11960. Metin
مكية
Mekkîdir.
11961. Metin
{١-١١} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ حم * تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ * إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ لآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ * وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ * وَاخْتِلافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الأرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ * تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ * وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ * يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ * وَإِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِنَا شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ * مِنْ وَرَائِهِمْ جَهَنَّمُ وَلا يُغْنِي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْئًا وَلا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ * هَذَا هُدًى وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ أَلِيمٌ} .
{ 1-11 } { بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ حم * تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ * إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ لآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ * وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ * وَاخْتِلافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الأرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ * تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ * وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ * يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ * وَإِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِنَا شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ * مِنْ وَرَائِهِمْ جَهَنَّمُ وَلا يُغْنِي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْئًا وَلا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ * هَذَا هُدًى وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ أَلِيمٌ } “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Hâ, Mîm. Bu kitabın indirilişi, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafındandır. Şüphesiz göklerde ve yerde müminler için nice ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve [yeryüzüne] yaydığı her canlıda kesin olarak inanan bir toplum için nice ayetler vardır. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah'ın gökten bir rızık indirip onunla ölümünden sonra yeryüzüne can vermesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde akleden bir toplum için nice ayetler vardır. İşte bunlar Allah'ın ayetleridir; onları sana hak olarak okuyoruz. Artık Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? Yazıklar olsun her yalancı ve günahkâra! Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir, sonra sanki onları hiç işitmemiş gibi büyüklük taslayarak [küfründe] direnir. Artık onu can yakıcı bir azapla müjdele! Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte onlar için alçaltıcı bir azap vardır. Arkalarından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de Allah'tan başka edindikleri dostlar da onlara hiçbir fayda sağlamaz. Onlar için büyük bir azap vardır. Bu bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkâr edenlere ise en kötüsünden can yakıcı bir azap vardır.”
11962. Metin
يخبر تعالى خبرا يتضمن الأمر بتعظيم القرآن والاعتناء به وأنه {تَنزيلُ} {مِنَ اللَّهِ} المألوه المعبود لما اتصف به من صفات الكمال وانفرد به من النعم الذي له العزة الكاملة والحكمة التامة.
Allah Teâlâ, Kur'an'ı yüceltmeyi ve ona özen göstermeyi içeren bir haber vermekte ve onun { تَنزيلُ } { مِنَ اللَّهِ } “Allah tarafından indirilmiş” olduğunu bildirmektedir. O Allah ki; kemal sıfatlarıyla muttasıf olması ve nimetleri bahşetmede tek olması sebebiyle ilah edinilen ve ibadet edilendir, tam bir izzet ve eksiksiz hikmet sahibidir.
11963. Metin
ثم أيد ذلك بما ذكره من الآيات الأفقية والنفسية من خلق السماوات والأرض وما بث فيهما من الدواب وما أودع فيهما من المنافع وما أنزل الله من الماء الذي يحيي به الله البلاد والعباد.
Sonra göklerin ve yerin yaratılması, oralarda canlıların yayılması, buralara yerleştirilen menfaatler ve Allah'ın beldeleri ve kulları kendisiyle dirilttiği suyu indirmesi gibi zikrettiği afakî ve enfüsî ayetlerle bunu pekiştirdi.
11964. Metin
فهذه كلها آيات بينات وأدلة واضحات على صدق هذا القرآن العظيم وصحة ما اشتمل عليه من الحكم والأحكام، ودالات أيضا على ما لله تعالى من الكمال وعلى البعث والنشور.
Bütün bunlar, bu yüce Kur'an'ın doğruluğuna, içerdiği hikmetlerin ve hükümlerin hak olduğuna dair apaçık ayetler ve belirgin delillerdir; aynı zamanda Allah Teâlâ'nın kemaline, yeniden dirilişe ve toplanışa da delalet etmektedir.
11965. Metin
ثم قسم تعالى الناس بالنسبة إلى الانتفاع بآياته وعدمه إلى قسمين:
Sonra Allah Teâlâ, ayetlerinden istifade edip etmeme bakımından insanları iki kısma ayırdı:
11966. Metin
قسم يستدلون بها ويتفكرون بها وينتفعون فيرتفعون وهم المؤمنون بالله وملائكته وكتبه ورسله واليوم الآخر إيمانا تاما وصل بهم إلى درجة اليقين، فزكى منهم العقول وازدادت به معارفهم وألبابهم وعلومهم.
Bir kısım vardır ki onlarla delil getirir, onlar üzerinde tefekkür eder, faydalanır ve dereceleri yükselir. Bunlar; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe kendilerini yakîn derecesine ulaştıran tam bir imanla inanan müminlerdir. Böylece akılları arınmış, irfanları, basiretleri ve ilimleri bununla artmıştır.
11967. Metin
وقسم يسمع آيات الله سماعا تقوم به الحجة عليه ثم يعرض عنها ويستكبر، كأنه ما سمعها لأنها لم تزك قلبه ولا طهرته بل بسبب استكباره عنها ازداد طغيانه.
Bir kısım da vardır ki Allah'ın ayetlerini aleyhine delil teşkil edecek şekilde dinler; sonra ondan yüz çevirir ve sanki hiç işitmemiş gibi büyüklük taslar. Çünkü bu ayetler onun kalbini arındırmamış ve temizlememiştir; bilakis ayetlere karşı büyüklük taslaması sebebiyle azgınlığı artmıştır.
11968. Metin
وأنه إذا علم من آيات الله شيئا اتخذها هزوا فتوعده الله تعالى بالويل فقال:
Allah'ın ayetlerinden bir şey öğrendiğinde ise onu alaya alır. Bunun üzerine Allah Teâlâ onu helak ve azapla tehdit ederek şöyle buyurdu:
11969. Metin
{وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ} أي: كذاب في مقاله أثيم في فعاله.
{ وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ } “Yazıklar olsun her yalancı ve günahkâra!” Yani sözünde yalancı, fiillerinde günahkâr olan kimseye.
11970. Metin
وأخبر أن له عذابا أليما وأن {مِنْ وَرَائِهِمْ جَهَنَّمُ} تكفي في عقوبتهم البليغة.
Onun için can yakıcı bir azap olduğunu ve { مِنْ وَرَائِهِمْ جَهَنَّمُ } “arkalarından da cehennemin bulunduğunu”, bunun da onların şiddetli cezalandırılması için kâfi geldiğini haber verdi.
11971. Metin
وأنه {لا يُغْنِي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا} من الأموال {وَلا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ} يستنصرون بهم فخذلوهم أحوج ما كانوا إليهم لو نفعوا.
Ve kazandıkları mallardan { لا يُغْنِي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا } “hiçbir şeyin kendilerine fayda sağlamayacağını”, { وَلا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ } “Allah'tan başka edindikleri dostların da” [fayda vermeyeceğini bildirdi]. Onlardan yardım umuyorlardı; ancak bir faydası olsaydı kendilerine en çok muhtaç oldukları anda onları yüzüstü bıraktılar.
11972. Metin
فلما بين آياته القرآنية والعيانية وأن الناس فيها على قسمين أخبر أن القرآن المشتمل على هذه المطالب العالية أنه هدى فقال: {هَذَا هُدًى} وهذا وصف عام لجميع القرآن فإنه يهدي إلى معرفة الله تعالى بصفاته المقدسة وأفعاله الحميدة، ويهدي إلى معرفة رسله وأوليائه وأعدائه، وأوصافهم، ويهدي إلى الأعمال الصالحة ويدعو إليها ويبين الأعمال السيئة وينهى عنها، ويهدي إلى بيان الجزاء على الأعمال ويبين الجزاء الدنيوي والأخروي، فالمهتدون اهتدوا به فأفلحوا وسعدوا، {وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ} الواضحة القاطعة التي لا يكفر بها إلا من اشتد ظلمه وتضاعف طغيانه، {لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ أَلِيمٌ}
Kur'anî ve gözle görülen ayetlerini açıklayıp insanların bunlar karşısında iki kısma ayrıldığını belirttikten sonra, bu yüce gayeleri içeren Kur'an'ın bir hidayet olduğunu haber vererek şöyle buyurdu: { هَذَا هُدًى } “Bu bir hidayettir”. Bu, Kur'an'ın tamamı için genel bir vasıftır. Zira o, kutsal sıfatları ve övgüye layık fiilleriyle Allah Teâlâ'yı tanımaya iletir; peygamberlerini, velilerini, düşmanlarını ve onların vasıflarını tanımaya iletir; salih amellere iletip onlara çağırır, kötü amelleri açıklayıp onlardan meneder; amellerin karşılığını beyan etmeye iletir, dünyevî ve uhrevî karşılıkları açıklar. Hidayete erenler onunla hidayet bulmuş, böylece kurtuluşa ve saadete ermişlerdir. { وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ } “Rablerinin ayetlerini inkâr edenlere”; zulmü şiddetlenen ve azgınlığı katlanan kimseden başkasının inkâr etmeyeceği o apaçık ve kesin delilleri [inkâr edenlere], { لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ أَلِيمٌ } “en kötüsünden can yakıcı bir azap vardır”.
11973. Metin
{١٢-١٣} {اللَّهُ الَّذِي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ * وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ} .
{ 12-13 } { اللَّهُ الَّذِي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ * وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ } “Gemilerin O'nun emriyle denizde akıp gitmesi, O'nun lütfundan [rızkınızı] aramanız ve şükretmeniz için denizi sizin hizmetinize veren Allah'tır. Göklerde ve yerde olan her şeyi kendi katından bir lütuf olarak sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için nice ibretler vardır.”
11974. Metin
يخبر تعالى بفضله على عباده وإحسانه إليهم بتسخير البحر لسير المراكب والسفن بأمره وتيسيره، {لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ} بأنواع التجارات والمكاسب، {وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ} الله تعالى فإنكم إذا شكرتموه زادكم من نعمه وأثابكم على شكركم أجرا جزيلا.
Allah Teâlâ kullarına olan lütfunu ve ihsanını haber vermektedir; kendi emri ve kolaylaştırmasıyla bineklerin ve gemilerin seyretmesi için denizi hizmete vermiştir, { لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ } “O'nun lütfundan [rızkınızı] aramanız için”; çeşitli ticaret ve kazanç yollarıyla [arayasınız diye], { وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ } “ve şükredesiniz diye” Allah Teâlâ'ya; zira O'na şükrederseniz O da nimetlerini artırır ve şükrünüze karşılık size bol mükâfat verir.
11975. Metin
{وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ} أي: من فضله وإحسانه، وهذا شامل لأجرام السماوات والأرض ولما أودع الله فيهما من الشمس والقمر والكواكب والثوابت والسيارات وأنواع الحيوانات وأصناف الأشجار والثمرات وأجناس المعادن وغير ذلك مما هو معد لمصالح بني آدم ومصالح ما هو من ضروراته، فهذا يوجب عليهم أن يبذلوا غاية جهدهم في شكر نعمته وأن تتغلغل أفكارهم في تدبر آياته وحكمه ولهذا قال: {إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ} وجملة ذلك أن خلقها وتدبيرها وتسخيرها دال على نفوذ مشيئة الله وكمال قدرته، وما فيها من الإحكام والإتقان وبديع الصنعة وحسن الخلقة دال على كمال حكمته وعلمه، وما فيها من السعة والعظمة والكثرة دال على سعة ملكه وسلطانه، وما فيها من التخصيصات والأشياء المتضادات دليل على أنه الفعال لما يريد، وما فيها من المنافع والمصالح الدينية والدنيوية دليل على سعة رحمته، وشمول فضله وإحسانه وبديع لطفه وبره، وكل ذلك دال على أنه وحده المألوه المعبود الذي لا تنبغي العبادة والذل والمحبة إلا له وأن رسله صادقون فيما جاءوا به، فهذه أدلة عقلية واضحة لا تقبل ريبا ولا شكا.
{ وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ } “Göklerde ve yerde olan her şeyi kendi katından [bir lütuf olarak] sizin hizmetinize vermiştir”. Yani O'nun lütfundan ve ihsanındandır. Bu; göklerin ve yerin cisimlerini, Allah'ın oralara yerleştirdiği güneşi, ayı, sabit ve gezegen yıldızları, hayvan türlerini, ağaç ve meyve çeşitlerini, maden cinslerini ve Âdemoğlunun maslahatları ile zaruri ihtiyaçları için hazırlanmış daha başka şeyleri kapsamaktadır. Bu durum, O'nun nimetine şükretmek için var güçlerini sarf etmelerini ve O'nun ayetleri ile hikmetlerini tefekkür etmeye derinlemesine dalmalarını gerektirir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur: { إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ } “Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için nice ibretler vardır”. Özetle bunların yaratılması, idare edilmesi ve boyun eğdirilmesi, Allah'ın dilemesinin geçerliliğine ve kudretinin kemaline delildir; içlerindeki sağlamlık, nizam, eşsiz sanat ve güzel yaratılış, hikmetinin ve ilminin kemaline delildir; genişlik, azamet ve çokluk, mülkünün ve hâkimiyetinin genişliğine delildir; barındırdığı tahsisler ve birbirine zıt şeyler, O'nun dilediğini hakkıyla yapan olduğuna delildir; dînî ve dünyevî menfaatler ve maslahatlar ise rahmetinin genişliğine, lütuf ve ihsanının kuşatıcılığına, eşsiz inceliğine ve iyiliğine delildir. Bütün bunlar, ibadetin, boyun eğmenin ve muhabbetin sadece kendisine layık olduğu yegâne ilah ve mabudun O olduğuna ve peygamberlerinin getirdikleri şeyde doğru sözlü olduklarına delalet eder. İşte bunlar, hiçbir şüphe ve tereddüt kabul etmeyen apaçık aklî delillerdir.
11976. Metin
{١٤-١٥} {قُلْ لِلَّذِينَ آمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذِينَ لا يَرْجُونَ أَيَّامَ اللَّهِ لِيَجْزِيَ قَوْمًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ * مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ} .
{ 14-15 } { قُلْ لِلَّذِينَ آمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذِينَ لا يَرْجُونَ أَيَّامَ اللَّهِ لِيَجْزِيَ قَوْمًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ * مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ } “İman edenlere söyle: Allah'ın günlerini ummayanları bağışlasınlar ki O, bir toplumu kazandıklarıyla cezalandırsın. Kim salih bir amel işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”
11977. Metin
يأمر تعالى عباده المؤمنين بحسن الخلق والصبر على أذية المشركين به، الذين لا يرجون أيام الله أي: لا يرجون ثوابه ولا يخافون وقائعه في العاصين فإنه تعالى سيجزي كل قوم بما كانوا يكسبون. فأنتم يا معشر المؤمنين يجزيكم على إيمانكم وصفحكم وصبركم، ثوابا جزيلا.
Allah Teâlâ mümin kullarına güzel ahlaklı olmayı ve O'na şirk koşanların eziyetlerine sabretmeyi emretmektedir. O müşrikler ki Allah'ın günlerini ummazlar; yani ne O'nun sevabını umarlar ne de isyankârlara vereceği cezalandırmalarından korkarlar. Şüphesiz Allah Teâlâ her toplumu kazandıkları sebebiyle cezalandıracaktır / mükâfatlandıracaktır. Siz ey müminler topluluğu! İmanınıza, bağışlamanıza ve sabrınıza karşılık size bol mükâfat verecektir.
11978. Metin
وهم إن استمروا على تكذيبهم فلا يحل بكم ١ ما حل بهم من العذاب الشديد والخزي ولهذا قال: {مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ}
Onlar ise yalanlamalarını sürdürürlerse, onların başına gelen şiddetli azap ve rezillik sizin başınıza gelmeyecektir1. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur: { مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ } “Kim salih bir amel işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”
11979. Metin
{١٦-١٧} {وَلَقَدْ آتَيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ * وَآتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الأمْرِ فَمَا اخْتَلَفُوا إِلا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ} .
{ 16-17 } { وَلَقَدْ آتَيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ * وَآتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الأمْرِ فَمَا اخْتَلَفُوا إِلا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ } “Andolsun biz İsrailoğullarına Kitap'ı, hükümranlığı ve peygamberliği verdik; onları temiz ve güzel rızıklarla rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık. Onlara bu emirden [dine dair] apaçık deliller verdik. Fakat onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik ve haset yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir.”
11980. Metin
أي: ولقد أنعمنا على بني إسرائيل نعما لم تحصل لغيرهم من الناس، وآتيناهم {الكتاب} أي: التوراة والإنجيل {والحكم} بين الناس {والنبوة} التي امتازوا بها وصارت النبوة في ذرية إبراهيم ﵇، أكثرهم من بني إسرائيل، {وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ} من المآكل والمشارب والملابس وإنزال المن والسلوى عليهم {وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ} أي: على الخلق بهذه النعم ويخرج من هذا العموم اللفظي هذه الأمة فإنهم خير أمة أخرجت للناس.
Yani: Andolsun biz İsrailoğullarına insanlardan başkasına nasip olmayan nimetler verdik. Onlara { الْكِتَابَ } “Kitap'ı” yani Tevrat ve İncil'i, insanlar arasında { وَالْحُكْمَ } “hükümranlığı / hükmetmeyi” ve kendisiyle temayüz ettikleri { وَالنُّبُوَّةَ } “peygamberliği” verdik. Peygamberlik İbrahim'in [aleyhisselâm] zürriyetinde devam etti ve onların çoğu İsrailoğullarından oldu. { وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ } “Onları temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdık”; yiyeceklerden, içeceklerden, giyeceklerden ve üzerlerine kudret helvası ile bıldırcın indirmek suretiyle [rızıklandırdık]. { وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ } “Onları âlemlere üstün kıldık” yani bu nimetlerle mahlukata üstün kıldık. Bu lafzî umumdan bu ümmet [İslam ümmeti] hariçtir; çünkü onlar insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmettir.
11981. Metin
والسياق يدل على أن المراد غير هذه الأمة فإن الله يقص علينا ما امتن به على بني إسرائيل وميزهم عن غيرهم، وأيضا فإن الفضائل التي فاق بها بنو إسرائيل من الكتاب والحكم والنبوة وغيرها من النعوت قد حصلت كلها لهذه الأمة، وزادت عليهم هذه الأمة فضائل كثيرة فهذه الشريعة شريعة بني إسرائيل جزء منها، فإن هذا الكتاب مهيمن على سائر الكتب السابقة، ومحمد ﷺ مصدق لجميع المرسلين.
Siyak da kastedilenin bu ümmetten başkası olduğuna delalet etmektedir. Zira Allah, İsrailoğullarına bahşettiği ve onları başkalarından üstün kıldığı lütuflarını bize anlatmaktadır. Ayrıca İsrailoğullarının öne geçtiği kitap, hükümranlık, peygamberlik ve diğer vasıflara dair faziletlerin tamamı bu ümmete de nasip olmuş, hatta bu ümmet bunlara ilaveten pek çok fazilete daha sahip olmuştur. Dolayısıyla bu şeriat [İslam şeriatı], İsrailoğullarının şeriatını da [kapsayan] bir bütündür; zira bu Kitap önceki bütün kitaplar üzerinde bir şahit ve koruyucudur; Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem de bütün peygamberleri tasdik edendir.
11982. Metin
{وَآتَيْنَاهُمْ} أي: آتينا بني إسرائيل {بَيِّنَاتٍ} أي: دلالات تبين الحق من الباطل {مِنَ الأمْرِ} القدري الذي أوصله الله إليهم.
{ وَآتَيْنَاهُمْ } “Ve onlara verdik” yani İsrailoğullarına verdik, { بَيِّنَاتٍ } “apaçık deliller”; hakkı batıldan ayıran deliller, { مِنَ الأمْرِ } “bu emirden”; Allah'ın kendilerine ulaştırdığı kaderî ve şer'î emirden.
11983. Metin
وتلك الآيات هي المعجزات التي رأوها على يد موسى ﵇، فهذه النعم التي أنعم الله بها على بني إسرائيل تقتضي الحال أن يقوموا بها على أكمل الوجوه وأن يجتمعوا على الحق الذي بينه الله لهم، ولكن انعكس الأمر فعاملوها بعكس ما يجب.
Bu ayetler, Musa'nın [aleyhisselâm] elinde gördükleri mucizelerdir. Allah'ın İsrailoğullarına bahşettiği bu nimetlerin gereği, onların bu nimetlerin hakkını en mükemmel şekilde vermeleri ve Allah'ın kendilerine açıkladığı hak üzere birleşmeleriydi; ancak iş tersine döndü ve gerekenin tam zıddı bir tutum sergilediler.
11984. Metin
وافترقوا فيما أمروا بالاجتماع به ولهذا قال: {فَمَا اخْتَلَفُوا إِلا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ} أي: الموجب لعدم الاختلاف، وإنما حملهم على الاختلاف البغي من بعضهم على بعض والظلم.
Üzerinde birleşmeleri emredilen hususlarda ayrılığa düştüler. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur: { فَمَا اخْتَلَفُوا إِلا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ } “Fakat onlar ancak kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düştüler”; yani ayrılığa düşmemeyi gerektiren ilim geldikten sonra. Onları ayrılığa sürükleyen şey ise sadece aralarındaki haset, çekememezlik ve zulümdür.
11985. Metin
{إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ} فيميز المحق من المبطل والذي حمله على الاختلاف الهوى أو غيره.
{ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ } “Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir.” Böylece haklıyı batıldan, kendisini ayrılığa sevk eden şey heva olanı da olmayandan ayırt edecektir.
11986. Metin
{١٨-١٩} {ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلَى شَرِيعَةٍ مِنَ الأمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ لا يَعْلَمُونَ * إِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ} .
{ 18-19 } { ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلَى شَرِيعَةٍ مِنَ الأمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ لا يَعْلَمُونَ * إِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ } “Sonra seni de bu emirden [dinden] bir şeriat üzere kıldık; öyleyse ona uy ve bilmeyenlerin hevalarına uyma! Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirlerinin dostudurlar; Allah ise takva sahiplerinin dostudur.”
11987. Metin
أي: ثم شرعنا لك شريعة كاملة تدعو إلى كل خير وتنهى عن كل شر من أمرنا الشرعي {فَاتَّبِعْهَا} فإن في اتباعها السعادة الأبدية والصلاح والفلاح، {وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ لا يَعْلَمُونَ} أي: الذين تكون أهويتهم غير تابعة للعلم ولا ماشية خلفه، وهم كل من خالف شريعة الرسول ﷺ هواه وإرادته فإنه من أهواء الذين لا يعلمون.
Yani: Sonra şer'î emrimizden sana, her hayra çağıran ve her kötülükten sakındıran kâmil bir şeriat koyduk. { فَاتَّبِعْهَا } “Öyleyse ona uy!” Çünkü ona uymakta ebedî saadet, salah ve felah vardır. { وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ لا يَعْلَمُونَ } “Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma!” Yani hevaları ilme tabi olmayan ve onun ardından gitmeyen kimselerin [hevalarına uyma]. Resûl'ün sallallâhu aleyhi ve sellem şeriatına, hevası ve arzusuyla muhalefet eden herkes, bilmeyenlerin hevalarına uyanlardandır.
11988. Metin
{إِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا} أي: لا ينفعونك عند الله فيحصلوا لك الخير ويدفعوا عنك الشر إن اتبعتهم على أهوائهم، ولا تصلح أن توافقهم وتواليهم فإنك وإياهم متباينون، وبعضهم ولي لبعض {واللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ} يخرجهم من الظلمات إلى النور بسبب تقواهم وعملهم بطاعته.
{ إِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا } “Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda sağlayamazlar.” Yani şayet onların hevalarına uyarsan, Allah katında sana hiçbir fayda veremezler; sana bir hayır sağlayamaz ve senden bir kötülüğü savamazlar. Onlara uyman ve onları dost edinmen sana yakışmaz; zira sen ve onlar tamamen farklısınız. Onların bir kısmı diğerinin dostudur. { واللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ } “Allah ise takva sahiplerinin dostudur”; takvaları ve O'na taatle amel etmeleri sebebiyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
11989. Metin
{٢٠} {هَذَا بَصَائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ} .
{ 20 } { هَذَا بَصَائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ } “Bu [Kur'an], insanlar için kalp gözlerini açan belgeler, kesin olarak inanan bir toplum için bir hidayet ve bir rahmettir.”
11990. Metin
أي: {هَذَا} القرآن الكريم والذكر الحكيم {بَصَائِر لِلنَّاسِ} أي: يحصل به التبصرة في جميع الأمور للناس فيحصل به الانتفاع للمؤمنين، والهدى والرحمة.
Yani: { هَذَا } “Bu” Kur'an-ı Kerim ve Zikr-i Hakîm, { بَصَائِرُ لِلنَّاسِ } “insanlar için kalp gözlerini açan belgelerdir”. Yani insanlar için her meselede basiret ve idrak onunla hâsıl olur; böylece müminler için faydalanma, hidayet ve rahmet meydana gelir.
11991. Metin
{لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ} فيهتدون به إلى الصراط المستقيم في أصول الدين وفروعه ويحصل به الخير والسرور والسعادة في الدنيا والآخرة وهي الرحمة. فتزكو به نفوسهم وتزداد به عقولهم ويزيد به إيمانهم ويقينهم، وتقوم به الحجة على من أصر وعاند.
{ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ } “Kesin olarak inanan bir toplum için”. Böylece dinin asıllarında ve teferruatında onunla sırat-ı müstakime ererler; dünyada ve ahirette hayır, sevinç ve saadet onunla hâsıl olur ki bu da rahmettir. Onunla nefisleri arınır, akılları olgunlaşır, imanları ve yakînleri artar; inat edip direnenlerin aleyhine de hüccet ikame edilmiş olur.
11992. Metin
{٢١} {أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ} .
{ 21 } { أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ } “Yoksa o kötülükleri işleyenler, kendilerini, inanıp salih ameller işleyenlerle bir tutacağımızı, hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!”
11993. Metin
أي: أم حسب المسيئون المكثرون من الذنوب المقصرون في حقوق ربهم.
Yani: Kötülük yapanlar, günahları çoğaltanlar ve Rablerinin haklarında kusur edenler [şöyle mi sandılar?]:
11994. Metin
{أَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ} بأن قاموا بحقوق ربهم، واجتنبوا مساخطه ولم يزالوا مؤثرين رضاه على هوى أنفسهم؟ أي: أحسبوا أن يكونوا {سَوَاءً} في الدنيا والآخرة؟ ساء ما ظنوا وحسبوا وساء ما حكموا به، فإنه حكم يخالف حكمة أحكم الحاكمين وخير العادلين ويناقض العقول السليمة والفطر المستقيمة، ويضاد ما نزلت به الكتب وأخبرت به الرسل، بل الحكم الواقع القطعي أن المؤمنين العاملين الصالحات لهم النصر والفلاح والسعادة والثواب في العاجل والآجل كل على قدر إحسانه، وأن المسيئين لهم الغضب والإهانة والعذاب والشقاء في الدنيا والآخرة.
{ أَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ } “Kendilerini, inanıp salih ameller işleyenlerle bir tutacağımızı”; yani Rablerinin haklarını yerine getiren, O'nun gazabına sebep olacak şeylerden sakınan ve O'nun rızasını nefislerinin hevasına daima tercih eden kimselerle [bir tutacağımızı mı sandılar]? Yani dünyada ve ahirette { سَوَاءً } “bir olacaklarını mı” sandılar? Zannettikleri ve sandıkları şey ne kötüdür; verdikleri hüküm ne kötüdür! Çünkü bu hüküm, hüküm verenlerin en hikmetlisi ve adalet sahiplerinin en hayırlısının hikmetine aykırıdır; selim akıllara ve dosdoğru fıtratlara zıttır; indirilen kitaplara ve peygamberlerin haber verdiklerine tamamen ters düşer. Bilakis vuku bulacak kesin hüküm şudur: İman edip salih ameller işleyenlere, her biri kendi ihsanı ölçüsünde olmak üzere dünyada ve ahirette zafer, kurtuluş, saadet ve sevap vardır; kötülük yapanlara ise dünyada ve ahirette gazap, zillet, azap ve bedbahtlık vardır.
11995. Metin
{٢٢} {وَخَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لا يُظْلَمُونَ} .
{ 22 } { وَخَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لا يُظْلَمُونَ } “Allah, gökleri ve yeri hak ile ve herkes kazandığının karşılığını görsün diye yarattı; onlara asla zulmedilmez.”
11996. Metin
أي: خلق الله السماوات والأرض بالحكمة وليعبد وحده لا شريك له، ثم يجازي بعد ذلك من أمرهم بعبادته وأنعم عليم بالنعم الظاهرة والباطنة هل شكروا الله تعالى وقاموا بالمأمور؟ أم كفروا فاستحقوا جزاء الكفور؟
Yani: Allah gökleri ve yeri hikmetle ve hiçbir ortağı olmayan tek bir Allah'a ibadet edilsin diye yarattı. Sonra kendisine ibadet etmelerini emrettiği, zahirî ve batınî nimetlerle lütufta bulunduğu kimseleri hesaba çekip karşılıklarını verecektir: Acaba Allah Teâlâ'ya şükredip emredilenleri yerine getirdiler mi, yoksa inkâr edip nankörün cezasını hak mı ettiler?
11997. Metin
{٢٣-٢٦} {أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَنْ يَهْدِيهِ مِنْ بَعْدِ اللَّهِ أَفَلا تَذَكَّرُونَ * وَقَالُوا مَا هِيَ إِلا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلا الدَّهْرُ وَمَا لَهُمْ بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلا يَظُنُّونَ * وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلا أَنْ قَالُوا ائْتُوا بِآبَائِنَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ * قُلِ اللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لا رَيْبَ فِيهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ} .
{ 23-26 } { أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَنْ يَهْدِيهِ مِنْ بَعْدِ اللَّهِ أَفَلا تَذَكَّرُونَ * وَقَالُوا مَا هِيَ إِلا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلا الدَّهْرُ وَمَا لَهُمْ بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلا يَظُنُّونَ * وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلا أَنْ قَالُوا ائْتُوا بِآبَائِنَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ * قُلِ اللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لا رَيْبَ فِيهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ } “Hevasını ilah edinen, Allah'ın da bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üzerine de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra onu kim doğru yola iletebilir? Hâlâ öğüt alıp düşünmez misiniz? Derler ki: 'O ancak bizim dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helak eder.' Oysa onların bu hususta hiçbir bilgisi yoktur; onlar sadece zanda bulunuyorlar. Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman onların delili: 'Eğer doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin bakalım!' demekten başka bir şey değildir. De ki: 'Allah sizi diriltir, sonra öldürür, sonra da hakkında hiçbir şüphe bulunmayan kıyamet gününde bir araya toplar; fakat insanların çoğu bilmezler.'”
11998. Metin
يقول تعالى: {أَفَرَأَيْتَ} الرجل الضال الذي {اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ} فما هويه سلكه سواء كان يرضي الله أو يسخطه. {وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ} من الله تعالى أنه لا تليق به الهداية ولا يزكو عليها. {وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ} فلا يسمع ما ينفعه، {وَقَلْبِهِ} فلا يعي الخير {وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً} تمنعه من نظر الحق، {فَمَنْ يَهْدِيهِ مِنْ بَعْدِ اللَّهِ} أي: لا أحد يهديه وقد سد الله عليه أبواب الهداية وفتح له أبواب الغواية، وما ظلمه الله ولكن هو الذي ظلم نفسه وتسبب لمنع رحمة الله عليه {أَفَلا تَذَكَّرُونَ} ما ينفعكم فتسلكونه وما يضركم فتجتنبونه.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: { أَفَرَأَيْتَ } “Gördün mü?” O sapkın adamı ki { اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ } “hevasını ilah edinmiştir”; hevası neyi arzuladıysa, Allah'ı razı etsin veya gazaplandırsın fark etmeksizin o yola girmiştir. { وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ } “Allah'ın da bir bilgiye göre saptırdığı”; Allah Teâlâ onun hidayete layık olmadığını ve hidayetle arınamayacağını bildiği için onu saptırmıştır. { وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ } “Kulağını mühürlediği”; artık kendisine fayda verecek şeyi işitmez, { وَقَلْبِهِ } “ve kalbini” [mühürlediği]; artık hayrı kavrayamaz, { وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً } “gözünün üzerine de bir perde çektiği”; hakkı görmesine engel olan bir perde koyduğu [kimseyi gördün mü]? { فَمَنْ يَهْدِيهِ مِنْ بَعْدِ اللَّهِ } “Artık Allah'tan sonra onu kim doğru yola iletebilir?” Yani Allah onun için hidayet kapılarını kapatıp azgınlık kapılarını açmışken hiç kimse onu doğru yola iletemez. Allah ona zulmetmedi, bilakis o kendi nefsine zulmetti ve Allah'ın rahmetinin kendisine ulaşmasını engellemeye bizzat sebep oldu. { أَفَلا تَذَكَّرُونَ } “Hâlâ öğüt alıp düşünmez misiniz?” Size fayda verecek şeyi kavrayıp o yola giresiniz ve size zarar verecek şeyi kavrayıp ondan sakınasınız diye.
11999. Metin
{وَقَالُوا} أي: منكرو البعث {مَا هِيَ إِلا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلا الدَّهْرُ} أي: إن هي إلا عادات وجري على رسوم الليل والنهار يموت أناس ويحيا أناس وما مات فليس براجع إلى الله ولا مجازى بعمله.
{ وَقَالُوا } “Derler ki” yani öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenler: { مَا هِيَ إِلا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلا الدَّهْرُ } “O ancak bizim dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helak eder.” Yani: Bunlar yalnızca gece ve gündüzün akışına bağlı âdetler ve tabii süreçlerdir; birtakım insanlar ölür, birtakım insanlar yaşar. Ölen kimse de Allah'a dönecek ve amellerinin karşılığını görecek değildir.
12000. Metin
وقولهم هذا صادر عن غير علم {إِنْ هُمْ إِلا يَظُنُّونَ} فأنكروا المعاد وكذبوا الرسل الصادقين من غير دليل دلهم على ذلك ولا برهان.
Onların bu sözü ilme dayanmayan bir sözdür: { إِنْ هُمْ إِلا يَظُنُّونَ } “Onlar sadece zanda bulunuyorlar”. Kendilerini buna götüren hiçbir delil ve burhan olmaksızın ahireti inkâr etmiş ve doğru sözlü peygamberleri yalanlamışlardır.
12001. Metin
إن هي إلا ظنون واستبعادات خالية عن الحقيقة ولهذا قال تعالى: {وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلا أَنْ قَالُوا ائْتُوا بِآبَائِنَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ} وهذا جراءة منهم على الله، حيث اقترحوا هذا الاقتراح وزعموا أن صدق رسل الله متوقف على الإتيان بآبائهم، وأنهم لو جاءوهم بكل آية لم يؤمنوا إلا إن تبعتهم الرسل على ما قالوا، وهم كذبة فيما قالوا وإنما قصدهم دفع دعوة الرسل لا بيان الحق، قال تعالى: {قُلِ اللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لا رَيْبَ فِيهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ} وإلا فلو وصل العلم باليوم الآخر إلى قلوبهم، لعملوا له أعمالا وتهيئوا له.
Bunlar hakikatten uzak zanlar ve [akıldan] uzak görmelerden ibarettir. Bundan dolayı Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: { وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلا أَنْ قَالُوا ائْتُوا بِآبَائِنَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ } “Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman onların delili: 'Eğer doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin bakalım!' demekten başka bir şey değildir.” Bu, onların Allah'a karşı bir cüretidir; zira bu teklifte bulunmuş ve Allah'ın elçilerinin doğruluğunun atalarını getirmeye bağlı olduğunu, kendilerine her türlü ayet getirilse bile peygamberler onların dediğine uymadıkça iman etmeyeceklerini iddia etmişlerdir. Oysa onlar söylediklerinde yalancıdırlar; amaçları gerçeğin ortaya çıkması değil, peygamberlerin davetini savuşturmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: { قُلِ اللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لا رَيْبَ فِيهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ } “De ki: 'Allah sizi diriltir, sonra öldürür, sonra da hakkında hiçbir şüphe bulunmayan kıyamet gününde bir araya toplar; fakat insanların çoğu bilmezler.'” Aksi hâlde ahirete dair ilim kalplerine ulaşsaydı, onun için amel eder ve hazırlık yaparlardı.
12002. Metin
{٢٧-٣٧} {وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ * وَتَرَى كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ * هَذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ * فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي رَحْمَتِهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ * وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا أَفَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِمِينَ * وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ إِنْ نَظُنُّ إِلا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ} .
{ 27-37 } { وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ * وَتَرَى كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ * هَذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ * فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي رَحْمَتِهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ * وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا أَفَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِمِينَ * وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ إِنْ نَظُنُّ إِلا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ } “Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaktır. Her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır: 'Bugün yaptıklarınızın karşılığı size verilecektir. İşte bu bizim kitabımızdır; aleyhinizde hakkı söyler. Şüphesiz biz, yaptıklarınızı bir bir kaydediyorduk.' İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur! İnkâr edenlere gelince: 'Ayetlerim size okunurdu da siz büyüklük taslar ve suçlu bir toplum olurdunuz, değil mi?' denilir. 'Şüphesiz Allah'ın vaadi haktır ve kıyamette hiçbir şüphe yoktur' denildiği zaman ise: 'Kıyamet nedir bilmiyoruz; sadece bir zandan ibaret olduğunu sanıyoruz ve biz kesin bir bilgiye de sahip değiliz' derdiniz.”
12003. Metin
يخبر تعالى عن سعة ملكه وانفراده بالتصرف والتدبير في جميع الأوقات وأنه {يوم تَقُومُ السَّاعَةُ} ويجمع الخلائق لموقف القيامة يحصل الخسار على المبطلين الذين أتوا بالباطل ليدحضوا به الحق، وكانت أعمالهم باطلة لأنها متعلقه بالباطل فبطلت في يوم القيامة، اليوم الذي تستبين به الحقائق، واضمحلت عنهم وفاتهم الثواب وحصلوا على أليم العقاب.
Allah Teâlâ mülkünün genişliğini, her vakitte tasarruf ve idarede tek olduğunu ve { يَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ } “kıyametin kopacağı gün”, mahlukatın kıyamet mevkiinde toplandığı vakit, hakkı hükümsüz kılmak için batılı getiren o batıla sapanların hüsrana uğrayacağını haber vermektedir. Onların amelleri batıldı; zira batıla taalluk ediyordu. Bu yüzden hakikatlerin apaçık ortaya çıktığı kıyamet gününde amelleri boşa çıkıp yok oldu; sevabı kaçırdılar ve can yakıcı cezaya çarptırıldılar.
12004. Metin
ثم وصف تعالى شدة يوم القيامة وهوله ليحذره العباد ويستعد له العباد
Sonra Allah Teâlâ, kullar sakınsın ve hazırlansın diye kıyamet gününün şiddetini ve dehşetini vasfederek
12005. Metin
فقال: {وَتَرَى} أيها الرائي لذلك اليوم {كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً} على ركبها خوفا وذعرا وانتظارا لحكم الملك الرحمن.
Şöyle buyurdu: { وَتَرَى } “Ve görürsün” ey o günü gören kişi! { كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً } “her ümmeti diz üstü çökmüş”; korkudan, dehşetten ve Melik ve Rahmân olan Allah'ın hükmünü bekleyerek dizlerinin üzerine çökmüş hâlde [görürsün].
12006. Metin
{كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا} أي: إلى شريعة نبيهم الذي جاءهم من عند الله، وهل قاموا بها فيحصل لهم الثواب والنجاة؟ أم ضيعوها فيحصل لهم الخسران؟ فأمة موسى يدعون إلى شريعة موسى وأمة عيسى كذلك وأمة محمد كذلك، وهكذا غيرهم كل أمة تدعى إلى شرعها الذي كلفت به، هذا أحد الاحتمالات في الآية وهو معنى صحيح في نفسه غير مشكوك فيه، ويحتمل أن المراد بقوله: {كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا} أي: إلى كتاب أعمالها وما سطر عليها من خير وشر وأن كل أحد يجازى بما عمله بنفسه كقوله تعالى: {مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا}
{ كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا } “Her ümmet kendi kitabına çağrılır”. Yani Allah katından kendilerine gelen peygamberlerinin şeriatına [çağrılır]; acaba ona uyup mükâfat ve kurtuluşa mı erdiler, yoksa onu zayi edip hüsrana mı uğradılar? Musa'nın ümmeti Musa'nın şeriatına, İsa'nın ümmeti İsa'nın şeriatına, Muhammed'in ümmeti de Muhammed'in şeriatına çağrılır. Diğerleri de böyledir; her ümmet mükellef kılındığı kendi şeriatına çağrılır. Bu, ayetteki ihtimallerden biridir ve kendi içinde şüphesiz doğru bir manadır. { كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا } “Her ümmet kendi kitabına çağrılır” buyruğundan kastın, amel defterleri ve lehlerine/aleyhlerine yazılan hayır ve şerre çağrılmaları olması ve herkesin bizzat işlediği amelle cezalandırılması/mükâfatlandırılması da muhtemeldir; nitekim Allah Teâlâ: { مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا } “Kim salih bir amel işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir” buyurmuştur.
12007. Metin
ويحتمل أن المعنيين كليهما مراد من الآية ويدل على هذا قوله: {هَذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ} أي: هذا كتابنا الذي أنزلنا عليكم، يفصل بينكم بالحق الذي هو العدل، {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} فهذا كتاب الأعمال.
Her iki mananın birden ayetten kastedilmiş olması da muhtemeldir. Buna şu buyruk delalet etmektedir: { هَذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ } “İşte bu bizim kitabımızdır; aleyhinizde hakkı söyler”. Yani size indirdiğimiz kitabımız, aranızda adaletin ta kendisi olan hak ile hükmeder. { إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ } “Şüphesiz biz, yaptıklarınızı bir bir kaydediyorduk” buyruğu ise amel defteridir.
12008. Metin
ولهذا فصل ما يفعل الله بالفريقين فقال: {فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ} إيمانا صحيحا وصدقوا إيمانهم بالأعمال الصالحة من واجبات ومستحبات {فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي رَحْمَتِهِ} التي محلها الجنة وما فيها من النعيم المقيم والعيش السليم، {ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ} أي: المفاز والنجاة والربح والفلاح الواضح البين الذي إذا حصل للعبد حصل له كل خير واندفع عنه كل شر.
Bundan dolayı Allah'ın iki gruba ne yapacağını detaylandırarak şöyle buyurdu: { فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ } “İman edip salih ameller işleyenlere gelince”; yani sahih bir imanla inanıp imanlarını farzlar ve nafilelerden oluşan salih amellerle doğrulayanlara gelince, { فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي رَحْمَتِهِ } “Rableri onları rahmetine sokacaktır”; o rahmetin mekânı cennet ve içindeki ebedî nimetler ile kusursuz bir hayattır. { ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ } “İşte apaçık kurtuluş budur!” Yani kula nasip olduğunda her türlü hayrın hâsıl olduğu ve her türlü kötülüğün kendisinden savrulduğu apaçık bir kurtuluş, necat, kazanç ve felah işte budur.
12009. Metin
{وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا} بالله فيقال لهم توبيخا وتقريعا: {أَفَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ} وقد دلتكم على ما فيه صلاحكم ونهتكم عما فيه ضرركم وهي أكبر نعمة وصلت إليكم لو وفقتم لها، ولكن استكبرتم عنها وأعرضتم وكفرتم بها فجنيتم أكبر جناية وأجرمتم أشد الجرم فاليوم تجزون ما كنتم تعملون.
Allah'ı { وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا } “İnkâr edenlere gelince”; onlara azarlama ve kınama kabilinden şöyle denilir: { أَفَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ } “Ayetlerim size okunurdu, değil mi?” O ayetler ki size faydanıza olanı göstermiş, zararınıza olandan sakındırmıştı. Muvaffak kılınsaydınız size ulaşan en büyük nimetti. Fakat siz onlara karşı büyüklük tasladınız, yüz çevirdiniz ve inkâr ettiniz. Böylece en büyük cürmü işlediniz ve en ağır suçu işlediniz; artık bugün yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
12010. Metin
ويوبخون أيضا بقوله: {وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُمْ} منكرين لذلك: {مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ إِنْ نَظُنُّ إِلا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ}
Ayrıca şu buyrukla da kınanırlar: { وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُمْ } “'Şüphesiz Allah'ın vaadi haktır ve kıyamette hiçbir şüphe yoktur' denildiği zaman” bunu inkâr ederek şöyle { قُلْتُمْ } “derdiniz”: { مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ إِنْ نَظُنُّ إِلا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ } “'Kıyamet nedir bilmiyoruz; sadece bir zandan ibaret olduğunu sanıyoruz ve biz kesin bir bilgiye de sahip değiliz.'”
12011. Metin
فهذه حالهم في الدنيا وحال البعث الإنكار له ورد قول من جاء به قال تعالى:
İşte onların dünyadaki hâli ve diriliş karşısındaki tutumları onu inkâr etmek ve onu getirenin sözünü reddetmekti. Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
12012. Metin
{وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ * وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنْسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا وَمَأْوَاكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرِينَ * ذَلِكُمْ بِأَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ * فَلِلَّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الأرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ * وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ}
{ وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ * وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنْسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا وَمَأْوَاكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرِينَ * ذَلِكُمْ بِأَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ * فَلِلَّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الأرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ * وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ } “Yaptıklarının kötülükleri kendilerine apaçık göründü ve alaya aldıkları şey kendilerini kuşatıverdi. Onlara denildi ki: 'Siz bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi bugün biz de sizi unuturuz! Barınağınız ateştir ve sizin hiçbir yardımcınız yoktur. Bunun sebebi, Allah'ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasıdır.' Artık bugün onlar oradan çıkarılmazlar ve özür dilemeleri de istenmez / kabul edilmez. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun! Göklerde ve yerde büyüklük [yalnızca] O'na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
12013. Metin
{وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا} أي: وظهر لهم يوم القيامة عقوبات أعمالهم، {وَحَاقَ بِهِمْ} أي: نزل {مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ} أي: نزل بهم العذاب الذي كانوا في الدنيا يستهزئون به وبوقوعه وبمن جاء به.
{ وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا } “Yaptıklarının kötülükleri kendilerine apaçık göründü”; yani kıyamet gününde işledikleri amellerin cezaları karşılarına çıktı. { وَحَاقَ بِهِمْ } “ve kendilerini kuşatıverdi” yani başlarına indi, { مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ } “alaya aldıkları şey”; yani dünyada kendisiyle, vuku bulmasıyla ve onu getirenle alay edip durdukları o azap başlarına indi.
12014. Metin
{وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنْسَاكُمْ} أي: نترككم في العذاب {كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا} فإن الجزاء من جنس العمل {وَمَأْوَاكُمُ النَّارُ} أي: هي مقركم ومصيركم، {وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرِينَ} ينصرونكم من عذاب الله ويدفعون عنكم عقابه.
{ وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنْسَاكُمْ } “Onlara denildi ki: 'Bugün biz de sizi unuturuz'” yani sizi azap içinde bırakırız; { كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا } “siz bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi”. Çünkü ceza amelin cinsindendir. { وَمَأْوَاكُمُ النَّارُ } “Barınağınız ateştir” yani kalacağınız yer ve varacağınız akıbet orasıdır. { وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرِينَ } “ve sizin hiçbir yardımcınız yoktur”; sizi Allah'ın azabından kurtaracak ve cezasını sizden savacak [hiçbir yardımcınız yoktur].
12015. Metin
{ذَلِكُمْ} الذي حصل لكم من العذاب {بـ} سبب {أنكم اتَّخَذْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ هُزُوًا} مع أنها موجبة للجد والاجتهاد وتلقيها بالسرور والاستبشار والفرح.
Başınıza gelen bu azap, { ذَلِكُمْ بِأَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ هُزُوًا } “Allah'ın ayetlerini alaya almanız sebebiyledir”. Oysa o ayetler ciddiyeti, gayreti ve sevinç, müjde ve mutlulukla karşılanmayı gerektirmekteydi.
12016. Metin
{وَغَرَّتْكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا} بزخارفها ولذاتها وشهواتها فاطمأننتم إليها، وعملتم لها وتركتم العمل للدار الباقية.
{ وَغَرَّتْكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا } “Ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasıdır”; süsleri, lezzetleri ve şehvetleriyle [aldatmasıdır]. Böylece ona bel bağladınız, onun için çalıştınız ve ebedî yurt için amel etmeyi terk ettiniz.
12017. Metin
{فَالْيَوْمَ لا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ} أي: ولا يمهلون ولا يردون إلى الدنيا ليعملوا صالحا.
{ فَالْيَوْمَ لا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ } “Artık bugün onlar oradan çıkarılmazlar ve özür dilemeleri de istenmez / kabul edilmez”. Yani ne mühlet verilir ne de salih amel işlesinler diye dünyaya geri döndürülürler.
12018. Metin
{فَلِلَّهِ الْحَمْدُ} كما ينبغي لجلاله وعظيم سلطانه {رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الأرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} أي: له الحمد على ربوبيته لسائر الخلائق حيث خلقهم ورباهم وأنعم عليهم بالنعم الظاهرة والباطنة.
Celaline ve yüce saltanatına yaraşır şekilde { فَلِلَّهِ الْحَمْدُ } “Allah'a hamdolsun”, { رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الأرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } “göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbine”. Yani bütün yaratılmışları yaratması, terbiye etmesi ve onlara zahirî ve batınî nimetler bahşetmesi suretiyle rububiyetinden ötürü hamd O'na mahsustur.
12019. Metin
{وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ} أي: له الجلال والعظمة والمجد.
{ وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ } “Göklerde ve yerde büyüklük [yalnızca] O'na aittir”. Yani celal, azamet ve mecd O'nundur.
12020. Metin
فالحمد فيه الثناء على الله بصفات الكمال ومحبته تعالى وإكرامه، والكبرياء فيها عظمته وجلاله والعبادة مبنية على ركنين، محبة الله والذل له، وهما ناشئان عن العلم بمحامد الله وجلاله وكبريائه.
Hamd; Allah'ı kemal sıfatlarıyla övmeyi, Allah Teâlâ'yı sevmeyi ve O'nu yüceltmeyi içerir. Kibriyâ ise O'nun azamet ve celalini ifade eder. İbadet iki rükün üzerine kuruludur: Allah sevgisi ve O'na boyun eğmek. Bu ikisi de Allah'ın övgüye layık vasıflarını, celalini ve kibriyasını bilmekten kaynaklanır.
12021. Metin
{وَهُوَ الْعَزِيزُ} القاهر لكل شيء، {الْحَكِيمُ} الذي يضع الأشياء مواضعها، فلا يشرع ما يشرعه إلا لحكمة ومصلحة ولا يخلق ما يخلقه إلا لفائدة ومنفعة.
{ وَهُوَ الْعَزِيزُ } “O, mutlak güç sahibidir”; her şeye boyun eğdirendir, { الْحَكِيمُ } “hüküm ve hikmet sahibidir”; her şeyi yerli yerine koyandır. Dolayısıyla koyduğu bir hükmü ancak bir hikmet ve maslahat için koyar; yarattığı bir şeyi de ancak bir fayda ve menfaat için yaratır.
12022. Metin
تم تفسير سورة الجاثية، ولله الحمد والنعمة والفضل
Câsiye Suresi'nin tefsiri tamamlandı. Hamd, nimet ve lütuf Allah'a mahsustur.