14130. Metin
وهي مكية
Târık Suresi. Mekkîdir (Mekke döneminde inmiştir).
14131. Metin
{١ - ١٧} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ * وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ * النَّجْمُ الثَّاقِبُ * إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ * فَلْيَنْظُرِ الإنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ * خُلِقَ مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ * يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ * إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرٌ * يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ * فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلا نَاصِرٍ * وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ * وَالأرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ * إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ * وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ * إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا * وَأَكِيدُ كَيْدًا * فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا} .
{1-17} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ * وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ * النَّجْمُ الثَّاقِبُ * إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ * فَلْيَنْظُرِ الإنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ * خُلِقَ مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ * يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ * إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرٌ * يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ * فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلا نَاصِرٍ * وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ * وَالأرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ * إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ * وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ * إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا * وَأَكِيدُ كَيْدًا * فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا} “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Gökyüzüne ve Târık'a andolsun! Târık'ın ne olduğunu sen nereden bileceksin? O, karanlığı delen yıldızdır. Hiçbir kimse yoktur ki üzerinde bir gözetleyici/koruyucu bulunmasın. İnsan neden yaratıldığına bir baksın! O, atılan (fışkıran) bir sudan yaratıldı; bel kemiği ile göğüs kemikleri arasından çıkar. Şüphesiz Allah onu (öldükten sonra) yeniden döndürmeye elbette kadirdir! Gizlilerin ortaya döküleceği gün, artık onun ne bir gücü vardır ne de bir yardımcısı! Yağmurlu göğe, yarılan yere andolsun ki, şüphesiz o (Kur'an), elbette hak ile bâtılı ayıran bir sözdür! O asla bir şaka/boş söz değildir. Şüphesiz onlar bir tuzak kurup dururlar; Ben de bir tuzak kurarım! Artık sen o kâfirlere mühlet ver, onlara birazcık süre tanı!”
14132. Metin
يقول [الله] تعالى: {وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ}
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: {وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ} “Gökyüzüne ve Târık'a andolsun!”
14133. Metin
ثم فسر الطارق بقوله: {النَّجْمُ الثَّاقِبُ}
Sonra Târık'ı şu buyruğuyla açıkladı: {النَّجْمُ الثَّاقِبُ} “Karanlığı delen yıldızdır.”
14135. Metin
أي: المضيء، الذي يثقب نوره، فيخرق السماوات [فينفذ حتى يرى في الأرض] ، والصحيح أنه اسم جنس يشمل سائر النجوم الثواقب.
Yani ışığı karanlığı delip geçen, gökleri yarıp [yeryüzünden görülecek şekilde süzülen] parlak yıldızdır. Doğru olan görüşe göre bu, karanlığı delen bütün parlak yıldızları kapsayan bir cins ismidir.
14136. Metin
وقد قيل: إنه " زحل " الذي يخرق السماوات السبع وينفذ فيها (١) فيرى منها. وسمي طارقًا، لأنه يطرق ليلا.
Onun yedi kat semayı yarıp geçen ve oradan görünen “Zühal (Satürn)” yıldızı olduğu da söylenmiştir. Geceleyin ortaya çıktığı (kapıyı çaldığı) için ona 'Târık' denilmiştir.
14137. Metin
والمقسم عليه قوله: {إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ} يحفظ عليها أعمالها الصالحة والسيئة، وستجازى بعملها المحفوظ عليها.
Üzerine yemin edilen husus (muksemun aleyh) şudur: {إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ} “Hiçbir kimse yoktur ki üzerinde bir gözetleyici bulunmasın.” Onun iyi ve kötü amellerini muhafaza eder ve o, kendisi için korunan amelleriyle karşılık görecektir.
14138. Metin
{فَلْيَنْظُرِ الإنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ} أي: فليتدبر خلقته ومبدأه، فإنه مخلوق {مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ} وهو: المني الذي {يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ} يحتمل أنه من بين صلب الرجل وترائب المرأة، وهي ثدياها.
{فَلْيَنْظُرِ الإنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ} “İnsan neden yaratıldığına bir baksın!” Yani yaratılışını ve başlangıcını tefekkür etsin. Şüphesiz o, {مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ} “atılan bir sudan” yaratılmıştır; o da {يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ} “bel kemiği ile göğüs kemikleri arasından çıkan” menidir. Erkeğin bel kemiği (sulb) ile kadının terâibi —ki göğüsleridir— arasından çıktığı manası muhtemeldir.
14139. Metin
ويحتمل أن المراد المني الدافق، وهو مني الرجل، وأن محله الذي يخرج منه ما بين صلبه وترائبه، ولعل هذا أولى، فإنه إنما وصف الله به الماء الدافق، والذي يحس [به] ويشاهد دفقه، هو مني الرجل، وكذلك لفظ الترائب فإنها تستعمل في الرجل، فإن الترائب للرجل، بمنزلة الثديين للأنثى، فلو أريدت الأنثى لقال: " من بين الصلب والثديين " ونحو ذلك، والله أعلم.
Kastedilenin atılan su, yani erkeğin menisi olması ve çıktığı yerin erkeğin sulbü (bel kemiği) ile terâibi (göğüs kemikleri) arası olması manası da muhtemeldir. Belki de bu mana daha evladır; zira Allah atılma (dâfık) vasfını bu suya vermiştir ve atılması hissedilen ve görülen su erkeğin menisidir. Aynı şekilde 'terâib' lafzı erkek hakkında da kullanılır; zira kadında iki göğüs ne ise erkekte de terâib o mevkidedir. Şayet kadın kastedilseydi “bel kemiği ile iki göğüs arasından” yahut benzeri bir ifade buyrulurdu. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
14140. Metin
فالذي أوجد الإنسان من ماء دافق، يخرج من هذا الموضع الصعب، قادر على رجعه في الآخرة، وإعادته للبعث، والنشور [والجزاء] ، وقد قيل: إن معناه، أن الله على رجع الماء المدفوق في الصلب لقادر، وهذا - وإن كان المعنى صحيحًا - فليس هو المراد من الآية، ولهذا قال بعده: {يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ} أي: تختبر سرائر الصدور، ويظهر ما كان في القلوب من خير وشر على صفحات الوجوه قال تعالى: {يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ} ففي الدنيا، تنكتم كثير من الأمور، ولا تظهر عيانًا للناس، وأما في القيامة، فيظهر بر الأبرار، وفجور الفجار، وتصير الأمور علانية.
İnsanı bu zorlu mevkiden çıkan atılan bir sudan var eden Zat, ahirette onu geri döndürmeye, diriltip neşretmeye [ve cezalandırmaya] elbette kadirdir. Şöyle de denilmiştir: Bunun manası, Allah'ın atılan suyu sulbe geri döndürmeye kadir olduğudur. Bu mana kendi içinde doğru olsa da ayetten murad edilen bu değildir. Bundan dolayı hemen ardından şöyle buyurmuştur: {يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ} “Gizlilerin ortaya döküleceği gün;” yani göğüslerin gizledikleri sınanır ve kalplerdeki hayır ve şer yüzlerin çizgilerinde aşikâr olur. Nitekim Yüce Allah: “Nice yüzlerin ağaracağı, nice yüzlerin kararacağı gün” (Âl-i İmrân, 106) buyurmuştur. Dünyada pek çok şey gizli kalır ve insanlara açıkça görünmez; kıyamette ise iyilerin iyiliği, fâsıkların kötülüğü apaçık ortaya çıkar ve her şey aleniyet kazanır.
14141. Metin
{فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ} يدفع بها عن نفسه (٢) {وَلا نَاصِرٍ} خارجي (٣) ينتصر به، فهذا القسم على حالة العاملين وقت عملهم وعند جزائهم.
Artık onun kendisinden azabı defedecek {فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ} “ne bir gücü vardır” {وَلا نَاصِرٍ} “ne de bir yardımcısı;” yani dışarıdan kendisine yardım edecek bir yardımcısı... İşte bu yemin; amel edenlerin gerek amel ettikleri vakitteki gerekse karşılık görecekleri andaki durumlarına dairdir.
14142. Metin
ثم أقسم قسمًا ثانيًا على صحة القرآن، فقال: {وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ وَالأرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ} أي: ترجع السماء بالمطر كل عام، وتنصدع الأرض للنبات، فيعيش بذلك الآدميون والبهائم، وترجع السماء أيضًا بالأقدار والشئون الإلهية كل وقت، وتنصدع الأرض عن الأموات، {إِنَّه} أي: القرآن {لَقَوْلٌ فَصْلٌ} أي: حق وصدق بين واضح.
Sonra Kur'an'ın sıhhati üzerine ikinci bir yemin ederek şöyle buyurdu: {وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ * وَالأرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ} “Yağmurlu (dönüşlü) göğe, yarılan yere andolsun ki;” yani gök her yıl yağmurla döner, yer de bitkiler için yarılır; böylece insanlar ve hayvanlar yaşar. Gök her an ilahî takdirler ve işlerle döner, yer de ölülerin çıkması için yarılır. {إِنَّهُ} “Şüphesiz o (Kur'an)” {لَقَوْلٌ فَصْلٌ} “elbette hak ile bâtılı ayıran bir sözdür;” yani apaçık ve besbelli bir hak ve doğruluktur.
14143. Metin
{وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ} أي: جد ليس بالهزل، وهو القول الذي يفصل بين الطوائف والمقالات، وتنفصل به الخصومات.
{وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ} “O asla bir şaka/boş söz değildir;” yani ciddidir, şaka değildir. Fırkalar ve görüşler arasını ayıran, husumetleri neticelendiren sözdür.
14144. Metin
{إِنَّهُمْ} أي: المكذبين للرسول ﷺ، وللقرآن {يَكِيدُونَ كَيْدًا} ليدفعوا بكيدهم الحق، ويؤيدوا الباطل.
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i ve Kur'an'ı yalanlayanlar; tuzaklarıyla hakkı savmak ve bâtılı desteklemek için {إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا} “şüphesiz bir tuzak kurup dururlar.”
14145. Metin
{وَأَكِيدُ كَيْدًا} لإظهار الحق، ولو كره الكافرون، ولدفع ما جاءوا به من الباطل، ويعلم بهذا من الغالب، فإن الآدمي أضعف وأحقر من أن يغالب القوي العليم في كيده.
Ben de kâfirler hoşlanmasa da hakkı ortaya çıkarmak ve onların getirdiği bâtılı yok etmek için {وَأَكِيدُ كَيْدًا} “bir tuzak kurarım!” Böylece kimin galip geleceği bilinir; zira insan, Kavî ve Alîm olan Allah'ın tuzağına karşı koyamayacak kadar zayıf ve hakirdir.
14146. Metin
{فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا} أي: قليلا فسيعلمون عاقبة أمرهم، حين ينزل بهم العقاب.
{فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا} “Artık sen o kâfirlere mühlet ver, onlara birazcık süre tanı!” Yani az bir zaman tanı; ceza başlarına indiğinde işlerinin akıbetini pek yakında bileceklerdir.
14147. Metin
تم تفسير سورة الطارق، والحمد لله رب العالمين.
Târık Suresi'nin tefsiri tamamlandı. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.