2911. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سُئِلَ عَنْ جُرْحِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ. فَقَالَ جُرِحَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكُسِرَتْ رَبَاعِيَتُهُ وَهُشِمَتِ الْبَيْضَةُ عَلَى رَأْسِهِ، فَكَانَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ تَغْسِلُ الدَّمَ وَعَلِيٌّ يُمْسِكُ، فَلَمَّا رَأَتْ أَنَّ الدَّمَ لاَ يَزِيدُ إِلاَّ كَثْرَةً أَخَذَتْ حَصِيرًا فَأَحْرَقَتْهُ حَتَّى صَارَ رَمَادًا ثُمَّ أَلْزَقَتْهُ، فَاسْتَمْسَكَ الدَّمُ.
Bize Abdullah b. Mesleme tahdis etti. Bize Abdülaziz b. Ebî Hâzim, babasından, o Sehl’den —radıyallâhu anh— [naklettiğine göre]; kendisine Uhud günü Nebi'nin —sallallâhu aleyhi ve sellem— yaralanması hakkında soruldu. [Sehl] şöyle dedi: Nebi'nin —sallallâhu aleyhi ve sellem— yüzü yaralandı, (bir) dişi kırıldı ve başındaki miğfer parçalandı. Fâtıma —aleyhassalâm— kanı yıkıyor, Ali de [su dökerek] tutuyordu. [Fâtıma] kanın gittikçe çoğaldığını görünce bir hasır [parçası] alıp onu kül oluncaya kadar yaktı, sonra [yaraya] yapıştırdı. Böylece kan durdu.