14336. Metin
[وهي] مكية
[Bu sure] Mekkîdir.1
14337. Metin
{١ - ١٩} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأكْرَمُ * الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ * عَلَّمَ الإنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ * كَلا إِنَّ الإنْسَانَ لَيَطْغَى * أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى * إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى * أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى * عَبْدًا إِذَا صَلَّى * أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ عَلَى الْهُدَى * أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى * أَرَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى * أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى * كَلا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ * نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ * فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ * سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ * كَلا لا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ} .
{1-19} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأكْرَمُ * الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ * عَلَّمَ الإنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ * كَلا إِنَّ الإنْسَانَ لَيَطْغَى * أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى * إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى * أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى * عَبْدًا إِذَا صَلَّى * أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ عَلَى الْهُدَى * أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى * أَرَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى * أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى * كَلا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ * نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ * فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ * سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ * كَلا لا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ} **“Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan (alaktan) yarattı. Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir. O ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti. Hayır! Doğrusu insan azar; kendini kendine yeterli gördüğü için. Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir. Gördün mü şu engel olanı, bir kulu namaz kıldığında? Gördün mü, ya o [kul] doğru yol üzere ise veya takvayı emrettiyse? Gördün mü, ya [bu engelleyen] yalanlar ve yüz çevirirse? Bilmedi mi Allah'ın her şeyi gördüğünü? Hayır! Eğer bundan vazgeçmezse, andolsun onu perçeminden yakalayacağız; o yalancı, günahkâr perçeminden! O hemen kurultayını (meclisini) çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız! Hayır! Ona uyma; secde et ve yakınlaş!”**
14338. Metin
هذه السورة أول السور القرآنية نزولا على رسول الله ﷺ.
Bu sure, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e inen ilk Kur'an suresidir.
14339. Metin
فإنها نزلت عليه في مبادئ النبوة، إذ كان لا يدري ما الكتاب ولا الإيمان، فجاءه جبريل ﵊ بالرسالة، وأمره أن يقرأ، فامتنع، وقال: {ما أنا بقارئ} فلم يزل به حتى قرأ. فأنزل الله عليه: {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ} عموم الخلق، ثم خص الإنسان، وذكر ابتداء خلقه {مِنْ عَلَقٍ} فالذي خلق الإنسان واعتنى بتدبيره، لا بد أن يدبره بالأمر والنهي، وذلك بإرسال الرسول إليهم (١) ، وإنزال الكتب عليهم، ولهذا ذكر (٢) بعد الأمر بالقراءة، خلقه (٣) للإنسان.
Çünkü bu sure, peygamberliğin başlangıcında, henüz kitap nedir, iman nedir bilmediği bir sırada inmiştir. Cebrail aleyhisselâm vahiy ile ona gelmiş ve okumasını emretmiştir. O ise çekinerek: **“Ben okuma bilmem”** demiştir. Cebrail, o okuyuncaya kadar bunu tekrarlamıştır. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona şu ayetleri indirmiştir: {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ} **“Yaratan Rabbinin adıyla oku!”** Burada önce yaratılış genel olarak zikredilmiş, sonra insan özelleştirilerek yaratılışının başlangıcı {مِنْ عَلَقٍ} **“alaktan (aşılanmış yumurtadan)”** şeklinde belirtilmiştir. İnsanı yaratan ve onun idaresine özen gösteren Zat'ın, onu emir ve yasaklarla yönetmesi kaçınılmazdır. Bu da onlara peygamberler göndermek ve üzerlerine kitaplar indirmekle olur. İşte bu sebeple okuma emrinin ardından, insanı yaratmasını zikretmiştir.
14340. Metin
ثم قال: {اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأكْرَمُ} أي: كثير الصفات واسعها، كثير الكرم والإحسان، واسع الجود، الذي من كرمه أن علم بالعلم (٤) .
Sonra: {اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأكْرَمُ} **“Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir.”** buyurmuştur. Yani; sıfatları çok ve kapsamlı, keremi ve ihsanı bol, cömertliği geniş olandır. İlimle öğretmesi de O'nun keremindendir.
14341. Metin
و {عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الإنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ} فإنه تعالى أخرجه من بطن أمه لا يعلم شيئًا، وجعل له السمع والبصر والفؤاد، ويسر له أسباب العلم.
Ve {عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الإنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ} **“O ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.”** Şüphesiz Allah Teâlâ insanı annesinin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkarmış; ona işitme duyusu, gözler ve gönüller vermiş, ilmin vesilelerini onun için kolaylaştırmıştır.
14342. Metin
فعلمه القرآن، وعلمه الحكمة، وعلمه بالقلم، الذي به تحفظ العلوم، وتضبط الحقوق، وتكون رسلا للناس تنوب مناب خطابهم، فلله الحمد والمنة، الذي أنعم على عباده بهذه النعم التي لا يقدرون لها على جزاء ولا شكور، ثم من عليهم بالغنى وسعة الرزق، ولكن الإنسان -لجهله وظلمه- إذا رأى نفسه غنيًا، طغى وبغى وتجبر عن الهدى، ونسي أن إلى ربه الرجعى، ولم يخف الجزاء، بل ربما وصلت به الحال أنه يترك الهدى بنفسه، ويدعو [غيره] إلى تركه، فينهى عن الصلاة التي هي أفضل أعمال الإيمان. يقول الله لهذا المتمرد العاتي: {أَرَأَيْتَ} أيها الناهي للعبد إذا صلى {إِنْ كَانَ} العبد المصلي {عَلَى الْهُدَى} العلم بالحق والعمل به، {أَوْ أَمَرَ} غيره {بِالتَّقْوَى} .
Ona Kur'an'ı öğretti, hikmeti öğretti ve kendisiyle ilimlerin korunduğu, hakların zaptedildiği ve insanların bizzat konuşmalarının yerine geçen elçiler hükmündeki kalemle yazmayı öğretti. Kullarına karşılığını ve şükrünü ödemeye güç yetiremeyecekleri bu nimetleri bahşeden Allah'a hamd ve minnet olsun! Sonra onlara zenginlik ve bol rızık lütfetti. Fakat insan -cehaleti ve zulmü sebebiyle- kendini ihtiyaçsız ve zengin gördüğünde azar, taşkınlık yapar, doğru yola boyun eğmekten kaçınır, dönüşün ancak Rabbine olduğunu unutur ve hesaptan korkmaz. Hatta durum öyle bir noktaya varır ki, hem kendisi hidayeti terk eder hem de başkasını onu terk etmeye çağırır; böylece imanın en faziletli ameli olan namazdan alıkoymaya kalkışır. Allah bu azgın ve haddi aşan kimseye şöyle hitap etmektedir: Bir kulu namaz kılarken engelleyen ey kişi! {أَرَأَيْتَ} **“Gördün mü”**, o namaz kılan kul {إِنْ كَانَ} {عَلَى الْهُدَى} hakkı bilip onunla amel etmek üzere **“hidayet üzere ise”**, {أَوْ أَمَرَ} yahut başkasına {بِالتَّقْوَى} **“takvayı emrettiyse?”**
14343. Metin
فهل يحسن أن ينهى، من هذا وصفه؟ أليس نهيه، من أعظم المحادة لله، والمحاربة للحق؟ فإن النهي، لا يتوجه إلا لمن هو في نفسه على غير الهدى، أو كان يأمر غيره بخلاف التقوى.
Bu nitelikteki bir kimseyi [namazdan] alıkoymak hiç doğru olur mu? Onu alıkoymak, Allah'a karşı gelmenin ve hakka savaş açmanın en büyüklerinden değil midir? Zira engelleme ve yasaklama, ancak bizzat kendisi hidayetten uzak olan veya başkasına takvaya aykırı olanı emreden kimseye yöneltilmelidir.
14344. Metin
{أَرَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ} الناهي بالحق {وَتَوَلَّى} عن الأمر، أما يخاف الله ويخشى عقابه؟
{أَرَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ} **“Gördün mü, ya”** engelleyen kimse hakkı **“yalanlar”** {وَتَوَلَّى} ve emirden **“yüz çevirirse?”** Allah'tan korkup O'nun azabından çekinmez mi?
14345. Metin
{أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى} ما يعمل ويفعل؟.
{أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى} **“Bilmedi mi Allah'ın her şeyi gördüğünü”**; yani onun ne işlediğini ve ne yaptığını?
14346. Metin
ثم توعده إن استمر على حاله، فقال: {كَلا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ} عما يقول ويفعل {لَنَسْفَعَنْ بِالنَّاصِيَةِ} أي: لنأخذن بناصيته، أخذًا عنيفًا، وهي حقيقة بذلك، فإنها {نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ} أي: كاذبة في قولها، خاطئة في فعلها.
Sonra bu durumunu sürdürdüğü takdirde onu tehdit ederek şöyle buyurdu: {كَلا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ} **“Hayır! Eğer”** söylediği ve yaptığı şeylerden **“vazgeçmezse”**, {لَنَسْفَعَنْ بِالنَّاصِيَةِ} **“andolsun onu perçeminden yakalayacağız!”** Yani onu perçeminden şiddetle yakalayacağız. O perçem buna layıktır, çünkü o: {نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ} **“o yalancı, günahkâr perçemdir!”** Yani sözünde yalancı, fiilinde günahkârdır.
14347. Metin
{فَلْيَدْعُ} هذا الذي حق عليه العقاب (٥) {نَادِيَهُ} أي: أهل مجلسه وأصحابه ومن حوله، ليعينوه على ما نزل به، {سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ} أي: خزنة جهنم، لأخذه وعقوبته، فلينظر أي: الفريقين أقوى وأقدر؟ فهذه حالة الناهي وما توعد به من العقوبة، وأما حالة المنهي، فأمره الله أن لا يصغى إلى هذا الناهي ولا ينقاد لنهيه فقال: {كَلا لا تُطِعْهُ} [أي:] فإنه لا يأمر إلا بما فيه خسارة الدارين، {وَاسْجُدْ} لربك {وَاقْتَرِبْ} منه في السجود وغيره من أنواع الطاعات والقربات، فإنها كلها تدني من رضاه وتقرب منه.
Cezayı hak eden bu kimse {فَلْيَدْعُ} **“hemen çağırsın”** {نَادِيَهُ} **“kendi meclisini”**; yani başına gelen felakette kendisine yardım etmeleri için meclisindeki adamlarını, arkadaşlarını ve çevresindekileri [yardıma çağırsın]. {سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ} **“Biz de zebanileri”**, yani onu yakalayıp cezalandırmaları için cehennem bekçilerini **“çağıracağız!”** Artık baksın bakalım, bu iki topluluktan hangisi daha güçlü ve daha muktedirdir? İşte engelleyen kimsenin durumu ve tehdit edildiği ceza budur. Kendisine engel olunan kimseye [Resulullah'a] gelince; Allah ona, bu engelleyene kulak asmamasını ve onun yasağına boyun eğmemesini emrederek şöyle buyurmuştur: {كَلا لا تُطِعْهُ} **“Hayır! Ona uyma!”** [Çünkü] o ancak her iki dünyanın hüsranını gerektiren şeyleri emreder. {وَاسْجُدْ} Rabbine **“secde et”** {وَاقْتَرِبْ} ve secdede ve diğer her türlü taat ve kurbetle (yaklaştırıcı amellerle) O'na **“yakınlaş!”** Zira bunların tümü insanı Allah'ın rızasına yaklaştırır ve O'na yakın kılar.
14348. Metin
وهذا عام لكل ناه عن الخير ومنهي عنه، وإن كانت نازلة في شأن أبي جهل حين نهى رسول الله ﷺ عن الصلاة، وعبث به ٦ وآذاه. تمت ولله الحمد.
Bu [hüküm], her ne kadar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i namazdan menettiği, ona sataştığı 6 ve eziyet ettiği vakit Ebû Cehil hakkında inmiş olsa da, hayırdan alıkoyan ve kendisi [hayırdan] menedilen herkes hakkında geneldir. [Surenin tefsiri] tamamlandı, hamd Allah’a mahsustur.