3652. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ اشْتَرَى أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ مِنْ عَازِبٍ رَحْلاً بِثَلاَثَةَ عَشَرَ دِرْهَمًا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ لِعَازِبٍ مُرِ الْبَرَاءَ فَلْيَحْمِلْ إِلَىَّ رَحْلِي. فَقَالَ عَازِبٌ لاَ حَتَّى تُحَدِّثَنَا كَيْفَ صَنَعْتَ أَنْتَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ خَرَجْتُمَا مِنْ مَكَّةَ وَالْمُشْرِكُونَ يَطْلُبُونَكُمْ قَالَ ارْتَحَلْنَا مِنْ مَكَّةَ، فَأَحْيَيْنَا أَوْ سَرَيْنَا لَيْلَتَنَا وَيَوْمَنَا حَتَّى أَظْهَرْنَا وَقَامَ قَائِمُ الظَّهِيرَةِ، فَرَمَيْتُ بِبَصَرِي هَلْ أَرَى مِنْ ظِلٍّ فَآوِيَ إِلَيْهِ، فَإِذَا صَخْرَةٌ أَتَيْتُهَا فَنَظَرْتُ بَقِيَّةَ ظِلٍّ لَهَا فَسَوَّيْتُهُ، ثُمَّ فَرَشْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيهِ، ثُمَّ قُلْتُ لَهُ اضْطَجِعْ يَا نَبِيَّ اللَّهِ. فَاضْطَجَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ انْطَلَقْتُ أَنْظُرُ مَا حَوْلِي، هَلْ أَرَى مِنَ الطَّلَبِ أَحَدًا فَإِذَا أَنَا بِرَاعِي غَنَمٍ يَسُوقُ غَنَمَهُ إِلَى الصَّخْرَةِ يُرِيدُ مِنْهَا الَّذِي أَرَدْنَا، فَسَأَلْتُهُ فَقُلْتُ لَهُ لِمَنْ أَنْتَ يَا غُلاَمُ قَالَ لِرَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ سَمَّاهُ فَعَرَفْتُهُ. فَقُلْتُ هَلْ فِي غَنَمِكَ مِنْ لَبَنٍ قَالَ نَعَمْ. قُلْتُ فَهَلْ أَنْتَ حَالِبٌ لَبَنًا قَالَ نَعَمْ. فَأَمَرْتُهُ فَاعْتَقَلَ شَاةً مِنْ غَنَمِهِ، ثُمَّ أَمَرْتُهُ أَنْ يَنْفُضَ ضَرْعَهَا مِنَ الْغُبَارِ، ثُمَّ أَمَرْتُهُ أَنْ يَنْفُضَ كَفَّيْهِ، فَقَالَ هَكَذَا ضَرَبَ إِحْدَى كَفَّيْهِ بِالأُخْرَى فَحَلَبَ لِي كُثْبَةً مِنْ لَبَنٍ، وَقَدْ جَعَلْتُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِدَاوَةً عَلَى فَمِهَا خِرْقَةٌ، فَصَبَبْتُ عَلَى اللَّبَنِ حَتَّى بَرَدَ أَسْفَلُهُ، فَانْطَلَقْتُ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَوَافَقْتُهُ قَدِ اسْتَيْقَظَ، فَقُلْتُ اشْرَبْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَشَرِبَ حَتَّى رَضِيتُ ثُمَّ قُلْتُ قَدْ آنَ الرَّحِيلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " بَلَى ". فَارْتَحَلْنَا وَالْقَوْمُ يَطْلُبُونَا، فَلَمْ يُدْرِكْنَا أَحَدٌ مِنْهُمْ غَيْرُ سُرَاقَةَ بْنِ مَالِكِ بْنِ جُعْشُمٍ عَلَى فَرَسٍ لَهُ. فَقُلْتُ هَذَا الطَّلَبُ قَدْ لَحِقَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ " لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا ".
Abdullah b. Reca bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsrail bize tahdis etti. [O], Ebu İshak'tan; [o da] Bera [b. Azib]'den [nakletti]. [O] dedi ki: Ebu Bekir radıyallahu anh, Azib'den on üç dirheme bir binek semeri satın aldı. Ebu Bekir, Azib'e: 'Bera'ya emret de semerimi bana (evime kadar) taşısın' dedi. Azib: 'Hayır, sen ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'den çıktığınızda müşrikler sizi ararken neler yaptığınızı bize anlatıncaya kadar [taşıtmazm]' dedi. [Ebu Bekir] şöyle anlattı: 'Mekke'den yola çıktık. Bütün gece ve ertesi gün öğle vaktine kadar yol aldık. Öğle sıcağı iyice bastırdığında (yoldan kimse geçmez olunca) sığınacak bir gölge bulabilir miyim diye bakındım. Gözüme bir kaya çarptı, yanına vardım. Kayada henüz güneşin ulaşmadığı bir gölge buldum ve orayı düzelttim. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem için oraya bir örtü serdim. 'Ey Allah'ın Peygamberi! Uzan (uyu)' dedim. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem uzandı. Sonra ben dışarı çıktım, etrafı kollarım (bizi arayan birini görebilir miyim diye). Bir de baktım ki bir koyun çobanı, koyunlarını o kayaya doğru sürüyor; o da bizim gibi oradaki gölgeyi istiyor. Ona: 'Ey çocuk! Sen kimin adamısın?' dedim. Kureyş'ten bir adamın ismini verdi, ben de onu tanıdım. Ona: 'Koyunlarında süt var mı?' dedim. 'Evet' dedi. 'Süt sağar mısın?' dedim. 'Evet' dedi. Ona emrettim, koyunlarından birini (sağmak için) bağladı. Sonra ona, memesindeki tozu temizlemesini emrettim. Sonra avuçlarını (tozdan) silkelemesini emrettim.' [Ravi Bera] bir elini diğerine vurarak (toz silkmeyi gösterip): 'İşte böyle [silkeledi]' dedi. [Ebu Bekir devamla]: 'Çoban bana birazcık (küsbe) süt sağdı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem için yanımda bir su kabı (idave) vardı, ağzını bir bezle örtmüştüm. Sütün üzerine (o kaptan) su döktüm, öyle ki (süt kabının) altı soğudu. Onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e götürdüm, o sırada uyanmıştı. 'Ey Allah'ın Resulü! İç' dedim. Ben razı oluncaya (o doyunca) kadar içti. Sonra: 'Ey Allah'ın Resulü! Yola çıkma vakti geldi' dedim. [Nebi]: 'Evet (geldi)' buyurdu. Yola çıktık, o topluluk (müşrikler) bizi arıyorlardı. Süraka b. Malik b. Cu'şum'dan başka kimse bize yetişemedi; o atı üzerindeydi. 'Ey Allah'ın Resulü! Bizi arayan şu kişi bize yetişti' dedim. Buyurdu ki: 'Üzülme! Şüphesiz Allah bizimle beraberdir.'