13387. Metin
[وهي مدنية]
[Bu sure Medenîdir.]
13388. Metin
{١-٥} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاةَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ * قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ * وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ * إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ * عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا} .
{١-٥} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاةَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ * قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ * وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ * إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ * عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا} “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. {1} Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. {2} Allah, yeminlerinizi [kefaretle] çözmeyi size farz (meşru) kılmıştır. Allah sizin mevlânızdır. O, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. {3} Hani Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. O da bunu başkasına haber verip Allah da bunu Peygamber'e bildirince, Peygamber bunun bir kısmını [eşine] bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: “Bunu sana kim haber verdi?” dedi. Peygamber de: “Bana, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden haberdar olan Allah haber verdi” dedi. {4} Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz ne iyi; çünkü kalpleriniz [haktan] eğrilmiştir. Eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız, bilesiniz ki onun mevlâsı Allah'tır, Cebrail'dir ve salih müminlerdir; bunlardan sonra melekler de [ona] yardımcıdır. {5} Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı; Müslüman, mümin, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan (veya hicret eden), dul ve bakire eşler nasip edebilir.”
13389. Metin
هذا عتاب من الله لنبيه محمد ﷺ، حين حرم على نفسه سريته "مارية" أو شرب العسل، مراعاة لخاطر بعض زوجاته، في قصة معروفة، فأنزل الله [تعالى] هذه الآيات {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ} أي: يا أيها الذي أنعم الله عليه بالنبوة والوحي والرسالة {لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} من الطيبات، التي أنعم الله بها عليك وعلى أمتك.
Bu, bilinen bir kıssada bazı eşlerinin hatırını gözeterek cariyesi Mâriye'yi yahut bal şerbeti içmeyi kendisine haram kıldığı vakit Allah'tan Peygamberi Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem bir sitemdir. Bunun üzerine [Yüce] Allah bu ayetleri indirdi: {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ} “Ey Peygamber!”; yani ey Allah'ın nübüvvet, vahiy ve risaletle nimetlendirdiği Zât! {لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} “Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram kılıyorsun?”; Allah'ın sana ve ümmetine ihsan ettiği temiz ve hoş şeylerden...
13391. Metin
{تَبْتَغِيَ} بذلك التحريم {مَرْضَاةَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ} هذا تصريح بأن الله قد غفر لرسوله، ورفع عنه اللوم، ورحمه، وصار ذلك التحريم الصادر منه، سببًا لشرع حكم عام لجميع الأمة، فقال تعالى حاكما حكما عاما في جميع الأيمان:
Bu haram kılmayla {تَبْتَغِي مَرْضَاةَ أَزْوَاجِكَ} “eşlerinin rızasını gözetiyorsun.” {وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ} “Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Bu, Allah'ın Resûlü'nü bağışladığının, kınamayı üzerinden kaldırdığının ve ona merhamet ettiğinin açık ifadesidir. Resûlullah'tan sadır olan bu haram kılma, bütün ümmet için genel bir hükmün teşri kılınmasına sebep olmuştur. Nitekim Yüce Allah bütün yeminler hususunda umumi bir hüküm vererek şöyle buyurmuştur:
13392. Metin
{قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ} (١) أي: قد شرع لكم، وقدر ما به تنحل أيمانكم قبل الحنث، وما به الكفارة (٢) بعد الحنث، وذلك كما في قوله تعالى: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلا تَعْتَدُوا} إلى أن قال: {فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاثَةِ أَيَّامٍ ذَلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ} .
{قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ} (١) “Allah, yeminlerinizi [kefaretle] çözmeyi size farz (meşru) kılmıştır”; yani yemini bozmadan önce yeminlerinizin kendisiyle çözüleceği şeyi ve yemini bozduktan sonraki kefareti (٢) sizin için teşri ve takdir kılmıştır. Nitekim bu durum Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibidir: “{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلا تَعْتَدُوا} Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın!...” Şöyle buyurduğu yere kadar: “{فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاثَةِ أَيَّامٍ ذَلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ} Bunun kefareti, ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan kimse için üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefareti budur.”
13393. Metin
فكل من حرم حلالا عليه، من طعام أو شراب أو سرية، أو حلف يمينًا بالله، على فعل أو ترك، ثم حنث أو أراد الحنث، فعليه هذه الكفارة المذكورة، وقوله: {وَاللَّهُ مَوْلاكُمْ} أي: متولي أموركم، ومربيكم أحسن تربية، في أمور دينكم ودنياكم، وما به يندفع عنكم الشر، فلذلك فرض لكم تحلة أيمانكم، لتبرأ ذممكم، {وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ} الذي أحاط علمه بظواهركم وبواطنكم، وهو الحكيم في جميع ما خلقه وحكم به، فلذلك شرع لكم من الأحكام، ما يعلم أنه موافق لمصالحكم، ومناسب لأحوالكم.
Yiyecek, içecek veya cariye gibi kendisine helal olan bir şeyi haram kılan yahut bir şeyi yapmak veya terk etmek üzere Allah adına yemin edip de ardından yeminini bozan veya bozmak isteyen herkese bu zikredilen kefaret vacip olur. O'nun şu buyruğu: {وَاللَّهُ مَوْلاكُمْ} “Allah sizin mevlânızdır”; yani din ve dünya işlerinizde, sizden şerrin defedileceği hususlarda işlerinizi üstlenen ve sizi en güzel şekilde terbiye edendir. Bu sebeple zimmetleriniz berî olsun diye yeminlerinizin çözülmesini size farz kılmıştır. {وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ} “O, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” İlmi zahirinizi ve batınınızı kuşatan, yarattığı ve hükmettiği her şeyde Hakîm olandır. Bu sebeple sizin için, maslahatlarınıza uygun ve hallerinize münasip olduğunu bildiği hükümleri teşri kılmıştır.
13394. Metin
[وقوله:] {وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا} قال كثير من المفسرين: هي حفصة أم المؤمنين ﵂، أسر لها النبي ﷺ حديثًا، وأمر أن لا تخبر به أحدًا، فحدثت به عائشة ﵄، وأخبره الله بذلك الخبر الذي أذاعته، فعرفها ﷺ، ببعض ما قالت، وأعرض عن بعضه، كرمًا منه ﷺ، وحلمًا، فـ {قَالَتْ} له: {مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا} الخبر الذي لم يخرج منا؟ {قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ} الذي لا تخفى عليه خافية، يعلم السر وأخفى.
[Buyruğu:] {وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti.” Müfessirlerin çoğu: Bu, müminlerin annesi Hafsa radıyallâhu anhâ idi; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona gizlice bir söz söylemiş ve bunu kimseye söylememesini emretmişti; fakat o bunu Âişe'ye radıyallâhu anhâ anlattı. Allah da yaydığı bu haberi Peygamber'e bildirdi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem cömertliği ve hilmi sebebiyle söylediği şeylerin bir kısmını ona bildirdi, bir kısmından da vazgeçti. Bunun üzerine kadın ona: {مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا} “Bunu sana kim haber verdi?” -bizim aramızdan dışarı çıkmayan bu haberi- {قَالَتْ} “dedi.” Peygamber de: {قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ} “Bana, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden haberdar olan Allah haber verdi” dedi; Kendisine hiçbir gizli şey saklı kalmayan, sırrı da sırrın daha gizlisini de bilendir.
13395. Metin
[وقوله:] {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} الخطاب للزوجتين الكريمتين من أزواجه ﷺ عائشة وحفصة ﵄، كانتا سببًا لتحريم النبي ﷺ على نفسه ما يحبه، فعرض الله عليهما التوبة، وعاتبهما على ذلك، وأخبرهما أن قلوبهما (٣) قد صغت أي: مالت وانحرفت عما ينبغي لهن، من الورع والأدب مع الرسول ﷺ واحترامه، وأن لا يشققن عليه، {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ} أي: تعاونا (٤) على ما يشق عليه، ويستمر هذا الأمر منكن، {فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ} أي: الجميع أعوان للرسول، مظاهرون، ومن كان هؤلاء أعوانه (٥) فهو المنصور، وغيره ممن يناوئه مخذول (٦) ، وفي هذا أكبر فضيلة وشرف لسيد المرسلين، حيث جعل الباري نفسه [الكريمة] ، وخواص خلقه، أعوانًا لهذا الرسول الكريم.
[Buyruğu:] {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz ne iyi; çünkü kalpleriniz eğrilmiştir.” Hitap Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerinden iki kerim zevceye, Âişe ve Hafsa'yadır radıyallâhu anhümâ. Zira ikisi Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem sevdiği bir şeyi nefsine haram kılmasına sebep olmuşlardı. Allah ikisine tevbeyi arz etti, bu sebeple onlara sitem etti ve kendilerine, Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem karşı takınmaları gereken takva, edep, hürmet ve onu zora koşmamak gibi hususlardan kalplerinin (٣) eğrildiğini, yani saptığını bildirdi. {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ} “Eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız”; yani ona ağır gelecek şeyde yardımlaşırsanız (٤) ve bu haliniz devam ederse, {فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ} “bilesiniz ki onun mevlâsı Allah'tır, Cebrail'dir ve salih müminlerdir; bunlardan sonra melekler de [ona] yardımcıdır.” Yani hepsi Resûl'ün yardımcıları ve destekçileridir. Bunların yardımcısı olduğu kimse (٥) mutlaka muzafferdir; ona karşı çıkan diğer kimseler ise hüsrana uğramışlardır (٦). Bunda Yaratıcı'nın Kendi [kerim] Zâtı'nı ve mahlûkatının seçkinlerini bu Kerîm Resûl'e yardımcı kılması sebebiyle peygamberlerin efendisi için en büyük bir fazilet ve şeref vardır.
13396. Metin
وهذا فيه من التحذير للزوجتين الكريمتين ما لا يخفى، ثم خوفهما أيضا، بحالة تشق على النساء غاية المشقة، وهو الطلاق، الذي هو أكبر شيء عليهن، فقال: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ} .
Bunda iki kerim zevce için gizli olmayan bir uyarı vardır. Sonra Allah onları kadınlara son derece ağır gelen bir durumla, kadınlar için en büyük hadise olan boşanma ile korkutarak şöyle buyurdu: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ} “Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı eşler nasip edebilir.”
13397. Metin
{عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ} أي: فلا ترفعن عليه، فإنه لو طلقكن، لم يضق (٧) عليه الأمر، ولم يكن مضطرًا إليكن، فإنه سيلقى (٨) ويبدله الله أزواجًا خيرًا منكن، دينا وجمالا وهذا من باب التعليق الذي لم يوجد، ولا يلزم وجوده، فإنه ما طلقهن، ولو طلقهن، لكان ما ذكره الله من هذه الأزواج الفاضلات، الجامعات بين الإسلام، وهو القيام بالشرائع الظاهرة، والإيمان، وهو: القيام بالشرائع الباطنة، من العقائد وأعمال القلوب.
{عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ} “Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı eşler nasip edebilir”; yani ona karşı böbürlenmeyin; şayet sizi boşayacak olursa durum ona daralmaz (٧) ve o size muhtaç da kalmaz. Çünkü o bulacak (٨) ve Allah ona dindarlık ve güzellikçe sizden daha hayırlı eşler nasip edecektir. Bu, gerçekleşmemiş ve gerçekleşmesi de gerekmeyen bir şarta bağlama kabilindendir; zira Peygamber onları boşamamıştır. Şayet onları boşasaydı Allah'ın zikrettiği bu faziletli kadınlar bulunurdu: Zahirî şeriatları ikame etmekten ibaret olan İslam ile inançlar ve kalp amelleri gibi batınî şeriatları ikame etmekten ibaret olan imanı kendisinde toplayan kadınlar...
13398. Metin
القنوت هو دوام الطاعة واستمرارها {تَائِبَاتٍ} عما يكرهه الله، فوصفهن بالقيام بما يحبه الله، والتوبة عما يكرهه الله، {ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا} أي: بعضهن ثيب، وبعضهن أبكار، ليتنوع ﷺ، فيما يحب، فلما سمعن ﵅ هذا التخويف والتأديب، بادرن إلى رضا رسول الله ﷺ، فكان هذا الوصف منطبقًا عليهن، فصرن أفضل نساء المؤمنين، وفي هذا دليل على أن الله لا يختار لرسوله ﷺ إلا أكمل الأحوال وأعلى الأمور، فلما اختار الله لرسوله بقاء نسائه المذكورات معه دل على أنهن خير النساء وأكملهن.
Kunut (boyun eğip itaat etmek), itaatin devamı ve sürekliliğidir. {تَائِبَاتٍ} “Tövbe eden” yani Allah'ın hoşlanmadığı şeylerden [dönen]; böylece onları Allah'ın sevdiği şeyleri yerine getirmekle ve hoşlanmadığı şeylerden tövbe etmekle nitelemiştir. {ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا} “Dul ve bâkireler”; yani [Resûlullah] sallallâhu aleyhi ve sellem hoşlandığı şeyler hususunda çeşitlilik bulsun diye bazısı dul, bazısı bâkire [kadınlar]. Onlar (radıyallâhu anhünne) bu korkutma ve terbiyeyi işitince, derhal Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in rızasını kazanmaya koştular; dolayısıyla bu nitelik onlara tam olarak uydu ve mümin kadınların en faziletlileri oldular. Bunda, Allah'ın Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem için ancak en mükemmel hâlleri ve en yüce durumları seçeceğine dair bir delil vardır. Allah, Resûlü için zikri geçen hanımlarının onun yanında kalmasını tercih ettiğine göre, bu onların kadınların en hayırlısı ve en mükemmelleri olduğuna delalet etmiştir.
13399. Metin
{٦} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلائِكَةٌ غِلاظٌ شِدَادٌ لا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ} .
{٦} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلائِكَةٌ غِلاظٌ شِدَادٌ لا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ} “{6} Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten koruyun! Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine emrettiğine isyan etmeyen ve kendilerine emredileni yapan melekler vardır.”
13400. Metin
أي: يا من من الله عليهم بالإيمان، قوموا بلوازمه وشروطه.
Yani: Ey Allah'ın kendilerine iman lütfettiği kimseler! İmanın gereklerini ve şartlarını yerine getirin!
13401. Metin
فـ {قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا} موصوفة بهذه الأوصاف الفظيعة، ووقاية الأنفس بإلزامها أمر الله، والقيام بأمره امتثالا ونهيه اجتنابًا، والتوبة عما يسخط الله ويوجب العذاب، ووقاية الأهل [والأولاد] ، بتأديبهم وتعليمهم، وإجبارهم على أمر الله، فلا يسلم العبد إلا إذا قام بما أمر الله به في نفسه، وفيما يدخل (١) تحت ولايته من الزوجات والأولاد وغيرهم ممن هو تحت ولايته وتصرفه.
Bu korkunç vasıflarla nitelenen bir {نَارًا} “ateşten”, {قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ} “kendinizi ve ailenizi koruyun!” Nefisleri korumak; onlara Allah'ın emrini bağlayıcı kılmak, emrini yerine getirip yasağından kaçınmak, Allah'ı gazaplandıran ve azabı gerektiren şeylerden tevbe etmekle olur. Aileyi [ve çocukları] korumak ise; onları terbiye etmek, eğitmek ve Allah'ın emrine zorlamakla olur. Kul ancak Allah'ın bizzat kendi nefsinde ve eşler, evlatlar ile velayeti ve tasarrufu altında bulunup velayetinin altına giren (١) diğer kimselerde emrettiği şeyleri yerine getirdiği takdirde selamete erer.
13402. Metin
ووصف الله النار بهذه الأوصاف، ليزجر عباده عن التهاون بأمره فقال: {وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ} كما قال تعالى: {إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ} .
Kullarını emrini hafife almaktan caydırmak için Allah ateşi bu vasıflarla nitelemiş ve şöyle buyurmuştur: {وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ} “yakıtı insanlar ve taşlar olan...”; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “{إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ} Şüphesiz siz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız; siz oraya gireceksiniz.”
13403. Metin
{عَلَيْهَا مَلائِكَةٌ غِلاظٌ شِدَادٌ} أي: غليظة أخلاقهم، عظيم ٢ انتهارهم، يفزعون بأصواتهم ويخيفون ٣ بمرآهم، ويهينون أصحاب النار بقوتهم، ويمتثلون ٤ فيهم أمر الله، الذي حتم عليهم العذاب ٥ وأوجب عليهم شدة العقاب، {لا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ} وهذا فيه أيضًا مدح للملائكة الكرام، وانقيادهم لأمر الله، وطاعتهم له في كل ما أمرهم به.
{عَلَيْهَا مَلائِكَةٌ غِلاظٌ شِدَادٌ} “Onun üzerinde kaba [ve] sert melekler vardır.” Yani: Ahlakları katıdır, azarlamaları büyüktür 2, sesleriyle dehşete düşürür, görünüşleriyle korkuturlar 3, güçleriyle cehennem ehlini zelil kılarlar ve haklarında azabı kesinleştiren 5 ve şiddetli cezayı gerekli kılan Allah'ın emrini onlar hakkında yerine getirirler 4. {لا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ} “Kendilerine emrettiği şeylerde Allah'a karşı gelmezler ve emrolundukları şeyi yaparlar.” Bunda aynı zamanda şerefli meleklere yönelik bir övgü, onların Allah'ın emrine boyun eğişleri ve kendilerine emrettiği her hususta O'na olan itaatleri [ifade edilmektedir].
13404. Metin
{٧} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ كَفَرُوا لا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} .
{٧} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ كَفَرُوا لا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} “{7} Ey inkâr edenler! Bugün mazeret ileri sürmeyin! Siz ancak yapmakta olduğunuz şeylerin karşılığını göreceksiniz.”
13405. Metin
أي: يوبخ أهل النار يوم القيامة بهذا التوبيخ فيقال لهم: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ كَفَرُوا لا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَ} [أي:] فإنه ذهب وقت الاعتذار، وزال نفعه، فلم يبق الآن إلا الجزاء على الأعمال، وأنتم لم تقدموا إلا الكفر بالله، والتكذيب بآياته، ومحاربة رسله وأوليائه.
Yani: Kıyamet günü cehennem ehli bu kınamayla azarlanarak kendilerine şöyle denilir: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ كَفَرُوا لا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَ} “Ey inkâr edenler! Bugün mazeret ileri sürmeyin!”; zira mazeret vakti geçmiş, faydası zail olmuştur; şu anda sadece amellerin karşılığı kalmıştır. Siz ise Allah'ı inkâr etmekten, ayetlerini yalanlamaktan, elçileri ve dostlarıyla savaşmaktan başka bir şey önden göndermediniz.
13406. Metin
{٨} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ يَوْمَ لا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعَى بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ} .
{٨} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ يَوْمَ لا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعَى بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ} “{8} Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile (nasûh tevbesiyle) Allah'a tevbe edin! Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi, Allah'ın Peygamber'i ve onunla beraber iman edenleri utandırmayacağı günde altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onların nuru önlerinde ve sağ yanlarında koşar; şöyle derler: “Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla! Şüphesiz sen her şeye kadirsin.””
13407. Metin
قد أمر الله بالتوبة النصوح في هذه الآية، ووعد عليها بتكفير السيئات، ودخول الجنات، والفوز والفلاح، حين يسعى المؤمنون يوم القيامة بنور إيمانهم، ويمشون بضيائه، ويتمتعون بروحه وراحته، ويشفقون إذا طفئت الأنوار، التي لا تعطى المنافقين، ويسألون الله أن يتمم (١) لهم نورهم فيستجيب الله دعوتهم، ويوصلهم ما (٢) معهم من النور واليقين، إلى جنات النعيم، وجوار الرب الكريم، وكل هذا من آثار التوبة النصوح.
Allah bu ayette nasûh tevbesini emretmiş ve buna karşılık kötülüklerin örtüleceğini, cennetlere girileceğini, zafer ve kurtuluşu vadetmiştir. Kıyamet gününde müminler imanlarının nuruyla koşup ışığında yürüyecek, rahat ve huzuruyla nimetlenecek; münafıklara verilmeyen ve sönen nurları gördüklerinde korkuya kapılarak Allah'tan nurlarını tamamlamasını (١) dileyeceklerdir. Allah da onların dualarına icabet edecek ve beraberlerindeki nur ve yakin onları (٢) Naîm cennetlerine ve Kerîm Rabbin civarına ulaştıracaktır. Bütün bunlar nasûh tevbesinin eserlerindendir.
13408. Metin
والمراد بها: التوبة العامة الشاملة للذنوب كلها، التي عقدها العبد لله، لا يريد بها إلا وجهه ٣ والقرب منه، ويستمر عليها في جميع أحواله.
Bununla kastedilen; kulun yalnızca O'nun rızasını3 ve O'na yakın olmayı isteyerek sırf Allah için gerçekleştirdiği ve bütün durumlarında kendisi üzere devam ettiği, günahların tamamını kapsayan genel bir tevbedir.
13409. Metin
{٩} {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ} .
{٩} {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ} “{9} Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara sert davran! Onların barınağı cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!”
13410. Metin
يأمر [الله] تعالى نبيه ﷺ، بجهاد الكفار والمنافقين، والإغلاظ عليهم في ذلك، وهذا شامل لجهادهم، بإقامة الحجة [عليهم ودعوتهم] بالموعظة الحسنة ١ ، وإبطال ما هم عليه من أنواع الضلال، وجهادهم بالسلاح والقتال لمن أبى أن يجيب دعوة الله وينقاد لحكمه، فإن هذا يجاهد ويغلظ له، وأما المرتبة الأولى، فتكون بالتي هي أحسن، فالكفار والمنافقون لهم عذاب في الدنيا، بتسليط الله لرسوله وحزبه [عليهم و] على جهادهم وقتالهم، وعذاب النار في الآخرة وبئس المصير، الذي يصير إليها كل شقي خاسر.
Yüce [Allah] Peygamberi’ne sallallâhu aleyhi ve sellem, kâfirler ve münafıklarla cihad etmesini ve bu hususta onlara karşı sert davranmasını emretmektedir. Bu; [onlara karşı] delili ortaya koymak, güzel öğütle [onları davet etmek]1 ve içinde bulundukları her türlü sapıklığı iptal edip çürütmek suretiyle yapılacak cihadı ve Allah'ın davetine icabet etmekten ve O'nun hükmüne boyun eğmekten kaçınan kimselere karşı da silah ve savaş yoluyla yapılacak cihadı kapsamaktadır. Zira böylesine karşı cihad edilir ve sert davranılır. Birinci mertebe ise en güzel şekilde olan [mücadele] ile olur. Kâfirler ve münafıklar için dünyada bir azap vardır; bu da Allah'ın, Resûlü'nü ve taraftarlarını [onların üzerine] musallat kılması, onlarla cihad ve savaş etmelerini sağlaması iledir. Ahirette ise cehennem azabı vardır. O, her bedbaht ve hüsrana uğrayanın varacağı ne kötü bir varış yeridir!
13411. Metin
{١٠ - ١٢} {ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلا لِلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَامْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ * وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلا لِلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ * وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ} .
{١٠ - ١٢} {ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلا لِلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَامْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ * وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلا لِلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ * وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ} “{10} Allah inkâr edenlere, Nûh'un karısı ile Lût'un karısını misal getirdi. Bu ikisi, salih kullarımızdan iki kulumuzun nikâhı altında idiler; ama onlara hıyanet ettiler. Bu iki kul, Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı ve onlara: “Girenlerle beraber siz de ateşe girin!” denildi. {11} Allah iman edenlere de Firavun'un karısını misal getirdi. Hani o şöyle demişti: “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar, beni zalimler topluluğundan da kurtar!” {12} İffetini koruyan İmrân kızı Meryem'i de [misal getirdi]. Biz onun içine ruhumuzdan üfledik; o Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden itaat edenlerden oldu.”
13412. Metin
هذان المثلان اللذان ضربهما الله للمؤمنين والكافرين، ليبين لهم أن اتصال الكافر بالمؤمن وقربه منه لا يفيده شيئًا، وأن اتصال المؤمن بالكافر لا يضره شيئًا مع قيامه بالواجب عليه.
Allah'ın müminler ve kâfirler için getirdiği bu iki misal; kâfirin müminle olan bağının ve yakınlığının kendisine hiçbir fayda vermeyeceğini, müminin de üzerine düşen vacibi yerine getirdiği takdirde kâfirle olan bağının kendisine hiçbir zarar vermeyeceğini onlara açıklamak içindir.
13413. Metin
فكأن في ذلك إشارة وتحذيرًا لزوجات النبي ﷺ، عن المعصية، وأن اتصالهن به ﷺ، لا ينفعهن شيئًا مع الإساءة، فقال:
Sanki bunda Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerine günaha karşı bir işaret ve uyarı vardır; kötülük yaptıkları takdirde Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem olan bağlarının kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağını bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır:
13414. Metin
{ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلا لِلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَامْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا} أي: المرأتان {تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ} وهما نوح، ولوط ﵉.
{ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلا لِلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَامْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا} “Allah inkâr edenlere, Nûh'un karısı ile Lût'un karısını misal getirdi. Bu ikisi”; yani bu iki kadın {تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ} “salih kullarımızdan iki kulumuzun nikâhı altında idiler”; yani Nûh ve Lût aleyhimesselâm'ın nikâhı altında...
13415. Metin
{فَخَانَتَاهُمَا} في الدين، بأن كانتا على غير دين زوجيهما، وهذا هو المراد بالخيانة لا خيانة النسب والفراش، فإنه ما بغت امرأة نبي قط، وما كان الله ليجعل امرأة أحد من أنبيائه بغيًا، {فَلَمْ يُغْنِيَا} أي: نوح ولوط {عَنْهُمَا} أي: عن امرأتيهما {مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ} لهما {ادْخُلا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ} .
{فَخَانَتَاهُمَا} “ama onlara hıyanet ettiler”; dinde hıyanet ettiler; yani kocalarının dininden başka bir din üzere idiler. Hıyanetten maksat budur; nesep ve yatak hıyaneti değildir; zira hiçbir peygamberin hanımı asla zina etmemiştir. Allah hiçbir peygamberinin hanımını zina eden bir kadın kılacak değildir. {فَلَمْ يُغْنِيَا} “Bu iki kul savamadı”; yani Nûh ve Lût {عَنْهُمَا} “o ikisinden”; yani hanımlarından {مِنَ اللَّهِ شَيْئًا} “Allah'tan gelen hiçbir şeyi...” {وَقِيلَ} “Ve [o iki kadına] denildi:” {ادْخُلا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ} “Girenlerle beraber siz de ateşe girin!”
13416. Metin
{وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلا لِلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ} وهي آسية بنت مزاحم ﵂ {إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ} فوصفها الله بالإيمان والتضرع لربها، وسؤالها لربها أجل المطالب، وهو دخول الجنة، ومجاورة الرب الكريم، وسؤالها أن ينجيها الله من فتنة فرعون وأعماله الخبيثة، ومن فتنة كل ظالم، فاستجاب الله لها، فعاشت في إيمان كامل، وثبات تام، ونجاة من الفتن، ولهذا قال النبي ﷺ: {كمل من الرجال كثير، ولم يكمل من النساء، إلا مريم بنت عمران، وآسية بنت مزاحم، وخديجة بنت خويلد، وفضل عائشة على النساء، كفضل الثريد على سائر الطعام} .
{وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلا لِلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ} “Allah iman edenlere de Firavun'un karısını misal getirdi.” O, Âsiye bint Müzâhim'dir radıyallâhu anhâ. {إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ} “Hani o şöyle demişti: “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar, beni zalimler topluluğundan da kurtar!”” Allah onu imanla, Rabbine yalvarmakla ve Rabbinden en yüce talepleri -yani cennete girmeyi ve Kerîm Rabbe komşu olmayı- istemekle, ayrıca Allah'ın kendisini Firavun'un fitnesinden, çirkin amellerinden ve her zalimin fitnesinden kurtarmasını dilemekle vasfetmiştir. Allah da onun duasına icabet etmiş; o kâmil bir iman, tam bir sebat ve fitnelerden kurtuluş içinde yaşamıştır. Bu sebeple Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Erkeklerden pek çok kişi kemale erdi; kadınlardan ise İmrân kızı Meryem, Müzâhim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice'den başkası kemale ermedi. Âişe'nin kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.»
13417. Metin
وقوله {وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا} أي: صانته وحفظته عن الفاحشة، لكمال ديانتها، وعفتها، ونزاهتها.
O'nun şu buyruğu: {وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا} “İffetini koruyan İmrân kızı Meryem'i de...”; yani dindarlığının, iffetinin ve nezaketinin kemali sebebiyle namusunu hayâsızlıktan koruyup muhafaza eden...
13418. Metin
{فَنَفَخْنَا فِيهِ مِنْ رُوحِنَا} بأن نفخ جبريل [﵇] في جيب درعها فوصلت نفخته إلى مريم، فجاء منها عيسى ابن مريم [﵇] ، الرسول الكريم والسيد العظيم.
{فَنَفَخْنَا فِيهِ مِنْ رُوحِنَا} “Biz onun içine ruhumuzdan üfledik”; yani Cebrail [aleyhisselâm] elbisesinin yakasına üfledi ve üflemesi Meryem'e ulaştı; böylece ondan Kerîm Resûl ve yüce seyyid olan Meryem oğlu İsa [aleyhisselâm] meydana geldi.
13419. Metin
{وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ} وهذا وصف لها بالعلم والمعرفة، فإن التصديق بكلمات الله، يشمل كلماته الدينية والقدرية، والتصديق بكتبه، يقتضي معرفة ما به يحصل التصديق، ولا يكون ذلك إلا بالعلم والعمل، [ولهذا قال] {وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ} أي: المطيعين لله، المداومين على طاعته (١) بخشية وخشوع، وهذا وصف لها بكمال العمل، فإنها ﵂ صديقة، والصديقية: هي كمال العلم والعمل.
{وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ} “o Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti”; bu, onu ilim ve marifetle nitelemektir. Zira Allah'ın kelimelerini tasdik etmek, O'nun dinî ve kaderî kelimelerini kapsar; kitaplarını tasdik etmek ise kendisiyle tasdikin hâsıl olacağı şeyi bilmeyi gerektirir ki bu da ancak ilim ve amelle olur. [Bu sebeple şöyle buyurmuştur:] {وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ} “ve gönülden itaat edenlerden oldu.” Yani Allah'a itaat eden, korku ve huşu ile O'na itaate devam edenlerden (١)... Bu ise onu amelin kemaliyle nitelemektir. Zira o radıyallâhu anhâ bir sıddîkadır; sıddîkiyet ise ilim ve amelin kemalidir.
13420. Metin
تمت ولله الحمد
[Sure tefsiri] tamamlandı, hamd Allah'a aittir.1