13946. Metin
وهي مكية
[Bu sure] Mekkîdir.1234
13947. Metin
{١ - ١٤} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا * وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا * وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا * فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا * فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا * يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ * تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ * قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ * أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ * يَقُولُونَ أَئِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ * أَئِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً * قَالُوا تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ * فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ * فَإِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ} .
{1-14} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا * وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا * وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا * فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا * فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا * يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ * تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ * قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ * أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ * يَقُولُونَ أَئِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ * أَئِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً * قَالُوا تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ * فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ * فَإِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ} “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. (Kâfirlerin ruhlarını) ta derinlerden söküp çıkaranlara, (müminlerin ruhlarını) kolaylıkla ve sevinçle çekip alanlara, yüzüp gidenlere, yarıştıkça yarışanlara ve işleri çekip çevirenlere andolsun! O gün sarsıntı sarsar; arkasından onu bir diğeri takip eder. O gün kalpler korkudan titrer; gözleri zilletle yere eğilir. Derler ki: 'Biz gerçekten eski hâlimize mi döndürüleceğiz? Çürüyüp ufalanmış kemikler olduğumuz zaman mı?' 'Öyleyse bu, ziyanlı bir dönüştür!' dediler. Oysa o sadece tek bir haykırıştır (sayhadır)! Bir de bakarsın ki onlar uyanmış, yeryüzündedirler!”
13948. Metin
هذه الإقسامات بالملائكة الكرام، وأفعالهم الدالة على كمال انقيادهم لأمر الله، وإسراعهم في تنفيذ أمره، يحتمل أن المقسم عليه، الجزاء والبعث، بدليل الإتيان بأحوال القيامة بعد ذلك، ويحتمل أن المقسم عليه والمقسم به متحدان، وأنه أقسم على الملائكة، لأن الإيمان بهم أحد أركان الإيمان الستة، ولأن في ذكر أفعالهم هنا ما يتضمن الجزاء الذي تتولاه الملائكة عند الموت وقبله وبعده، فقال: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} وهم الملائكة التي تنزع الأرواح بقوة، وتغرق في نزعها حتى تخرج الروح، فتجازى بعملها.
Kerîm melekler ve onların Allah'ın emrine tam boyun eğip emirlerini yerine getirmedeki süratlerine delalet eden fiilleri üzerine yapılan bu yeminlerin muksemun aleyhinin (üzerine yemin edilen konunun) diriliş ve amellerin karşılığı olması muhtemeldir; zira bunun hemen ardından kıyamet hâlleri zikredilmiştir. Muksemun bih (yemin edilen) ile muksemun aleyhin (üzerine yemin edilen) aynı olması da muhtemeldir; zira meleklere iman altı iman esasından biridir ve burada onların fiillerinin zikri, ölüm anında, öncesinde ve sonrasında meleklerin üstlendiği karşılık/ceza işlerini içermektedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Ta derinlerden söküp çıkaranlara...” Bunlar ruhları şiddetle söküp alan ve ruh çıkana kadar derinlere dalarak onu çekip çıkaran meleklerdir; tâ ki ruh ameline göre cezalandırılsın.
13949. Metin
{وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} وهم الملائكة أيضا، تجتذب الأرواح بقوة ونشاط، أو أن النزع يكون لأرواح المؤمنين، والنشط لأرواح الكفار.
{وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} “Kolaylıkla ve sevinçle çekip alanlara...” Bunlar da ruhları kuvvet ve neşeyle çeken meleklerdir. Yahut 'nez' (söküp alma) kâfirlerin ruhları için, 'neşt' (kolayca çekip alma) ise müminlerin ruhları içindir.
13950. Metin
{وَالسَّابِحَاتِ} أي: المترددات في الهواء صعودا ونزولا {سَبْحًا}
{وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا} “Yüzüp gidenlere...” Yani havada inip çıkarak yüzer gibi hareket eden meleklere...
13951. Metin
{فَالسَّابِقَاتِ} لغيرها {سَبْقًا} فتبادر لأمر الله، وتسبق الشياطين في إيصال الوحي إلى رسل الله حتى لا تسترقه (١) .
{فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا} “Yarıştıkça yarışanlara...” Diğer varlıkları geçerek Allah'ın emrine koşan, şeytanlar vahyi hırsızlamasın diye vahyi Allah'ın elçilerine ulaştırmada şeytanları geride bırakan meleklere...
13952. Metin
{فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا} الملائكة، الذين وكلهم الله أن يدبروا كثيرا من أمور العالم (٢) العلوي والسفلي، من الأمطار، والنبات، والأشجار، والرياح، والبحار، والأجنة، والحيوانات، والجنة، والنار [وغير ذلك] .
{فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا} “Ve işleri çekip çevirenlere...” Bunlar Allah'ın; yağmurlar, bitkiler, ağaçlar, rüzgârlar, denizler, ceninler, hayvanlar, cennet, cehennem [ve benzeri] ulvî ve süflî âlemin pek çok işini çekip çevirmekle vazifelendirdiği meleklerdir.
13953. Metin
{يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ} وهي قيام الساعة، {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} أي: الرجفة الأخرى التي تردفها وتأتي تلوها، {قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ} أي: موجفة ومنزعجة من شدة ما ترى وتسمع.
{يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ} “O gün sarsıntı sarsar;” bu kıyametin kopuşudur. {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} “Arkasından onu bir diğeri takip eder;” yani hemen peşinden gelen ikinci üfleyiştir. {قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ} “O gün kalpler korkudan titrer;” yani gördüğü ve işittiği dehşetin şiddetinden yerinden oynar ve sarsılır.
13954. Metin
{أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ} أي: ذليلة حقيرة، قد ملك قلوبهم الخوف، وأذهل أفئدتهم الفزع، وغلب عليهم التأسف [واستولت عليهم] الحسرة.
{أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ} “Gözleri zilletle yere eğilir;” yani hor ve hakirdir. Korku kalplerini bürümüş, dehşet akıllarını başlarından almış, hüzün ve [hasret onları bütünüyle kuşatmıştır].
13955. Metin
يقولون أي: الكفار في الدنيا، على وجه التكذيب: {أَئِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً} أي: بالية فتاتا.
Kâfirler dünyada iken yalanlama sadedinde şöyle derler: {أَئِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً} “Biz çürüyüp ufalanmış kemikler olduğumuz zaman mı?” Yani un ufak olup çürüdüğümüz zaman mı?
13956. Metin
{قَالُوا تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ} أي: استبعدوا أن يبعثهم الله ويعيدهم بعدما كانوا عظاما نخرة، جهلا [منهم] بقدرة الله، وتجرؤا عليه.
{قَالُوا تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ} “'Öyleyse bu, ziyanlı bir dönüştür!' dediler.” Yani Allah'ın kudretine dair cehaletleri ve O'na karşı cüretkârlıkları sebebiyle, çürümüş kemikler olduktan sonra Allah'ın kendilerini diriltip yeniden döndürmesini akıldan uzak gördüler.
13957. Metin
قال الله في بيان سهولة هذا الأمر عليه: {فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ} ينفخ فيها في الصور.
Allah bu meselenin Kendisine ne kadar kolay olduğunu beyan ederek şöyle buyurdu: {فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ} “Oysa o sadece tek bir haykırıştır!” Yani Sûr'a tek bir üfleyiştir.
13958. Metin
فإذا الخلائق كلهم {بِالسَّاهِرَةِ} أي: على وجه الأرض، قيام ينظرون، فيجمعهم الله ويقضي بينهم بحكمه العدل ويجازيهم.
Bir de bakarsın ki bütün yaratılmışlar {بِالسَّاهِرَةِ} “düz bir arazidedirler”. Yani yeryüzünün üstünde, ayakta bakınır hâldedirler. Bunun üzerine Allah onları bir araya toplar, adil hükmüyle aralarında hükmeder ve karşılıklarını verir.
13959. Metin
{١٥ - ٢٦} {هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى} .
{15-26} {هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى} “Musa'nın haberi sana geldi mi?”
13960. Metin
يقول [الله] تعالى لنبيه محمد ﷺ: {هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى} وهذا الاستفهام عن أمر عظيم متحقق وقوعه. أي: هل أتاك حديثه.
Yüce [Allah] Peygamberi Muhammed'e (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: {هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى} “Musa'nın haberi sana geldi mi?” Bu soru vuku bulmuş azametli bir hadiseyi sormaktadır; yani onun haberi sana geldi.
13961. Metin
{إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِي الْمُقَدَّسِ طُوًى * اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى * فَقُلْ هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى * وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى * فَأَرَاهُ الآيَةَ الْكُبْرَى * فَكَذَّبَ وَعَصَى * ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى * فَحَشَرَ فَنَادَى * فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الأعْلَى * فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الآخِرَةِ وَالأولَى * إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَى} .
{إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِي الْمُقَدَّسِ طُوًى * اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى * فَقُلْ هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى * وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى * فَأَرَاهُ الآيَةَ الْكُبْرَى * فَكَذَّبَ وَعَصَى * ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى * فَحَشَرَ فَنَادَى * فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الأعْلَى * فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الآخِرَةِ وَالأولَى * إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَى} “Hani Rabbi ona mukaddes Tuva vadisinde şöyle seslenmişti: 'Firavun'a git; çünkü o azdı! De ki: Arınmak ister misin? Seni Rabbine ulaştırayım da O'ndan korkup saygı duyasın.' Derken ona en büyük mucizeyi gösterdi. Fakat o yalanladı ve isyan etti. Sonra arkasını dönüp koşarak uzaklaştı. Derken (adamlarını) topladı ve seslendi: 'Ben sizin en yüce rabbinizim!' dedi. Bunun üzerine Allah onu dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi. Şüphesiz bunda Allah'tan korkan kimse için büyük bir ibret vardır.”
13962. Metin
{إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِي الْمُقَدَّسِ طُوًى} وهو المحل الذي كلمه الله فيه، وامتن عليه بالرسالة، واختصه بالوحي والاجتباء (١) فقال له {اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى} أي: فانهه عن طغيانه وشركه وعصيانه، بقول لين، وخطاب لطيف، لعله {يتذكر أو يخشى}
{إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِي الْمُقَدَّسِ طُوًى} “Hani Rabbi ona mukaddes Tuva vadisinde seslenmişti:” Burası Allah'ın kendisiyle konuştuğu, peygamberlik lütfunda bulunduğu, vahiy ve seçkinlikle hususi kıldığı yerdir. O'na şöyle buyurdu: {اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى} “Firavun'a git; çünkü o azdı!” Yani yumuşak bir söz ve zarif bir hitapla onu azgınlığından, şirkinden ve isyanından sakındır; umulur ki öğüt alır yahut korkar.
13963. Metin
{فَقُلْ} له: {هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى} أي: هل لك في خصلة حميدة، ومحمدة جميلة، يتنافس فيها أولو الألباب، وهي أن تزكي نفسك وتطهرها من دنس الكفر والطغيان، إلى الإيمان والعمل الصالح؟
Ona {فَقُلْ} “de ki:” {هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى} “Arınmak ister misin?” Yani akıl sahiplerinin uğrunda yarışacağı övgüye layık güzel bir haslete talip misin? O da nefsini küfür ve azgınlık kirinden arındırıp temizleyerek imana ve salih amellere ulaştırmandır.
13964. Metin
{وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ} أي: أدلك عليه، وأبين لك مواقع رضاه، من مواقع سخطه. {فَتَخْشَى} الله إذا علمت الصراط المستقيم، فامتنع فرعون مما دعاه إليه موسى.
{وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ} “Seni Rabbine ulaştırayım;” yani seni O'na yönlendireyim, O'nun rızasına ve gazabına sebep olan hususları sana açıklayayım, {فَتَخْشَى} “da (Rabbinden) korkup saygı duyasın!” Sırat-ı müstakimi bildiğin zaman Allah'tan korkasın. Fakat Firavun Musa'nın kendisini davet ettiği şeyden kaçındı.
13965. Metin
{فَأَرَاهُ الآيَةَ الْكُبْرَى} أي: جنس الآية الكبرى، فلا ينافي تعددها {فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ وَنزعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ}
{فَأَرَاهُ الآيَةَ الْكُبْرَى} “Derken ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani en büyük mucize cinsini gösterdi ki bu birden fazla olmalarına engel teşkil etmez: “Asasını attı, bir de baktılar ki o apaçık bir yılandır! Elini çıkardı, bir de baktılar ki bakanlar için apak parıldayan bir eldir!”
13966. Metin
{فَكَذَّبَ} بالحق {وَعَصَى} الأمر، {ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى} أي: يجتهد في مبارزة الحق ومحاربته، {فَحَشَرَ} جنوده أي: جمعهم {فَنَادَى فَقَالَ} لهم: {أَنَا رَبُّكُمُ الأعْلَى} فأذعنوا له وأقروا بباطله حين استخفهم، {فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الآخِرَةِ وَالأولَى} أي: صارت عقوبته ٢ دليلا وزاجرا، ومبينة لعقوبة الدنيا والآخرة، {إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَى} فإن من يخشى الله هو الذي ينتفع بالآيات والعبر، فإذا رأى عقوبة فرعون، عرف أن كل من تكبر وعصى، وبارز الملك الأعلى، عاقبه في الدنيا والآخرة، وأما من ترحلت خشية الله من قلبه، فلو جاءته كل آية لم يؤمن [بها] .
{فَكَذَّبَ} “Fakat o yalanladı” hakkı, {وَعَصَى} “ve isyan etti” emre. {ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى} “Sonra arkasını dönüp koştu;” yani hakka karşı gelmek ve onunla savaşmak için çaba sarf etti. {فَحَشَرَ} “Derken topladı” askerlerini; yani onları bir araya getirdi. {فَنَادَى فَقَالَ} “Ve seslenip dedi” ki onlara: {أَنَا رَبُّكُمُ الأعْلَى} “Sizin en yüce rabbiniz benim!” Onları küçümseyip akıllarını çelince onlar da ona boyun eğdiler ve bâtılını kabul ettiler. {فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الآخِرَةِ وَالأولَى} “Bunun üzerine Allah da onu dünya ve ahiret azabıyla yakalayıp cezalandırdı.” Yani onun cezalandırılması 2 bir delil, caydırıcı bir ibret olup dünya ve ahiret azabını açıklayıcı kılındı. {إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَى} “Şüphesiz bunda [Allah'tan] korkan kimse için elbette bir ibret vardır.” Çünkü Allah'tan korkan kimse, ayetlerden ve ibretlerden faydalanan kimsedir. Firavun'un cezasını görünce bilir ki kibirlenen, isyan eden ve en Yüce Hükümran'a meydan okuyan herkesi Allah dünyada da ahirette de cezalandırır. Kalbinden Allah korkusu çekilip gitmiş olan kimseye gelince; ona her türlü ayet gelse dahi [ona] iman etmez.
13967. Metin
{٢٧ - ٣٣} {أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا * رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا * وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا * وَالأرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا * أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا * وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا * مَتَاعًا لَكُمْ وَلأنْعَامِكُمْ} .
{27-33} {أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا * رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا * وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا * وَالأرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا * أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا * وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا * مَتَاعًا لَكُمْ وَلأنْعَامِكُمْ} “Sizi yaratmak mı daha güç yoksa (O'nun) bina ettiği göğü mü? Onun boyunu yükseltti ve onu tastamam düzenledi. Gecesini kararttı, gündüzünü aydınlığa çıkardı. Ondan sonra da yeri yayıp döşedi; ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları sağlamca yerleştirdi. Sizin ve hayvanlarınızın faydalanması için!”
13968. Metin
يقول تعالى مبينا دليلا واضحا لمنكري البعث ومستبعدي إعادة الله للأجساد: {أَأَنْتُمْ} أيها البشر {أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ} ذات الجرم العظيم، والخلق القوي، والارتفاع الباهر {بَنَاهَا} الله.
Yüce Allah, dirilişi inkâr eden ve Allah'ın bedenleri yeniden yaratmasını akıldan uzak gören kimselere apaçık bir delili beyan ederek şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! {أَأَنْتُمْ} “Sizi yaratmak mı daha güç” {أَمِ السَّمَاءُ} “yoksa göğü mü?” O muazzam hacme, güçlü yaratılışa ve göz kamaştırıcı yüksekliğe sahip olan göğü... Ki onu Allah {بَنَاهَا} “bina etti.”
13969. Metin
{رَفَعَ سَمْكَهَا} أي: جرمها وصورتها، {فَسَوَّاهَا} بإحكام وإتقان يحير العقول، ويذهل الألباب، {وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا} أي: أظلمه، فعمت الظلمة [جميع] أرجاء السماء، فأظلم وجه الأرض، {وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا} أي: أظهر فيه النور العظيم، حين أتى بالشمس، فامتد (١) الناس في مصالح دينهم ودنياهم.
{رَفَعَ سَمْكَهَا} “Onun tavanını yükseltti;” yani kütlesini ve suretini yükseltti. Akılları hayrete düşüren ve dimağları şaşkına çeviren bir sağlamlık ve nizamla {فَسَوَّاهَا} “onu tastamam düzenledi.” {وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا} “Gecesini kararttı;” yani karanlık kıldı; böylece karanlık göğün [bütün] ufuklarını kapladı ve yeryüzünün yüzü karardı. {وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا} “Gündüzünü aydınlığa çıkardı;” yani güneşi getirdiği vakit onda muazzam bir aydınlık açığa çıkardı; böylece insanlar din ve dünya maslahatları için yeryüzüne yayıldılar.
13970. Metin
{وَالأرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ} أي: بعد خلق السماء {دَحَاهَا} أي: أودع فيها منافعها.
{وَالأرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ} “Ondan sonra da yeri...” Yani göğün yaratılmasından sonra {دَحَاهَا} “yayıp döşedi;” yani menfaatlerini onda yerleştirdi.
13971. Metin
وفسر ذلك بقوله: {أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا} أي: ثبتها في الأرض. فدحى الأرض بعد خلق السماء، كما هو نص هذه الآيات [الكريمة] . وأما خلق نفس الأرض، فمتقدم على خلق السماء كما قال تعالى: {قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الأرْضَ فِي يَوْمَيْنِ} إلى أن قال: {ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ وهي دخان فقال لها وللأرض ائتيا طوعا أو كرها قالتا أتينا طائعين} ٢ فالذي خلق السماوات العظام وما فيها من الأنوار والأجرام، والأرض الكثيفة الغبراء، وما فيها من ضروريات الخلق ومنافعهم، لا بد أن يبعث الخلق المكلفين، فيجازيهم على أعمالهم، فمن أحسن فله الحسنى ومن أساء فلا يلومن إلا نفسه، ولهذا ذكر بعد هذا القيام الجزاء ٣ ، فقال:
Bunu şu buyruğuyla açıklamıştır: {أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا} “Ondan suyunu ve otlağını çıkardı; dağları da sağlamca dikti.” Yani onları yerde sabit kıldı. Bu [kerim] ayetlerin açıkça belirttiği üzere, yeri göğün yaratılışından sonra yayıp döşemiştir. Yerin bizzat kendisinin yaratılmasına gelince; bu, Yüce [Allah]’ın şu buyruğunda olduğu gibi göğün yaratılmasından öncedir: {قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الأرْضَ فِي يَوْمَيْنِ} “De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı mı inkâr ediyorsunuz?...” ayetinden şu buyruğuna kadar: {ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ وهي دخان فقال لها وللأرض ائتيا طوعا أو كرها قالتا أتينا طائعين} “Sonra duman halinde olan göğe yöneldi; ona ve yere: ‘İsteyerek veya istemeyerek gelin!’ dedi. İkisi de: ‘İsteyerek geldik’ dediler.”2 Şu halde bu muazzam gökleri ve içlerindeki nurları, gök cisimlerini; yoğun, tozlu yeryüzünü ve içindeki yaratılmışların zaruri ihtiyaçları ile menfaatlerini yaratan Zât’ın, mükellef kılınan kulları [öldükten sonra] diriltip amellerinin karşılığını vermesi muhakkaktır. Kim iyilik yaparsa onun için en güzel mükâfat vardır; kim de kötülük yaparsa ancak kendini kınasın. İşte bundan ötürü [Allah Teâlâ], bundan sonra ceza/karşılık gününü3 zikrederek şöyle buyurmuştur:
13972. Metin
{٣٤ - ٤١} {فَإِذَا جَاءَتِ الطَّامَّةُ الْكُبْرَى * يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الإنْسَانُ مَا سَعَى * وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَنْ يَرَى * فَأَمَّا مَنْ طَغَى * وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا * فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى * وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى * فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى}
{34-41} {فَإِذَا جَاءَتِ الطَّامَّةُ الْكُبْرَى * يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الإنْسَانُ مَا سَعَى * وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَنْ يَرَى * فَأَمَّا مَنْ طَغَى * وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا * فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى * وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى * فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى} “O en büyük felaket (et-tâmmetü'l-kübrâ) geldiği zaman; o gün insan ne için çaba harcadığını hatırlar! Cehennem de gören her kimse için apaçık ortaya çıkarılır. Artık kim azgınlık etmiş ve dünya hayatını tercih etmişse; şüphesiz cehennem onun barınağının ta kendisidir! Kim de Rabbinin huzurunda durmaktan korkmuş ve nefsini heva ve heveslerden alıkoymuşsa; şüphesiz cennet onun barınağının ta kendisidir!”
13973. Metin
أي: إذا جاءت القيامة الكبرى، والشدة العظمى، التي يهون عندها كل شدة، فحينئذ يذهل الوالد عن ولده، والصاحب عن صاحبه [وكل محب عن حبيبه] . و {يَتَذَكَّرُ الإنْسَانُ مَا سَعَى} في الدنيا، من خير وشر، فيتمنى زيادة مثقال ذرة في حسناته، ويغمه ويحزن لزيادة مثقال ذرة في سيئاته.
Yani yanında her sıkıntının hafif kaldığı o en büyük kıyamet ve en dehşetli sıkıntı geldiği zaman; işte o anda baba çocuğundan, dost dostundan [ve her seven sevdiğinden] gafil kalıp unutur. {يَتَذَكَّرُ الإنْسَانُ مَا سَعَى} “İnsan ne için çaba harcadığını hatırlar;” dünyada yaptığı hayır ve şer amellerini bir bir hatırlar; iyiliklerinde zerre ağırlığınca bir artış olmasını temenni eder, kötülüklerinde zerre kadar bir artıştan ötürü de keder ve üzüntüye boğulur.
13974. Metin
ويعلم إذ ذاك أن مادة ربحه وخسرانه ما سعاه في الدنيا، وينقطع كل سبب ووصلة كانت في الدنيا سوى الأعمال.
O vakit anlar ki kazancının ve hüsranının asıl sermayesi dünyadaki çabasıdır; dünyada var olan her bağ ve sebep ameller hariç tamamen kopup kesilmiştir.
13975. Metin
{وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَنْ يَرَى} أي: جعلت في البراز، ظاهرة لكل أحد، قد برزت (١) لأهلها، واستعدت لأخذهم، منتظرة لأمر ربها.
{وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَنْ يَرَى} “Cehennem de gören her kimse için apaçık ortaya çıkarılır.” Yani meydana çıkarılıp herkesin göreceği şekilde aşikâr kılınır; ehline görünür, onları yakalamak için hazırlanmış ve Rabbinin emrini bekler vaziyettedir.
13976. Metin
{فَأَمَّا مَنْ طَغَى} أي: جاوز الحد، بأن تجرأ على المعاصي الكبار، ولم يقتصر على ما حده الله.
{فَأَمَّا مَنْ طَغَى} “Artık kim azgınlık etmişse;” yani haddi aşarak büyük günahlara cüret etmiş ve Allah'ın koyduğu sınırlarla yetinmemişse;
13977. Metin
{وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا} على الآخرة فصار سعيه لها، ووقته مستغرقا في حظوظها وشهواتها، ونسي الآخرة وترك العمل لها. {فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى} [له] أي: المقر والمسكن لمن هذه حاله، {وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ} أي: خاف القيام عليه ومجازاته بالعدل، فأثر هذا الخوف في قلبه فنهى نفسه عن هواها الذي يقيدها ٢ عن طاعة الله، وصار هواه تبعا لما جاء به الرسول، وجاهد الهوى والشهوة الصادين عن الخير، {فَإِنَّ الْجَنَّةَ} [المشتملة على كل خير وسرور ونعيم] {هِيَ الْمَأْوَى} لمن هذا وصفه.
{وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا} “Ve dünya hayatını tercih etmişse;” ahirete [tercih etmiş], böylece çabası dünya için olmuş, vakti dünyanın geçici payları ve arzularıyla dolup taşmış, ahireti unutup onun için amel etmeyi terk etmiştir. {فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى} “Şüphesiz cehennem, barınağın ta kendisidir.” [Onun için], yani bu durumda olan kimsenin kalacağı yer ve yurdu orasıdır. {وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ} “Kim de Rabbinin huzurunda durmaktan korkmuşsa;” yani O'nun huzuruna çıkmaktan ve O'nun adaletle karşılık vermesinden korkmuş, bu korku kalbine etki ederek nefsini Allah'a itaatten alıkoyan2 hevasından menetmiş, hevası Resûl'ün getirdiğine tabi olmuş ve iyilikten alıkoyan heva ve şehvete karşı cihad etmişse; {فَإِنَّ الْجَنَّةَ} [her türlü hayrı, sevinci ve nimeti içinde barındıran cennet] {هِيَ الْمَأْوَى} “şüphesiz onun için barınağın ta kendisidir.”
13978. Metin
{٤٢ - ٤٦} {يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا * فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَاهَا * إِلَى رَبِّكَ مُنْتَهَاهَا * إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشَاهَا * كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا} .
{42-46} {يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا * فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَاهَا * إِلَى رَبِّكَ مُنْتَهَاهَا * إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشَاهَا * كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا} “Sana kıyametin ne zaman kopacağını (demir atacağını) soruyorlar. Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede! Onun nihai ilmi Rabbine aittir. Sen ancak ondan korkan kimse için bir uyarıcısın. Onlar kıyameti gördükleri gün sanki (dünyada) sadece bir akşam yahut onun kuşluk vakti kadar kalmış gibi olurlar.”
13979. Metin
أي: يسألك المتعنتون المكذبون بالبعث {عَنِ السَّاعَةِ} متى وقوعها و {أَيَّانَ مُرْسَاهَا} فأجابهم الله بقوله: {فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَاهَا} أي: ما الفائدة لك ولهم في ذكرها ومعرفة وقت مجيئها؟ فليس تحت ذلك نتيجة، ولهذا لما كان علم العباد للساعة ليس لهم فيه مصلحة دينية ولا دنيوية، بل المصلحة في خفائه عليهم، طوى علم ذلك عن جميع الخلق، واستأثر بعلمه فقال: {إِلَى رَبِّكَ مُنْتَهَاهَا} أي: إليه ينتهي علمها، كما قال في الآية الأخرى: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي لا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا إِلا هُوَ ثقلت في السماوات والأرض لا تأتيكم إلا بغته يسألونك كأنك حفي عنها قل إنما علمها عند الله ولكن أكثر الناس لا يعلمون} ١ . {إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشَاهَا} أي: إنما نذارتك [نفعها] لمن يخشى مجيء الساعة، ويخاف الوقوف بين يديه، فهم الذين لا يهمهم سوى الاستعداد لها والعمل لأجلها. وأما من لا يؤمن بها، فلا يبالي به ولا بتعنته، لأنه تعنت مبني على العناد والتكذيب، وإذا وصل إلى هذه الحال، كان الإجابة عنه عبثا، ينزه الحكيم عنه [تمت] والحمد لله رب العالمين.
Yani yeniden dirilmeyi yalanlayan o inatçı kimseler, sana {عَنِ السَّاعَةِ} “kıyametin” ne zaman gerçekleşeceğini ve {أَيَّانَ مُرْسَاهَا} “ne zaman gelip çatacağını” soruyorlar. Allah da onlara şöyle buyurarak cevap vermiştir: {فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَاهَا} “Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede!” Yani onun anılmasında, geliş vaktinin bilinmesinde senin için ve onlar için ne fayda var ki? Çünkü bunun ardında [faydalı] bir netice yoktur. İşte bu sebeple, kulların kıyametin vaktini bilmelerinde kendileri adına dinî yahut dünyevî bir maslahat (fayda) bulunmadığından, bilakis maslahat bunun kendilerinden gizli kalmasında olduğundan, Allah bunun bilgisini bütün yaratılmışlardan gizlemiş ve bilgisini yalnızca Kendi zatına has kılarak şöyle buyurmuştur: {إِلَى رَبِّكَ مُنْتَهَاهَا} “Onun nihai ilmi Rabbine aittir.” Yani onun bilgisi yalnızca O'na varır (O'na aittir). Nitekim diğer ayette de şöyle buyurmuştur: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي لا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا إِلا هُوَ ثقلت في السماوات والأرض لا تأتيكم إلا بغته يسألونك كأنك حفي عنها قل إنما علمها عند الله ولكن أكثر الناس لا يعلمون} “Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: 'Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açığa çıkaramaz. O, göklere de yere de ağır gelmiştir; size ancak ansızın gelecektir.' Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: 'Onun bilgisi ancak Allah katındadır; fakat insanların çoğu bilmezler.'” 1 {إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشَاهَا} “Sen ancak ondan korkacak olanları uyaransın.” Yani senin uyarın [faydası bakımından] ancak kıyametin kopmasından çekinen ve O'nun huzuruna çıkmaktan korkan kimseler içindir. Zira onlar, ona hazırlanmaktan ve onun için amel etmekten başka bir şeyi dert edinmeyen kimselerdir. Ona inanmayan kimseye ve onun inatçı sorularına ise aldırış edilmez; çünkü bu, inat ve yalanlamaya dayalı bir dayatmadır. Durum bu raddeye vardığında ise ona cevap vermek abes (boş ve anlamsız) olur ki Hakîm (bütün işleri hikmetli olan Allah) bundan münezzehtir. [Sure tamamlandı.] Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.