3426. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَثَلِي وَمَثَلُ النَّاسِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَوْقَدَ نَارًا، فَجَعَلَ الْفَرَاشُ وَهَذِهِ الدَّوَابُّ تَقَعُ فِي النَّارِ ". وَقَالَ " كَانَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا، فَقَالَتْ صَاحِبَتُهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ. وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ. فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ، فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى فَخَرَجَتَا عَلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ فَأَخْبَرَتَاهُ. فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا. فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ، هُوَ ابْنُهَا. فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى ". قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ إِنْ سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ، وَمَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةُ.
Ebu'l-Yemân bize söyledi, [dedi ki]: Şuayb bize haber verdi, [dedi ki]: Ebu'z-Zinâr bize söyledi; [o] Abdurrahman'dan, [o] ona haber verdi ki o, Ebû Hureyre radıyallahu anh'den işitmiş, o da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Benim misalimle insanların misali, bir ateş yakan adamın misali gibidir. Pervaneler ve şu hayvanlar (böcekler) ateşe düşmeye başlarlar." Ve (Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem devamla) buyurdu ki: "İki kadın vardı. Yanlarında oğulları da vardı. Bir kurt geldi ve birisinin oğlunu götürdü. Arkadaşı (olan kadın): 'Kurt, senin oğlunu götürdü' dedi. Diğeri de: '(Hayır), senin oğlunu götürdü' dedi. Hüküm vermesi için Davud'a başvurdular. O, çocuğun (kalanın) büyük kadına ait olduğuna hükmetti. (Kadınlar) Davud oğlu Süleyman'ın yanına çıktılar ve (durumu) ona haber verdiler. (Süleyman): 'Bana bıçağı getirin, onu aranızda ikiye böleceğim' dedi. Bunun üzerine küçük (kadın): 'Yapma, Allah sana rahmet etsin! O, bunun (büyük olanın) oğludur' dedi. (Süleyman da) çocuğun küçük kadına ait olduğuna hükmetti." Ebû Hureyre dedi ki: "Vallahi ben 'sikkîn' (bıçak) kelimesini ancak o gün işittim. Biz (bıçak için) ancak 'müdye' (kelimesini) kullanırdık."