596. Hadis
حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زُرَيْقِ بْنِ حَيَّانَ، - وَكَانَ زُرَيْقٌ عَلَى جَوَازِ مِصْرَ فِي زَمَانِ الْوَلِيدِ وَسُلَيْمَانَ وَعُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ - فَذَكَرَ أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ كَتَبَ إِلَيْهِ أَنِ انْظُرْ مَنْ مَرَّ بِكَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ فَخُذْ مِمَّا ظَهَرَ مِنْ أَمْوَالِهِمْ مِمَّا يُدِيرُونَ مِنَ التِّجَارَاتِ مِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ دِينَارًا دِينَارًا فَمَا نَقَصَ فَبِحِسَابِ ذَلِكَ حَتَّى يَبْلُغَ عِشْرِينَ دِينَارًا فَإِنْ نَقَصَتْ ثُلُثَ دِينَارٍ فَدَعْهَا وَلاَ تَأْخُذْ مِنْهَا شَيْئًا وَمَنْ مَرَّ بِكَ مِنْ أَهْلِ الذِّمَّةِ فَخُذْ مِمَّا يُدِيرُونَ مِنَ التِّجَارَاتِ مِنْ كُلِّ عِشْرِينَ دِينَارًا دِينَارًا فَمَا نَقَصَ فَبِحِسَابِ ذَلِكَ حَتَّى يَبْلُغَ عَشَرَةَ دَنَانِيرَ فَإِنْ نَقَصَتْ ثُلُثَ دِينَارٍ فَدَعْهَا وَلاَ تَأْخُذْ مِنْهَا شَيْئًا وَاكْتُبْ لَهُمْ بِمَا تَأْخُذُ مِنْهُمْ كِتَابًا إِلَى مِثْلِهِ مِنَ الْحَوْلِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِيمَا يُدَارُ مِنَ الْعُرُوضِ لِلتِّجَارَاتِ أَنَّ الرَّجُلَ إِذَا صَدَّقَ مَالَهُ ثُمَّ اشْتَرَى بِهِ عَرْضًا بَزًّا أَوْ رَقِيقًا أَوْ مَا أَشْبَهَ ذَلِكَ ثُمَّ بَاعَهُ قَبْلَ أَنْ يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ فَإِنَّهُ لاَ يُؤَدِّي مِنْ ذَلِكَ الْمَالِ زَكَاةً حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ مِنْ يَوْمَ صَدَّقَهُ وَأَنَّهُ إِنْ لَمْ يَبِعْ ذَلِكَ الْعَرْضَ سِنِينَ لَمْ يَجِبْ عَلَيْهِ فِي شَىْءٍ مِنْ ذَلِكَ الْعَرْضِ زَكَاةٌ وَإِنْ طَالَ زَمَانُهُ فَإِذَا بَاعَهُ فَلَيْسَ فِيهِ إِلاَّ زَكَاةٌ وَاحِدَةٌ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الرَّجُلِ يَشْتَرِي بِالذَّهَبِ أَوِ الْوَرِقِ حِنْطَةً أَوْ تَمْرًا أَوْ غَيْرَهُمَا لِلتِّجَارَةِ ثُمَّ يُمْسِكُهَا حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ ثُمَّ يَبِيعُهَا أَنَّ عَلَيْهِ فِيهَا الزَّكَاةَ حِينَ يَبِيعُهَا إِذَا بَلَغَ ثَمَنُهَا مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ وَلَيْسَ ذَلِكَ مِثْلَ الْحَصَادِ يَحْصُدُهُ الرَّجُلُ مِنْ أَرْضِهِ وَلاَ مِثْلَ الْجِدَادِ . قَالَ مَالِكٌ وَمَا كَانَ مِنْ مَالٍ عِنْدَ رَجُلٍ يُدِيرُهُ لِلتِّجَارَةِ وَلاَ يَنِضُّ لِصَاحِبِهِ مِنْهُ شَىْءٌ تَجِبُ عَلَيْهِ فِيهِ الزَّكَاةُ فَإِنَّهُ يَجْعَلُ لَهُ شَهْرًا مِنَ السَّنَةِ يُقَوِّمُ فِيهِ مَا كَانَ عِنْدَهُ مِنْ عَرْضٍ لِلتِّجَارَةِ وَيُحْصِي فِيهِ مَا كَانَ عِنْدَهُ مِنْ نَقْدٍ أَوْ عَيْنٍ فَإِذَا بَلَغَ ذَلِكَ كُلُّهُ مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ فَإِنَّهُ يُزَكِّيهِ . وَقَالَ مَالِكٌ وَمَنْ تَجَرَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَمَنْ لَمْ يَتْجُرْ سَوَاءٌ لَيْسَ عَلَيْهِمْ إِلاَّ صَدَقَةٌ وَاحِدَةٌ فِي كُلِّ عَامٍ تَجَرُوا فِيهِ أَوْ لَمْ يَتْجُرُوا .
Bana Mâlik anlattı; Yahya b. Said'den; Züreyk b. Hayyân'dan; -ki Züreyk, Velid, Süleyman ve Ömer b. Abdülaziz döneminde Mısır gümrüklerinde (cevâz) görevliydi- Zikretti ki: Ömer b. Abdülaziz kendisine şöyle yazdı: "Müslümanlardan sana uğrayanlara bak; onların açıktaki mallarından, ticaret için çevirdikleri mallardan her kırk dinarda bir dinar al. Bundan az olursa, yirmi dinara ulaşana kadar hesabına göre al. Eğer [yirmi dinardan] dinarın üçte biri kadar eksik kalırsa onu bırak, ondan hiçbir şey alma. Zimmîlerden (ehl-i zimme) sana uğrayanlardan ise, ticaret için çevirdikleri mallardan her yirmi dinarda bir dinar al. Az olursa on dinara ulaşana kadar hesabına göre al. Eğer [on dinardan] dinarın üçte biri kadar eksik kalırsa onu bırak, ondan hiçbir şey alma. Onlardan aldıklarına dair onlara bir yazı ver [ki bu yazı] yıl dönümüne kadar geçerli olsun." Mâlik dedi ki: "Bizim katımızda ticari mallar (urûz) hakkındaki hüküm şudur: Bir adam malının zekâtını verdikten sonra o malla kumaş, köle veya benzeri bir ticaret malı satın alsa, sonra üzerinden bir yıl geçmeden onu satsa; o maldan zekât vermez, ta ki zekâtını verdiği günden itibaren üzerinden bir yıl geçene kadar. Eğer o malı yıllarca satmazsa, o maldan dolayı kendisine hiçbir zekât gerekmez; süresi uzasa bile. Onu sattığında ise, içinde sadece bir zekât vardır." Mâlik dedi ki: "Bizim katımızda hüküm şudur: Bir adam ticaret için altın veya gümüş ile buğday, hurma veya başka bir şey satın alır, sonra üzerinden bir yıl geçene kadar onu elinde tutar, sonra da satarsa; sattığı zaman, bedeli zekât nisabına ulaşıyorsa zekâtını vermesi gerekir. Bu, adamın arazisinden hasat ettiği ekin gibi veya hurma hasadı (cidâd) gibi değildir." Mâlik dedi ki: "Bir adamın ticaret için çevirdiği malı olsa ve [satılmadığı için] eline nakit bir şey geçmese de zekâtı gerekir. [Şöyle ki:] Yılın bir ayını belirler, o ayda elindeki ticaret mallarını (urûz) değerlendirir, elindeki nakit (nakd) veya altını (ayn) sayar. Bunların hepsi zekât nisabına ulaşırsa zekâtını verir." Mâlik dedi ki: "Müslümanlardan ticaret yapanla yapmayan eşittir; ticaret yapsalar da yapmasalar da onlara her yıl sadece bir sadaka (zekât) gerekir."