601. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ الدِّيلِيِّ، عَنِ ابْنٍ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ سُفْيَانَ الثَّقَفِيِّ، عَنْ جَدِّهِ، سُفْيَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، بَعَثَهُ مُصَدِّقًا فَكَانَ يَعُدُّ عَلَى النَّاسِ بِالسَّخْلِ فَقَالُوا أَتَعُدُّ عَلَيْنَا بِالسَّخْلِ وَلاَ تَأْخُذُ مِنْهُ شَيْئًا . فَلَمَّا قَدِمَ عَلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ذَكَرَ لَهُ ذَلِكَ فَقَالَ عُمَرُ نَعَمْ تَعُدُّ عَلَيْهِمْ بِالسَّخْلَةِ يَحْمِلُهَا الرَّاعِي وَلاَ تَأْخُذُهَا وَلاَ تَأْخُذُ الأَكُولَةَ وَلاَ الرُّبَّى وَلاَ الْمَاخِضَ وَلاَ فَحْلَ الْغَنَمِ وَتَأْخُذُ الْجَذَعَةَ وَالثَّنِيَّةَ وَذَلِكَ عَدْلٌ بَيْنَ غِذَاءِ الْغَنَمِ وَخِيَارِهِ . قَالَ مَالِكٌ وَالسَّخْلَةُ الصَّغِيرَةُ حِينَ تُنْتَجُ . وَالرُّبَّى الَّتِي قَدْ وَضَعَتْ فَهِيَ تُرَبِّي وَلَدَهَا . وَالْمَاخِضُ هِيَ الْحَامِلُ . وَالأَكُولَةُ هِيَ شَاةُ اللَّحْمِ الَّتِي تُسَمَّنُ لِتُؤْكَلَ . وَقَالَ مَالِكٌ فِي الرَّجُلِ تَكُونُ لَهُ الْغَنَمُ لاَ تَجِبُ فِيهَا الصَّدَقَةُ فَتَوَالَدُ قَبْلَ أَنْ يَأْتِيَهَا الْمُصَدِّقُ بِيَوْمٍ وَاحِدٍ فَتَبْلُغُ مَا تَجِبُ فِيهِ الصَّدَقَةُ بِوِلاَدَتِهَا قَالَ مَالِكٌ إِذَا بَلَغَتِ الْغَنَمُ بِأَوْلاَدِهَا مَا تَجِبُ فِيهِ الصَّدَقَةُ فَعَلَيْهِ فِيهَا الصَّدَقَةُ وَذَلِكَ أَنَّ وِلاَدَةَ الْغَنَمِ مِنْهَا وَذَلِكَ مُخَالِفٌ لِمَا أُفِيدَ مِنْهَا بِاشْتِرَاءٍ أَوْ هِبَةٍ أَوْ مِيرَاثٍ وَمِثْلُ ذَلِكَ الْعَرْضُ لاَ يَبْلُغُ ثَمَنُهُ مَا تَجِبُ فِيهِ الصَّدَقَةُ ثُمَّ يَبِيعُهُ صَاحِبُهُ فَيَبْلُغُ بِرِبْحِهِ مَا تَجِبُ فِيهِ الصَّدَقَةُ فَيُصَدِّقُ رِبْحَهُ مَعَ رَأْسِ الْمَالِ وَلَوْ كَانَ رِبْحُهُ فَائِدَةً أَوْ مِيرَاثًا لَمْ تَجِبْ فِيهِ الصَّدَقَةُ حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ مِنْ يَوْمَ أَفَادَهُ أَوْ وَرِثَهُ . قَالَ مَالِكٌ فَغِذَاءُ الْغَنَمِ مِنْهَا كَمَا رِبْحُ الْمَالِ مِنْهُ غَيْرَ أَنَّ ذَلِكَ يَخْتَلِفُ فِي وَجْهٍ آخَرَ أَنَّهُ إِذَا كَانَ لِلرَّجُلِ مِنَ الذَّهَبِ أَوِ الْوَرِقِ مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ ثُمَّ أَفَادَ إِلَيْهِ مَالاً تَرَكَ مَالَهُ الَّذِي أَفَادَ فَلَمْ يُزَكِّهِ مَعَ مَالِهِ الأَوَّلِ حِينَ يُزَكِّيهِ حَتَّى يَحُولَ عَلَى الْفَائِدَةِ الْحَوْلُ مِنْ يَوْمَ أَفَادَهَا وَلَوْ كَانَتْ لِرَجُلٍ غَنَمٌ أَوْ بَقَرٌ أَوْ إِبِلٌ تَجِبُ فِي كُلِّ صِنْفٍ مِنْهَا الصَّدَقَةُ ثُمَّ أَفَادَ إِلَيْهَا بَعِيرًا أَوْ بَقَرَةً أَوْ شَاةً صَدَّقَهَا مَعَ صِنْفِ مَا أَفَادَ مِنْ ذَلِكَ حِينَ يُصَدِّقُهُ إِذَا كَانَ عِنْدَهُ مِنْ ذَلِكَ الصِّنْفِ الَّذِي أَفَادَ نِصَابُ مَاشِيَةٍ . قَالَ مَالِكٌ وَهَذَا أَحْسَنُ مَا سَمِعْتُ فِي ذَلِكَ .
Bana Yahya anlattı; Mâlik'ten; Sevr b. Zeyd ed-Dîlî'den; Abdullah b. Süfyan es-Sekafî'nin bir oğlundan; dedesi Süfyan b. Abdullah'tan (nakledildiğine göre); Ömer b. el-Hattab kendisini zekât memuru (musaddık) olarak gönderdi. O da (zekât miktarını hesaplarken) insanlara oğlakları (yeni doğan yavruları) da sayıyordu. Dediler ki: "Bize oğlakları da sayıyor musun? Oysa onlardan (zekât olarak) bir şey almıyorsun?" Ömer b. el-Hattab'ın yanına döndüğünde bunu ona anlattı. Ömer dedi ki: "Evet, çobanın kucağında taşıdığı oğlağı bile onlara (sayıya) sayarsın ama onu (zekât olarak) almazsın. Aynı şekilde 'ekûle'yi, 'rubbâ'yı, 'mâhid'ı ve damızlık koçu da almazsın. 'Cezaa' ve 'seniyye' (zekât olarak) alırsın. Bu, koyunların en düşük kalitelisi ile en seçkini arasında adaletli bir yoldur." Mâlik dedi ki: "Sahle: Doğduğu andaki küçük yavru (oğlak/kuzu). Rubbâ: Doğurmuş ve yavrusunu emziren hayvan. Mâhid: Gebe hayvan. Ekûle: Yenmek üzere besiye çekilen etlik koyun." Mâlik, elinde zekât gerektirmeyen (nisap altı) sayıda koyunu olup da zekât memuru gelmeden bir gün önce koyunları doğuran ve yavrularıyla birlikte zekât (nisap) miktarına ulaşan adam hakkında şöyle dedi: "Koyunlar yavrularıyla birlikte zekât nisabına ulaşıyorsa, adama zekât vermek gerekir. Çünkü koyunun yavrusu kendisindendir (onun bir parçası/büyümesidir). Bu durum; satın alma, hibe veya miras yoluyla elde edilenlerden farklıdır. Bunun misali ticaret malı gibidir: Bedeli zekât nisabına ulaşmazken, sahibi onu satar ve kârıyla birlikte zekât nisabına ulaşırsa; kârının zekâtını ana mal ile birlikte verir. Eğer kârı (başka bir yerden gelen) bir kazanç veya miras olsaydı, elde edildiği veya miras alındığı günden itibaren üzerinden bir yıl geçmedikçe zekâtı gerekmezdi." Mâlik dedi ki: "Koyunların yavruları (gızâ') kendisindendir; tıpkı malın kârının kendisinden olması gibi. Ancak bu başka bir yönden farklılık gösterir: Bir adamın zekât nisabına ulaşmış altını veya gümüşü olsa, sonra buna ilave mal kazansa; bu yeni kazandığı malı bırakır, üzerinden (kazanıldığı günden itibaren) bir yıl geçmedikçe onu ilk malıyla birlikte zekâtlandırmaz. (Hayvanlarda ise) bir adamın her cinsinden zekât gereken deve, sığır veya koyunu olsa, sonra bunlara bir deve, bir sığır veya bir koyun ilave etse; zekât zamanı geldiğinde bu ilaveyi de o cinsle birlikte zekâtlandırır -eğer elinde o cinsten zekât nisabı (zaten) varsa-. Mâlik dedi ki: "Bu konuda işittiğim en güzel görüş budur."