه ذلك أن عمره عمر فاضل أقسم الله به.
İkinci işarete gelince; o da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ecelinin yaklaştığına dair işarettir. Bunun izahı şöyledir: Onun ömrü, Allah'ın üzerine yemin ettiği faziletli bir ömürdür.
14480. Metin
وقد عهد أن الأمور الفاضلة تختم بالاستغفار، كالصلاة والحج، وغير ذلك.
Bilinmektedir ki faziletli işler; namaz ve hac gibi ibadetlerde olduğu gibi istiğfar ile sona erdirilir.
14481. Metin
فأمر الله لرسوله بالحمد والاستغفار في هذه الحال، إشارة إلى أن أجله قد انتهى، فليستعد ويتهيأ للقاء ربه، ويختم عمره بأفضل ما يجده صلوات الله وسلامه عليه.
Allah'ın bu durumda Resulüne hamd ve istiğfarı emretmesi; ecelinin tamamlanmak üzere olduğuna, artık Rabbine kavuşmaya hazırlanması gerektiğine ve ömrünü en faziletli amelle noktalamasına bir işarettir. Allah'ın salât ve selâmı onun üzerine olsun.
14482. Metin
فكان ﷺ يتأول القرآن، ويقول ذلك في صلاته، يكثر أن يقول في ركوعه وسجوده: " سبحانك اللهم وبحمدك، اللهم اغفر لي ".
Nitekim Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Kur'an'ın bu emrini yerine getirerek namazında bunu söyler, rükû ve secdesinde çokça şöyle dua ederdi: “Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, Allahümmağfirlî (Allah'ım! Seni hamdinle tesbih ederim, Allah'ım beni bağışla).”