1339. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ قَالَ لاَ بَأْسَ بِأَنْ يُسَلِّفَ الرَّجُلُ الرَّجُلَ فِي الطَّعَامِ الْمَوْصُوفِ بِسِعْرٍ مَعْلُومٍ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى مَا لَمْ يَكُنْ فِي زَرْعٍ لَمْ يَبْدُ صَلاَحُهُ أَوْ تَمْرٍ لَمْ يَبْدُ صَلاَحُهُ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِيمَنْ سَلَّفَ فِي طَعَامٍ بِسِعْرٍ مَعْلُومٍ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى فَحَلَّ الأَجَلُ فَلَمْ يَجِدِ الْمُبْتَاعُ عِنْدَ الْبَائِعِ وَفَاءً مِمَّا ابْتَاعَ مِنْهُ فَأَقَالَهُ فَإِنَّهُ لاَ يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَأْخُذَ مِنْهُ إِلاَّ وَرِقَهُ أَوْ ذَهَبَهُ أَوِ الثَّمَنَ الَّذِي دَفَعَ إِلَيْهِ بِعَيْنِهِ وَإِنَّهُ لاَ يَشْتَرِي مِنْهُ بِذَلِكَ الثَّمَنِ شَيْئًا حَتَّى يَقْبِضَهُ مِنْهُ وَذَلِكَ أَنَّهُ إِذَا أَخَذَ غَيْرَ الثَّمَنِ الَّذِي دَفَعَ إِلَيْهِ أَوْ صَرَفَهُ فِي سِلْعَةٍ غَيْرِ الطَّعَامِ الَّذِي ابْتَاعَ مِنْهُ فَهُوَ بَيْعُ الطَّعَامِ قَبْلَ أَنْ يُسْتَوْفَى . قَالَ مَالِكٌ وَقَدْ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ بَيْعِ الطَّعَامِ قَبْلَ أَنْ يُسْتَوْفَى . قَالَ مَالِكٌ فَإِنْ نَدِمَ الْمُشْتَرِي فَقَالَ لِلْبَائِعِ أَقِلْنِي وَأُنْظِرُكَ بِالثَّمَنِ الَّذِي دَفَعْتُ إِلَيْكَ . فَإِنَّ ذَلِكَ لاَ يَصْلُحُ وَأَهْلُ الْعِلْمِ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَذَلِكَ أَنَّهُ لَمَّا حَلَّ الطَّعَامُ لِلْمُشْتَرِي عَلَى الْبَائِعِ أَخَّرَ عَنْهُ حَقَّهُ عَلَى أَنْ يُقِيلَهُ فَكَانَ ذَلِكَ بَيْعَ الطَّعَامِ إِلَى أَجَلٍ قَبْلَ أَنْ يُسْتَوْفَى . قَالَ مَالِكٌ وَتَفْسِيرُ ذَلِكَ أَنَّ الْمُشْتَرِيَ حِينَ حَلَّ الأَجَلُ وَكَرِهَ الطَّعَامَ أَخَذَ بِهِ دِينَارًا إِلَى أَجَلٍ وَلَيْسَ ذَلِكَ بِالإِقَالَةِ وَإِنَّمَا الإِقَالَةُ مَا لَمْ يَزْدَدْ فِيهِ الْبَائِعُ وَلاَ الْمُشْتَرِي فَإِذَا وَقَعَتْ فِيهِ الزِّيَادَةُ بِنَسِيئَةٍ إِلَى أَجَلٍ أَوْ بِشَىْءٍ يَزْدَادُهُ أَحَدُهُمَا عَلَى صَاحِبِهِ أَوْ بِشَىْءٍ يَنْتَفِعُ بِهِ أَحَدُهُمَا فَإِنَّ ذَلِكَ لَيْسَ بِالإِقَالَةِ وَإِنَّمَا تَصِيرُ الإِقَالَةُ إِذَا فَعَلاَ ذَلِكَ بَيْعًا وَإِنَّمَا أُرْخِصَ فِي الإِقَالَةِ وَالشِّرْكِ وَالتَّوْلِيَةِ مَا لَمْ يَدْخُلْ شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ زِيَادَةٌ أَوْ نُقْصَانٌ أَوْ نَظِرَةٌ فَإِنْ دَخَلَ ذَلِكَ زِيَادَةٌ أَوْ نُقْصَانٌ أَوْ نَظِرَةٌ صَارَ بَيْعًا يُحِلُّهُ مَا يُحِلُّ الْبَيْعَ وَيُحَرِّمُهُ مَا يُحَرِّمُ الْبَيْعَ . قَالَ مَالِكٌ مَنْ سَلَّفَ فِي حِنْطَةٍ شَامِيَّةٍ فَلاَ بَأْسَ أَنْ يَأْخُذَ مَحْمُولَةً بَعْدَ مَحِلِّ الأَجَلِ . قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ مَنْ سَلَّفَ فِي صِنْفٍ مِنَ الأَصْنَافِ فَلاَ بَأْسَ أَنْ يَأْخُذَ خَيْرًا مِمَّا سَلَّفَ فِيهِ أَوْ أَدْنَى بَعْدَ مَحِلِّ الأَجَلِ وَتَفْسِيرُ ذَلِكَ أَنْ يُسَلِّفَ الرَّجُلُ فِي حِنْطَةٍ مَحْمُولَةٍ فَلاَ بَأْسَ أَنْ يَأْخُذَ شَعِيرًا أَوْ شَامِيَّةً وَإِنْ سَلَّفَ فِي تَمْرٍ عَجْوَةٍ فَلاَ بَأْسَ أَنْ يَأْخُذَ صَيْحَانِيًّا أَوْ جَمْعًا وَإِنْ سَلَّفَ فِي زَبِيبٍ أَحْمَرَ فَلاَ بَأْسَ أَنْ يَأْخُذَ أَسْوَدَ إِذَا كَانَ ذَلِكَ كُلُّهُ بَعْدَ مَحِلِّ الأَجَلِ إِذَا كَانَتْ مَكِيلَةُ ذَلِكَ سَوَاءً بِمِثْلِ كَيْلِ مَا سَلَّفَ فِيهِ .
Bana Mâlik, Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den naklettiğine göre şöyle demiştir: "Olgunlaşma belirtisi görülmemiş bir ekin veya hurma (gibi belirli bir mahsulden olması şart) olmadıkça, nitelikleri tarif edilmiş (mevsûf) bir yiyecek için, bilinen bir fiyatla, adı konmuş bir vadeye kadar peşin ödeme (selef) yapmakta bir sakınca yoktur." İmam Mâlik dedi ki: Bilinen bir fiyatla, adı konmuş bir vadeye kadar yiyecek için peşin ödeme (selef) yapıp da vade dolduğunda satıcıda vereceği malı bulamayan ve satışı iptal eden (ikale) kimse hakkındaki görüşümüz şudur: Bu kimsenin satıcıdan, sadece verdiği gümüş veya altını yahut ödediği bedelin aynısını geri alması gerekir. O bedel karşılığında, onu (parasını) teslim almadan satıcıdan başka bir şey satın alamaz. Çünkü eğer ödediği bedelden başkasını alırsa veya parayı satın aldığı yiyecek dışında başka bir mala çevirirse, bu "yiyeceği teslim almadan satmak" olur. Mâlik dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yiyeceğin teslim alınmadan satılmasını yasaklamıştır. Yine Mâlik dedi ki: Eğer alıcı pişman olur ve satıcıya: "Satışı iptal et (ikale), ben de sana ödediğim parayı geri vermen için mühlet tanıyayım" derse bu doğru olmaz. İlim ehli bunu yasaklar. Çünkü yiyeceği teslim zamanı gelince alıcı, satışı iptal etmesi karşılığında hakkını ertelemiş olur. Bu ise "yiyeceği teslim almadan vadeli olarak satmak" demektir. Mâlik dedi ki: Bunun açıklaması şudur: Vade dolup da alıcı yiyeceği (almayı) istemeyince, onun yerine vadeli bir dinar almış olur. Bu, ikale (anlaşmayı bozma) değildir. İkale, satıcının ve alıcının herhangi bir artırma yapmadığı durumdur. Eğer işin içine vadeli bir artırma veya taraflardan birinin diğerine fazladan verdiği bir şey yahut bir menfaat girerse bu ikale değildir. Böyle yaparlarsa ikale, satış (bey') hükmüne girer. İkale, ortaklık (şirk) ve devretme (tevliye); içine fazlalık, eksiklik veya vade girmediği sürece ruhsat verilmiş (kolaylık sağlanmış) işlemlerdendir. Eğer bunlara fazlalık, eksiklik veya vade girerse satış (bey') olur; satış için helal olan buna da helal, haram olan buna da haram olur. Mâlik dedi ki: Kim Şam buğdayı için peşin ödeme (selef) yaparsa, vade dolduktan sonra (karşılığında) yerli (mahmûl) buğday almasında bir sakınca yoktur. Yine Mâlik dedi ki: Aynı şekilde kim sınıflardan bir sınıf mal için peşin ödeme yapar, vade dolduktan sonra ondan daha iyisini veya daha düşüğünü alırsa bunda da bir sakınca yoktur. Bunun açıklaması şöyledir: Bir kişi yerli (mahmûl) buğday için ödeme yapar, (vade dolunca) arpa veya Şam buğdayı alırsa sakınca yoktur. Acve hurması için ödeme yapar, (vade dolunca) sayhânî veya cem' hurması alırsa sakınca yoktur. Kırmızı kuru üzüm için ödeme yapar, (vade dolunca) siyah üzüm alırsa sakınca yoktur. Bütün bunların vade dolduktan sonra olması ve ölçeğin, peşin ödeme yapılan malla eşit olması şarttır.