14248. Metin
وضحاها وهي مكية
Şems Suresi. Mekkîdir (Mekke döneminde inmiştir).
14249. Metin
{١ - ١٥} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا * وَالْقَمَرِ إِذَا تَلاهَا * وَالنَّهَارِ إِذَا جَلاهَا * وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا * وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا * وَالأرْضِ وَمَا طَحَاهَا * وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا * فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا * قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا * وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا * كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا * إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا * فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا * فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا * وَلا يَخَافُ عُقْبَاهَا} .
{1-15} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا * وَالْقَمَرِ إِذَا تَلاهَا * وَالنَّهَارِ إِذَا جَلاهَا * وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا * وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا * وَالأرْضِ وَمَا طَحَاهَا * وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا * فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا * قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا * وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا * كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا * إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا * فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا * فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا * وَلا يَخَافُ عُقْبَاهَا} “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Güneşe ve onun aydınlığına; onu takip ettiğinde aya; onu açığa çıkardığında gündüze; onu bürüdüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu yayıp döşeyene; nefse ve onu düzgünce yaratana, sonra da ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kesinlikle kurtuluşa ermiştir! Onu günaha gömen ise muhakkak hüsrana uğramıştır! Semûd kavmi azgınlığı yüzünden yalanladı. En bedbahtları ileri atıldığı zaman, Allah'ın Resulü onlara: 'Allah'ın devesine ve onun su içme hakkına dokunmayın!' dedi. Fakat onu yalanlayıp deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onları yerle bir etti ve hepsini helak etti! O, bunun akıbetinden korkmaz!”
14250. Metin
أقسم تعالى بهذه الآيات العظيمة، على النفس المفلحة، وغيرها من النفوس الفاجرة، فقال:
Yüce Allah kurtuluşa eren nefis ile yoldan sapan diğer fâcir nefisler üzerine bu azametli ayetlerle yemin ederek şöyle buyurdu:
14251. Metin
{وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا} أي: نورها، ونفعها الصادر منها.
{وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا} “Güneşe ve onun aydınlığına;” yani nuruna ve ondan hâsıl olan menfaatlere...
14252. Metin
{وَالْقَمَرِ إِذَا تَلاهَا} أي: تبعها في المنازل والنور.
{وَالْقَمَرِ إِذَا تَلاهَا} “Onu takip ettiğinde aya;” yani menzillerde ve ışıkta onu izlediğinde...
14253. Metin
{وَالنَّهَارِ إِذَا جَلاهَا} أي: جلى ما على وجه الأرض وأوضحه.
{وَالنَّهَارِ إِذَا جَلاهَا} “Onu açığa çıkardığında gündüze;” yani yeryüzündeki varlıkları açığa çıkarıp aydınlattığında...
14254. Metin
{وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا} أي: يغشى وجه الأرض، فيكون ما عليها مظلمًا.
{وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا} “Onu bürüdüğünde geceye;” yani yeryüzünü bürüyüp üzerindekileri karanlığa boğduğunda...
14255. Metin
فتعاقب الظلمة والضياء، والشمس والقمر، على هذا العالم، بانتظام وإتقان، وقيام (١) لمصالح العباد، أكبر دليل على أن الله بكل شيء عليم، وعلى كل شيء قدير، وأنه المعبود وحده، الذي كل معبود سواه فباطل.
Karanlık ile aydınlığın, güneş ile ayın bu âlem üzerinde intizamla, kusursuzca ve kulların maslahatlarını temin edecek şekilde ardı ardına gelmesi; Allah'ın her şeyi hakkıyla bildiğine, her şeye kadir olduğuna ve O'ndan gayrı her mabudun bâtıl olup yalnızca Kendisinin ibadete layık yegâne İlah bulunduğuna en büyük delildir.
14256. Metin
{وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا} يحتمل أن " ما " موصولة، فيكون الإقسام بالسماء وبانيها، الذي هو الله ﵎، ويحتمل أنها مصدرية، فيكون الإقسام بالسماء وبنيانها، الذي هو غاية ما يقدر من الإحكام والإتقان والإحسان، ونحو ذلك قوله: {وَالأرْضِ وَمَا طَحَاهَا} أي: مدها ووسعها، فتمكن الخلق حينئذ من الانتفاع بها، بجميع وجوه (٢) الانتفاع.
{وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا} “Göğe ve onu bina edene;” ifadesindeki “mâ”nın ism-i mevsûl olması muhtemeldir; bu takdirde yemin, göğe ve onu bina eden Yüce Allah'a yapılmış olur. Mastariye olması da muhtemeldir; bu takdirde yemin, göğe ve onun muhkemlik, intizam ve mükemmellikte son derece kusursuz olan binasına yapılmış olur. Şu buyruk da bunun gibidir: {وَالأرْضِ وَمَا طَحَاهَا} “Yere ve onu yayıp döşeyene;” yani onu alabildiğine genişletip yaydı, böylece mahlûkat ondan her türlü menfaat cihetiyle istifade etme imkânı buldu.
14257. Metin
{وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا} يحتمل أن المراد نفس سائر المخلوقات الحيوانية، كما يؤيد هذا العموم، ويحتمل أن المراد بالإقسام بنفس الإنسان المكلف، بدليل ما يأتي بعده.
{وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا} “Nefse ve onu düzgünce yaratana;” buyruğunda kastedilenin, bu umumi ifadeyi teyit eder mahiyette bütün canlı mahlûkatın nefsi/canı olması muhtemeldir. Ardından gelen ifadelerin delaletiyle, mükellef olan insanın nefsi olması da muhtemeldir.
14258. Metin
وعلى كل، فالنفس آية كبيرة من آياته التي حقيقة بالإقسام بها (٣) فإنها في غاية اللطف والخفة، سريعة التنقل [والحركة] والتغير والتأثر والانفعالات النفسية، من الهم، والإرادة، والقصد، والحب، والبغض، وهي التي لولاها لكان البدن مجرد تمثال لا فائدة فيه، وتسويتها على هذا الوجه (٤) آية من آيات الله العظيمة.
Her hâlükârda nefis/ruh, Allah'ın üzerine yemin edilmeye layık büyük ayetlerinden biridir. Zira o son derece lâtif ve hafiftir; gayret, irade, kasıt, sevgi, nefret gibi ruhi tesirler, intikaller, hareketler ve değişimler karşısında pek süratlidir. O olmasaydı beden, içinde hiçbir fayda bulunmayan kuru bir heykeldan ibaret kalırdı. Onun bu şekilde düzgünce yaratılıp dengelenmesi Allah'ın muazzam ayetlerindendir.
14259. Metin
وقوله: {قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا} أي: طهر نفسه من الذنوب، ونقاها من العيوب، ورقاها بطاعة الله، وعلاها بالعلم النافع والعمل الصالح.
{قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا} “Nefsini arındıran kesinlikle kurtuluşa ermiştir!” Yani nefsini günahlardan temizleyen, ayıplardan arındıran, Allah'a itaatle derecesini yükselten, faydalı ilim ve salih amelle onu yücelten kimse felah bulmuştur.
14260. Metin
{وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا} أي: أخفى نفسه الكريمة، التي ليست حقيقة بقمعها وإخفائها، بالتدنس بالرذائل، والدنو من العيوب، والاقتراف للذنوب، وترك ما يكملها وينميها، واستعمال ما يشينها ويدسيها.
{وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا} “Onu günaha gömen ise muhakkak hüsrana uğramıştır!” Yani rezilliklere bulaşarak, ayıplara yanaşarak, günahlar işleyerek, onu olgunlaştırıp yüceltecek şeyleri terk ederek ve onu lekeleyip alçaltacak kötülüklere dalarak, aslında bastırılıp gizlenmeye layık olmayan o şerefli nefsini günahların karanlığına gömen kimse ziyana uğramıştır.
14261. Metin
{كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا} أي: بسبب طغيانها وترفعها عن الحق، وعتوها على رسل الله (٥) .
{كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا} “Semûd kavmi azgınlığı yüzünden yalanladı;” yani taşkınlığı, hakka karşı kibirlenmesi ve Allah'ın elçilerine karşı serkeşlik etmesi sebebiyle...
14262. Metin
{إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا} أي: أشقى القبيلة، [وهو] " قدار بن سالف " لعقرها حين اتفقوا على ذلك، وأمروه فأتمر لهم.
{إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا} “En bedbahtları ileri atıldığı zaman...” Yani kabilenin en şakisi olan Kıdâr b. Sâlif, bu hususta anlaşıp kendisine emrettiklerinde ve o da onların emrine uyduğunda deveyi kesmek üzere ileri atıldı.
14263. Metin
{فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ} صالح ﵇ محذرًا: {نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا} أي: احذروا عقر ناقة الله، التي جعلها لكم آية عظيمة، ولا تقابلوا نعمة الله عليكم بسقي لبنها أن تعقروها، فكذبوا نبيهم صالحًا.
{فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ} “Allah'ın Resulü” Salih (aleyhisselâm) onlara uyarıda bulunarak: {نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا} “Allah'ın devesine ve onun su içme hakkına dokunmayın!” dedi. Yani Allah'ın sizin için muazzam bir ayet kıldığı devesini kesmekten sakının; Allah'ın size sütünü içirmek suretiyle lütfettiği nimete onu keserek karşılık vermeyin! Fakat onlar peygamberleri Salih'i yalanladılar.
14264. Metin
{فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ} أي: دمر عليهم وعمهم بعقابه، وأرسل عليهم الصيحة من فوقهم، والرجفة من تحتهم، فأصبحوا جاثمين على ركبهم، لا تجد منهم داعيًا ولا مجيبا.
{فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ} “Fakat onu yalanlayıp deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onları yerle bir etti;” yani üzerlerine azabı yağdırıp helak etti, cezasını hepsine yaydı. Üstlerinden korkunç bir çığlık (sayha), altlarından ise şiddetli bir sarsıntı (racfe) gönderdi de diz üstü çöke kaldılar; aralarında ne bir çağıran ne de cevap veren kaldı!
14265. Metin
{فَسَوَّاهَا} عليهم أي: سوى بينهم بالعقوبة (٦) .
{فَسَوَّاهَا} “Ve hepsini helak etti!” Yani cezayı aralarında eşit kıldı, hepsini birden helak etti.
14266. Metin
{وَلا يَخَافُ عُقْبَاهَا} أي: تبعتها.
{وَلا يَخَافُ عُقْبَاهَا} “O, bunun akıbetinden korkmaz!” Yani neticesinden ve takibatından korkmaz.
14267. Metin
وكيف يخاف من هو قاهر، لا يخرج عن قهره وتصرفه مخلوق، الحكيم في كل ما قضاه وشرعه؟
Hiçbir mahlûkun Kendi kahredici gücünden ve tasarrufundan dışarı çıkamadığı mutlak Kâhir olan, takdir ettiği ve şeriat kıldığı her şeyde Hakîm olan Zat nasıl korksun ki?
14268. Metin
تمت ولله الحمد
Şems Suresi tamamlandı, Allah'a hamdolsun.