3142. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ أَفْلَحَ، عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ حُنَيْنٍ، فَلَمَّا الْتَقَيْنَا كَانَتْ لِلْمُسْلِمِينَ جَوْلَةٌ، فَرَأَيْتُ رَجُلاً مِنَ الْمُشْرِكِينَ عَلاَ رَجُلاً مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَاسْتَدَرْتُ حَتَّى أَتَيْتُهُ مِنْ وَرَائِهِ حَتَّى ضَرَبْتُهُ بِالسَّيْفِ عَلَى حَبْلِ عَاتِقِهِ، فَأَقْبَلَ عَلَىَّ فَضَمَّنِي ضَمَّةً وَجَدْتُ مِنْهَا رِيحَ الْمَوْتِ، ثُمَّ أَدْرَكَهُ الْمَوْتُ فَأَرْسَلَنِي، فَلَحِقْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فَقُلْتُ مَا بَالُ النَّاسِ قَالَ أَمْرُ اللَّهِ، ثُمَّ إِنَّ النَّاسَ رَجَعُوا، وَجَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَنْ قَتَلَ قَتِيلاً لَهُ عَلَيْهِ بَيِّنَةٌ فَلَهُ سَلَبُهُ ". فَقُمْتُ فَقُلْتُ مَنْ يَشْهَدُ لِي ثُمَّ جَلَسْتُ ثُمَّ قَالَ " مَنْ قَتَلَ قَتِيلاً لَهُ عَلَيْهِ بَيِّنَةٌ فَلَهُ سَلَبُهُ " فَقُمْتُ فَقُلْتُ مَنْ يَشْهَدُ لِي ثُمَّ جَلَسْتُ، ثُمَّ قَالَ الثَّالِثَةَ مِثْلَهُ فَقَالَ رَجُلٌ صَدَقَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَسَلَبُهُ عِنْدِي فَأَرْضِهِ عَنِّي. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ ـ رضى الله عنه لاَهَا اللَّهِ إِذًا يَعْمِدُ إِلَى أَسَدٍ مِنْ أُسْدِ اللَّهِ يُقَاتِلُ عَنِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم يُعْطِيكَ سَلَبَهُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " صَدَقَ ". فَأَعْطَاهُ فَبِعْتُ الدِّرْعَ، فَابْتَعْتُ بِهِ مَخْرِفًا فِي بَنِي سَلِمَةَ، فَإِنَّهُ لأَوَّلُ مَالٍ تَأَثَّلْتُهُ فِي الإِسْلاَمِ.
Bize Abdullah b. Mesleme tahdis etti. Mâlik’ten, o Yahyâ b. Saîd’den, o İbn Eflah’tan, o Ebû Katâde’nin azatlısı Ebû Muhammed’den, o da Ebû Katâde’den —radıyallâhu anh— [naklederek şunları] tahdis etti: Huneyn yılında Resûlullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— ile birlikte yola çıktık. Düşmanla karşılaşıp Müslümanlar (önce bir bozgunla) çekildikleri sırada bir müşriğin bir müslümanı altına almış olduğunu gördüm. Hemen dönüp müşriğin arkasından yaklaştım ve kılıcımla omuz başına [boğaz köküne] bir darbe vurdum. Müşrik bana dönüp beni öyle bir sıktı ki, ölümün soğukluğunu/şiddetini hissettim. Nihayet ölüm onu yakalayıp nefesi kesilince beni bıraktı. Sonra Hz. Ömer’e yetişip: 'İnsanlara ne oldu?' dedim. O: 'Bu Allah’ın takdiridir.' dedi. Bilahare Müslümanlar toparlanıp geri dönünce Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— (ortaya) oturup: 'Düşmanı öldürdüğüne dair bir şahidi olan kimse varsa, o ölenin üzerindeki eşyalar [selebi] öldürenindir!' buyurdu. Ben ayağa kalkıp: 'Peki bana kim şahitlik eder?' dedim ve (ses çıkmayınca) oturdum. Efendimiz bu sözünü üç defa tekrarladı; (üçüncüde) bir adam kalkıp: 'O doğru söylüyor ya Resûlullah! O öldürülenin üzerindeki zırh şu an bendedir; ne olur onu benim payım olarak kabul et de onu razı et!' dedi. Ebû Bekir es-Sıddîk —radıyallâhu anh—: 'Hayır, vallahi olmaz! Allah ve Resulü yolunda savaşan, Allah’ın aslanlarından bir aslanın hakkını Sana bırakacak değiliz!' dedi. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—: 'Doğru söyledi!' buyurdu ve o zırhı bana verdi. Ben de o zırhı satıp parasıyla Selime oğullarının olduğu yerde bir hurma bahçesi satın aldım. İşte o, İslam’a girdikten sonra sahip olduğum ilk ana servetimdir.'