Alışveriş (Büyû‘) Kitabı

Malik b. Enes · Muvatta Malik (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1290. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الثِّقَةِ، عِنْدَهُ عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ بَيْعِ الْعُرْبَانِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ: وَذلِكَ فِيمَا نُرَى - وَاللهُ أَعْلَمُ - أَنْ يَشْتَرِيَ الرَّجُلُ الْعَبْدَ، أَوِ الْوَلِيدَةَ. أَوْ يَتَكَارَى الدَّابَّةَ. ثُمَّ يَقُولُ لِلَّذِي اشْتَرَى مِنْهُ، أَوْ تَكَارَى مِنْهُ: أُعْطِيكَ دِينَاراً، أَوْ دِرْهَماً، أَوْ أَكْثَرَ مِنْ ذلِكَ، أَوْ أَقَلَّ. عَلَى أَنِّي إِنْ أَخَذْتُ السِّلْعَةَ، أَوْ رَكِبْتُ مَا تَكَارَيْتُ مِنْكَ، فَالَّذِي أَعْطَيْتُكَ هُوَ مِنْ ثَمَنِ السِّلْعَةِ. أَوْ مِنْ كِرَاءِ الدَّابَّةِ، وَإِنْ تَرَكْتُ ابْتِيَاعَ السِّلْعَةِ، أَوْ كِرَاءَ الدَّابَّةِ، فَمَا أَعْطَيْتُكَ لَكَ بَاطِلٌ بِغَيْرِ شَيْءٍ. قَالَ مَالِكٌ: وَالْأَمْرُ عِنْدَنَا، أَنَّهُ لاَ بَأْسَ بِأَنْ يَبْتَاعَ الْعَبْدَ التَّاجِرَ الْفَصِيحَ، بِالْأَعْبُدِ مِنَ الْحَبَشَةِ، أَوْ مِنْ جِنْسٍ مِنَ الْأَجْنَاسِ، لَيْسُوا مِثْلَهُ فِي الْفَصَاحَةِ، وَلاَ فِي التِّجَارَةِ، وَالنَّفَاذِ، وَالْمَعْرِفَةِ. لاَ بَأْسَ بِهذَا، أَنْ يَشْتَرِيَ مِنْهُ الْعَبْدَ بِالْعَبْدَيْنِ، أَوْ بِالْأَعْبُدِ إِلَى أَجَلٍ مَعْلُومٍ. إِذَا اخْتَلَفَ، فَبَانَ اخْتِلاَفُهُ .فَإِنْ أَشْبَهَ بَعْضُ ذلِكَ بَعْضاً، حَتَّى يَتَقَارَبَ، فَلاَ تَأْخُذَنْ مِنْهُ اثْنَيْنِ بِوَاحِدٍ، إِلَى أَجَلٍ. وَإِنِ اخْتَلَفَتْ أَجْنَاسُهُمْ. قَالَ مَالِكٌ: وَلاَ بَأْسَ بِأَنْ تَبِيعَ مَا اشْتَرَيْتَ مِنْ ذلِكَ، قَبْلَ أَنْ تَسْتَوْفِيَهُ. إِذَا انْتَقَدْتَ ثَمَنَهُ مِنْ غَيْرِ صَاحِبِهِ الَّذِي اشْتَرَيْتَهُ مِنْهُ. قَالَ مَالِكٌ: لاَ يَنْبَغِي أَنْ يُسْتَثْنَى جَنِينٌ فِي بَطْنِ أُمِّهِ، إِذَا بِيعَتْ. لِأَنَّ ذلِكَ غَرَرٌ. لاَ يُدْرَى أَذَكَرٌ هُوَ أَمْ (1) أُنْثَى أو حَسَنٌ (2) أَوْ قَبِيحٌ، أَوْ نَاقِصٌ، أَوْ تَامٌّ، أَوْ حَيٌّ أَوْ مَيِّتٌ؟. وَذلِكَ يَضَعُ مِنْ ثَمَنِهَا. قَالَ مَالِكٌ، فِي الرَّجُلِ يَبْتَاعُ الْعَبْدَ، أَوِ الْوَلِيدَةَ، بِمِائَةِ دِينَارٍ إِلَى أَجَلٍ. ثُمَّ يَنْدَمُ الْبَائِعُ. فَيَسْأَلُ الْمُبْتَاعَ أَنْ يُقِيلَهُ بِعَشَرَةِ دَنَانِيرَ، يَدْفَعُهَا إِلَيْهِ نَقْداً. أَوْ إِلَى أَجَلٍ. وَيَمْحُو عَنْهُ الْمِائَةَ دِينَارٍ الَّتِي لَهُ. قَالَ مَالِكٌ: لاَ بَأْسَ بِذلِكَ. وَإِنْ نَدِمَ الْمُبْتَاعُ، فَسَأَلَ الْبَائِعَ أَنْ يُقِيلَهُ فِي الْجَارِيَةِ، أَوِ الْعَبْدِ، وَيَزِيدَهُ عَشَرَةَ دَنَانِيرَ نَقْداً، أَوْ إِلَى أَجَلٍ أَبْعَدَ مِنَ الْأَجَلِ الَّذِي اشْتَرَى إِلَيْهِ الْعَبْدَ، أَوِ الْوَلِيدَةَ. فَإِنَّ ذلِكَ لاَ يَنْبَغِي. وَإِنَّمَا كَرِهَ ذلِكَ؛ لِأَنَّ الْبَائِعَ كَأَنَّهُ بَاعَ مِنْهُ مِائَةَ دِينَارٍ لَهُ، إِلَى سَنَةٍ قَبْلَ أَنْ تَحِلَّ، بِجَارِيَةٍ، وَبِعَشَرَةِ دَنَانِيرَ نَقْداً. أَوْ إِلَى أَجَلٍ أَبْعَدَ مِنَ السَّنَةِ. فَدَخَلَ فِي ذلِكَ بَيْعُ الذَّهَبِ بِالذَّهَبِ إِلَى أَجَلٍ. قَالَ مَالِكٌ، فِي الرَّجُلِ يَبِيعُ مِنَ الرَّجُلِ الْجَارِيَةَ بِمِائَةِ دِينَارٍ إِلَى أَجَلٍ، ثُمَّ يَشْتَرِيهَا بِأَكْثَرَ مِنْ ذلِكَ الثَّمَنِ الَّذِي بَاعَهَا بِهِ إِلَى أَبْعَدَ مِنْ ذلِكَ الْأَجَلِ، الَّذِي بَاعَهَا إِلَيْهِ: إِنَّ ذلِكَ لاَ يَصْلُحُ. وَتَفْسِيرُ مَا كَرِهَ مِنْ ذلِكَ، أَنْ يَبِيعَ الرَّجُلُ الْجَارِيَةَ إِلَى أَجَلٍ. ثُمَّ يَبْتَاعُهَا إِلَى أَجَلٍ أَبْعَدَ مِنْهُ. يَبِيعُهَا بِثَلاَثِينَ دِينَاراً إِلَى شَهْرٍ، ثُمَّ يَبْتَاعُهَا بِسِتِّينَ دِينَاراً، إِلَى سَنَةٍ، أَوْ إِلَى نِصْفِ سَنَةٍ. فَصَارَ، إِنْ رَجَعَتْ إِلَيْهِ سِلْعَتُهُ بِعَيْنِهَا، وَأَعْطَاهُ صَاحِبُهُ ثَلاَثِينَ دِينَاراً، إِلَى شَهْرٍ؛ بِسِتِّينَ دِينَاراً، إِلَى سَنَةٍ، أَوْ إِلَى نِصْفِ سَنَةٍ. فَهذَا لاَ يَنْبَغِي

Bana Yahya, Mâlik'ten; o güvendiği bir kimseden (sika); o Amr b. Şuayb'dan; o babasından; o da dedesinden anlattı: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, 'urbân (kaparo) satışını yasakladı. Mâlik dedi ki: Bize göre bu -Allah en iyisini bilir- şöyledir: Kişi bir köle veya cariye satın alır ya da bir hayvan kiralar. Sonra satıcıya veya kiralayana: "Sana bir dinar veya bir dirhem -veya daha fazla ya da az- veriyorum. Eğer malı alırsam veya kiraladığım şeye binersem, sana verdiğim bu para malın bedelinden veya hayvanın kirasından sayılsın. Eğer malı almaktan veya hayvanı kiralamaktan vazgeçersem, sana verdiğim para senin olsun, karşılıksız (hibe) olsun" der (işte bu yasaktır). Mâlik dedi ki: Bizim katımızda, fasih konuşan tüccar bir köleyi; Habeşli veya başka bir ırktan olup onun gibi fasih konuşamayan, ticaret ve iş becerisi olmayan köleler karşılığında; eğer nitelikleri farklıysa ve bu fark açıksa, vadeli olarak bir köleyi iki veya daha fazla köleyle değiştirmekte bir sakınca yoktur. Ancak birbirlerine benzeyip nitelikleri yakın olursa, cinsleri farklı olsa bile, vadeli olarak iki tanesini bir tanesiyle değiştirme (alma). Mâlik dedi ki: Satın aldığın bir şeyi, teslim almadan önce satmanda bir sakınca yoktur; şayet bedelini, o malı satın aldığın sahibinden başkasından peşin olarak alırsan. Mâlik dedi ki: Satılan bir cariyenin karnındaki ceninin (satıştan) istisna edilmesi (satıcıda kalması) doğru değildir. Çünkü bu bir garar (belirsizlik/aldatma) satışıdır. (Cenin) erkek mi dişi mi, güzel mi çirkin mi, eksik mi tam mı, ölü mü diri mi olduğu bilinmez. Bu durum (istisna), cariyenin fiyatını düşürür. Mâlik dedi ki: Bir kişi bir köle veya cariyeyi vadeli olarak yüz dinara satın alsa, sonra satıcı pişman olup alıcıdan, kendisine peşin veya vadeli olarak on dinar vermesi ve (buna karşılık) alacağından (olan yüz dinardan) vazgeçmesi şartıyla satışı iptal etmesini (ikâle) istese; bunda bir sakınca yoktur. Ancak eğer alıcı pişman olur da satıcıdan, cariyeyi veya köleyi geri alması (satışı iptal etmesi) karşılığında kendisine peşin on dinar vermesini veya köle için belirlediği vadeden daha uzun bir vade tanımasını isterse; bu doğru değildir. Bunun mekruh görülmesinin sebebi şudur: Satıcı, (sanki) vadesi gelmeden önce alıcının zimmetindeki yüz dinarı, bir cariye ve peşin on dinar karşılığında veya vadesi bir yıldan daha uzak bir vade karşılığında satmış gibi olur. Bu ise, vadeli olarak altını altınla satmak (faiz) kapsamına girer. Mâlik dedi ki: Bir kişinin, bir cariyeyi bir başkasına vadeli olarak yüz dinara satması, sonra onu sattığı fiyattan daha yüksek bir fiyata ve sattığı vadeden daha uzak bir vadeyle geri satın alması uygun değildir. Bunun mekruh görülmesinin açıklaması şudur: Kişi cariyeyi vadeli satar, sonra onu daha uzak bir vadeyle geri alır. Mesela; onu bir ay vadeli otuz dinara satar, sonra bir sene veya yarım sene vadeli altmış dinara geri alır. Sonuçta (sattığı) malı aynen kendisine döner; (bunun yanında) arkadaşına bir ay vadeli otuz dinar verip, ondan bir sene veya yarım sene vadeli altmış dinar almış olur. İşte bu doğru değildir.