1018. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، أَنَّهَا كَانَتْ تَقُولُ لَغْوُ الْيَمِينِ قَوْلُ الإِنْسَانِ لاَ وَاللَّهِ بَلَى وَاللَّهِ . قَالَ مَالِكٌ أَحْسَنُ مَا سَمِعْتُ فِي هَذَا أَنَّ اللَّغْوَ حَلِفُ الإِنْسَانِ عَلَى الشَّىْءِ يَسْتَيْقِنُ أَنَّهُ كَذَلِكَ ثُمَّ يُوجَدُ عَلَى غَيْرِ ذَلِكَ فَهُوَ اللَّغْوُ . قَالَ مَالِكٌ وَعَقْدُ الْيَمِينِ أَنْ يَحْلِفَ الرَّجُلُ أَنْ لاَ يَبِيعَ ثَوْبَهُ بِعَشَرَةِ دَنَانِيرَ ثُمَّ يَبِيعَهُ بِذَلِكَ أَوْ يَحْلِفَ لَيَضْرِبَنَّ غُلاَمَهُ ثُمَّ لاَ يَضْرِبُهُ وَنَحْوَ هَذَا فَهَذَا الَّذِي يُكَفِّرُ صَاحِبُهُ عَنْ يَمِينِهِ وَلَيْسَ فِي اللَّغْوِ كَفَّارَةٌ . قَالَ مَالِكٌ فَأَمَّا الَّذِي يَحْلِفُ عَلَى الشَّىْءِ وَهُوَ يَعْلَمُ أَنَّهُ آثِمٌ وَيَحْلِفُ عَلَى الْكَذِبِ وَهُوَ يَعْلَمُ لِيُرْضِيَ بِهِ أَحَدًا أَوْ لِيَعْتَذِرَ بِهِ إِلَى مُعْتَذَرٍ إِلَيْهِ أَوْ لِيَقْطَعَ بِهِ مَالاً فَهَذَا أَعْظَمُ مِنْ أَنْ تَكُونَ فِيهِ كَفَّارَةٌ .
Yahya bana Mâlik'ten, o da Hişam b. Urve'den, o da babasından, o da Müminlerin annesi Aişe'den anlattı. O şöyle derdi: "Yeminde lağv (boş söz); insanın 'Hayır vallahi', 'Evet vallahi' sözleridir." Mâlik dedi ki: "Bu konuda işittiğim en güzel söz şudur: Lağv, insanın kesinlikle öyle olduğuna inandığı bir şey üzerine yemin etmesi, sonra (durumun) o şeyin aksi olduğunun ortaya çıkmasıdır; işte bu lağvdır." Mâlik dedi ki: "Yemini bağlamak (akit yapmak) ise; kişinin elbisesini on dinara satmamaya yemin edip sonra o fiyata satması, veya kölesini mutlaka döveceğine yemin edip sonra dövmemesi ve bunun gibi şeylerdir. İşte sahibinin yeminine kefaret ödeyeceği (durum) budur. Lağvda kefaret yoktur." Mâlik dedi ki: "Bir şeye, günahkar olduğunu (yalan söylediğini) bilerek yemin eden, birini razı etmek veya birinden özür dilemek yahut bir malı (haksız yere) koparmak için yalan yere yemin eden kimseye gelince; bu, kefaret olamayacak kadar büyüktür."