240. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَاجِدٌ ح قَالَ وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ قَالَ حَدَّثَنَا شُرَيْحُ بْنُ مَسْلَمَةَ قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مَيْمُونٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ حَدَّثَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي عِنْدَ الْبَيْتِ، وَأَبُو جَهْلٍ وَأَصْحَابٌ لَهُ جُلُوسٌ، إِذْ قَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ أَيُّكُمْ يَجِيءُ بِسَلَى جَزُورِ بَنِي فُلاَنٍ فَيَضَعُهُ عَلَى ظَهْرِ مُحَمَّدٍ إِذَا سَجَدَ فَانْبَعَثَ أَشْقَى الْقَوْمِ فَجَاءَ بِهِ، فَنَظَرَ حَتَّى إِذَا سَجَدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَضَعَهُ عَلَى ظَهْرِهِ بَيْنَ كَتِفَيْهِ وَأَنَا أَنْظُرُ، لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا، لَوْ كَانَ لِي مَنْعَةٌ. قَالَ فَجَعَلُوا يَضْحَكُونَ وَيُحِيلُ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَاجِدٌ لاَ يَرْفَعُ رَأْسَهُ، حَتَّى جَاءَتْهُ فَاطِمَةُ، فَطَرَحَتْ عَنْ ظَهْرِهِ، فَرَفَعَ رَأْسَهُ ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِقُرَيْشٍ ". ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، فَشَقَّ عَلَيْهِمْ إِذْ دَعَا عَلَيْهِمْ ـ قَالَ وَكَانُوا يُرَوْنَ أَنَّ الدَّعْوَةَ فِي ذَلِكَ الْبَلَدِ مُسْتَجَابَةٌ ـ ثُمَّ سَمَّى " اللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِأَبِي جَهْلٍ، وَعَلَيْكَ بِعُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ، وَشَيْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ، وَالْوَلِيدِ بْنِ عُتْبَةَ، وَأُمَيَّةَ بْنِ خَلَفٍ، وَعُقْبَةَ بْنِ أَبِي مُعَيْطٍ ". وَعَدَّ السَّابِعَ فَلَمْ يَحْفَظْهُ قَالَ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَقَدْ رَأَيْتُ الَّذِينَ عَدَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَرْعَى فِي الْقَلِيبِ قَلِيبِ بَدْرٍ.
Abdan bize tahdis etti, dedi ki: Babam bana haber verdi; Şu’be’den, Ebu İshak’tan, Amr b. Meymun’dan, Abdullah’tan [naklen], dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem secdedeyken... (H) (Ravi) dedi ki: Ve Ahmed b. Osman bana tahdis etti, dedi ki: Şureyh b. Mesleme bize tahdis etti, dedi ki: İbrahim b. Yusuf bize tahdis etti; babasından, Ebu İshak’tan [naklen], dedi ki: Amr b. Meymun bana tahdis etti; Abdullah b. Mesud’un kendisine (şöyle) tahdis ettiğini (söyledi): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Beyt’in (Kabe’nin) yanında namaz kılıyordu. Ebu Cehil ve arkadaşları (orada) oturuyorlardı. O esnada birbirlerine dediler ki: “Hanginiz falan oğullarının (kesilen) devesinin döl eşini (işkembesini) getirip, secde ettiğinde Muhammed’in sırtına koyar?” Kavmin en bedbahtı fırladı ve onu getirdi. Bekledi, nihayet Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem secde edince onu sırtına, iki omzunun arasına koydu. Ben bakıyordum, (fakat) hiçbir şeyi değiştiremiyordum. Keşke (buna engel olacak) bir gücüm olsaydı! (Abdullah) dedi ki: Gülmeye ve birbirlerinin üzerine devrilmeye başladılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem secdedeydi, başını kaldırmıyordu. Nihayet Fatıma geldi ve onu sırtından atıp uzaklaştırdı. (Nebi) başını kaldırdı, sonra üç defa: “Allah’ım! Kureyş’i sana havale ediyorum!” dedi. Onlara beddua etmesi onlara ağır geldi. -Zira onlar o beldede yapılan duanın kabul olunacağına inanırlardı.- Sonra isim saydı: “Allah’ım! Ebu Cehil’i sana havale ediyorum. Utbe b. Rebia’yı, Şeybe b. Rebia’yı, Velid b. Utbe’yi, Ümeyye b. Halef’i, Ukbe b. Ebi Muayt’ı (sana havale ediyorum).” Yedinciyi saydı fakat (ravi) onu ezberlemedi. (Abdullah) dedi ki: “Nefsim elinde olana yemin olsun ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in saydığı (bu) kişileri Bedir kuyusunda, Bedir kuyusunda (ölü olarak) serilmiş gördüm.”