Tekvîr Suresi Tefsiri

Abdurrahman es-Sa'dî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

14004. Metin

[وهي] مكية

Tekvîr Suresi. [Mekkîdir] (Mekke döneminde inmiştir).

14005. Metin

{١ - ١٤} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ * وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ * وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ * وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ * وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ * وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ * وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ * وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ * بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ * وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ * وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ * وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ * وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ * عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ} .

{1-14} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ * وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ * وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ * وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ * وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ * وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ * وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ * وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ * بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ * وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ * وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ * وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ * وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ * عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ} “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Güneş dürüldüğü zaman, yıldızlar dökülüp söndüğü zaman, dağlar yürütüldüğü zaman, doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman, vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman, denizler kaynatılıp tutuşturulduğu zaman, nefisler eşleştirildiği zaman, diri diri toprağa gömülen kıza hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman, amel defterleri açıldığı zaman, gökyüzü sıyrılıp koparıldığı zaman, cehennem alevlendirildiği zaman ve cennet yaklaştırıldığı zaman; her nefis ne hazırladığını bilecektir!”

14006. Metin

أي: إذا حصلت هذه الأمور الهائلة، تميز الخلق، وعلم كل أحد ما قدمه لآخرته، وما أحضره فيها من خير وشر، وذلك إذا كان يوم القيامة تكور الشمس أي: تجمع وتلف، ويخسف القمر، ويلقيان في النار.

Yani bu korkunç hâller gerçekleştiğinde mahlûkat birbirinden ayırt edilir; herkes ahireti için ne takdim ettiğini, hayır ve şerden orada ne hazır bulundurduğunu anlar. Kıyamet günü geldiğinde güneş dürülür; yani toplanıp katlanır, ay tutulur ve her ikisi de ateşe atılır.

14007. Metin

{وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ} أي: تغيرت، وتساقطت (١) من أفلاكها.

{وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ} “Yıldızlar dökülüp söndüğü zaman;” yani halleri değişip yörüngelerinden döküldüğü zaman...

14008. Metin

{وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ} أي:: صارت كثيبا مهيلا ثم صارت كالعهن المنفوش، ثم تغيرت وصارت هباء منبثا، وسيرت عن أماكنها، {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} أي: عطل الناس حينئذ نفائس أموالهم التي كانوا يهتمون لها ويراعونها في جميع الأوقات، فجاءهم ما يذهلهم عنها، فنبه بالعشار، وهي النوق التي تتبعها أولادها، وهي أنفس أموال العرب إذ ذاك عندهم، على ما هو في معناها من كل نفيس.

{وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ} “Dağlar yürütüldüğü zaman;” yani akıp giden kum yığınlarına dönüşür, sonra atılmış renkli yün gibi olur, sonra başkalaşıp saçılmış toz zerreleri hâline gelir ve yerlerinden sökülüp yürütülür. {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman;” yani insanlar her vakit titizlikle ilgilenip gözettikleri en kıymetli mallarını o gün terk ederler; zira onları bunlardan alıkoyan büyük bir dehşet gelmiştir. 'Işâr' yani yavruları peşinde olan gebe develer o dönemde Arapların en kıymetli malları olduğundan, bununla aynı anlamdaki bütün kıymetli mallara dikkat çekilmiştir.

14009. Metin

{وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ} أي: جمعت ليوم القيامة، ليقتص الله من بعضها لبعض، ويرى العباد كمال عدله، حتى إنه ليقتص من القرناء للجماء (٢) ثم يقول لها: كوني ترابا.

{وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ} “Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman;” yani Allah'ın bazısının hakkını bazısından kısasla alması ve kulların O'nun adaletinin kemalini görmeleri için kıyamet günü toplanırlar; hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun hakkı alınır, sonra onlara: “Toprak olun!” denir.

14010. Metin

{وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} أي: أوقدت فصارت -على عظمها- نارا تتوقد.

{وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatılıp tutuşturulduğu zaman;” yani tutuşturulur da o muazzam genişliklerine rağmen alev alev yanan bir ateşe dönüşürler.

14011. Metin

{وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ} أي: قرن كل صاحب عمل مع نظيره، فجمع الأبرار مع الأبرار، والفجار مع الفجار، وزوج المؤمنون بالحور العين، والكافرون بالشياطين، وهذا كقوله تعالى: {وَسِيقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا} {وَسِيقَ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًا} {احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ} .

{وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ} “Nefisler eşleştirildiği zaman;” yani her amel sahibi benzeriyle bir araya getirilir; iyiler iyilerle, günahkârlar günahkârlarla toplanır; müminler huri-i ıyn ile eşleştirilir, kâfirler ise şeytanlarla birleştirilir. Tıpkı Yüce Allah'ın şu buyrukları gibi: {وَسِيقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا} “Kâfirler bölük bölük cehenneme sürülür;” {وَسِيقَ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًا} “Rablerinden korkanlar ise bölük bölük cennete sevk edilir;” {احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ} “Zulmedenleri ve onların eşlerini (benzerlerini) toplayın!”

14012. Metin

{وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ} وهو الذي كانت الجاهلية الجهلاء تفعله من دفن البنات وهن أحياء من غير سبب، إلا خشية الفقر، فتسأل: {بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ} ومن المعلوم أنها ليس لها ذنب، ففي هذا توبيخ وتقريع لقاتليها (٣) . {وَإِذَا الصُّحُفُ} المشتملة على ما عمله العاملون من خير وشر {نُشِرَتْ} وفرقت على أهلها، فآخذ كتابه بيمينه، وآخذ كتابه بشماله، أو من وراء ظهره.

{وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ} “Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğu zaman:” Bu, koyu cahiliye ehlinin fakirlik korkusundan başka hiçbir sebep yokken kız çocuklarını diri diri toprağa gömme âdetiydi. İşte ona: {بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ} “Hangi günahtan ötürü öldürüldü?” diye sorulur. Malumdur ki onun hiçbir günahı yoktur; bunda onu katledenleri azarlama ve kınama vardır. {وَإِذَا الصُّحُفُ} “Amel defterleri...” Yani kulların işlediği hayır ve şer amelleri içeren sayfalar {نُشِرَتْ} “açıldığı zaman;” sahiplerine dağıtılır; kimi kitabını sağından alır, kimi de solundan yahut sırtının arkasından alır.

14013. Metin

{وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ} أي: أزيلت، كما قال تعالى: {يَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ} {يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ} {وَالأرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ} {وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ} أي: أوقد عليها فاستعرت، والتهبت التهابا لم يكن لها قبل ذلك، {وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ} أي: قربت للمتقين، {عَلِمَتْ نَفْسٌ} أي: كل نفس، لإتيانها في سياق الشرط.

{وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ} “Gökyüzü sıyrılıp koparıldığı zaman;” yani ortadan kaldırıldığı vakit... Tıpkı Yüce Allah'ın şöyle buyurduğu gibi: {يَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ} “O gün gökyüzü bulutlarla yarılır;” {يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ} “O gün göğü kitap sahifelerini dürer gibi düreriz;” {وَالأرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّمَاوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ} “Kıyamet günü yeryüzü bütünüyle O'nun kabzasındadır, gökler de O'nun sağ elinde dürülmüştür.” {وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ} “Cehennem alevlendirildiği zaman;” yani ateşi körüklenip alevlendirilir ve daha önce hiç olmadığı kadar tutuşur. {وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ} “Cennet yaklaştırıldığı zaman;” yani muttakilere yaklaştırılır. Şart bağlamında nekre geldiği için {عَلِمَتْ نَفْسٌ} “Her nefis bilecektir;”

14014. Metin

{مَا أَحْضَرَتْ} أي: ما حضر لديها من الأعمال [التي قدمتها] كما قال تعالى: {وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًا} وهذه الأوصاف التي وصف الله بها يوم القيامة، من الأوصاف التي تنزعج لها القلوب، وتشتد من أجلها الكروب، وترتعد الفرائص وتعم المخاوف، وتحث أولي الألباب للاستعداد لذلك اليوم، وتزجرهم عن كل ما يوجب اللوم، ولهذا قال بعض السلف: من أراد أن ينظر ليوم القيامة كأنه رأي عين، فليتدبر سورة {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}

{مَا أَحْضَرَتْ} “[Her nefis] ne hazırlamış olduğunu [bilecektir];” yani [önceden takdim ettiği ve] yanında hazır bulunan amellerini [görüp bilecektir]. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًا} “Yaptıklarını hazır bulmuşlardır.” Allah'ın kıyamet gününü nitelediği bu vasıflar; kalplerin dehşete kapıldığı, sıkıntıların dayanılmaz hâle geldiği, korkudan yüreklerin titrediği, endişelerin her yanı kuşattığı, akıl sahiplerini o gün için hazırlık yapmaya teşvik eden ve kınanmayı gerektiren her türlü günahtan onları meneden vasıflardandır. İşte bu sebeple Selef'ten bazıları şöyle demiştir: “Kim kıyamet gününü gözleriyle görüyormuş gibi müşahede etmek isterse, {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} suresini tefekkürle okusun!”

14015. Metin

{١٥ - ٢٩} {فَلا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ * الْجَوَارِي الْكُنَّسِ * وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ * وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ * إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ * ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ * مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ * وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ * وَلَقَدْ رَآهُ بِالأفُقِ الْمُبِينِ * وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ * وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ * فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ * إِنْ هُوَ إِلا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ * لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ * وَمَا تَشَاءُونَ إِلا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ}

{15-29} {فَلا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ * الْجَوَارِي الْكُنَّسِ * وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ * وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ * إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ * ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ * مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ * وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ * وَلَقَدْ رَآهُ بِالأفُقِ الْمُبِينِ * وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ * وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ * فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ * إِنْ هُوَ إِلا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ * لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ * وَمَا تَشَاءُونَ إِلا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ} “Hayır! Geriye dönüp sinen, akıp gidip yuvalarına giren yıldızlara andolsun! Kararmaya yüz tuttuğunda geceye ve nefes alıp aydınlandığında sabaha andolsun ki şüphesiz bu (Kur'an), değerli bir elçinin sözüdür. O, Arş'ın Sahibi katında pek güçlü ve itibarlıdır. Orada kendisine itaat edilen ve son derece güvenilir olandır. Arkadaşınız (Muhammed) asla mecnun değildir. Andolsun ki o, onu apaçık ufukta görmüştür. O, gaybın bilgisi konusunda asla cimri (ve töhmet altında) değildir. O, kovulmuş bir şeytanın sözü de değildir. O hâlde nereye gidiyorsunuz? O, âlemler için sadece bir öğüttür; sizden dosdoğru olmak isteyen kimseler için! Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”

14016. Metin

أقسم تعالى {بِالْخُنَّسِ} وهي الكواكب التي تخنس أي: تتأخر عن سير الكواكب المعتاد إلى جهة المشرق، وهي النجوم السبعة السيارة: " الشمس "، و " القمر "، و " الزهرة "، و " المشترى "، و " المريخ "، و " زحل "، و " عطارد "، فهذه السبعة لها سيران: سير إلى جهة المغرب مع باقي الكواكب والأفلاك (١) ، وسير معاكس لهذا من جهة المشرق تختص به هذه السبعة دون غيرها.

Yüce Allah {بِالْخُنَّسِ} “Geriye dönüp sinenlere” yemin etmiştir; bunlar doğu yönüne doğru yıldızların mutat hareketinden geri kalan gezegenlerdir. Bunlar yedi seyyare yıldızdır: Güneş, Ay, Zühre (Venüs), Müşteri (Jüpiter), Merih (Mars), Zühal (Satürn) ve Utarid (Merkür). Bu yedisinin iki türlü hareketi vardır: Biri diğer yıldızlar ve feleklerle birlikte batı yönüne doğru harekettir, diğeri ise bu yedisine has olan doğu yönüne ters harekettir.

14017. Metin

فأقسم الله بها في حال خنوسها أي: تأخرها، وفي حال جريانها، وفي حال كنوسها أي: استتارها بالنهار، ويحتمل أن المراد بها جميع النجوم (٢) الكواكب السيارة وغيرها.

Allah bu yıldızlara geriye dönüp sindikleri (hunûs), akıp gittikleri (cereyân) ve gündüz vakti yuvalarına gizlendikleri (künûs) halleri üzerine yemin etmiştir. Bununla seyyare olsun olmasın bütün yıldızların kastedilmiş olması da muhtemeldir.

14018. Metin

{وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ} أي: أدبر وقيل: أقبل، {وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ} أي: بانت (٣) علائم الصبح، وانشق النور شيئا فشيئا حتى يستكمل وتطلع الشمس، وهذه آيات عظام، أقسم الله بها على علو سند القرآن (٤) وجلالته، وحفظه من كل شيطان رجيم فقال: {إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ} وهو: جبريل ﵇، نزل به من الله تعالى، كما قال تعالى: {وَإِنَّهُ لَتَنزيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ نزلَ بِهِ الرُّوحُ الأمِينُ عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ} ووصفه الله بالكريم لكرم أخلاقه، وكثره خصاله الحميدة، فإنه أفضل الملائكة، وأعظمهم رتبة عند ربه، {ذِي قُوَّةٍ} على ما أمره الله به. ومن قوته أنه قلب ديار قوم لوط بهم فأهلكهم.

{وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ} “Geri çekilip gittiğinde (yahut basıp geldiğinde) geceye” ve {وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ} “nefes alıp aydınlandığında sabaha andolsun ki;” yani sabahın alametleri belirip aydınlık tamamlanıp güneş doğana kadar yavaş yavaş yarıldığında... Allah Teâlâ bu muazzam ayetler üzerine Kur'an'ın senedinin yüceliğine, azametine ve kovulmuş her şeytandan korunduğuna yemin ederek şöyle buyurdu: {إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ} “Şüphesiz bu, değerli bir elçinin sözüdür.” O Cebrail'dir (a.s.); onu Yüce Allah'tan indirmiştir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {وَإِنَّهُ لَتَنزيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ * نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الأمِينُ * عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ} “Şüphesiz o, Âlemlerin Rabbinin indirmesidir; onu Rûhu'l-Emîn, uyarıcılardan olasın diye senin kalbine indirmiştir.” Ahlakının güzelliği ve övülen hasletlerinin çokluğu sebebiyle Allah onu 'kerîm' olarak vasfetmiştir; zira o meleklerin en faziletlisi ve Rabbi katında mertebesi en yüce olanıdır. Allah'ın kendisine emrettiği şeyleri yerine getirmede {ذِي قُوَّةٍ} “büyük bir güç sahibidir.” Onun gücünün bir tezahürü, Lût kavminin memleketlerini altüst edip onları helak etmesidir.

14019. Metin

{عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ} أي: جبريل مقرب عند الله، له منزلة رفيعة، وخصيصة من الله اختصه بها، {مَكِينٍ} أي: له مكانة ومنزلة فوق منازل الملائكة كلهم.

{عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ} “Arş'ın Sahibi katında...” Yani Cebrail Allah katında mukarrebtir; yüce bir menzile ve Allah'ın kendisini hususi kıldığı bir ayrıcalığa sahiptir; {مَكِينٍ} “itibarlıdır;” yani bütün meleklerin mertebelerinin üstünde bir makam ve dereceye sahiptir.

14020. Metin

{مُطَاعٍ ثَمَّ} أي: جبريل مطاع في الملأ الأعلى، لديه (٥) من الملائكة المقربين جنود، نافذ فيهم أمره، مطاع رأيه، {أَمِينٍ} أي: ذو أمانة وقيام بما أمر به، لا يزيد ولا ينقص، ولا يتعدى ما حد له، وهذا [كله] يدل على شرف القرآن عند الله تعالى، فإنه بعث به هذا الملك الكريم، الموصوف بتلك الصفات الكاملة. والعادة أن الملوك لا ترسل الكريم عليها إلا في أهم المهمات، وأشرف الرسائل.

{مُطَاعٍ ثَمَّ} “Orada kendisine itaat olunandır;” yani Cebrail Mele-i A'lâ'da itaat edilen biridir; mukarreb meleklerden orduları vardır, aralarında emri geçerli ve sözü dinlenendir; {أَمِينٍ} “güvenilirdir;” yani emrolunduğu şeyi tastamam yerine getiren büyük bir emanet ehlidir; ne bir şey artırır ne eksiltir, kendisine çizilen sınırı asla aşmaz. [Bütün bunlar] Kur'an'ın Allah Teâlâ katındaki şerefine delalet eder; zira onu bu kâmil sıfatlarla vasıflanmış bu kerîm melek vasıtasıyla göndermiştir. Âdet olduğu üzere hükümdarlar kendi katlarında en değerli olan elçileri ancak en mühim meselelerde ve en şerefli risaletlerle gönderirler.

14021. Metin

ولما ذكر فضل الرسول الملكي الذي جاء بالقرآن، ذكر فضل الرسول البشري الذي نزل عليه القرآن، ودعا إليه الناس فقال: {وَمَا صَاحِبُكُمْ} وهو محمد ﷺ {بِمَجْنُونٍ} كما يقوله أعداؤه المكذبون برسالته، المتقولون عليه من الأقوال، التي يريدون أن يطفئوا بها ما جاء به ما شاءوا وقدروا عليه، بل هو أكمل الناس عقلا وأجزلهم رأيا، وأصدقهم لهجة.

Kur'an'ı getiren melek elçinin üstünlüğünü zikrettikten sonra, kendisine Kur'an indirilen ve insanları ona davet eden beşerî elçinin üstünlüğünü zikrederek şöyle buyurdu: {وَمَا صَاحِبُكُمْ} “Arkadaşınız” yani Muhammed (s.a.v.) {بِمَجْنُونٍ} “asla mecnun değildir.” Nitekim onun risaletini yalanlayan ve getirdiği nuru söndürmek için ellerinden geldiğince uydurma sözler sarf eden düşmanlarının iddia ettiği gibi değildir. Bilakis o; insanların akılca en mükemmeli, reyce en olgunu ve sözce en doğru olanıdır.

14022. Metin

{وَلَقَدْ رَآهُ بِالأفُقِ الْمُبِينِ} أي: رأى محمد ﷺ جبريل ﵇ بالأفق البين، الذي هو أعلى ما يلوح للبصر.

{وَلَقَدْ رَآهُ بِالأفُقِ الْمُبِينِ} “Andolsun ki o, onu apaçık ufukta görmüştür.” Yani Muhammed (s.a.v.), Cebrail'i (a.s.) gözün görebileceği en yüksek ve apaçık ufukta kendi suretinde görmüştür.

14023. Metin

{وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ} أي: وما هو على ما أوحاه الله إليه بمتهم يزيد فيه أو ينقص أو يكتم بعضه، بل هو ﷺ أمين أهل السماء وأهل الأرض، الذي بلغ رسالات ربه البلاغ المبين، فلم يشح بشيء منه، عن غني ولا فقير، ولا رئيس ولا مرءوس، ولا ذكر ولا أنثى، ولا حضري ولا بدوي، ولذلك بعثه الله في أمة أمية، جاهلة جهلاء، فلم يمت ﷺ حتى كانوا علماء ربانيين، وأحبارا متفرسين، إليهم الغاية في العلوم، وإليهم المنتهى في استخراج الدقائق والفهوم، وهم الأساتذة، وغيرهم قصاراه أن يكون من تلاميذهم.

{وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ} “O, gaybın bilgisi konusunda asla cimri (ve töhmet altında) değildir.” Yani Allah'ın kendisine vahyettiği hususlarda bir şey artıran, eksilten yahut bir kısmını gizleyen töhmet altında biri değildir. Bilakis o (s.a.v.), gök ve yer ehlinin emini olup Rabbinin risaletlerini apaçık bir tebliğ ile ulaştırmıştır; zenginden de fakirden de, âmirden de memurdan da, erkekten de kadından da, şehirliden de bedeviden de bu bilgilerin hiçbirini esirgememiştir. Bundan ötürü Allah onu ümmî ve koyu cahil bir topluma göndermiş; fakat o (s.a.v.) vefat etmeden önce onlar ilimlerde zirveye ulaşan, incelikleri ve derin anlayışları kavramada en üst dereceye varan rabbânî âlimler ve ferasetli önderler olmuşlardır. Onlar üstatlardır, başkalarının varabileceği en son nokta ise onların talebesi olabilmektir.

14024. Metin

{وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ} لما ذكر جلالة كتابه (٦) وفضله بذكر الرسولين الكريمين، اللذين وصل إلى الناس على أيديهما، وأثنى الله عليهما بما أثنى، دفع عنه كل آفة ونقص مما يقدح في صدقه، فقال: {وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ} أي: في غاية البعد عن الله وعن قربه، {فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ} أي: كيف يخطر هذا ببالكم، وأين عزبت عنكم أذهانكم؟ حتى جعلتم الحق الذي هو في أعلى درجات الصدق بمنزلة الكذب، الذي هو أنزل ما يكون [وأرذل] وأسفل الباطل؟ هل هذا إلا من انقلاب الحقائق. {إِنْ هُوَ إِلا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ} يتذكرون به ربهم، وما له من صفات الكمال، وما ينزه عنه من النقائص والرذائل [والأمثال] ، ويتذكرون به الأوامر والنواهي وحكمها، ويتذكرون به الأحكام القدرية والشرعية والجزائية، وبالجملة، يتذكرون به مصالح الدارين، وينالون بالعمل به السعادتين.

{وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ} “O, kovulmuş bir şeytanın sözü de değildir.” Kitabının celaletini ve faziletini, insanlara kendileri vasıtasıyla ulaştığı iki kerîm elçiyi zikredip onları övgüyle anarak belirttikten sonra; onun doğruluğuna halel getirecek her türlü afet ve noksanlığı defederek şöyle buyurdu: {وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ} “O, kovulmuş bir şeytanın sözü de değildir;” yani Allah'tan ve O'nun yakınlığından son derece uzak olan bir varlığın sözü olamaz. {فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ} “O hâlde nereye gidiyorsunuz?” Yani bu nasıl aklınıza gelir, zihniniz nereye kayıp gitti ki doğruluğun en yüce derecesinde olan Hakk'ı; bâtılın en aşağı ve en rezil derecesi olan yalan mertebesine koydunuz? Bu ancak hakikatlerin tersyüz edilmesidir! {إِنْ هُوَ إِلا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ} “O, âlemler için sadece bir öğüttür;” onunla Rablerini, O'nun kemal sıfatlarını ve tenzih edilmesi gereken noksanlıkları, kusurları [ve benzerleri] hatırlarlar; emir ve yasakları ile bunların hikmetlerini hatırlar; kaderî, şer'î ve cezaî hükümleri hatırlar; hulasa iki cihanın maslahatlarını hatırlayıp onunla amel ederek iki cihan saadetine nail olurlar.

14025. Metin

{لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ} بعدما تبين الرشد من الغي، والهدى من الضلال. {وَمَا تَشَاءُونَ إِلا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ} أي: فمشيئته نافذة، لا يمكن أن تعارض أو تمانع. وفي هذه الآية وأمثالها رد على فرقتي القدرية النفاة، والقدرية المجبرة كما تقدم مثلها [والله أعلم والحمد لله] .

{لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ} “İçinizden dosdoğru olmak isteyenler için...” Doğru yol eğriden, hidayet de dalâletten apaçık ayrıldıktan sonra... {وَمَا تَشَاءُونَ إِلا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ} “Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” Yani O'nun dilemesi mutlak geçerlidir; O'na karşı çıkılması yahut engel olunması mümkün değildir. Bu ayette ve benzerlerinde, daha önce benzeri geçtiği üzere hem [kaderi] inkâr eden Kaderiyye'ye hem de Cebriyeci Kaderiyye'ye bir reddiye bulunmaktadır. [En doğrusunu Allah bilir; hamd Allah'a mahsustur].