Hac Kitabı

Malik b. Enes · Muvatta Malik (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

804. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ مَعْبَدَ بْنَ حُزَابَةَ الْمَخْزُومِيَّ، صُرِعَ بِبَعْضِ طَرِيقِ مَكَّةَ وَهُوَ مُحْرِمٌ فَسَأَلَ مَنْ يَلِي عَلَى الْمَاءِ الَّذِي كَانَ عَلَيْهِ فَوَجَدَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ وَمَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ فَذَكَرَ لَهُمُ الَّذِي عَرَضَ لَهُ فَكُلُّهُمْ أَمَرَهُ أَنْ يَتَدَاوَى بِمَا لاَ بُدَّ لَهُ مِنْهُ وَيَفْتَدِيَ فَإِذَا صَحَّ اعْتَمَرَ فَحَلَّ مِنْ إِحْرَامِهِ ثُمَّ عَلَيْهِ حَجُّ قَابِلٍ وَيُهْدِي مَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْىِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَعَلَى هَذَا الأَمْرُ عِنْدَنَا فِيمَنْ أُحْصِرَ بِغَيْرِ عَدُوٍّ وَقَدْ أَمَرَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَبَا أَيُّوبَ الأَنْصَارِيَّ وَهَبَّارَ بْنَ الأَسْوَدِ حِينَ فَاتَهُمَا الْحَجُّ وَأَتَيَا يَوْمَ النَّحْرِ أَنْ يَحِلاَّ بِعُمْرَةٍ ثُمَّ يَرْجِعَا حَلاَلاً ثُمَّ يَحُجَّانِ عَامًا قَابِلاً وَيُهْدِيَانِ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعَ إِلَى أَهْلِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَكُلُّ مَنْ حُبِسَ عَنِ الْحَجِّ بَعْدَ مَا يُحْرِمُ إِمَّا بِمَرَضٍ أَوْ بِغَيْرِهِ أَوْ بِخَطَإٍ مِنَ الْعَدَدِ أَوْ خَفِيَ عَلَيْهِ الْهِلاَلُ فَهُوَ مُحْصَرٌ عَلَيْهِ مَا عَلَى الْمُحْصَرِ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى سُئِلَ مَالِكٌ عَمَّنْ أَهَلَّ مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ بِالْحَجِّ ثُمَّ أَصَابَهُ كَسْرٌ أَوْ بَطْنٌ مُتَحَرِّقٌ أَوِ امْرَأَةٌ تَطْلُقُ ‏.‏ قَالَ مَنْ أَصَابَهُ هَذَا مِنْهُمْ فَهُوَ مُحْصَرٌ يَكُونُ عَلَيْهِ مِثْلُ مَا عَلَى أَهْلِ الآفَاقِ إِذَا هُمْ أُحْصِرُوا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي رَجُلٍ قَدِمَ مُعْتَمِرًا فِي أَشْهُرِ الْحَجِّ حَتَّى إِذَا قَضَى عُمْرَتَهُ أَهَلَّ بِالْحَجِّ مِنْ مَكَّةَ ثُمَّ كُسِرَ أَوْ أَصَابَهُ أَمْرٌ لاَ يَقْدِرُ عَلَى أَنْ يَحْضُرَ مَعَ النَّاسِ الْمَوْقِفَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ أَرَى أَنْ يُقِيمَ حَتَّى إِذَا بَرَأَ خَرَجَ إِلَى الْحِلِّ ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَى مَكَّةَ فَيَطُوفُ بِالْبَيْتِ وَيَسْعَى بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ ثُمَّ يَحِلُّ ثُمَّ عَلَيْهِ حَجُّ قَابِلٍ وَالْهَدْىُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِيمَنْ أَهَلَّ بِالْحَجِّ مِنْ مَكَّةَ ثُمَّ طَافَ بِالْبَيْتِ وَسَعَى بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ ثُمَّ مَرِضَ فَلَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يَحْضُرَ مَعَ النَّاسِ الْمَوْقِفَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ إِذَا فَاتَهُ الْحَجُّ فَإِنِ اسْتَطَاعَ خَرَجَ إِلَى الْحِلِّ فَدَخَلَ بِعُمْرَةٍ فَطَافَ بِالْبَيْتِ وَسَعَى بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ لأَنَّ الطَّوَافَ الأَوَّلَ لَمْ يَكُنْ نَوَاهُ لِلْعُمْرَةِ فَلِذَلِكَ يَعْمَلُ بِهَذَا وَعَلَيْهِ حَجُّ قَابِلٍ وَالْهَدْىُ ‏.‏ فَإِنْ كَانَ مِنْ غَيْرِ أَهْلِ مَكَّةَ فَأَصَابَهُ مَرَضٌ حَالَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْحَجِّ فَطَافَ بِالْبَيْتِ وَسَعَى بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ حَلَّ بِعُمْرَةٍ وَطَافَ بِالْبَيْتِ طَوَافًا آخَرَ وَسَعَى بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ لأَنَّ طَوَافَهُ الأَوَّلَ وَسَعْيَهُ إِنَّمَا كَانَ نَوَاهُ لِلْحَجِّ وَعَلَيْهِ حَجُّ قَابِلٍ وَالْهَدْىُ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Yahya b. Saîd'den; Süleyman b. Yesâr'dan anlatıldı ki; Ma'bed b. Huzâbe el-Mahzûmî, Mekke yolunun bir kısmında muhrim iken (binitinden) düştü (veya rahatsızlandı). Bulunduğu su başındaki yetkililere sordu. Orada Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr ve Mervân b. Hakem'i buldu. Başına geleni onlara anlattı. Hepsi ona; zorunlu olduğu şeylerle tedavi olmasını, fidye vermesini, iyileştiği zaman umre yapıp ihramdan çıkmasını, sonra gelecek sene haccetmesini ve kolayına gelen bir kurban (Hedy) kesmesini emrettiler. Mâlik dedi ki: Düşman dışında bir sebeple (hactan) alıkonulan (ihsâra uğrayan) kişi hakkındaki hüküm bizce böyledir. Nitekim Ömer b. Hattâb, hacca yetişemeyip Kurban Bayramı günü gelen Ebû Eyyûb el-Ensarî ve Habbâr b. Esved'e; umre ile ihramdan çıkmalarını, sonra helal (ihramsız) olarak dönmelerini, sonra gelecek sene haccetmelerini ve kurban kesmelerini emretmiştir. Kim kurban bulamazsa hacda üç gün, ailesine döndüğünde yedi gün oruç tutar. Mâlik dedi ki: İhrama girdikten sonra hastalık veya başka bir sebeple yahut gün hesabında hata ederek veya hilalin kendisine gizli kalması sebebiyle haccından alıkonulan herkes muhsardır (ihsâra uğramış sayılır) ve muhsar hakkındaki hükümler ona da uygulanır. Yahya dedi ki: Mâlik'e, Mekke ahalisinden olup hac için ihrama giren, sonra bir kırık isabet eden veya karnı ağrıyan veya doğum sancısı tutan bir kadın hakkında soruldu. (Mâlik) dedi ki: Bunlardan kimin başına böyle bir şey gelirse o muhsardır; taşradan gelenler (âfâkîler) ihsâra uğradıklarında üzerlerine ne gerekiyorsa bunlara da o gerekir. Mâlik, hac aylarında umreci olarak gelen, umresini tamamlayınca Mekke'den hac için ihrama giren, sonra bir tarafı kırılan veya başına bir iş gelip insanlarla beraber Vakfe'ye katılamayan adam hakkında dedi ki: Görüşüme göre bu kişi (Mekke'de) iyileşinceye kadar kalır, sonra Hıll bölgesine (Harem sınırları dışına) çıkar, sonra Mekke'ye döner, Beyt'i tavaf eder, Safa ile Merve arasında sa'y eder, sonra ihramdan çıkar. Sonra üzerine gelecek sene haccetmek ve kurban kesmek gerekir. Mâlik, Mekke'den hac için ihrama giren, Beyt'i tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'y eden, sonra hastalanıp insanlarla beraber Vakfe'ye katılamayan kimse hakkında dedi ki: Haccı kaçırdığı zaman eğer gücü yeterse Hıll bölgesine çıkar, umre niyetiyle (tekrar Harem'e) girer, Beyt'i tavaf eder ve Safa ile Merve arasında sa'y eder. Çünkü ilk tavafı umre niyetiyle değildi. Bu yüzden böyle yapar. Üzerine gelecek sene haccetmek ve kurban kesmek gerekir. Eğer Mekke ahalisinden değilse ve bir hastalık kendisine isabet edip hac ile arasına girerse; Beyt'i tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'y etmiş olsa bile, (yine) umre ile ihramdan çıkar. (Bunun için) Beyt'i tekrar tavaf eder ve Safa ile Merve arasında sa'y eder. Çünkü ilk tavafı ve sa'yi ancak hac niyetiyle idi. Onun üzerine de gelecek sene haccetmek ve kurban kesmek gerekir.