14195. Metin
وهي مكية
Fecr Suresi. Mekkîdir (Mekke döneminde inmiştir).
14196. Metin
{١ - ٥} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالْفَجْرِ * وَلَيَالٍ عَشْرٍ * وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ * وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ * هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ} .
{1-5} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالْفَجْرِ * وَلَيَالٍ عَشْرٍ * وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ * وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ * هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ} “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Fecre (tan yerinin ağarmasına), on geceye, çifte ve teke, akıp gittiğinde geceye andolsun! Akıl sahibi için bunlarda bir yemin (yemine layık birer delil) yok mudur?”
14197. Metin
الظاهر أن المقسم به، هو المقسم عليه، وذلك جائز مستعمل، إذا كان أمرًا ظاهرًا مهمًا، وهو كذلك في هذا الموضع.
Zahir olan şudur ki; üzerine yemin edilen husus (muksemun bih) ile yeminin hedefi (muksemun aleyh) birdir. Bu, açık ve mühim bir mesele olduğunda caiz ve müstamel bir usuldür; buradaki durum da böyledir.
14198. Metin
فأقسم تعالى بالفجر، الذي هو آخر الليل ومقدمة النهار، لما في إدبار الليل وإقبال النهار، من الآيات الدالة على كمال قدرة الله تعالى، وأنه وحده المدبر (١) لجميع الأمور، الذي لا تنبغي العبادة إلا له، ويقع في الفجر صلاة فاضلة معظمة، يحسن أن يقسم الله بها، ولهذا أقسم بعده بالليالي العشر، وهي على الصحيح: ليالي عشر رمضان، أو [عشر] ذي الحجة، فإنها ليال مشتملة على أيام فاضلة، ويقع فيها من العبادات والقربات ما لا يقع في غيرها.
Yüce Allah; gecenin sonu ve gündüzün başlangıcı olan fecre yemin etmiştir. Çünkü gecenin çekilip gündüzün gelmesinde, Allah Teâlâ'nın kudretinin kemaline, bütün işleri çekip çeviren yegâne Zat olduğuna ve ibadetin ancak O'na layık bulunduğuna delalet eden açık ayetler vardır. Ayrıca fecir vaktinde pek faziletli ve muazzam bir namaz (sabah namazı) vuku bulur ki Allah'ın ona yemin etmesi pek güzeldir. Bundan ötürü ardından on geceye yemin etmiştir. Sahih olan görüşe göre bunlar; Ramazan'ın [son] on gecesi yahut Zilhicce'nin ilk on gecesidir. Zira bunlar pek faziletli günleri ihtiva eden gecelerdir; içlerinde diğer zamanlarda bulunmayan ibadet ve taatler vuku bulur.
14199. Metin
وفي ليالي عشر رمضان ليلة القدر، التي هي خير من ألف شهر، وفي نهارها، صيام آخر رمضان الذي هو ركن من أركان الإسلام.
Ramazan'ın on gecesinde, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır; gündüzünde ise İslam'ın rükünlerinden biri olan Ramazan'ın son günlerinin orucu yer alır.
14200. Metin
وفي أيام عشر ذي الحجة، الوقوف بعرفة، الذي يغفر الله فيه لعباده مغفرة يحزن لها الشيطان، فما رئي الشيطان أحقر ولا أدحر منه في يوم عرفة، لما يرى من تنزل الأملاك والرحمة من الله لعباده، ويقع فيها كثير من أفعال الحج والعمرة، وهذه أشياء معظمة، مستحقة لأن يقسم الله بها.
Zilhicce'nin on gününde ise Arafat vakfesi vardır ki Allah orada kullarını, şeytanı kahreden bir mağfiretle bağışlar; meleklerin inişini ve Allah'ın kullarına olan rahmetini gördüğü için şeytan hiçbir günde Arafat günündeki kadar hakir ve zelil görülmemiştir. Hac ve umre menasikinin birçoğu da bu günlerde gerçekleşir. Bunlar ise Allah'ın kendilerine yemin etmesine layık pek muazzam hususlardır.
14201. Metin
{وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ} أي: وقت سريانه وإرخائه ظلامه على العباد، فيسكنون ويستريحون ويطمئنون، رحمة منه تعالى وحكمة.
{وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ} “Akıp gittiğinde geceye;” yani akıp gittiği, kulların üzerine karanlığını sarkıttığı vakte andolsun ki; Allah Teâlâ'nın bir rahmeti ve hikmeti olarak kullar sükûnet bulur, dinlenir ve huzura kavuşurlar.
14202. Metin
{هَلْ فِي ذَلِكَ} المذكور {قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ} أي: [لذي] عقل؟ نعم، بعض ذلك يكفي، لمن كان له قلب أو ألقى السمع وهو شهيد.
{هَلْ فِي ذَلِكَ} Bu zikredilenlerde {قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ} “akıl sahibi için bir yemin var mıdır?” Yani akıl sahibi için [yeterli bir yemin var mıdır]? Evet; kalbi olan yahut şahit olarak kulak veren kimse için bunların bir kısmı dahi yeterlidir.1
14203. Metin
{٦ - ١٤} {أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ * إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ * الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلادِ * وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ * وَفِرْعَوْنَ ذِي الأوْتَادِ * الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلادِ * فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ * فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ * إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ} .
{6-14} {أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ * إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ * الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلادِ * وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ * وَفِرْعَوْنَ ذِي الأوْتَادِ * الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلادِ * فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ * فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ * إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ} “Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine? Sütunlar sahibi İrem'e? Ki beldeler arasında onun benzeri yaratılmamıştı. Vadide kayaları oyan Semûd'a? Ve kazıklar sahibi Firavun'a? Onlar ki beldelerde azgınlık etmişler ve oralarda fesadı çoğaltmışlardı. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısını yağdırdı! Şüphesiz Rabbin her an gözetlemektedir.”
14204. Metin
يقول تعالى: {أَلَمْ تَرَ} بقلبك وبصيرتك كيف فعل بهذه الأمم الطاغية، وهي {إِرَمَ} القبيلة المعروفة في اليمن {ذَاتِ الْعِمَادِ} أي: القوة الشديدة، والعتو والتجبر.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: {أَلَمْ تَرَ} “Görmedin mi?” Yani kalbinle ve basiretinle müşahede etmedin mi Rabbin bu azgın kavimlere ne yaptı! Onlar, Yemen'de meşhur bir kabile olan {إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ} “sütunlar sahibi İrem'dir.” Yani pek çetin bir kuvvet, azgınlık ve zorbalık sahipleriydi.
14205. Metin
{الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا} أي: مثل عاد {فِي الْبِلادِ} أي: في جميع البلدان [في القوة والشدة] ، كما قال لهم نبيهم هود ﵇: {وَاذْكُرُوا إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَسْطَةً فَاذْكُرُوا آلاءَ اللَّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ} .
{الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلادِ} “Ki beldeler arasında onun benzeri yaratılmamıştı.” Yani bütün beldelerde kuvvet ve şiddet yönünden Âd kavminin bir benzeri yaratılmamıştı. Nitekim peygamberleri Hûd (aleyhisselâm) onlara şöyle demişti: “Hatırlayın ki O, Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldı ve yaratılışta sizin boyunuzu posunuzu (güç ve kuvvetinizi) artırdı. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz” (el-A'râf, 69).
14206. Metin
{وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ} أي: وادي القرى، نحتوا بقوتهم الصخور، فاتخذوها مساكن، {وَفِرْعَوْنَ ذِي الأوْتَاد} أي: [ذي] الجنود الذين ثبتوا ملكه، كما تثبت الأوتاد ما يراد إمساكه بها، {الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلادِ} هذا الوصف عائد إلى عاد وثمود وفرعون ومن تبعهم، فإنهم طغوا في بلاد الله، وآذوا عباد الله، في دينهم ودنياهم، ولهذا قال:
{وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ} “Vadide kayaları oyan Semûd'a...” Yani Vâdi'l-Kurâ'da kuvvetleriyle kayaları oyup kendilerine meskenler edinen Semûd kavmine... {وَفِرْعَوْنَ ذِي الأوْتَادِ} “Ve kazıklar sahibi Firavun'a...” Yani kazıklar tutturulmak istenen şeyi nasıl sabitlerse, hükümdarlığını öyle sağlamlaştıran ordular sahibi Firavun'a... {الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلادِ} “Onlar ki beldelerde azgınlık etmişlerdi.” Bu vasıf Âd, Semûd, Firavun ve onlara tabi olanlara aittir. Zira onlar Allah'ın beldelerinde haddi aşmış; Allah'ın kullarına dinlerinde ve dünyalarında eziyet etmişlerdir. Bundan ötürü şöyle buyurmuştur:
14207. Metin
{فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ} وهو العمل بالكفر وشعبه، من جميع أجناس المعاصي، وسعوا في محاربة الرسل وصد الناس عن سبيل الله، فلما بلغوا من العتو ما هو موجب لهلاكهم، أرسل الله عليهم من عذابه ذنوبًا وسوط عذاب، {إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ} لمن عصاه ١ يمهله قليلا ثم يأخذه أخذ عزيز مقتدر.
{فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ} “Böylece orada fesadı çoğalttılar.” Bu da küfür ve onun şubeleri olan her türlü günahı işlemekti. Peygamberlerle savaşmaya ve insanları Allah'ın yolundan alıkoymaya çabaladılar. Helak olmalarını gerektirecek bir azgınlığa ulaştıklarında ise Allah, onların üzerine azabından bir pay ve azap kamçısı yağdırdı. {إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ} “Şüphesiz Rabbin gözetlemektedir.” [Evet, O] Kendisine isyan edeni1 [gözetlemektedir]; ona biraz mühlet verir, sonra da onu mutlak güç ve kudret sahibinin yakalayışıyla yakalayıverir.
14208. Metin
{١٥ - ٢٠} {فَأَمَّا الإنْسَانُ إِذَا مَا ابْتَلاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِي * وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِي * كَلا بَل لا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ * وَلا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ * وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلا لَمًّا * وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا} .
{15-20} {فَأَمَّا الإنْسَانُ إِذَا مَا ابْتَلاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِي * وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِي * كَلا بَل لا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ * وَلا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ * وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلا لَمًّا * وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا} “Fakat insan, Rabbi kendisini imtihan edip ikramda bulunduğunda ve nimet verdiğinde: 'Rabbim bana ikram etti!' der. Ama onu imtihan edip rızkını daralttığı zaman da: 'Rabbim beni küçük düşürdü (aşağıladı)!' der. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz! Yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz! Mirası helal haram demeden hırsla yiyorsunuz! Malı da pek aşırı bir sevgiyle seviyorsunuz!”
14209. Metin
يخبر تعالى عن طبيعة الإنسان من حيث هو، وأنه جاهل ظالم، لا علم له بالعواقب، يظن الحالة التي تقع فيه تستمر ولا تزول، ويظن أن إكرام الله في الدنيا وإنعامه عليه يدل على كرامته عنده وقربه منه، وأنه إذا {قدر عَلَيْهِ رِزْقُهُ} أي: ضيقه، فصار يقدر قوته لا يفضل منه، أن هذا إهانة من الله له، فرد الله عليه هذا الحسبان: بقوله {كَلا} أي: ليس كل من نعمته في الدنيا فهو كريم علي، ولا كل من قدرت عليه رزقه فهو مهان لدي، وإنما الغنى والفقر، والسعة والضيق، ابتلاء من الله، وامتحان يمتحن به العباد، ليرى من يقوم له بالشكر والصبر، فيثيبه على ذلك الثواب الجزيل، ممن ليس كذلك فينقله إلى العذاب الوبيل.
Yüce Allah insanın kendi zatı itibarıyla tabiatını haber vermektedir: O cahildir, zalimdir, akıbetleri bilmez; içinde bulunduğu durumun hiç değişmeden sürüp gideceğini sanır. Allah'ın dünyadaki ikramının ve nimet verişinin, O'nun katındaki değerine ve yakınlığına delalet ettiğini; {فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ} “rızkı daraltılıp” az bir gıdaya muhtaç kaldığında ise bunun Allah'ın kendisine bir hakareti olduğunu zanneder. Allah onun bu zannını şu buyruğuyla reddetmiştir: {كَلا} “Hayır!” Yani dünyada nimet verdiğim herkes Benim katımda değerli olmadığı gibi, rızkını daralttığım herkes de Benim katımda değersiz değildir. Zenginlik ve fakirlik, genişlik ve darlık; kulların hangisinin şükür ve sabır göstereceğini denemek için Allah'tan birer imtihandır. Tâ ki şükür ve sabredenleri bol mükâfatla mükâfatlandırsın, böyle olmayanları ise çetin bir azaba uğratsın.
14210. Metin
وأيضًا، فإن وقوف همة العبد عند مراد نفسه فقط، من ضعف الهمة، ولهذا لامهم الله على عدم اهتمامهم بأحوال الخلق المحتاجين، فقال: {كَلا بَل لا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ} الذي فقد أباه وكاسبه، واحتاج إلى جبر خاطره والإحسان إليه.
Ayrıca kulun himmetinin yalnızca kendi nefsî arzularında takılıp kalması himmet zayıflığındandır. Bundan ötürü Allah, muhtaç mahlûkatın hâlleriyle ilgilenmedikleri için onları kınayarak şöyle buyurdu: {كَلا بَل لا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ} “Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz!” O yetim ki babasını ve geçimini sağlayanı kaybetmiş, gönlünün alınmasına ve kendisine ihsanda bulunulmasına muhtaç kalmıştır.
14211. Metin
فأنتم لا تكرمونه بل تهينونه، وهذا يدل على عدم الرحمة في قلوبكم، وعدم الرغبة في الخير.
Siz ise ona ikram etmiyor, bilakis onu hor görüyorsunuz. Bu da kalplerinizde merhametin bulunmadığına ve hayra rağbet etmediğinize delalet eder.
14212. Metin
{وَلا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِين} أي: لا يحض بعضكم بعضًا على إطعام المحاويج من المساكين والفقراء، وذلك لأجل الشح على الدنيا ومحبتها الشديدة المتمكنة من القلوب، ولهذا قال: {وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ} أي: المال المخلف {أَكْلا لَمًّا} أي: ذريعًا، لا تبقون على شيء منه.
{وَلا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ} “Yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz!” Yani yoksullardan ve fakirlerden muhtaç olanları doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Bu durum, dünyaya olan cimrilikten ve kalplere kök salmış aşırı dünya sevgisinden kaynaklanmaktadır. Bundan ötürü şöyle buyurmuştur: {وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ} “Mirası” —yani geriye bırakılan malı— {أَكْلا لَمًّا} “helal haram demeden hırsla yiyorsunuz;” yani hiçbir şey bırakmaksızın oburca yutuyorsunuz.
14213. Metin
{وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا} أي: كثيرًا شديدًا، وهذا كقوله تعالى: {بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَالآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى} {كَلا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَتَذَرُونَ الآخِرَةَ} .
{وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا} “Malı da pek aşırı bir sevgiyle seviyorsunuz!” Yani pek çok ve pek şiddetli bir sevgiyle... Bu, Yüce Allah'ın şu buyrukları gibidir: “Fakat siz dünya hayatını üstün tutuyorsunuz! Hâlbuki ahiret daha hayırlı ve daha süreklidir” (el-A'lâ, 16-17); “Hayır! Doğrusu siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz ve ahireti terk ediyorsunuz!” (el-Kıyâme, 20-21).
14214. Metin
{٢١ - ٣٠} {كَلا إِذَا دُكَّتِ الأرْضُ دَكًّا دَكًّا * وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا * وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الإنْسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى} .
{21-30} {كَلا إِذَا دُكَّتِ الأرْضُ دَكًّا دَكًّا * وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا * وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الإنْسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى} “Hayır! Yeryüzü parça parça darmadağın edildiği; Rabbin ve saf saf melekler geldiği; o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan her şeyi hatırlar, fakat hatırlamanın ona ne faydası var?”
14215. Metin
{كَلا} أي: ليس [كل] ما أحببتم من الأموال، وتنافستم فيه من اللذات، بباق لكم، بل أمامكم يوم عظيم، وهول جسيم، تدك فيه الأرض والجبال وما عليها حتى تجعل قاعًا صفصفًا لا عوج فيه ولا أمت.
{كَلا} “Hayır!” Yani sevdiğiniz mallardan ve uğrunda yarıştığınız lezzetlerden hiçbiri sizin için baki kalacak değildir. Bilakis önünüzde muazzam bir gün ve dehşetli bir korku vardır: O günde yer, dağlar ve üzerindekiler parça parça darmadağın edilir; nihayet üzerinde hiçbir eğrilik ve tümsek bulunmayan dümdüz bir ovaya döner.
14216. Metin
ويجيء الله تعالى لفصل القضاء بين عباده في ظلل من الغمام، وتجيء الملائكة الكرام، أهل السماوات كلهم، صفًا صفا أي: صفًا بعد صف، كل سماء يجيء ملائكتها صفا، يحيطون بمن دونهم من الخلق، وهذه الصفوف صفوف خضوع وذل للملك الجبار.
Allah Teâlâ kulları arasında hüküm vermek için buluttan gölgeler içinde gelir; göklerin ehli olan kerîm meleklerin hepsi {صَفًّا صَفًّا} “saf saf” yani sıra sıra gelirler. Her bir semanın melekleri bir saf olarak gelip altlarındaki mahlûkatı kuşatırlar. Bu saflar, el-Melik ve el-Cebbâr olan Allah'a karşı boyun eğme ve tezellül saflarıdır.
14217. Metin
{وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ} تقودها الملائكة بالسلاسل.
{وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ} “O gün cehennem de getirilir;” melekler onu zincirlerle çekerler.
14218. Metin
فإذا وقعت هذه الأمور فـ {يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الإنْسَانُ} ما قدمه من خير وشر.
Bu işler vuku bulduğu vakit, {يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الإنْسَانُ} “işte o gün insan” işlediği hayır ve şerri hatırlar.
14219. Metin
{وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى} فقد فات أوانها، وذهب زمانها، يقول متحسرًا على ما فرط في جنب الله: {يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي} الدائمة الباقية، عملا صالحًا، كما قال تعالى:
{وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى} “Fakat hatırlamanın ona ne faydası var?” Zira vakti geçmiş, zamanı tükenmiştir. Allah'a karşı işlediği kusurlardan ötürü hasret çekerek: {يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي} “Keşke (ebedî) hayatım için salih ameller takdim etseydim!” der. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
14220. Metin
{يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي * فَيَوْمَئِذٍ لا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ * وَلا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ * يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ * ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً * فَادْخُلِي فِي عِبَادِي * وَادْخُلِي جَنَّتِي} .
{يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي * فَيَوْمَئِذٍ لا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ * وَلا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ * يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ * ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً * فَادْخُلِي فِي عِبَادِي * وَادْخُلِي جَنَّتِي} “'Keşke hayatım için önceden bir şeyler yapsaydım!' der. Artık o gün O'nun edeceği azabı kimse edemez! O'nun vuracağı bağı kimse vuramaz! Ey huzura ermiş mutmain nefis! Rabbine dön; O'ndan razı olmuş ve rızasını kazanmış olarak! Artık kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!”
14221. Metin
{يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلا يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلانًا خَلِيلا} .
“O gün zalim kimse: 'Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke filancayı dost edinmeseydim!' der” (el-Furkân, 27-28).
14222. Metin
وفي الآية دليل على أن الحياة التي ينبغي السعي في أصلها وكمالها (١) ، وفي تتميم لذاتها، هي الحياة في دار القرار، فإنها دار الخلد والبقاء.
Bu ayette; uğrunda aslını ve kemalini elde etmek, lezzetlerini tamamlamak için çaba harcanması gereken gerçek hayatın ahiret yurdundaki hayat olduğuna delil vardır; zira ebediyet ve bekâ yurdu orasıdır.
14223. Metin
{فَيَوْمَئِذٍ لا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ} لمن أهمل ذلك اليوم ونسي العمل له.
O günü ihmal edip onun için amel etmeyi unutan kimseye {فَيَوْمَئِذٍ لا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ} “artık o gün O'nun edeceği azabı kimse edemez!”
14224. Metin
{وَلا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ} فإنهم يقرنون بسلاسل من نار، ويسحبون على وجوههم في الحميم، ثم في النار يسجرون، فهذا جزاء المجرمين، وأما من اطمأن إلى الله وآمن به وصدق رسله، فيقال له: {يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ} إلى ذكر الله، الساكنة [إلى] حبه، التي قرت عينها بالله.
{وَلا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ} “O'nun vuracağı bağı kimse vuramaz!” Zira onlar ateşten zincirlerle bağlanır, kaynar suyun içinde yüzüstü sürüklenir, sonra da ateşte yakılırlar. İşte suçluların cezası budur. Allah'a güvenip O'na iman eden ve peygamberlerini tasdik eden kimseye gelince; ona şöyle denir: {يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ} “Ey huzura ermiş mutmain nefis!” Allah'ın zikriyle mutmain olan, O'nun muhabbetiyle sükûnete eren, gözü Allah ile aydınlanan nefis!
14225. Metin
{ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ} الذي رباك بنعمته، وأسدى عليك من إحسانه ما صرت به من أوليائه وأحبابه {رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً} أي: راضية عن الله، وعن ما أكرمها به من الثواب، والله قد رضي عنها.
{ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ} “Rabbine dön!” Seni nimetiyle terbiye eden, ihsanıyla donatıp Kendi dostlarından ve sevdiklerinden kılan Rabbine... {رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً} “O'ndan razı olmuş ve rızasını kazanmış olarak!” Yani Allah'tan ve O'nun ikram ettiği mükâfattan razı olmuş, Allah da kendisinden razı olmuştur.
14226. Metin
{فَادْخُلِي فِي عِبَادِي وَادْخُلِي جَنَّتِي} وهذا تخاطب به الروح يوم القيامة، وتخاطب به حال الموت (٢) [والحمد لله رب العالمين] .
{فَادْخُلِي فِي عِبَادِي * وَادْخُلِي جَنَّتِي} “Artık kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!” Bu hitap ruha kıyamet gününde ve ölüm anında yöneltilir. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.