Nebi ﷺ'in Ashabının Faziletleri Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

3649. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فَيَغْزُو فِئَامٌ مِنَ النَّاسِ، فَيَقُولُونَ فِيكُمْ مَنْ صَاحَبَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ‏.‏ فَيُفْتَحُ لَهُمْ‏.‏ ثُمَّ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فَيَغْزُو فِئَامٌ مِنَ النَّاسِ، فَيُقَالُ هَلْ فِيكُمْ مَنْ صَاحَبَ أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ‏.‏ فَيُفْتَحُ لَهُمْ، ثُمَّ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فَيَغْزُو فِئَامٌ مِنَ النَّاسِ، فَيُقَالُ هَلْ فِيكُمْ مَنْ صَاحَبَ مَنْ صَاحَبَ أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ‏.‏ فَيُفْتَحُ لَهُمْ ‏"‏‏.‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O], Amr'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Cabir b. Abdullah radıyallahu anhuma'yı şöyle derken işittim: Ebu Said el-Hudri bize tahdis edip dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, bir grup insan gazaya çıkacak. Onlara: 'İçinizde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber bulunan (sahabe) var mı?' denilecek. Onlar: 'Evet' diyecekler ve onlara (onların bereketiyle) fetih müyesser kılınacak. Sonra (yine) insanlara öyle bir zaman gelecek ki, bir grup insan gazaya çıkacak. Onlara: 'İçinizde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı ile beraber bulunan (tabiin) var mı?' denilecek. Onlar: 'Evet' diyecekler ve onlara fetih müyesser kılınacak. Sonra (yine) insanlara öyle bir zaman gelecek ki, bir grup insan gazaya çıkacak. Onlara: 'İçinizde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabının ashabı ile beraber bulunan (tebe-i tabiin) var mı?' denilecek. Onlar: 'Evet' diyecekler ve onlara fetih müyesser kılınacak.'

3650. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، سَمِعْتُ زَهْدَمَ بْنَ مُضَرِّبٍ، سَمِعْتُ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ خَيْرُ أُمَّتِي قَرْنِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ عِمْرَانُ فَلاَ أَدْرِي أَذَكَرَ بَعْدَ قَرْنِهِ قَرْنَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا ‏"‏ ثُمَّ إِنَّ بَعْدَكُمْ قَوْمًا يَشْهَدُونَ وَلاَ يُسْتَشْهَدُونَ، وَيَخُونُونَ وَلاَ يُؤْتَمَنُونَ، وَيَنْذُرُونَ وَلاَ يَفُونَ، وَيَظْهَرُ فِيهِمُ السِّمَنُ ‏"‏‏.‏

İshak bana tahdis etti. [O dedi ki]: Nadr bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize haber verdi. [O], Ebu Cemre'den [nakletti]. [O] dedi ki: Zehdem b. Mudarrib'i şöyle derken işittim: İmran b. Husayn radıyallahu anhuma'yı şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ümmetimin en hayırlısı benim asrım (ashabım)dır. Sonra onları takip edenler (tabiin), sonra da onları takip edenler (tebe-i tabiin)dir.' İmran dedi ki: [Nebi'nin] kendi asrından sonra iki asır mı yoksa üç asır mı zikrettiğini bilmiyorum. [Resulullah devamla]: 'Sonra sizden sonra öyle bir kavim gelecek ki; kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahitlik yaparlar, emanete hıyanet ederler ve kendilerine güvenilmez, nezirde (yeminle adakta) bulunurlar fakat yerine getirmezler ve onlarda şişmanlık (refah düşkünlüğü) belirginleşir' buyurdu.

3651. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ يَجِيءُ قَوْمٌ تَسْبِقُ شَهَادَةُ أَحَدِهِمْ يَمِينَهُ وَيَمِينُهُ شَهَادَتَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ إِبْرَاهِيمُ وَكَانُوا يَضْرِبُونَا عَلَى الشَّهَادَةِ وَالْعَهْدِ وَنَحْنُ صِغَارٌ‏.‏

Muhammed b. Kesir bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize haber verdi. [O], Mansur'dan; [o], İbrahim'den; [o], Abîde'den; [o da] Abdullah [b. Mes'ud] radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'İnsanların en hayırlısı benim asrım (ashabım)dır. Sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir. Sonra öyle bir kavim gelecek ki; birinin şahitliği yemininden, yemini de şahitliğinden önceye geçecektir (şahitlik ve yemin hususunda laubali davranacaklardır).' İbrahim [en-Nehaî] dedi ki: 'Biz küçükken [büyüklerimiz] şahitlik ve ahit (verdiğimiz sözler) hususunda (ciddiyetsiz davrandığımızda) bizi döverlerdi.'

3652. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ اشْتَرَى أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ مِنْ عَازِبٍ رَحْلاً بِثَلاَثَةَ عَشَرَ دِرْهَمًا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ لِعَازِبٍ مُرِ الْبَرَاءَ فَلْيَحْمِلْ إِلَىَّ رَحْلِي‏.‏ فَقَالَ عَازِبٌ لاَ حَتَّى تُحَدِّثَنَا كَيْفَ صَنَعْتَ أَنْتَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ خَرَجْتُمَا مِنْ مَكَّةَ وَالْمُشْرِكُونَ يَطْلُبُونَكُمْ قَالَ ارْتَحَلْنَا مِنْ مَكَّةَ، فَأَحْيَيْنَا أَوْ سَرَيْنَا لَيْلَتَنَا وَيَوْمَنَا حَتَّى أَظْهَرْنَا وَقَامَ قَائِمُ الظَّهِيرَةِ، فَرَمَيْتُ بِبَصَرِي هَلْ أَرَى مِنْ ظِلٍّ فَآوِيَ إِلَيْهِ، فَإِذَا صَخْرَةٌ أَتَيْتُهَا فَنَظَرْتُ بَقِيَّةَ ظِلٍّ لَهَا فَسَوَّيْتُهُ، ثُمَّ فَرَشْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيهِ، ثُمَّ قُلْتُ لَهُ اضْطَجِعْ يَا نَبِيَّ اللَّهِ‏.‏ فَاضْطَجَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ انْطَلَقْتُ أَنْظُرُ مَا حَوْلِي، هَلْ أَرَى مِنَ الطَّلَبِ أَحَدًا فَإِذَا أَنَا بِرَاعِي غَنَمٍ يَسُوقُ غَنَمَهُ إِلَى الصَّخْرَةِ يُرِيدُ مِنْهَا الَّذِي أَرَدْنَا، فَسَأَلْتُهُ فَقُلْتُ لَهُ لِمَنْ أَنْتَ يَا غُلاَمُ قَالَ لِرَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ سَمَّاهُ فَعَرَفْتُهُ‏.‏ فَقُلْتُ هَلْ فِي غَنَمِكَ مِنْ لَبَنٍ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قُلْتُ فَهَلْ أَنْتَ حَالِبٌ لَبَنًا قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَأَمَرْتُهُ فَاعْتَقَلَ شَاةً مِنْ غَنَمِهِ، ثُمَّ أَمَرْتُهُ أَنْ يَنْفُضَ ضَرْعَهَا مِنَ الْغُبَارِ، ثُمَّ أَمَرْتُهُ أَنْ يَنْفُضَ كَفَّيْهِ، فَقَالَ هَكَذَا ضَرَبَ إِحْدَى كَفَّيْهِ بِالأُخْرَى فَحَلَبَ لِي كُثْبَةً مِنْ لَبَنٍ، وَقَدْ جَعَلْتُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِدَاوَةً عَلَى فَمِهَا خِرْقَةٌ، فَصَبَبْتُ عَلَى اللَّبَنِ حَتَّى بَرَدَ أَسْفَلُهُ، فَانْطَلَقْتُ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَوَافَقْتُهُ قَدِ اسْتَيْقَظَ، فَقُلْتُ اشْرَبْ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَشَرِبَ حَتَّى رَضِيتُ ثُمَّ قُلْتُ قَدْ آنَ الرَّحِيلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بَلَى ‏"‏‏.‏ فَارْتَحَلْنَا وَالْقَوْمُ يَطْلُبُونَا، فَلَمْ يُدْرِكْنَا أَحَدٌ مِنْهُمْ غَيْرُ سُرَاقَةَ بْنِ مَالِكِ بْنِ جُعْشُمٍ عَلَى فَرَسٍ لَهُ‏.‏ فَقُلْتُ هَذَا الطَّلَبُ قَدْ لَحِقَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Reca bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsrail bize tahdis etti. [O], Ebu İshak'tan; [o da] Bera [b. Azib]'den [nakletti]. [O] dedi ki: Ebu Bekir radıyallahu anh, Azib'den on üç dirheme bir binek semeri satın aldı. Ebu Bekir, Azib'e: 'Bera'ya emret de semerimi bana (evime kadar) taşısın' dedi. Azib: 'Hayır, sen ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'den çıktığınızda müşrikler sizi ararken neler yaptığınızı bize anlatıncaya kadar [taşıtmazm]' dedi. [Ebu Bekir] şöyle anlattı: 'Mekke'den yola çıktık. Bütün gece ve ertesi gün öğle vaktine kadar yol aldık. Öğle sıcağı iyice bastırdığında (yoldan kimse geçmez olunca) sığınacak bir gölge bulabilir miyim diye bakındım. Gözüme bir kaya çarptı, yanına vardım. Kayada henüz güneşin ulaşmadığı bir gölge buldum ve orayı düzelttim. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem için oraya bir örtü serdim. 'Ey Allah'ın Peygamberi! Uzan (uyu)' dedim. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem uzandı. Sonra ben dışarı çıktım, etrafı kollarım (bizi arayan birini görebilir miyim diye). Bir de baktım ki bir koyun çobanı, koyunlarını o kayaya doğru sürüyor; o da bizim gibi oradaki gölgeyi istiyor. Ona: 'Ey çocuk! Sen kimin adamısın?' dedim. Kureyş'ten bir adamın ismini verdi, ben de onu tanıdım. Ona: 'Koyunlarında süt var mı?' dedim. 'Evet' dedi. 'Süt sağar mısın?' dedim. 'Evet' dedi. Ona emrettim, koyunlarından birini (sağmak için) bağladı. Sonra ona, memesindeki tozu temizlemesini emrettim. Sonra avuçlarını (tozdan) silkelemesini emrettim.' [Ravi Bera] bir elini diğerine vurarak (toz silkmeyi gösterip): 'İşte böyle [silkeledi]' dedi. [Ebu Bekir devamla]: 'Çoban bana birazcık (küsbe) süt sağdı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem için yanımda bir su kabı (idave) vardı, ağzını bir bezle örtmüştüm. Sütün üzerine (o kaptan) su döktüm, öyle ki (süt kabının) altı soğudu. Onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e götürdüm, o sırada uyanmıştı. 'Ey Allah'ın Resulü! İç' dedim. Ben razı oluncaya (o doyunca) kadar içti. Sonra: 'Ey Allah'ın Resulü! Yola çıkma vakti geldi' dedim. [Nebi]: 'Evet (geldi)' buyurdu. Yola çıktık, o topluluk (müşrikler) bizi arıyorlardı. Süraka b. Malik b. Cu'şum'dan başka kimse bize yetişemedi; o atı üzerindeydi. 'Ey Allah'ın Resulü! Bizi arayan şu kişi bize yetişti' dedim. Buyurdu ki: 'Üzülme! Şüphesiz Allah bizimle beraberdir.'

3653. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا فِي الْغَارِ لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ نَظَرَ تَحْتَ قَدَمَيْهِ لأَبْصَرَنَا‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ مَا ظَنُّكَ يَا أَبَا بَكْرٍ بِاثْنَيْنِ اللَّهُ ثَالِثُهُمَا ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Sinan bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hemmam bize tahdis etti. [O], Sabit'ten; [o], Enes'ten; [o da] Ebu Bekir radıyallahu anh'dan [nakletti]. [Ebu Bekir] dedi ki: Mağarada iken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: 'Eğer onlardan biri ayaklarının altına baksa bizi mutlaka görür' dedim. Buyurdu ki: 'Ey Ebu Bekir! Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?'

3654. Hadis

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَطَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ وَقَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ خَيَّرَ عَبْدًا بَيْنَ الدُّنْيَا وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ فَاخْتَارَ ذَلِكَ الْعَبْدُ مَا عِنْدَ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ، فَعَجِبْنَا لِبُكَائِهِ أَنْ يُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَبْدٍ خُيِّرَ‏.‏ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ الْمُخَيَّرُ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ أَعْلَمَنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ أَمَنِّ النَّاسِ عَلَىَّ فِي صُحْبَتِهِ وَمَالِهِ أَبَا بَكْرٍ، وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً غَيْرَ رَبِّي لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ، وَلَكِنْ أُخُوَّةُ الإِسْلاَمِ وَمَوَدَّتُهُ، لاَ يَبْقَيَنَّ فِي الْمَسْجِد ِباب إِلاَّ سُدَّ، إِلاَّ باب أَبِي بَكْرٍ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Muhammed bana tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Amir bize tahdis etti. [O dedi ki]: Füleyh bize tahdis etti. [O] dedi ki: Salim Ebu'n-Nadr bana tahdis etti. [O], Busr b. Said'den; [o da] Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh'dan [nakletti]. [Ebu Said] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanlara hutbe verdi ve: 'Şüphesiz Allah, bir kulu dünya ile Kendi katındakiler arasında muhayyer bıraktı da, o kul Allah katındakini seçti' buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir ağlamaya başladı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in muhayyer bırakılan bir kuldan haber vermesi üzerine onun ağlamasına şaşırdık. Meğer muhayyer bırakılan kişi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisiymiş ve Ebu Bekir de içimizde bunu en iyi bilenmiş. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Arkadaşlığı ve malı hususunda bana insanların en fedakâr (ve cömert) olanı Ebu Bekir'dir. Eğer Rabbimden başka birini dost (halil) edinecek olsaydım mutlaka Ebu Bekir'i edinirdim. Fakat (aramızda) İslam kardeşliği ve sevgisi vardır. Mescidde, Ebu Bekir'in kapısı hariç kapatılmadık hiçbir kapı kalmasın.'

3655. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا نُخَيِّرُ بَيْنَ النَّاسِ فِي زَمَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنُخَيِّرُ أَبَا بَكْرٍ، ثُمَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، ثُمَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ رضى الله عنهم‏.‏

Abdulaziz b. Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Süleyman bize tahdis etti. [O], Yahya b. Said'den; [o], Nafi'den; [o da] İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında insanlar arasında fazilet sıralaması yapardık da; en faziletli olarak Ebu Bekir'i, sonra Ömer b. el-Hattab'ı, sonra da Osman b. Affan'ı -radıyallahu anhum- seçerdik.

3656. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا مِنْ أُمَّتِي خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُ، أَبَا بَكْرٍ وَلَكِنْ أَخِي وَصَاحِبِي ‏"‏‏.‏

Müslim b. İbrahim bize tahdis etti. [O dedi ki]: Vüheyb bize tahdis etti. [O dedi ki]: Eyyub bize tahdis etti. [O], İkrime'den; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Eğer ümmetimden birini dost (halil) edinecek olsaydım mutlaka Ebu Bekir'i edinirdim. Fakat o, benim kardeşim ve arkadaşımdır.'

3657. Hadis

حَدَّثَنَا مُعَلَّى، وَمُوسَى، قَالاَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، وَقَالَ، ‏ "‏ لَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُهُ خَلِيلاً، وَلَكِنْ أُخُوَّةُ الإِسْلاَمِ أَفْضَلُ ‏"‏‏.‏ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ أَيُّوبَ، مِثْلَهُ‏.‏

Mualla ve Musa bize tahdis edip dediler ki: Vüheyb bize tahdis etti. [O], Eyyub'dan [nakletti]. [Nebi] buyurdu ki: 'Eğer birini dost (halil) edinecek olsaydım, mutlaka onu (Ebu Bekir'i) edinirdim. Fakat İslam kardeşliği daha üstündür.' Kuteybe bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdulvehhab bize tahdis etti. [O], Eyyub'dan; bu hadisin bir benzerini nakletti.

3658. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، أَخْبَرَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ كَتَبَ أَهْلُ الْكُوفَةِ إِلَى ابْنِ الزُّبَيْرِ فِي الْجَدِّ‏.‏ فَقَالَ أَمَّا الَّذِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُهُ ‏"‏‏.‏ أَنْزَلَهُ أَبًا يَعْنِي أَبَا بَكْرٍ‏.‏

Süleyman b. Harb bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hammad b. Zeyd bize haber verdi. [O], Eyyub'dan; [o da] Abdullah b. Ebi Müleyke'den [nakletti]. [Abdullah] dedi ki: Kûfe halkı, dedenin (mirastaki payı) hakkında İbnü'z-Zübeyr'e yazdılar. [İbnü'z-Zübeyr] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in: 'Eğer bu ümmetten birini dost (halil) edinecek olsaydım mutlaka onu edinirdim' buyurduğu kişi (Ebu Bekir), dedeyi 'baba' makamına indirmiş (ona baba gibi muamele etmiş)tir.

3659. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالاَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَتِ امْرَأَةٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهَا أَنْ تَرْجِعَ إِلَيْهِ‏.‏ قَالَتْ أَرَأَيْتَ إِنْ جِئْتُ وَلَمْ أَجِدْكَ كَأَنَّهَا تَقُولُ الْمَوْتَ‏.‏ قَالَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ‏ "‏ إِنْ لَمْ تَجِدِينِي فَأْتِي أَبَا بَكْرٍ ‏"‏‏.‏

Humeydî ve Muhammed b. Abdullah bize tahdis edip dediler ki: İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti. [O], babasından; [o], Muhammed b. Cübeyr b. Mut'im'den; [o da] babası [Cübeyr]'den [nakletti]. [Cübeyr] dedi ki: Bir kadın Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. [Nebi] ona (daha sonra tekrar) kendisine gelmesini emretti. Kadın: 'Söyle bakalım, eğer gelir de seni bulamazsam?' dedi -sanki (vefatınızı kastediyorum) demek istiyordu-. [Nebi] aleyhisselam: 'Eğer beni bulamazsan Ebu Bekir'ere git' buyurdu.

3660. Hadis

حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي الطَّيِّبِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُجَالِدٍ، حَدَّثَنَا بَيَانُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ وَبَرَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ هَمَّامٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَمَّارًا، يَقُولُ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا مَعَهُ إِلاَّ خَمْسَةُ أَعْبُدٍ وَامْرَأَتَانِ وَأَبُو بَكْرٍ‏.‏

Ahmed b. Ebi't-Tayyib bana tahdis etti. [O dedi ki]: İsmail b. Mücalid bize tahdis etti. [O dedi ki]: Beyan b. Bişr bize tahdis etti. [O], Vebera b. Abdurrahman'dan; [o da] Hemmam'dan [nakletti]. [Hemmam] dedi ki: Ammar'ı şöyle derken işittim: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i (başlangıçta) gördüm; yanında sadece beş köle, iki kadın ve Ebu Bekir vardı.'

3661. Hadis

حَدَّثَنِي هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ وَاقِدٍ، عَنْ بُسْرِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ عَائِذِ اللَّهِ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ أَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ آخِذًا بِطَرَفِ ثَوْبِهِ حَتَّى أَبْدَى عَنْ رُكْبَتِهِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَّا صَاحِبُكُمْ فَقَدْ غَامَرَ ‏"‏‏.‏ فَسَلَّمَ، وَقَالَ إِنِّي كَانَ بَيْنِي وَبَيْنَ ابْنِ الْخَطَّابِ شَىْءٌ فَأَسْرَعْتُ إِلَيْهِ ثُمَّ نَدِمْتُ، فَسَأَلْتُهُ أَنْ يَغْفِرَ لِي فَأَبَى عَلَىَّ، فَأَقْبَلْتُ إِلَيْكَ فَقَالَ ‏"‏ يَغْفِرُ اللَّهُ لَكَ يَا أَبَا بَكْرٍ ‏"‏‏.‏ ثَلاَثًا، ثُمَّ إِنَّ عُمَرَ نَدِمَ فَأَتَى مَنْزِلَ أَبِي بَكْرٍ فَسَأَلَ أَثَمَّ أَبُو بَكْرٍ فَقَالُوا لاَ‏.‏ فَأَتَى إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَسَلَّمَ فَجَعَلَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَتَمَعَّرُ حَتَّى أَشْفَقَ أَبُو بَكْرٍ، فَجَثَا عَلَى رُكْبَتَيْهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَاللَّهِ أَنَا كُنْتُ أَظْلَمَ مَرَّتَيْنِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ بَعَثَنِي إِلَيْكُمْ فَقُلْتُمْ كَذَبْتَ‏.‏ وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ صَدَقَ‏.‏ وَوَاسَانِي بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ، فَهَلْ أَنْتُمْ تَارِكُو لِي صَاحِبِي ‏"‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ فَمَا أُوذِيَ بَعْدَهَا‏.‏

Hişam b. Ammar bana tahdis etti. [O dedi ki]: Sadaka b. Halid bize tahdis etti. [O dedi ki]: Zeyd b. Vakid bize tahdis etti. [O], Busr b. Ubeydullah'tan; [o], Aizullah Ebu İdris'ten; [o da] Ebu'd-Derda radıyallahu anh'dan [nakletti]. [Ebu'd-Derda] dedi ki: Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında oturuyordum. O sırada Ebu Bekir, elbisesinin eteğini dizini açacak kadar yukarı kaldırmış (telaşlı) bir halde geldi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Sizin şu arkadaşınız (birine karşı) üstünlük mücadelesine (gamere) girmiş' buyurdu. [Ebu Bekir] selam verdi ve: 'İbnü'l-Hattab ile aramda bir şey geçti. Ben ona karşı (biraz) ileri gittim (sert davrandım), sonra pişman oldum. Beni bağışlamasını istedim fakat o (bunu) reddetti. Bunun üzerine sana geldim' dedi. [Nebi]: 'Allah seni bağışlasın ey Ebu Bekir!' buyurdu ve bunu üç kere tekrarladı. Sonra Ömer de pişman oldu ve Ebu Bekir'in evine gidip: 'Ebu Bekir burada mı?' diye sordu. 'Hayır' dediler. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldi ve selam verdi. (Olanları öğrenince) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yüzünün rengi (öfkeden) değişmeye başladı. Öyle ki Ebu Bekir (Ömer'e bir şey olacak diye) korktu ve dizleri üzerine çökerek: 'Ey Allah'ın Resulü! Vallahi ben daha çok haksızlık (zulüm) ettim' dedi ve bunu iki kere söyledi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Şüphesiz Allah beni size (peygamber olarak) gönderdiğinde siz: 'Yalan söylüyorsun' demiştiniz. Ebu Bekir ise: 'Doğru söylüyor' dedi. Canıyla ve malıyla bana destek oldu. Şimdi siz, benim arkadaşımı bana bırakmayacak mısınız (onunla uğraşmaktan vazgeçmeyecek misiniz)?' [Nebi] bunu iki kere tekrarladı. Artık ondan sonra [Ebu Bekir'e] hiç eziyet edilmedi.

3662. Hadis

حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُخْتَارِ، قَالَ خَالِدٌ الْحَذَّاءُ حَدَّثَنَا عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَهُ عَلَى جَيْشِ ذَاتِ السَّلاَسِلِ، فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ أَىُّ النَّاسِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ ‏"‏ عَائِشَةُ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ مِنَ الرِّجَالِ فَقَالَ ‏"‏ أَبُوهَا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ ثُمَّ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ‏"‏‏.‏ فَعَدَّ رِجَالاً‏.‏

Mualla b. Esed bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdülaziz b. el-Muhtar bize tahdis etti. [O] dedi ki: Halid el-Hazzâ bize tahdis etti. [O], Ebu Osman'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Amr b. el-As radıyallahu anh bana tahdis etti ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kendisini Zâtü's-Selâsil ordusunun başına komutan olarak göndermişti. (Amr dedi ki): [Nebi'ye] geldim ve: 'İnsanların sana en sevgilisi kimdir?' dedim. [Nebi]: 'Aişe'dir' buyurdu. 'Erkeklerden kimdir?' dedim. 'Onun babasıdır' buyurdu. 'Sonra kimdir?' dedim. 'Sonra Ömer b. el-Hattab'dır' buyurdu. Ve [bu şekilde] birkaç kişiyi (daha) saydı.

3663. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ بَيْنَمَا رَاعٍ فِي غَنَمِهِ عَدَا عَلَيْهِ الذِّئْبُ، فَأَخَذَ مِنْهَا شَاةً، فَطَلَبَهُ الرَّاعِي، فَالْتَفَتَ إِلَيْهِ الذِّئْبُ فَقَالَ مَنْ لَهَا يَوْمَ السَّبُعِ، يَوْمَ لَيْسَ لَهَا رَاعٍ غَيْرِي، وَبَيْنَا رَجُلٌ يَسُوقُ بَقَرَةً قَدْ حَمَلَ عَلَيْهَا، فَالْتَفَتَتْ إِلَيْهِ فَكَلَّمَتْهُ فَقَالَتْ إِنِّي لَمْ أُخْلَقْ لِهَذَا، وَلَكِنِّي خُلِقْتُ لِلْحَرْثِ ‏"‏‏.‏ قَالَ النَّاسُ سُبْحَانَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَإِنِّي أُومِنُ بِذَلِكَ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رضى الله عنهما ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O], Zühri'den [nakletti]. [O] dedi ki: Ebu Seleme b. Abdurrahman bana haber verdi ki; Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Bir çoban koyunlarının arasındayken bir kurt ona saldırdı ve onlardan bir koyun kaptı. Çoban kurdu takip etti (koyunu geri almak için). Kurt ona dönüp: 'Yırtıcı hayvanlar gününde (kıyamete yakın bir zamanda), benden başka çobanı olmadığı gün bu koyunları kim koruyacak?' dedi. Ve yine bir adam, üzerine yük vurduğu bir sığırı sürerken sığır ona dönüp konuştu ve: 'Ben bunun için (yük taşımak için) yaratılmadım, ancak çift sürmek (ziraat) için yaratıldım' dedi.' İnsanlar (hayretle): 'Sübhanallah! (Hayvan konuşur mu?)' dediler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ben buna iman ettim; Ebu Bekir ve Ömer b. el-Hattab da -radıyallahu anhuma- [iman ettiler]' buyurdu.

3664. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ الْمُسَيَّبِ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُنِي عَلَى قَلِيبٍ عَلَيْهَا دَلْوٌ، فَنَزَعْتُ مِنْهَا مَا شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ أَخَذَهَا ابْنُ أَبِي قُحَافَةَ، فَنَزَعَ بِهَا ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ، وَفِي نَزْعِهِ ضَعْفٌ، وَاللَّهُ يَغْفِرُ لَهُ ضَعْفَهُ، ثُمَّ اسْتَحَالَتْ غَرْبًا، فَأَخَذَهَا ابْنُ الْخَطَّابِ، فَلَمْ أَرَ عَبْقَرِيًّا مِنَ النَّاسِ يَنْزِعُ نَزْعَ عُمَرَ، حَتَّى ضَرَبَ النَّاسُ بِعَطَنٍ ‏"‏‏.‏

Abdan bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdullah bize haber verdi. [O], Yunus'tan; [o], İbn Şihab'dan [nakletti]. [O] dedi ki: İbnü'l-Müseyyeb, Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan şöyle işitmiş: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Ben uykudayken rüyamda kendimi üzerinde kova bulunan bir kuyunun başında gördüm. Oradan Allah'ın dilediği kadar (su) çektim. Sonra [kovayı] Ebû Kuhâfe'nin oğlu (Ebu Bekir) aldı ve onunla bir veya iki kova su çekti. Onun çekişinde bir zayıflık vardı -Allah onun zayıflığını mağfiret etsin-. Sonra [kova] kocaman bir kovaya (garb) dönüştü. Onu İbnü'l-Hattab aldı. İnsanlar arasında onun gibi (mükemmel) su çeken bir dahî (abkarî) görmedim. Nihayet insanlar (deve ve hayvanlarını sulayıp) dinlenme yerlerine (atın) çektiler.'

3665. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلاَءَ لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ أَحَدَ شِقَّىْ ثَوْبِي يَسْتَرْخِي إِلاَّ أَنْ أَتَعَاهَدَ ذَلِكَ مِنْهُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّكَ لَسْتَ تَصْنَعُ ذَلِكَ خُيَلاَءَ ‏"‏ قَالَ مُوسَى فَقُلْتُ لِسَالِمٍ أَذَكَرَ عَبْدُ اللَّهِ مَنْ جَرَّ إِزَارَهُ قَالَ لَمْ أَسْمَعْهُ ذَكَرَ إِلاَّ ثَوْبَهُ‏.‏

Muhammed b. Mukatil bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdullah bize haber verdi. [O dedi ki]: Musa b. Ukbe bize haber verdi. [O], Salim b. Abdullah'tan; [o da] Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma'dan [nakletti] ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Kim (kibirden dolayı) elbisesini yerde sürürse, kıyamet günü Allah ona (rahmet nazarıyla) bakmaz.' Bunun üzerine Ebu Bekir: 'Ben dikkat etmediğim zaman elbisemin bir tarafı sarkıyor (yere değiyor)' dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Şüphesiz sen bunu kibirden dolayı yapmıyorsun' buyurdu. Musa [b. Ukbe] dedi ki: Salim'e: 'Abdullah [b. Ömer], izarını (fistanını) sürüyen kimse [diye mi] zikretti?' diye sordum. [Salim]: 'Onun sadece 'elbisesini' diye zikrettiğini işittim' dedi.

3666. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ مِنْ شَىْءٍ مِنَ الأَشْيَاءِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ دُعِيَ مِنْ أَبْوَابِ ـ يَعْنِي الْجَنَّةَ ـ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا خَيْرٌ، فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ دُعِيَ مِنْ باب الصَّلاَةِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ باب الْجِهَادِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ باب الصَّدَقَةِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ باب الصِّيَامِ، وَبَابِ الرَّيَّانِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ مَا عَلَى هَذَا الَّذِي يُدْعَى مِنْ تِلْكَ الأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ، وَقَالَ هَلْ يُدْعَى مِنْهَا كُلِّهَا أَحَدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ، وَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ يَا أَبَا بَكْرٍ ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O], Zühri'den [nakletti]. [O] dedi ki: Humeyd b. Abdurrahman b. Avf bana haber verdi ki; Ebu Hureyre şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Kim Allah yolunda (herhangi bir maldan) çift olarak (ikişer adet) infak ederse, cennet kapılarından: 'Ey Allah'ın kulu! Bu hayırdır (gel buradan gir)' diye çağrılır. Kim namaz ehlinden ise namaz kapısından çağrılır. Kim cihat ehlinden ise cihat kapısından çağrılır. Kim sadaka ehlinden ise sadaka kapısından çağrılır. Kim de oruç ehlinden ise oruç kapısından ve Reyyân kapısından çağrılır.' Bunun üzerine Ebu Bekir: 'Bu kapıların herhangi birinden çağrılan kişi için bir mahrumiyet (zorunluluk) yoktur. Peki ey Allah'ın Resulü! Bu kapıların hepsinden birden çağrılacak bir kimse var mıdır?' dedi. [Resulullah]: 'Evet vardır; senin de onlardan olmanı ümit ederim ey Ebu Bekir!' buyurdu.

3667. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَاتَ وَأَبُو بَكْرٍ بِالسُّنْحِ ـ قَالَ إِسْمَاعِيلُ يَعْنِي بِالْعَالِيَةِ ـ فَقَامَ عُمَرُ يَقُولُ وَاللَّهِ مَا مَاتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَتْ وَقَالَ عُمَرُ وَاللَّهِ مَا كَانَ يَقَعُ فِي نَفْسِي إِلاَّ ذَاكَ وَلَيَبْعَثَنَّهُ اللَّهُ فَلَيَقْطَعَنَّ أَيْدِيَ رِجَالٍ وَأَرْجُلَهُمْ‏.‏ فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ فَكَشَفَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَبَّلَهُ قَالَ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي طِبْتَ حَيًّا وَمَيِّتًا، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُذِيقُكَ اللَّهُ الْمَوْتَتَيْنِ أَبَدًا‏.‏ ثُمَّ خَرَجَ فَقَالَ أَيُّهَا الْحَالِفُ عَلَى رِسْلِكَ‏.‏ فَلَمَّا تَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ جَلَسَ عُمَرُ‏.‏ فَحَمِدَ اللَّهَ أَبُو بَكْرٍ وَأَثْنَى عَلَيْهِ وَقَالَ أَلاَ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَإِنَّ مُحَمَّدًا قَدْ مَاتَ، وَمَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ‏.‏ وَقَالَ ‏{‏إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُمْ مَيِّتُونَ‏}‏ وَقَالَ ‏{‏وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ‏}‏ قَالَ فَنَشَجَ النَّاسُ يَبْكُونَ ـ قَالَ ـ وَاجْتَمَعَتِ الأَنْصَارُ إِلَى سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ فِي سَقِيفَةِ بَنِي سَاعِدَةَ فَقَالُوا مِنَّا أَمِيرٌ وَمِنْكُمْ أَمِيرٌ، فَذَهَبَ إِلَيْهِمْ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَأَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ، فَذَهَبَ عُمَرُ يَتَكَلَّمُ فَأَسْكَتَهُ أَبُو بَكْرٍ، وَكَانَ عُمَرُ يَقُولُ وَاللَّهِ مَا أَرَدْتُ بِذَلِكَ إِلاَّ أَنِّي قَدْ هَيَّأْتُ كَلاَمًا قَدْ أَعْجَبَنِي خَشِيتُ أَنْ لاَ يَبْلُغَهُ أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ تَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ فَتَكَلَّمَ أَبْلَغَ النَّاسِ فَقَالَ فِي كَلاَمِهِ نَحْنُ الأُمَرَاءُ وَأَنْتُمُ الْوُزَرَاءُ‏.‏ فَقَالَ حُبَابُ بْنُ الْمُنْذِرِ لاَ وَاللَّهِ لاَ نَفْعَلُ، مِنَّا أَمِيرٌ وَمِنْكُمْ أَمِيرٌ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ لاَ، وَلَكِنَّا الأُمَرَاءُ وَأَنْتُمُ الْوُزَرَاءُ هُمْ أَوْسَطُ الْعَرَبِ دَارًا، وَأَعْرَبُهُمْ أَحْسَابًا فَبَايِعُوا عُمَرَ أَوْ أَبَا عُبَيْدَةَ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ بَلْ نُبَايِعُكَ أَنْتَ، فَأَنْتَ سَيِّدُنَا وَخَيْرُنَا وَأَحَبُّنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَأَخَذَ عُمَرُ بِيَدِهِ فَبَايَعَهُ، وَبَايَعَهُ النَّاسُ، فَقَالَ قَائِلٌ قَتَلْتُمْ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ قَتَلَهُ اللَّهُ‏.‏

İsmail b. Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Süleyman b. Bilal bize tahdis etti. [O], Hişam b. Urve'den; [o], Urve b. Zübeyr'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Aişe radıyallahu anha'dan [nakletti] ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde Ebu Bekir (Medine'nin dış mahallelerinden olan) Sunh'taydı -İsmail: 'Yani Aliye'de' dedi-. Ömer ayağa kalktı ve: 'Vallahi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ölmedi!' demeye başladı. Aişe dedi ki: Ömer (daha sonra şöyle) demiştir: 'Vallahi içimde sadece şu duygu vardı: Allah onu mutlaka (tekrar hayata) gönderecek ve o (öldü diyen) adamların ellerini ve ayaklarını kesecektir.' Derken Ebu Bekir geldi, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in (üzerindeki örtüyü) açtı ve onu öptü. 'Babam ve annem sana feda olsun! Hayatında da ölümünde de güzelsin (temizsin). Nefsim elinde olana yemin olsun ki, Allah sana asla iki ölümü tattırmayacaktır' dedi. Sonra dışarı çıktı ve (halkı yatıştırmaya çalışan Ömer'e): 'Ey yemin eden kişi! Sakin ol (kendine gel)!' dedi. Ebu Bekir konuşmaya başlayınca Ömer oturdu. Ebu Bekir Allah'a hamd ve sena etti ve şöyle dedi: 'Dikkat edin! Kim Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e tapıyorsa, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim de Allah'a ibadet ediyorsa, bilsin ki Allah hayydır (diridir), asla ölmez.' Ve (şu ayeti) okudu: {Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler}. Yine (şu ayeti de) okudu: {Muhammed, ancak bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse veya öldürülürse gerisin geri (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geri dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.} [Ravi] dedi ki: Bunun üzerine insanlar hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. [Aişe devamla] dedi ki: Ensar, Sakîfetü Benî Saîde'de Sa'd b. Ubâde'nin etrafında toplandılar ve: 'Bizden bir emir (yönetici), sizden de bir emir olsun' dediler. Ebu Bekir, Ömer b. el-Hattab ve Ebu Ubeyde b. el-Cerrah onlara gittiler. Ömer konuşmak istedi fakat Ebu Bekir onu susturdu. Ömer şöyle derdi: 'Vallahi bununla (konuşma isteğimle) sadece, çok hoşuma giden ve Ebu Bekir'in ona (o seviyeye) ulaşamayacağından korktuğum (hazırladığım) bir konuşmayı yapmayı istemiştim.' Sonra Ebu Bekir konuştu ve insanların en beliğ (etkileyici) konuşmasını yaptı. Konuşmasında: 'Biz emirleriz, siz de vezirleriz (yardımcılarız)' dedi. Bunun üzerine Hubâb b. el-Münzir: 'Hayır, vallahi yapmayız! Bizden bir emir, sizden de bir emir [olacak]' dedi. Ebu Bekir: 'Hayır, lakin biz emirleriz, sizler vezirleriz. Onlar (Kureyş) yurt itibariyle Arapların en orta yerinde, nesep itibariyle de en asil olanlarıdır. Siz (şu iki kişiden birine); Ömer'e veya Ebu Ubeyde'ye biat edin' dedi. Bunun üzerine Ömer: 'Hayır, bilakis biz sana biat ederiz. Sen bizim seyyidimiz (efendimiz), en hayırlımız ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e en sevgili olanımızsın' dedi. Sonra Ömer onun elini tuttu ve ona biat etti, insanlar da ona biat ettiler. Birisi: 'Sa'd b. Ubâde'yi öldürdünüz (onu yalnız bıraktınız)!' dedi. Ömer de: 'Allah onu öldürdü (onu bu duruma düşürdü)!' dedi.

3669. Hadis

وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَالِمٍ عَنِ الزُّبَيْدِيِّ، قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْقَاسِمِ أَخْبَرَنِي الْقَاسِمُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ شَخَصَ بَصَرُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏"‏ فِي الرَّفِيقِ الأَعْلَى ‏"‏‏.‏ ثَلاَثًا، وَقَصَّ الْحَدِيثَ، قَالَتْ فَمَا كَانَتْ مِنْ خُطْبَتِهِمَا مِنْ خُطْبَةٍ إِلاَّ نَفَعَ اللَّهُ بِهَا، لَقَدْ خَوَّفَ عُمَرُ النَّاسَ وَإِنَّ فِيهِمْ لَنِفَاقًا، فَرَدَّهُمُ اللَّهُ بِذَلِكَ‏.‏ ثُمَّ لَقَدْ بَصَّرَ أَبُو بَكْرٍ النَّاسَ الْهُدَى وَعَرَّفَهُمُ الْحَقَّ الَّذِي عَلَيْهِمْ وَخَرَجُوا بِهِ يَتْلُونَ ‏{‏وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ‏}‏ إِلَى ‏{‏الشَّاكِرِينَ‏}‏

Abdullah b. Salim, ez-Zübeydî'den naklederek dedi ki: Abdurrahman b. el-Kasım dedi ki: Kasım bana haber verdi ki; Aişe radıyallahu anha şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in gözleri (vefatı anında) bir noktaya dikildi, sonra üç kere: 'Refîk-ı A'lâ'ya (en yüce dosta)!' dedi ve [Kasım] hadisin devamını anlattı. [Aişe] dedi ki: O ikisinin (Ebu Bekir ve Ömer'in) hutbelerinden her biri vardı ki Allah onlarla (Müslümanlara) fayda sağladı. Ömer insanları (Resulullah ölmedi diyerek) korkuttu; zira onların içinde münafıklık (etmeye meyilli olanlar) vardı, Allah bununla (onları bu niyetlerinden) vazgeçirdi. Sonra Ebu Bekir insanlara hidayeti gösterdi ve üzerlerindeki hakkı (gerçeği) onlara tanıttı. İnsanlar onun yanından: {Muhammed, ancak bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir...} ayetini {...şükredenler} kısmına kadar okuyarak çıktılar.

3671. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا جَامِعُ بْنُ أَبِي رَاشِدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو يَعْلَى، عَنْ مُحَمَّدِ ابْنِ الْحَنَفِيَّةِ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي أَىُّ النَّاسِ خَيْرٌ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو بَكْرٍ‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ مَنْ قَالَ ثُمَّ عُمَرُ‏.‏ وَخَشِيتُ أَنْ يَقُولَ عُثْمَانُ قُلْتُ ثُمَّ أَنْتَ قَالَ مَا أَنَا إِلاَّ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ‏.‏

Muhammed b. Kesir bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O dedi ki]: Cami b. Ebi Raşid bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Ya'la bize tahdis etti. [O], Muhammed b. el-Hanefiyye'den [nakletti]. [Muhammed] dedi ki: Babama (Ali b. Ebi Talib'e): 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den sonra insanların en hayırlısı kimdir?' dedim. 'Ebu Bekir'dir' dedi. 'Sonra kimdir?' dedim. 'Sonra Ömer'dir' dedi. Osman'ı (üçüncü olarak) söyleyeceğinden çekinerek (hemen): 'Sonra sen misin?' dedim. [Ali]: 'Ben sadece Müslümanlardan bir adamım' dedi.

3672. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالْبَيْدَاءِ أَوْ بِذَاتِ الْجَيْشِ انْقَطَعَ عِقْدٌ لِي، فَأَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْتِمَاسِهِ، وَأَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ، فَأَتَى النَّاسُ أَبَا بَكْرٍ، فَقَالُوا أَلاَ تَرَى مَا صَنَعَتْ عَائِشَةُ أَقَامَتْ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِالنَّاسِ مَعَهُ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاضِعٌ رَأْسَهُ عَلَى فَخِذِي قَدْ نَامَ، فَقَالَ حَبَسْتِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسَ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ قَالَتْ فَعَاتَبَنِي، وَقَالَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، وَجَعَلَ يَطْعُنُنِي بِيَدِهِ فِي خَاصِرَتِي، فَلاَ يَمْنَعُنِي مِنَ التَّحَرُّكِ إِلاَّ مَكَانُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى فَخِذِي، فَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَصْبَحَ عَلَى غَيْرِ مَاءٍ فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ التَّيَمُّمِ، فَتَيَمَّمُوا، فَقَالَ أُسَيْدُ بْنُ الْحُضَيْرِ مَا هِيَ بِأَوَّلِ بَرَكَتِكُمْ يَا آلَ أَبِي بَكْرٍ‏.‏ فَقَالَتْ عَائِشَةُ فَبَعَثْنَا الْبَعِيرَ الَّذِي كُنْتُ عَلَيْهِ فَوَجَدْنَا الْعِقْدَ تَحْتَهُ‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti. [O], Malik'ten; [o], Abdurrahman b. el-Kasım'dan; [o], babasından; [o da] Aişe radıyallahu anha'dan [nakletti]. [Aişe] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber seferlerinin birine çıkmıştık. Nihayet Beydâ'ya veya Zâtü'l-Ceyş'e vardığımızda kolyem koptu (kayboldu). Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu aramak için orada konakladı, insanlar da onunla beraber konakladılar. Oysa bir su başında değillerdi ve yanlarında da su yoktu. İnsanlar Ebu Bekir'e gelip: 'Aişe'nin ne yaptığına baksana! Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i ve insanları burada konaklattı; oysa su başında değiller ve yanlarında su da yok' dediler. Ebu Bekir geldi; o sırada Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem başını uyluğumun üzerine koymuş uyumuştu. [Ebu Bekir]: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i ve insanları burada hapsettin; oysa su başında değiller ve yanlarında su da yok' dedi. [Aişe] dedi ki: Beni azarladı ve Allah'ın söylemesini dilediği (sert) sözleri söyledi. Eliyle böğrüme dürtmeye başladı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in uyluğumun üzerindeki yerinden (onu uyandırmamak için) kımıldamamam dışında beni hareket etmekten alıkoyan hiçbir şey yoktu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem uyudu, nihayet sabahladı; susuz bir haldeydiler. Bunun üzerine Allah teyemmüm ayetini indirdi ve teyemmüm ettiler. Üseyd b. el-Hudayr: 'Ey Ebu Bekir ailesi! Bu sizin (ümmet için) ilk bereketiniz değildir' dedi. Aişe dedi ki: Üzerinde bulunduğum deveyi kaldırdığımızda kolyeyi onun altında bulduk.

3673. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ سَمِعْتُ ذَكْوَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَسُبُّوا أَصْحَابِي، فَلَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ أَنْفَقَ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا مَا بَلَغَ مُدَّ أَحَدِهِمْ وَلاَ نَصِيفَهُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ جَرِيرٌ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ وَأَبُو مُعَاوِيَةَ وَمُحَاضِرٌ عَنِ الأَعْمَشِ‏.‏

Adem b. Ebi İyas bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O], A'meş'ten [nakletti]. [O] dedi ki: Zekvan'ı, Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh'dan [naklederken] işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ashabıma sövmeyin! Zira sizden biriniz Uhud (dağı) kadar altını infak etse, onlardan birinin bir müdd (iki avuç dolusu) -veya yarım müdd- [sadakasına] ulaşamaz.' Cerir, Abdullah b. Davud, Ebu Muaviye ve Muhâdir bu hadisi A'meş'ten [naklederek] takip ettiler.

3674. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِسْكِينٍ أَبُو الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو مُوسَى الأَشْعَرِيُّ، أَنَّهُ تَوَضَّأَ فِي بَيْتِهِ ثُمَّ خَرَجَ، فَقُلْتُ لأَلْزَمَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلأَكُونَنَّ مَعَهُ يَوْمِي هَذَا‏.‏ قَالَ فَجَاءَ الْمَسْجِدَ، فَسَأَلَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا خَرَجَ وَوَجَّهَ هَا هُنَا، فَخَرَجْتُ عَلَى إِثْرِهِ أَسْأَلُ عَنْهُ، حَتَّى دَخَلَ بِئْرَ أَرِيسٍ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ الْبَابِ، وَبَابُهَا مِنْ جَرِيدٍ حَتَّى قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَاجَتَهُ، فَتَوَضَّأَ فَقُمْتُ إِلَيْهِ، فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ عَلَى بِئْرِ أَرِيسٍ، وَتَوَسَّطَ قُفَّهَا، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ وَدَلاَّهُمَا فِي الْبِئْرِ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ انْصَرَفْتُ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ الْبَابِ، فَقُلْتُ لأَكُونَنَّ بَوَّابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْيَوْمَ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ فَدَفَعَ الْبَابَ‏.‏ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ‏.‏ فَقُلْتُ عَلَى رِسْلِكَ‏.‏ ثُمَّ ذَهَبْتُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَأَقْبَلْتُ حَتَّى قُلْتُ لأَبِي بَكْرٍ ادْخُلْ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُبَشِّرُكَ بِالْجَنَّةِ‏.‏ فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ فَجَلَسَ عَنْ يَمِينِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَهُ فِي الْقُفِّ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ فِي الْبِئْرِ، كَمَا صَنَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ، ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ وَقَدْ تَرَكْتُ أَخِي يَتَوَضَّأُ وَيَلْحَقُنِي، فَقُلْتُ إِنْ يُرِدِ اللَّهُ بِفُلاَنٍ خَيْرًا ـ يُرِيدُ أَخَاهُ ـ يَأْتِ بِهِ‏.‏ فَإِذَا إِنْسَانٌ يُحَرِّكُ الْبَابَ‏.‏ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ‏.‏ فَقُلْتُ عَلَى رِسْلِكَ‏.‏ ثُمَّ جِئْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، فَقُلْتُ هَذَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَسْتَأْذِنُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَجِئْتُ فَقُلْتُ ادْخُلْ وَبَشَّرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْجَنَّةِ‏.‏ فَدَخَلَ، فَجَلَسَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْقُفِّ عَنْ يَسَارِهِ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ فِي الْبِئْرِ، ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ، فَقُلْتُ إِنْ يُرِدِ اللَّهُ بِفُلاَنٍ خَيْرًا يَأْتِ بِهِ‏.‏ فَجَاءَ إِنْسَانٌ يُحَرِّكُ الْبَابَ، فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ‏.‏ فَقُلْتُ عَلَى رِسْلِكَ‏.‏ فَجِئْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى تُصِيبُهُ ‏"‏ فَجِئْتُهُ فَقُلْتُ لَهُ ادْخُلْ وَبَشَّرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى تُصِيبُكَ‏.‏ فَدَخَلَ فَوَجَدَ الْقُفَّ قَدْ مُلِئَ، فَجَلَسَ وُجَاهَهُ مِنَ الشِّقِّ الآخَرِ‏.‏ قَالَ شَرِيكٌ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ فَأَوَّلْتُهَا قُبُورَهُمْ‏.‏

Muhammed b. Miskin Ebu'l-Hasan bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya b. Hassan bize tahdis etti. [O dedi ki]: Süleyman bize tahdis etti. [O], Şerik b. Ebi Nemir'den; [o], Said b. el-Müseyyeb'den [nakletti]. [Said] dedi ki: Ebu Musa el-Eş'arî bana haber verdi ki; evinde abdest almış, sonra dışarı çıkmış ve: 'Bugün Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den ayrılmayacağım ve bütün gün onunla beraber olacağım' demiş. [Ebu Musa] dedi ki: Mescide geldi, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i sordu. 'Dışarı çıktı ve şu tarafa yöneldi' dediler. Onu sora sora izi üzere çıktım, nihayet Erîs kuyusuna girdi. Kapısının yanında oturdum; kapısı hurma dallarından yapılmıştı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihtiyacını giderip abdest alıncaya kadar (bekledim). Sonra yanına gittim; bir de baktım ki Erîs kuyusunun (etrafındaki taş örgü olan) kuffun ortasına oturmuş, bacaklarını açmış ve onları kuyuya sarkıtmış. Ona selam verdim, sonra döndüm ve kapının yanına oturdum. Kendi kendime: 'Bugün Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kapıcısı olacağım' dedim. Derken Ebu Bekir geldi ve kapıyı itti. 'Kim o?' dedim. 'Ebu Bekir' dedi. 'Bekle (bir dakika)!' dedim. Sonra (Nebi'ye) gidip: 'Ey Allah'ın Resulü! İşte Ebu Bekir, izin istiyor' dedim. [Resulullah]: 'Ona izin ver ve onu cennetle müjdele' buyurdu. Geri döndüm ve Ebu Bekir'e: 'Gir, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni cennetle müjdeliyor' dedim. Ebu Bekir girdi ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sağ tarafına, onunla beraber kuffun üzerine oturdu. O da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi bacaklarını açıp kuyuya sarkıttı. Sonra geri dönüp oturdum. Kardeşimi abdest alıp bana yetişmesi için (geride) bırakmıştım. Kendi kendime: 'Eğer Allah falan (kardeşim) hakkında hayır murat ederse onu buraya getirir' dedim. Derken birisi kapıyı sarstı. 'Kim o?' dedim. 'Ömer b. el-Hattab' dedi. 'Bekle!' dedim. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip selam verdim ve: 'İşte Ömer b. el-Hattab, izin istiyor' dedim. [Nebi]: 'Ona izin ver ve onu cennetle müjdele' buyurdu. Geldim ve: 'Gir, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni cennetle müjdeledi' dedim. Girdi ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber kuffun üzerine, onun sol tarafına oturdu ve bacaklarını kuyuya sarkıttı. Sonra geri dönüp oturdum ve: 'Eğer Allah falan hakkında hayır murat ederse onu getirir' dedim. Derken birisi kapıyı sarstı. 'Kim o?' dedim. 'Osman b. Affan' dedi. 'Bekle!' dedim. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip ona haber verdim. [Nebi]: 'Ona izin ver ve başına gelecek bir bela üzerine onu cennetle müjdele' buyurdu. Yanına geldim ve: 'Gir, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem başına gelecek bir bela üzerine seni cennetle müjdeledi' dedim. Girdi, kuffun dolmuş olduğunu görünce onların karşısına, diğer tarafa oturdu. Şerik dedi ki: Said b. el-Müseyyeb: 'Ben bunu onların kabirleri (yan yana ve ayrı olmaları) olarak tevil ettim' dedi.

3675. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَعِدَ أُحُدًا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ فَرَجَفَ بِهِمْ فَقَالَ ‏ "‏ اثْبُتْ أُحُدُ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ نَبِيٌّ وَصِدِّيقٌ وَشَهِيدَانِ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya bize tahdis etti. [O], Said'den; [o], Katade'den [nakletti] ki; Enes b. Malik radıyallahu anh onlara şöyle tahdis etmiş: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem beraberinde Ebu Bekir, Ömer ve Osman olduğu halde Uhud (dağına) çıktı. Dağ onları (üzerindeyken) sarstı (titredi). Bunun üzerine [Nebi]: 'Sakin ol ey Uhud! Zira senin üzerinde bir nebi, bir sıddık ve iki de şehit vardır' buyurdu.

3676. Hadis

حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا صَخْرٌ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ بَيْنَمَا أَنَا عَلَى بِئْرٍ أَنْزِعُ مِنْهَا جَاءَنِي أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، فَأَخَذَ أَبُو بَكْرٍ الدَّلْوَ، فَنَزَعَ ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ وَفِي نَزْعِهِ ضَعْفٌ، وَاللَّهُ يَغْفِرُ لَهُ، ثُمَّ أَخَذَهَا ابْنُ الْخَطَّابِ مِنْ يَدِ أَبِي بَكْرٍ، فَاسْتَحَالَتْ فِي يَدِهِ غَرْبًا، فَلَمْ أَرَ عَبْقَرِيًّا مِنَ النَّاسِ يَفْرِي فَرِيَّهُ، فَنَزَعَ حَتَّى ضَرَبَ النَّاسُ بِعَطَنٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَهْبٌ الْعَطَنُ مَبْرَكُ الإِبِلِ، يَقُولُ حَتَّى رَوِيَتِ الإِبِلُ فَأَنَاخَتْ‏.‏

Ahmed b. Said Ebu Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Vehb b. Cerir bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sahr bize tahdis etti. [O], Nafi'den [nakletti] ki; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ben bir kuyunun başında oradan su çekerken Ebu Bekir ve Ömer bana geldiler. Ebu Bekir kovayı aldı ve bir veya iki kova su çekti. Onun çekişinde bir zayıflık vardı -Allah onu mağfiret etsin-. Sonra İbnü'l-Hattab, kovayı Ebu Bekir'in elinden aldı. [Kova] onun elinde kocaman bir kovaya (garb) dönüştü. İnsanlar arasında onun gibi işini (mükemmel) yapan bir dahî (abkarî) görmedim. O (o kadar çok su) çekti ki, nihayet insanlar (develerini sulayıp) dinlenme yerlerine (atın) çektiler.' Vehb dedi ki: Atan; develerin (su içtikten sonra) çöktükleri yerdir. Yani develer suya kanıp (oraya) çöktüler.

3677. Hadis

حَدَّثَنِي الْوَلِيدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ أَبِي الْحُسَيْنِ الْمَكِّيُّ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنِّي لَوَاقِفٌ فِي قَوْمٍ، فَدَعَوُا اللَّهَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَقَدْ وُضِعَ عَلَى سَرِيرِهِ، إِذَا رَجُلٌ مِنْ خَلْفِي قَدْ وَضَعَ مِرْفَقَهُ عَلَى مَنْكِبِي، يَقُولُ رَحِمَكَ اللَّهُ، إِنْ كُنْتُ لأَرْجُو أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَ صَاحِبَيْكَ، لأَنِّي كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ كُنْتُ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَفَعَلْتُ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَانْطَلَقْتُ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ‏.‏ فَإِنْ كُنْتُ لأَرْجُو أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَهُمَا‏.‏ فَالْتَفَتُّ فَإِذَا هُوَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ‏.‏

Velid b. Salih bana tahdis etti. [O dedi ki]: İsa b. Yunus bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ömer b. Said b. Ebi'l-Hüseyn el-Mekkî bize tahdis etti. [O], İbn Ebi Müleyke'den; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. [İbn Abbas] dedi ki: Ömer b. el-Hattab (cenazesi için) teneşir (serir) üzerine konulmuşken, Allah'a onun için dua eden bir topluluğun içinde duruyordum. Birden arkamdan bir adam dirseğini omzuma koydu ve şöyle dedi: 'Allah sana rahmet etsin! Andolsun ki ben, Allah'ın seni iki arkadaşınla (Resulullah ve Ebu Bekir ile) beraber kılacağını umuyordum. Zira ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i pek çok defa şöyle buyururken işitirdim: 'Ben, Ebu Bekir ve Ömer şuradaydık', 'Ben, Ebu Bekir ve Ömer şunu yaptık', 'Ben, Ebu Bekir ve Ömer şuraya gittik'. İşte bu yüzden Allah'ın seni o ikisiyle beraber kılacağını umuyordum.' Arkama dönüp baktığımda bir de gördüm ki o, Ali b. Ebi Talib imiş.

3678. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو عَنْ أَشَدِّ، مَا صَنَعَ الْمُشْرِكُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ رَأَيْتُ عُقْبَةَ بْنَ أَبِي مُعَيْطٍ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُصَلِّي، فَوَضَعَ رِدَاءَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ بِهِ خَنْقًا شَدِيدًا، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى دَفَعَهُ عَنْهُ فَقَالَ أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ‏.‏ وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ‏.‏

Muhammed b. Yezid el-Kûfî bana tahdis etti. [O dedi ki]: Velid bize tahdis etti. [O], Evzâî'den; [o], Yahya b. Ebi Kesir'den; [o], Muhammed b. İbrahim'den; [o da] Urve b. Zübeyr'den [nakletti]. [Urve] dedi ki: Abdullah b. Amr'a, müşriklerin Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e yaptıkları en şiddetli eziyeti sordum. Dedi ki: 'Ukbe b. Ebi Muayt'ın, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kılarken ona geldiğini gördüm. Ridasını (elbisesini) onun boynuna doladı ve onunla (Nebi'yi) şiddetle boğdu. Bunun üzerine Ebu Bekir geldi, onu [iterek] ondan uzaklaştırdı ve: 'Rabbi Allah'tır dediği için bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o size Rabbinizden beyyinelerle (mucizelerle) gelmiştir' dedi.'

3679. Hadis

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الْمَاجِشُونُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رَأَيْتُنِي دَخَلْتُ الْجَنَّةَ، فَإِذَا أَنَا بِالرُّمَيْصَاءِ امْرَأَةِ أَبِي طَلْحَةَ وَسَمِعْتُ خَشَفَةً، فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ هَذَا بِلاَلٌ‏.‏ وَرَأَيْتُ قَصْرًا بِفِنَائِهِ جَارِيَةٌ، فَقُلْتُ لِمَنْ هَذَا فَقَالَ لِعُمَرَ‏.‏ فَأَرَدْتُ أَنْ أَدْخُلَهُ فَأَنْظُرَ إِلَيْهِ، فَذَكَرْتُ غَيْرَتَكَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ بِأُمِّي وَأَبِي يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعَلَيْكَ أَغَارُ

Haccac b. Minhal bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdülaziz el-Mâcişûn bize tahdis etti. [O dedi ki]: Muhammed b. el-Münkedir bize tahdis etti. [O], Cabir b. Abdullah radıyallahu anhuma'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Kendimi cennete girmiş gördüm. Bir de baktım ki Ebu Talha'nın hanımı Rümeysâ oradadır. Bir ayak sesi (hışırtısı) işittim ve: 'Bu kimdir?' dedim. 'Bu Bilal'dir' dediler. (Yine orada) avlusunda bir cariye bulunan bir saray gördüm. 'Bu kime aittir?' dedim. 'Ömer'e aittir' dediler. Onun içine girip ona bakmak istedim, fakat (ey Ömer!) senin kıskançlığını (gayretini) hatırladım.' Bunun üzerine Ömer: 'Babam ve annem sana feda olsun ey Allah'ın Resulü! Sana karşı mı kıskançlık duyacağım?' dedi.

3680. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ قَالَ ‏ "‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُنِي فِي الْجَنَّةِ، فَإِذَا امْرَأَةٌ تَتَوَضَّأُ إِلَى جَانِبِ قَصْرٍ، فَقُلْتُ لِمَنْ هَذَا الْقَصْرُ قَالُوا لِعُمَرَ فَذَكَرْتُ غَيْرَتَهُ فَوَلَّيْتُ مُدْبِرًا ‏"‏‏.‏ فَبَكَى وَقَالَ أَعَلَيْكَ أَغَارُ يَا رَسُولَ اللَّهِ

Said b. Ebi Meryem bize tahdis etti. [O dedi ki]: Leys bize haber verdi. [O] dedi ki: Ukayl bana tahdis etti. [O], İbn Şihab'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Said b. el-Müseyyeb bana haber verdi ki; Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle demiştir: Biz Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındayken şöyle buyurdu: 'Ben uykudayken kendimi cennette gördüm. Bir de baktım ki bir kadın, bir sarayın yanında abdest alıyor (veya güzelleşiyor). 'Bu saray kime aittir?' dedim. 'Ömer'e aittir' dediler. [Bunun üzerine ey Ömer!] Senin kıskançlığını hatırladım ve hemen oradan uzaklaştım.' (Bunu işitince) Ömer ağladı ve: 'Sana karşı mı kıskançlık duyacağım ey Allah'ın Resulü!' dedi.

3681. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الصَّلْتِ أَبُو جَعْفَرٍ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَمْزَةُ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ شَرِبْتُ ـ يَعْنِي اللَّبَنَ ـ حَتَّى أَنْظُرُ إِلَى الرِّيِّ يَجْرِي فِي ظُفُرِي أَوْ فِي أَظْفَارِي، ثُمَّ نَاوَلْتُ عُمَرَ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا فَمَا أَوَّلْتَهُ قَالَ ‏"‏ الْعِلْمَ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. es-Salt Ebu Cafer el-Kûfî bana tahdis etti. [O dedi ki]: İbnü'l-Mübarek bize tahdis etti. [O], Yunus'tan; [o], Zühri'den [nakletti]. [Zühri] dedi ki: Hamza bana, babasından [naklederek] haber verdi ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ben uykudayken (rüyamda) süt içtim. Öyle ki sütün kanıklığının (serinliğinin) tırnağımdan -veya tırnaklarımdan- dışarı fırladığını (aktığını) görüyordum. Sonra (kalanı) Ömer'e verdim.' Dediler ki: 'Onu neye yordun (nasıl tevil ettin)?' [Resulullah]: 'İlme' buyurdu.

3682. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ سَالِمٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أُرِيتُ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَنْزِعُ بِدَلْوِ بَكْرَةٍ عَلَى قَلِيبٍ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ فَنَزَعَ ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ نَزْعًا ضَعِيفًا، وَاللَّهُ يَغْفِرُ لَهُ، ثُمَّ جَاءَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَاسْتَحَالَتْ غَرْبًا، فَلَمْ أَرَ عَبْقَرِيًّا يَفْرِي فَرِيَّهُ حَتَّى رَوِيَ النَّاسُ وَضَرَبُوا بِعَطَنٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ ابْنُ جُبَيْرٍ الْعَبْقَرِيُّ عِتَاقُ الزَّرَابِيِّ‏.‏ وَقَالَ يَحْيَى الزَّرَابِيُّ الطَّنَافِسُ لَهَا خَمْلٌ رَقِيقٌ ‏{‏مَبْثُوثَةٌ‏}‏ كَثِيرَةٌ‏.‏

Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr bize tahdis etti. [O dedi ki]: Muhammed b. Bişr bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ubeydullah bize tahdis etti. [O] dedi ki: Ebu Bekir b. Salim bana tahdis etti. [O], Salim'den; [o da] Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Rüyamda bir kuyunun başında çıkrıklı bir kova ile su çektiğimi gördüm. Ebu Bekir geldi ve zayıf bir çekişle bir veya iki kova çekti -Allah onu mağfiret etsin-. Sonra Ömer b. el-Hattab geldi, [kova] kocaman bir kovaya (garb) dönüştü. İnsanlar suya kanıp (hayvanlarını) dinlenme yerlerine (atın) çekinceye kadar, onun gibi işini (mükemmel) yapan bir dahî (abkarî) görmedim.' İbn Cübeyr dedi ki: 'el-Abkarî; kaliteli ve gösterişli halılar demektir.' Yahya dedi ki: 'ez-Zerâbî; ince tüylü (havlı) halılardır. (Ayet-i kerimedeki) mebsûse (kelimesi) ise çokça [serilmiş] demektir.'

3683. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْحَمِيدِ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ سَعْدٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَاهُ قَالَ ح حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ اسْتَأْذَنَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَعِنْدَهُ نِسْوَةٌ مِنْ قُرَيْشٍ يُكَلِّمْنَهُ وَيَسْتَكْثِرْنَهُ، عَالِيَةً أَصْوَاتُهُنَّ عَلَى صَوْتِهِ فَلَمَّا اسْتَأْذَنَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ قُمْنَ فَبَادَرْنَ الْحِجَابَ فَأَذِنَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَدَخَلَ عُمَرُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَضْحَكُ، فَقَالَ عُمَرُ أَضْحَكَ اللَّهُ سِنَّكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عَجِبْتُ مِنْ هَؤُلاَءِ اللاَّتِي كُنَّ عِنْدِي فَلَمَّا سَمِعْنَ صَوْتَكَ ابْتَدَرْنَ الْحِجَابِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ فَأَنْتَ أَحَقُّ أَنْ يَهَبْنَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ ثُمَّ قَالَ عُمَرُ يَا عَدُوَّاتِ أَنْفُسِهِنَّ، أَتَهَبْنَنِي وَلاَ تَهَبْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَ نَعَمْ، أَنْتَ أَفَظُّ وَأَغْلَظُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِيهًا يَا ابْنَ الْخَطَّابِ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا لَقِيَكَ الشَّيْطَانُ سَالِكًا فَجًّا قَطُّ إِلاَّ سَلَكَ فَجًّا غَيْرَ فَجِّكَ ‏"‏‏.‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yakub b. İbrahim bize tahdis etti. [O] dedi ki: Babam bana tahdis etti. [O], Salih'ten; [o], İbn Şihab'dan [nakletti]. [İbn Şihab] dedi ki: Abdülhamid bana haber verdi ki; Muhammed b. Sa'd ona, babası [Sa'd b. Ebi Vakkas]'ın şöyle dediğini haber vermiş: (H) Abdülaziz b. Abdullah bana tahdis etti. [O dedi ki]: İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti. [O], Salih'ten; [o], İbn Şihab'dan; [o], Abdülhamid b. Abdurrahman b. Zeyd'den; [o], Muhammed b. Sa'd b. Ebi Vakkas'tan; [o da] babasından [nakletti]. [Sa'd] dedi ki: Ömer b. el-Hattab, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmek için izin istedi. O sırada Resulullah'ın yanında Kureyş'ten kadınlar vardı; onunla konuşuyorlar ve ondan (bazı şeyler) istiyorlardı, sesleri de onun sesinden daha yüksek çıkıyordu. Ömer b. el-Hattab izin isteyince, kadınlar hemen kalkıp perde arkasına koştular. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona izin verdi. Ömer içeri girdiğinde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem gülüyordu. Ömer: 'Allah dişini güldürsün (seni hep mutlu etsin) ey Allah'ın Resulü!' dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Yanımdaki şu kadınlara şaşırdım; senin sesini işitince hemen perde arkasına koştular' buyurdu. Ömer: 'Ey Allah'ın Resulü! Onların senden çekinmeleri (heybetinden korkmaları) daha hak ve evladır' dedi. Sonra (perde arkasındaki kadınlara): 'Ey nefislerinin düşmanları! Benden çekiniyorsunuz da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den çekinmiyor musunuz?' dedi. Kadınlar: 'Evet, zira sen Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den daha sert ve daha katısın' dediler. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Bırak bunları ey İbnü'l-Hattab! Nefsim elinde olana yemin olsun ki; şeytan seninle bir yolda (fec) karşılaşsa, mutlaka senin yolundan başka bir yola sapar' buyurdu.

3684. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا قَيْسٌ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ مَا زِلْنَا أَعِزَّةً مُنْذُ أَسْلَمَ عُمَرُ‏.‏

Muhammed b. el-Müsenna bana tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya bize tahdis etti. [O], İsmail'den [nakletti]. [O] dedi ki: Kays bana tahdis etti. [O] dedi ki: Abdullah [b. Mes'ud] şöyle dedi: 'Ömer Müslüman olduğundan beri biz hep aziz (izzetli/güçlü) olmaya devam ettik.'

3685. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ وُضِعَ عُمَرُ عَلَى سَرِيرِهِ، فَتَكَنَّفَهُ النَّاسُ يَدْعُونَ وَيُصَلُّونَ قَبْلَ أَنْ يُرْفَعَ، وَأَنَا فِيهِمْ، فَلَمْ يَرُعْنِي إِلاَّ رَجُلٌ آخِذٌ مَنْكِبِي، فَإِذَا عَلِيٌّ فَتَرَحَّمَ عَلَى عُمَرَ، وَقَالَ مَا خَلَّفْتَ أَحَدًا أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ أَلْقَى اللَّهَ بِمِثْلِ عَمَلِهِ مِنْكَ، وَايْمُ اللَّهِ، إِنْ كُنْتُ لأَظُنُّ أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَ صَاحِبَيْكَ، وَحَسِبْتُ أَنِّي كُنْتُ كَثِيرًا أَسْمَعُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ذَهَبْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَدَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَخَرَجْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ‏.‏

Abdan bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdullah bize haber verdi. [O dedi ki]: Ömer b. Said bize tahdis etti. [O], İbn Ebi Müleyke'den [nakletti]. [O] dedi ki: İbn Abbas'ı şöyle derken işittim: Ömer (cenazesi için) teneşir üzerine konulunca, cenazesi kaldırılmadan önce insanlar onun etrafını çevirdiler, ona dua ediyor ve namazını kılıyorlardı. Ben de onların arasındayken birden bir adam omzumu tuttu; bir de baktım ki o Ali imiş. Ömer'e rahmet okudu ve şöyle dedi: '(Ey Ömer!) Arkanda, amelinin bir benzeriyle Allah'ın huzuruna çıkmayı senin amelinden daha çok istediğim hiç kimseyi bırakmadın. Allah'a yemin olsun ki ben, Allah'ın seni mutlaka iki arkadaşınla beraber kılacağını zannediyordum. Zira ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i pek çok defa şöyle buyururken işitirdim: 'Ben, Ebu Bekir ve Ömer gittik', 'Ben, Ebu Bekir ve Ömer girdik', 'Ben, Ebu Bekir ve Ömer çıktık'.'

3686. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، وَقَالَ، لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَوَاءٍ، وَكَهْمَسُ بْنُ الْمِنْهَالِ، قَالاَ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ صَعِدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى أُحُدٍ وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ فَرَجَفَ بِهِمْ، فَضَرَبَهُ بِرِجْلِهِ، قَالَ ‏ "‏ اثْبُتْ أُحُدُ فَمَا عَلَيْكَ إِلاَّ نَبِيٌّ أَوْ صِدِّيقٌ أَوْ شَهِيدَانِ ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yezid b. Zürey bize tahdis etti. [O dedi ki]: Said bize tahdis etti. (H) Ve Halife bana dedi ki: Muhammed b. Sevâ' ve Kehmes b. el-Minhal bize tahdis edip dediler ki: Said bize, Katade'den; [o da] Enes b. Malik radıyallahu anh'dan [naklederek] tahdis etti. [Enes] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem beraberinde Ebu Bekir, Ömer ve Osman olduğu halde Uhud (dağına) çıktı. Dağ onları (üzerindeyken) sarstı. Bunun üzerine [Nebi] ayağıyla (dağa) vurdu ve: 'Sakin ol ey Uhud! Zira senin üzerinde bir nebi, bir sıddık veya iki de şehit vardır' buyurdu.

3687. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ، هُوَ ابْنُ مُحَمَّدٍ أَنَّ زَيْدَ بْنَ أَسْلَمَ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلَنِي ابْنُ عُمَرَ عَنْ بَعْضِ، شَأْنِهِ ـ يَعْنِي عُمَرَ ـ فَأَخْبَرْتُهُ‏.‏ فَقَالَ، مَا رَأَيْتُ أَحَدًا قَطُّ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ حِينَ قُبِضَ كَانَ أَجَدَّ وَأَجْوَدَ حَتَّى انْتَهَى مِنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ‏.‏

Yahya b. Süleyman bize tahdis etti. [O] dedi ki: İbn Vehb bana tahdis etti. [O] dedi ki: Ömer -ki o İbn Muhammed'dir- bana tahdis etti ki; Zeyd b. Eslem ona, babasından [naklederek] tahdis etmiş. [Eslem] dedi ki: İbn Ömer bana, onun (babası Ömer'in) bazı halleri hakkında sordu, ben de ona haber verdim. Bunun üzerine [İbn Ömer] şöyle dedi: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiğinden beri; (hakkı yerine getirme hususunda) ondan daha gayretli (ecedd) ve vefat edinceye kadar ondan daha cömert (ecved) bir kimse asla görmedim.'

3688. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ السَّاعَةِ، فَقَالَ مَتَى السَّاعَةُ قَالَ ‏"‏ وَمَاذَا أَعْدَدْتَ لَهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ شَىْءَ إِلاَّ أَنِّي أُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنَسٌ فَمَا فَرِحْنَا بِشَىْءٍ فَرَحَنَا بِقَوْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنَسٌ فَأَنَا أُحِبُّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَأَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ، وَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ مَعَهُمْ بِحُبِّي إِيَّاهُمْ، وَإِنْ لَمْ أَعْمَلْ بِمِثْلِ أَعْمَالِهِمْ‏.‏

Süleyman b. Harb bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hammad b. Zeyd bize tahdis etti. [O], Sabit'ten; [o da] Enes radıyallahu anh'dan [nakletti] ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e kıyamet hakkında sordu ve: 'Kıyamet ne zamandır?' dedi. [Nebi]: 'Onun için ne hazırladın?' buyurdu. [Adam]: 'Allah ve Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'i sevmekten başka hiçbir şey hazırlamadım' dedi. Bunun üzerine [Resulullah]: 'Sen sevdiğinle berabersin' buyurdu. Enes dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in: 'Sen sevdiğinle berabersin' sözüne sevindiğimiz kadar hiçbir şeye sevinmedik. Enes (devamla) dedi ki: Ben de Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i, Ebu Bekir'i ve Ömer'i seviyorum. Onların amellerinin bir benzerini yapamamış olsam bile, onlara olan sevgim sebebiyle onlarla beraber olmayı umuyorum.

3689. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَقَدْ كَانَ فِيمَا قَبْلَكُمْ مِنَ الأُمَمِ مُحَدَّثُونَ، فَإِنْ يَكُ فِي أُمَّتِي أَحَدٌ فَإِنَّهُ عُمَرُ ‏"‏‏.‏ زَادَ زَكَرِيَّاءُ بْنُ أَبِي زَائِدَةَ عَنْ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَقَدْ كَانَ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ رِجَالٌ يُكَلَّمُونَ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَكُونُوا أَنْبِيَاءَ، فَإِنْ يَكُنْ مِنْ أُمَّتِي مِنْهُمْ أَحَدٌ فَعُمَرُ ‏"‏‏.‏ قال ابن عباس رضي الله عنهما: "من نبيِّ ولا محدَّث

Yahya b. Kazaa bize tahdis etti. [O dedi ki]: İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti. [O], babasından; [o], Ebu Seleme'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Sizden önceki ümmetler içinde muhaddesûn (kendilerine ilham olunan kişiler) vardı. Eğer benim ümmetim içinde de onlardan biri varsa, o şüphesiz Ömer'dir.' Zekeriya b. Ebi Zaide; Sa'd'dan, o Ebu Seleme'den, o da Ebu Hureyre'den şu ziyadeyi nakletti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Sizden önce İsrailoğulları içinde, peygamber olmadıkları halde kendileriyle konuşulan (ilham verilen) adamlar vardı. Eğer benim ümmetimden de onlardan biri varsa, o Ömer'dir.' İbn Abbas radıyallahu anhuma (ayet okurken): '...ne bir nebi, ne de bir muhaddes...' demiştir.

3690. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ قَالاَ سَمِعْنَا أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بَيْنَمَا رَاعٍ فِي غَنَمِهِ عَدَا الذِّئْبُ فَأَخَذَ مِنْهَا شَاةً، فَطَلَبَهَا حَتَّى اسْتَنْقَذَهَا، فَالْتَفَتَ إِلَيْهِ الذِّئْبُ فَقَالَ لَهُ مَنْ لَهَا يَوْمَ السَّبُعِ، لَيْسَ لَهَا رَاعٍ غَيْرِي‏"‏‏.‏ فَقَالَ النَّاسُ سُبْحَانَ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَإِنِّي أُومِنُ بِهِ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ ‏"‏ وَمَا ثَمَّ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [O dedi ki]: Leys bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ukayl bize tahdis etti. [O], İbn Şihab'dan; [o da] Said b. el-Müseyyeb ve Ebu Seleme b. Abdurrahman'dan [nakletti]. İkisi dediler ki: Ebu Hureyre radıyallahu anh'ı şöyle derken işittik: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Bir çoban koyunlarının arasındayken bir kurt ona saldırdı ve onlardan bir koyun kaptı. Çoban kurdu takip etti, nihayet koyunu onun (elinden) kurtardı. Kurt ona dönüp: 'Yırtıcı hayvanlar gününde (kıyamete yakın bir zamanda), benden başka çobanı olmadığı gün bu koyunları kim koruyacak?' dedi.' İnsanlar (hayretle): 'Sübhanallah! (Hayvan konuşur mu?)' dediler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ben buna iman ettim; Ebu Bekir ve Ömer de [iman ettiler]' buyurdu. Oysa o sırada Ebu Bekir ve Ömer orada değillerdi.

3691. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو أُمَامَةَ بْنُ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُ النَّاسَ عُرِضُوا عَلَىَّ وَعَلَيْهِمْ قُمُصٌ، فَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ الثَّدْىَ، وَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ دُونَ ذَلِكَ، وَعُرِضَ عَلَىَّ عُمَرُ وَعَلَيْهِ قَمِيصٌ اجْتَرَّهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا فَمَا أَوَّلْتَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ الدِّينَ ‏"‏‏.‏

Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti. [O dedi ki]: Leys bize tahdis etti. [O], Ukayl'den; [o], İbn Şihab'dan [nakletti]. [İbn Şihab] dedi ki: Ebu Ümâme b. Sehl b. Huneyf bana, Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh'dan [naklederek] haber verdi. [Ebu Said] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Ben uykudayken (rüyamda) insanların bana arz edildiğini gördüm. Üzerlerinde gömlekler vardı. Kiminin gömleği memelerine ulaşıyor, kimininki ise ondan daha aşağıda (kısa) kalıyordu. Ömer de bana arz edildi, üzerinde (yerde) sürüklediği (uzun) bir gömlek vardı.' Dediler ki: 'Onu neye yordun ey Allah'ın Resulü?' [Resulullah]: 'Dine' buyurdu.

3692. Hadis

حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، قَالَ لَمَّا طُعِنَ عُمَرُ جَعَلَ يَأْلَمُ، فَقَالَ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ وَكَأَنَّهُ يُجَزِّعُهُ ـ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، وَلَئِنْ كَانَ ذَاكَ لَقَدْ صَحِبْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَحْسَنْتَ صُحْبَتَهُ، ثُمَّ فَارَقْتَهُ وَهْوَ عَنْكَ رَاضٍ، ثُمَّ صَحِبْتَ أَبَا بَكْرٍ فَأَحْسَنْتَ صُحْبَتَهُ، ثُمَّ فَارَقْتَهُ وَهْوَ عَنْكَ رَاضٍ، ثُمَّ صَحِبْتَ صَحَبَتَهُمْ فَأَحْسَنْتَ صُحْبَتَهُمْ، وَلَئِنْ فَارَقْتَهُمْ لَتُفَارِقَنَّهُمْ وَهُمْ عَنْكَ رَاضُونَ‏.‏ قَالَ أَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ صُحْبَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرِضَاهُ، فَإِنَّمَا ذَاكَ مَنٌّ مِنَ اللَّهِ تَعَالَى مَنَّ بِهِ عَلَىَّ، وَأَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ صُحْبَةِ أَبِي بَكْرٍ وَرِضَاهُ، فَإِنَّمَا ذَاكَ مَنٌّ مِنَ اللَّهِ جَلَّ ذِكْرُهُ مَنَّ بِهِ عَلَىَّ، وَأَمَّا مَا تَرَى مِنْ جَزَعِي، فَهْوَ مِنْ أَجْلِكَ وَأَجْلِ أَصْحَابِكَ، وَاللَّهِ لَوْ أَنَّ لِي طِلاَعَ الأَرْضِ ذَهَبًا لاَفْتَدَيْتُ بِهِ مِنْ عَذَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ قَبْلَ أَنْ أَرَاهُ‏.‏ قَالَ حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، دَخَلْتُ عَلَى عُمَرَ بِهَذَا‏.‏

Salt b. Muhammed bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsmail b. İbrahim bize tahdis etti. [O], Eyyub'dan; [o], İbn Ebi Müleyke'den; [o da] Misver b. Mahreme'den [nakletti]. [Misver] dedi ki: Ömer (b. el-Hattab) hançerlendiği zaman acı çekmeye başladı. Bunun üzerine İbn Abbas -sanki ona teselli vermek isteyerek-: 'Ey Müminlerin Emiri! (Üzülme), zira sen Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber bulundun ve ona en güzel şekilde arkadaşlık ettin. Sonra o senden razı bir haldeyken ondan ayrıldın. Sonra Ebu Bekir ile beraber bulundun ve ona en güzel şekilde arkadaşlık ettin. Sonra o senden razı bir haldeyken ondan ayrıldın. Sonra (şimdi de) onların ashabıyla beraber bulunuyorsun ve onlara en güzel şekilde arkadaşlık ediyorsun. Eğer onlardan ayrılırsan, mutlaka onlar senden razı bir haldeyken ayrılacaksın' dedi. [Ömer] şöyle cevap verdi: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arkadaşlığım ve onun benden razı olması konusuna gelince; o, Allah Teâlâ'nın bana lütfettiği bir ihsanıdır. Ebu Bekir ile arkadaşlığım ve onun benden razı olması konusuna gelince; o da Allah Celle Zikruhu'nun bana lütfettiği bir ihsanıdır. Benim şu gördüğün üzüntü ve endişem ise, senin ve senin arkadaşların (bu ümmetin sorumluluğu) içindir. Vallahi, eğer yeryüzü dolusu altınım olsaydı, onu görmeden önce Allah Azze ve Celle'nin azabından kurtulmak için feda ederdim.' Hammad b. Zeyd dedi ki: Eyyub, İbn Ebi Müleyke'den; [o da] İbn Abbas'tan [naklederek]: 'Ömer'in yanına bu (sözlerle) girdim' dedi.

3693. Hadis

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ النَّهْدِيُّ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَائِطٍ مِنْ حِيطَانِ الْمَدِينَةِ، فَجَاءَ رَجُلٌ فَاسْتَفْتَحَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ افْتَحْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَفَتَحْتُ لَهُ، فَإِذَا أَبُو بَكْرٍ، فَبَشَّرْتُهُ بِمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ، ثُمَّ جَاءَ رَجُلٌ فَاسْتَفْتَحَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ افْتَحْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَفَتَحْتُ لَهُ، فَإِذَا هُوَ عُمَرُ، فَأَخْبَرْتُهُ بِمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ، ثُمَّ اسْتَفْتَحَ رَجُلٌ، فَقَالَ لِي ‏"‏ افْتَحْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى تُصِيبُهُ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُثْمَانُ، فَأَخْبَرْتُهُ بِمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ ثُمَّ قَالَ اللَّهُ الْمُسْتَعَانُ‏.‏

Yusuf b. Musa bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Üsame bize tahdis etti. [O] dedi ki: Osman b. Gıyâs bana tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Osman en-Nehdî bize tahdis etti. [O], Ebu Musa [el-Eş'arî] radıyallahu anh'dan [nakletti]. [Ebu Musa] dedi ki: Medine bahçelerinden birinde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdim. Bir adam gelip (kapının) açılmasını istedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Onun için (kapıyı) aç ve onu cennetle müjdele' buyurdu. Onun için açtım; bir de baktım ki o Ebu Bekir imiş. Onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in söylediği ile müjdeledim, o da Allah'a hamdetti. Sonra başka bir adam gelip açılmasını istedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Onun için aç ve onu cennetle müjdele' buyurdu. Onun için açtım; bir de baktım ki o Ömer imiş. Onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in söylediği ile haber verdim (müjdeledim), o da Allah'a hamdetti. Sonra bir adam (daha) açılmasını istedi. [Nebi] bana: 'Onun için aç ve başına gelecek bir bela üzerine onu cennetle müjdele' buyurdu. Bir de baktım ki o Osman imiş. Ona Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in buyurduğunu haber verdim. O da Allah'a hamdetti ve sonra: 'Allah'tan yardım istenir (Allahul-müsteân)' dedi.

3694. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَيْوَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو عَقِيلٍ، زُهْرَةُ بْنُ مَعْبَدٍ أَنَّهُ سَمِعَ جَدَّهُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ هِشَامٍ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ آخِذٌ بِيَدِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ‏.‏

Yahya b. Süleyman bize tahdis etti. [O] dedi ki: İbn Vehb bana tahdis etti. [O] dedi ki: Hayve bana haber verdi. [O] dedi ki: Ebu Akil Zühre b. Ma'bed bana tahdis etti ki; o, dedesi Abdullah b. Hişam'ı şöyle derken işitmiş: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdik; o sırada Ömer b. el-Hattab'ın elini tutmuştu.'

3695. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ حَائِطًا وَأَمَرَنِي بِحِفْظِ باب الْحَائِطِ، فَجَاءَ رَجُلٌ يَسْتَأْذِنُ، فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جَاءَ آخَرُ يَسْتَأْذِنُ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُمَرُ، ثُمَّ جَاءَ آخَرُ يَسْتَأْذِنُ، فَسَكَتَ هُنَيْهَةً ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى سَتُصِيبُهُ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ‏.‏ قَالَ حَمَّادٌ وَحَدَّثَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، وَعَلِيُّ بْنُ الْحَكَمِ، سَمِعَا أَبَا عُثْمَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي مُوسَى، بِنَحْوِهِ، وَزَادَ فِيهِ عَاصِمٌ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ قَاعِدًا فِي مَكَانٍ فِيهِ مَاءٌ، قَدِ انْكَشَفَتْ عَنْ رُكْبَتَيْهِ أَوْ رُكْبَتِهِ، فَلَمَّا دَخَلَ عُثْمَانُ غَطَّاهَا‏.‏

Süleyman b. Harb bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hammad bize tahdis etti. [O], Eyyub'dan; [o], Ebu Osman'dan; [o da] Ebu Musa [el-Eş'arî] radıyallahu anh'dan [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (Medine'deki) bir bahçeye girdi ve bana bahçenin kapısını korumamı emretti. Bir adam gelip izin istedi. [Nebi]: 'Ona izin ver ve onu cennetle müjdele' buyurdu. Bir de baktım ki o Ebu Bekir imiş. Sonra başka biri gelip izin istedi. [Nebi]: 'Ona izin ver ve onu cennetle müjdele' buyurdu. Bir de baktım ki o Ömer imiş. Sonra bir başkası gelip izin istedi. [Nebi] bir süre sustu ve sonra: 'Ona izin ver ve başına gelecek bir bela üzerine onu cennetle müjdele' buyurdu. Bir de baktım ki o Osman b. Affan imiş. Hammad dedi ki: Asım el-Ahvel ve Ali b. el-Hakem de Ebu Osman'dan, Ebu Musa aracılığıyla bunun bir benzerini işitip tahdis ettiler. Asım bu rivayette şu ziyadeyi ekledi: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem içinde su bulunan bir yerde oturuyordu, dizleri -veya dizi- açılmıştı. Osman içeri girince onları örttü.'

3696. Hadis

حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبِ بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ يُونُسَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ قَالاَ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تُكَلِّمَ عُثْمَانَ لأَخِيهِ الْوَلِيدِ فَقَدْ أَكْثَرَ النَّاسُ فِيهِ‏.‏ فَقَصَدْتُ لِعُثْمَانَ حَتَّى خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ، قُلْتُ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً، وَهِيَ نَصِيحَةٌ لَكَ‏.‏ قَالَ يَا أَيُّهَا الْمَرْءُ ـ قَالَ مَعْمَرٌ أُرَاهُ قَالَ ـ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ‏.‏ فَانْصَرَفْتُ، فَرَجَعْتُ إِلَيْهِمْ إِذْ جَاءَ رَسُولُ عُثْمَانَ فَأَتَيْتُهُ، فَقَالَ مَا نَصِيحَتُكَ فَقُلْتُ إِنَّ اللَّهَ سُبْحَانَهُ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ، وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ، وَكُنْتَ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ، فَهَاجَرْتَ الْهِجْرَتَيْنِ، وَصَحِبْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَأَيْتَ هَدْيَهُ، وَقَدْ أَكْثَرَ النَّاسُ فِي شَأْنِ الْوَلِيدِ‏.‏ قَالَ أَدْرَكْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ لاَ وَلَكِنْ خَلَصَ إِلَىَّ مِنْ عِلْمِهِ مَا يَخْلُصُ إِلَى الْعَذْرَاءِ فِي سِتْرِهَا‏.‏ قَالَ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ، فَكُنْتُ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ وَآمَنْتُ بِمَا بُعِثَ بِهِ، وَهَاجَرْتُ الْهِجْرَتَيْنِ كَمَا قُلْتَ، وَصَحِبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَايَعْتُهُ، فَوَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ، ثُمَّ أَبُو بَكْرٍ مِثْلُهُ، ثُمَّ عُمَرُ مِثْلُهُ، ثُمَّ اسْتُخْلِفْتُ، أَفَلَيْسَ لِي مِنَ الْحَقِّ مِثْلُ الَّذِي لَهُمْ قُلْتُ بَلَى‏.‏ قَالَ فَمَا هَذِهِ الأَحَادِيثُ الَّتِي تَبْلُغُنِي عَنْكُمْ أَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ شَأْنِ الْوَلِيدِ، فَسَنَأْخُذُ فِيهِ بِالْحَقِّ إِنْ شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ دَعَا عَلِيًّا فَأَمَرَهُ أَنْ يَجْلِدَهُ فَجَلَدَهُ ثَمَانِينَ‏.‏

Ahmed b. Şebib b. Said bana tahdis etti. [O] dedi ki: Babam bana tahdis etti. [O], Yunus'tan [nakletti]. [O] dedi ki: İbn Şihab dedi ki: Urve bana haber verdi ki; Ubeydullah b. Adiy b. el-Hıyar ona şöyle haber vermiş: Misver b. Mahreme ve Abdurrahman b. el-Esvet b. Abdiyegus (bana): 'Kardeşi el-Velid (b. Ukbe) hakkında Osman ile konuşmana engel olan nedir? Zira insanlar onun (yaptıkları) hakkında çokça konuşmaya başladılar' dediler. Bunun üzerine namaza çıkıncaya kadar Osman'ı bekledim. (Çıkınca): 'Sana bir ihtiyacım var, o da sana bir nasihatimdir' dedim. [Osman]: 'Ey kişi!' dedi -Ravi Ma'mer: 'Zannedersem (Osman): 'Senden Allah'a sığınırım' dedi' diye ekledi-. (Ubeydullah dedi ki): Oradan uzaklaştım. Onların yanına döndüğüm sırada Osman'ın elçisi geldi. Onun yanına vardım. [Osman]: 'Nasihatin nedir?' diye sordu. Ben de: 'Şüphesiz Allah Subhânehu, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i hak ile gönderdi ve ona Kitab'ı indirdi. Sen de Allah ve Resulüne icabet edenlerden oldun. İki hicret yaptın, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arkadaşlık ettin ve onun hidayetini gördün. Oysa şimdi insanlar el-Velid'in durumu hakkında çokça konuşuyorlar' dedim. [Osman]: 'Sen Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e yetiştin mi?' dedi. Ben: 'Hayır, lakin onun ilmi, perdesi arkasındaki bakire kıza ulaştığı gibi bana da ulaştı' dedim. Bunun üzerine [Osman] şöyle dedi: 'Amma ba'du! Şüphesiz Allah, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i hak ile gönderdi. Ben de Allah ve Resulüne icabet edenlerden oldum, onun getirmiş olduğu şeye iman ettim. Senin de dediğin gibi iki hicret yaptım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber bulundum ve ona biat ettim. Vallahi, Allah onu vefat ettirinceye kadar ona ne isyan ettim ne de ona hıyanet (aldatma) ettim. Sonra Ebu Bekir için de durum aynıydı (ona da sadık kaldım). Sonra Ömer için de durum aynıydı. Sonra ben halife seçildim. Peki, onların sahip olduğu hakların bir misli benim için de yok mudur?' Ben: 'Evet (vardır)' dedim. [Osman]: 'Peki öyleyse sizden bana ulaşan bu sözler de nedir? el-Velid'in durumu hakkında zikrettiğin şeye gelince; Allah dilerse o konuda hak ne ise onu uygulayacağız' dedi. Sonra Ali'yi çağırdı ve ona [Velid'i] kamçılamasını emretti. (Ali de) ona seksen kamçı vurdu.

3697. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ بَزِيغٍ، حَدَّثَنَا شَاذَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ الْمَاجِشُونُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا فِي زَمَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لاَ نَعْدِلُ بِأَبِي بَكْرٍ أَحَدًا ثُمَّ عُمَرَ ثُمَّ عُثْمَانَ، ثُمَّ نَتْرُكُ أَصْحَابَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لاَ نُفَاضِلُ بَيْنَهُمْ‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ اللَّهِ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ‏.‏

Muhammed b. Hatim b. Bezîğ bana tahdis etti. [O dedi ki]: Şâzân bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdülaziz b. Ebi Seleme el-Mâcişûn bize tahdis etti. [O], Ubeydullah'tan; [o], Nafi'den; [o da] İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında hiçbir kimseyi Ebu Bekir ile bir tutmazdık. Sonra Ömer'i, sonra Osman'ı (üstün tutardık). Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in (diğer) ashabını kendi hallerine bırakır, aralarında bir fazilet sıralaması yapmazdık. Abdullah, bunu Abdülaziz'den [naklederek] takip etti.

3698. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ ـ هُوَ ابْنُ مَوْهَبٍ ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مَنْ أَهْلِ مِصْرَ حَجَّ الْبَيْتَ فَرَأَى قَوْمًا جُلُوسًا، فَقَالَ مَنْ هَؤُلاَءِ الْقَوْمُ قَالَ هَؤُلاَءِ قُرَيْشٌ‏.‏ قَالَ فَمَنِ الشَّيْخُ فِيهِمْ قَالُوا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ‏.‏ قَالَ يَا ابْنَ عُمَرَ إِنِّي سَائِلُكَ عَنْ شَىْءٍ فَحَدِّثْنِي هَلْ تَعْلَمُ أَنَّ عُثْمَانَ فَرَّ يَوْمَ أُحُدٍ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ تَعْلَمُ أَنَّهُ تَغَيَّبَ عَنْ بَدْرٍ وَلَمْ يَشْهَدْ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ تَعْلَمُ أَنَّهُ تَغَيَّبَ عَنْ بَيْعَةِ الرُّضْوَانِ فَلَمْ يَشْهَدْهَا قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ اللَّهُ أَكْبَرُ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُمَرَ تَعَالَ أُبَيِّنْ لَكَ أَمَّا فِرَارُهُ يَوْمَ أُحُدٍ فَأَشْهَدُ أَنَّ اللَّهَ عَفَا عَنْهُ وَغَفَرَ لَهُ، وَأَمَّا تَغَيُّبُهُ عَنْ بَدْرٍ، فَإِنَّهُ كَانَتْ تَحْتَهُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَتْ مَرِيضَةً، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ لَكَ أَجْرَ رَجُلٍ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا وَسَهْمَهُ ‏"‏‏.‏ وَأَمَّا تَغَيُّبُهُ عَنْ بَيْعَةِ الرُّضْوَانِ فَلَوْ كَانَ أَحَدٌ أَعَزَّ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ عُثْمَانَ لَبَعَثَهُ مَكَانَهُ فَبَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عُثْمَانَ وَكَانَتْ بَيْعَةُ الرُّضْوَانِ بَعْدَ مَا ذَهَبَ عُثْمَانُ إِلَى مَكَّةَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ الْيُمْنَى ‏"‏ هَذِهِ يَدُ عُثْمَانَ ‏"‏‏.‏ فَضَرَبَ بِهَا عَلَى يَدِهِ، فَقَالَ ‏"‏ هَذِهِ لِعُثْمَانَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لَهُ ابْنُ عُمَرَ اذْهَبْ بِهَا الآنَ مَعَكَ‏.‏

Musa b. İsmail bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Avâne bize tahdis etti. [O dedi ki]: Osman -ki o İbn Mevheb'dir- bize tahdis edip dedi ki: Mısır halkından bir adam gelip Beyt'i (Kabe'yi) hac etti. Oturan bir topluluk gördü ve: 'Şu topluluk kimdir?' dedi. 'Onlar Kureyş'tir' dediler. 'İçlerindeki şu yaşlı zat kimdir?' dedi. 'Abdullah b. Ömer'dir' dediler. [Adam]: 'Ey İbn Ömer! Sana bir şey soracağım, bana haber ver: Osman'ın Uhud günü (savaştan) kaçtığını biliyor musun?' dedi. [İbn Ömer]: 'Evet' dedi. [Adam]: 'Onun Bedir'de bulunmadığını ve ona şahitlik etmediğini biliyor musun?' dedi. [İbn Ömer]: 'Evet' dedi. [Adam]: 'Onun Bey'atü'r-Rıdvan'da bulunmadığını ve ona şahitlik etmediğini biliyor musun?' dedi. [İbn Ömer]: 'Evet' dedi. Bunun üzerine adam (sevinçle): 'Allahü Ekber!' dedi. İbn Ömer (ona): 'Gel, sana (bunların sebeplerini) açıklayayım' dedi: 'Onun Uhud günü kaçması meselesine gelince; ben şehadet ederim ki Allah onu affetti ve onu bağışladı. Bedir'de bulunmaması ise; nikahı altında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kızı (Rukiye) vardı ve o hastaydı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: 'Senin için, Bedir'e katılan bir adamın ecri ve (ganimetten alacağı) payı vardır' buyurdu. Bey'atü'r-Rıdvan'da bulunmamasına gelince; eğer Mekke'nin içinde (Kureyş nezdinde) Osman'dan daha aziz (itibarlı) biri olsaydı, [Nebi] onun yerine onu gönderirdi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (elçi olarak) Osman'ı gönderdi. Bey'atü'r-Rıdvan da ancak Osman Mekke'ye gittikten sonra (onun öldürüldüğü haberi üzerine) yapıldı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sağ elini (göstererek): 'Bu Osman'ın elidir' buyurdu ve onu diğer eline vurdu (onun adına biat etti) ve: 'Bu (biat) Osman içindir' buyurdu.' Sonra İbn Ömer adama: 'Şimdi bu (açıklamaları) al da beraberinde götür (insanlara anlat)!' dedi.

3699. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُمْ قَالَ صَعِدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أُحُدًا، وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ، فَرَجَفَ وَقَالَ ‏ "‏ اسْكُنْ أُحُدُ ـ أَظُنُّهُ ضَرَبَهُ بِرِجْلِهِ ـ فَلَيْسَ عَلَيْكَ إِلاَّ نَبِيٌّ وَصِدِّيقٌ وَشَهِيدَانِ ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya bize tahdis etti. [O], Said'den; [o], Katade'den [nakletti] ki; Enes radıyallahu anh onlara şöyle tahdis etmiş: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem beraberinde Ebu Bekir, Ömer ve Osman olduğu halde Uhud (dağına) çıktı. Dağ onları (üzerindeyken) sarstı. [Nebi]: 'Sakin ol ey Uhud!' buyurdu -zannedersem ayağıyla da vurdu-. 'Zira senin üzerinde bir nebi, bir sıddık ve iki de şehit vardır' dedi.

3700. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبْلَ أَنْ يُصَابَ بِأَيَّامٍ بِالْمَدِينَةِ وَقَفَ عَلَى حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ وَعُثْمَانَ بْنِ حُنَيْفٍ، قَالَ كَيْفَ فَعَلْتُمَا أَتَخَافَانِ أَنْ تَكُونَا قَدْ حَمَّلْتُمَا الأَرْضَ مَا لاَ تُطِيقُ قَالاَ حَمَّلْنَاهَا أَمْرًا هِيَ لَهُ مُطِيقَةٌ، مَا فِيهَا كَبِيرُ فَضْلٍ‏.‏ قَالَ انْظُرَا أَنْ تَكُونَا حَمَّلْتُمَا الأَرْضَ مَا لاَ تُطِيقُ، قَالَ قَالاَ لاَ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لَئِنْ سَلَّمَنِي اللَّهُ لأَدَعَنَّ أَرَامِلَ أَهْلِ الْعِرَاقِ لاَ يَحْتَجْنَ إِلَى رَجُلٍ بَعْدِي أَبَدًا‏.‏ قَالَ فَمَا أَتَتْ عَلَيْهِ إِلاَّ رَابِعَةٌ حَتَّى أُصِيبَ‏.‏ قَالَ إِنِّي لَقَائِمٌ مَا بَيْنِي وَبَيْنَهُ إِلاَّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ غَدَاةَ أُصِيبَ، وَكَانَ إِذَا مَرَّ بَيْنَ الصَّفَّيْنِ قَالَ اسْتَوُوا‏.‏ حَتَّى إِذَا لَمْ يَرَ فِيهِنَّ خَلَلاً تَقَدَّمَ فَكَبَّرَ، وَرُبَّمَا قَرَأَ سُورَةَ يُوسُفَ، أَوِ النَّحْلَ، أَوْ نَحْوَ ذَلِكَ، فِي الرَّكْعَةِ الأُولَى حَتَّى يَجْتَمِعَ النَّاسُ، فَمَا هُوَ إِلاَّ أَنْ كَبَّرَ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ قَتَلَنِي ـ أَوْ أَكَلَنِي ـ الْكَلْبُ‏.‏ حِينَ طَعَنَهُ، فَطَارَ الْعِلْجُ بِسِكِّينٍ ذَاتِ طَرَفَيْنِ لاَ يَمُرُّ عَلَى أَحَدٍ يَمِينًا وَلاَ شِمَالاً إِلاَّ طَعَنَهُ حَتَّى طَعَنَ ثَلاَثَةَ عَشَرَ رَجُلاً، مَاتَ مِنْهُمْ سَبْعَةٌ، فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، طَرَحَ عَلَيْهِ بُرْنُسًا، فَلَمَّا ظَنَّ الْعِلْجُ أَنَّهُ مَأْخُوذٌ نَحَرَ نَفْسَهُ، وَتَنَاوَلَ عُمَرُ يَدَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ فَقَدَّمَهُ، فَمَنْ يَلِي عُمَرَ فَقَدْ رَأَى الَّذِي أَرَى، وَأَمَّا نَوَاحِي الْمَسْجِدِ فَإِنَّهُمْ لاَ يَدْرُونَ غَيْرَ أَنَّهُمْ قَدْ فَقَدُوا صَوْتَ عُمَرَ وَهُمْ يَقُولُونَ سُبْحَانَ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ‏.‏ فَصَلَّى بِهِمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ صَلاَةً خَفِيفَةً، فَلَمَّا انْصَرَفُوا‏.‏ قَالَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ، انْظُرْ مَنْ قَتَلَنِي‏.‏ فَجَالَ سَاعَةً، ثُمَّ جَاءَ، فَقَالَ غُلاَمُ الْمُغِيرَةِ‏.‏ قَالَ الصَّنَعُ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ قَاتَلَهُ اللَّهُ لَقَدْ أَمَرْتُ بِهِ مَعْرُوفًا، الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَمْ يَجْعَلْ مَنِيَّتِي بِيَدِ رَجُلٍ يَدَّعِي الإِسْلاَمَ، قَدْ كُنْتَ أَنْتَ وَأَبُوكَ تُحِبَّانِ أَنْ تَكْثُرَ الْعُلُوجُ بِالْمَدِينَةِ وَكَانَ ‏{‏الْعَبَّاسُ‏}‏ أَكْثَرَهُمْ رَقِيقًا‏.‏ فَقَالَ إِنْ شِئْتَ فَعَلْتُ‏.‏ أَىْ إِنْ شِئْتَ قَتَلْنَا‏.‏ قَالَ كَذَبْتَ، بَعْدَ مَا تَكَلَّمُوا بِلِسَانِكُمْ، وَصَلَّوْا قِبْلَتَكُمْ وَحَجُّوا حَجَّكُمْ فَاحْتُمِلَ إِلَى بَيْتِهِ فَانْطَلَقْنَا مَعَهُ، وَكَأَنَّ النَّاسَ لَمْ تُصِبْهُمْ مُصِيبَةٌ قَبْلَ يَوْمَئِذٍ، فَقَائِلٌ يَقُولُ لاَ بَأْسَ‏.‏ وَقَائِلٌ يَقُولُ أَخَافُ عَلَيْهِ، فَأُتِيَ بِنَبِيذٍ فَشَرِبَهُ فَخَرَجَ مِنْ جَوْفِهِ، ثُمَّ أُتِيَ بِلَبَنٍ فَشَرِبَهُ فَخَرَجَ مِنْ جُرْحِهِ، فَعَلِمُوا أَنَّهُ مَيِّتٌ، فَدَخَلْنَا عَلَيْهِ، وَجَاءَ النَّاسُ يُثْنُونَ عَلَيْهِ، وَجَاءَ رَجُلٌ شَابٌّ، فَقَالَ أَبْشِرْ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ بِبُشْرَى اللَّهِ لَكَ مِنْ صُحْبَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدَمٍ فِي الإِسْلاَمِ مَا قَدْ عَلِمْتَ، ثُمَّ وَلِيتَ فَعَدَلْتَ، ثُمَّ شَهَادَةٌ‏.‏ قَالَ وَدِدْتُ أَنَّ ذَلِكَ كَفَافٌ لاَ عَلَىَّ وَلاَ لِي‏.‏ فَلَمَّا أَدْبَرَ، إِذَا إِزَارُهُ يَمَسُّ الأَرْضَ‏.‏ قَالَ رُدُّوا عَلَىَّ الْغُلاَمَ قَالَ ابْنَ أَخِي ارْفَعْ ثَوْبَكَ، فَإِنَّهُ أَبْقَى لِثَوْبِكَ وَأَتْقَى لِرَبِّكَ، يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ انْظُرْ مَا عَلَىَّ مِنَ الدَّيْنِ‏.‏ فَحَسَبُوهُ فَوَجَدُوهُ سِتَّةً وَثَمَانِينَ أَلْفًا أَوْ نَحْوَهُ، قَالَ إِنْ وَفَى لَهُ مَالُ آلِ عُمَرَ، فَأَدِّهِ مِنْ أَمْوَالِهِمْ، وَإِلاَّ فَسَلْ فِي بَنِي عَدِيِّ بْنِ كَعْبٍ، فَإِنْ لَمْ تَفِ أَمْوَالُهُمْ فَسَلْ فِي قُرَيْشٍ، وَلاَ تَعْدُهُمْ إِلَى غَيْرِهِمْ، فَأَدِّ عَنِّي هَذَا الْمَالَ، انْطَلِقْ إِلَى عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ فَقُلْ يَقْرَأُ عَلَيْكِ عُمَرُ السَّلاَمَ‏.‏ وَلاَ تَقُلْ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ‏.‏ فَإِنِّي لَسْتُ الْيَوْمَ لِلْمُؤْمِنِينَ أَمِيرًا، وَقُلْ يَسْتَأْذِنُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَنْ يُدْفَنَ مَعَ صَاحِبَيْهِ‏.‏ فَسَلَّمَ وَاسْتَأْذَنَ، ثُمَّ دَخَلَ عَلَيْهَا، فَوَجَدَهَا قَاعِدَةً تَبْكِي فَقَالَ يَقْرَأُ عَلَيْكِ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ السَّلاَمَ وَيَسْتَأْذِنُ أَنْ يُدْفَنَ مَعَ صَاحِبَيْهِ‏.‏ فَقَالَتْ كُنْتُ أُرِيدُهُ لِنَفْسِي، وَلأُوثِرَنَّ بِهِ الْيَوْمَ عَلَى نَفْسِي‏.‏ فَلَمَّا أَقْبَلَ قِيلَ هَذَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ قَدْ جَاءَ‏.‏ قَالَ ارْفَعُونِي، فَأَسْنَدَهُ رَجُلٌ إِلَيْهِ، فَقَالَ مَا لَدَيْكَ قَالَ الَّذِي تُحِبُّ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَذِنَتْ‏.‏ قَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ، مَا كَانَ مِنْ شَىْءٍ أَهَمُّ إِلَىَّ مِنْ ذَلِكَ، فَإِذَا أَنَا قَضَيْتُ فَاحْمِلُونِي ثُمَّ سَلِّمْ فَقُلْ يَسْتَأْذِنُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، فَإِنْ أَذِنَتْ لِي فَأَدْخِلُونِي، وَإِنْ رَدَّتْنِي رُدُّونِي إِلَى مَقَابِرِ الْمُسْلِمِينَ‏.‏ وَجَاءَتْ أُمُّ الْمُؤْمِنِينَ حَفْصَةُ وَالنِّسَاءُ تَسِيرُ مَعَهَا، فَلَمَّا رَأَيْنَاهَا قُمْنَا، فَوَلَجَتْ عَلَيْهِ فَبَكَتْ عِنْدَهُ سَاعَةً، وَاسْتَأْذَنَ الرِّجَالُ، فَوَلَجَتْ دَاخِلاً لَهُمْ، فَسَمِعْنَا بُكَاءَهَا مِنَ الدَّاخِلِ‏.‏ فَقَالُوا أَوْصِ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اسْتَخْلِفْ‏.‏ قَالَ مَا أَجِدُ أَحَقَّ بِهَذَا الأَمْرِ مِنْ هَؤُلاَءِ النَّفَرِ أَوِ الرَّهْطِ الَّذِينَ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ عَنْهُمْ رَاضٍ‏.‏ فَسَمَّى عَلِيًّا وَعُثْمَانَ وَالزُّبَيْرَ وَطَلْحَةَ وَسَعْدًا وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ وَقَالَ يَشْهَدُكُمْ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ وَلَيْسَ لَهُ مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ ـ كَهَيْئَةِ التَّعْزِيَةِ لَهُ ـ فَإِنْ أَصَابَتِ الإِمْرَةُ سَعْدًا فَهْوَ ذَاكَ، وَإِلاَّ فَلْيَسْتَعِنْ بِهِ أَيُّكُمْ مَا أُمِّرَ، فَإِنِّي لَمْ أَعْزِلْهُ عَنْ عَجْزٍ وَلاَ خِيَانَةٍ وَقَالَ أُوصِي الْخَلِيفَةَ مِنْ بَعْدِي بِالْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ أَنْ يَعْرِفَ لَهُمْ حَقَّهُمْ، وَيَحْفَظَ لَهُمْ حُرْمَتَهُمْ، وَأُوصِيهِ بِالأَنْصَارِ خَيْرًا، الَّذِينَ تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ، أَنْ يُقْبَلَ مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَأَنْ يُعْفَى عَنْ مُسِيئِهِمْ، وَأُوصِيهِ بِأَهْلِ الأَمْصَارِ خَيْرًا فَإِنَّهُمْ رِدْءُ الإِسْلاَمِ، وَجُبَاةُ الْمَالِ، وَغَيْظُ الْعَدُوِّ، وَأَنْ لاَ يُؤْخَذَ مِنْهُمْ إِلاَّ فَضْلُهُمْ عَنْ رِضَاهُمْ، وَأُوصِيهِ بِالأَعْرَابِ خَيْرًا، فَإِنَّهُمْ أَصْلُ الْعَرَبِ وَمَادَّةُ الإِسْلاَمِ أَنْ يُؤْخَذَ مِنْ حَوَاشِي أَمْوَالِهِمْ وَتُرَدَّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ، وَأُوصِيهِ بِذِمَّةِ اللَّهِ وَذِمَّةِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُوفَى لَهُمْ بِعَهْدِهِمْ، وَأَنْ يُقَاتَلَ مِنْ وَرَائِهِمْ، وَلاَ يُكَلَّفُوا إِلاَّ طَاقَتَهُمْ‏.‏ فَلَمَّا قُبِضَ خَرَجْنَا بِهِ فَانْطَلَقْنَا نَمْشِي فَسَلَّمَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ قَالَ يَسْتَأْذِنُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ‏.‏ قَالَتْ أَدْخِلُوهُ‏.‏ فَأُدْخِلَ، فَوُضِعَ هُنَالِكَ مَعَ صَاحِبَيْهِ، فَلَمَّا فُرِغَ مِنْ دَفْنِهِ اجْتَمَعَ هَؤُلاَءِ الرَّهْطُ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ اجْعَلُوا أَمْرَكُمْ إِلَى ثَلاَثَةٍ مِنْكُمْ‏.‏ فَقَالَ الزُّبَيْرُ قَدْ جَعَلْتُ أَمْرِي إِلَى عَلِيٍّ‏.‏ فَقَالَ طَلْحَةُ قَدْ جَعَلْتُ أَمْرِي إِلَى عُثْمَانَ‏.‏ وَقَالَ سَعْدٌ قَدْ جَعَلْتُ أَمْرِي إِلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ أَيُّكُمَا تَبَرَّأَ مِنْ هَذَا الأَمْرِ فَنَجْعَلُهُ إِلَيْهِ، وَاللَّهُ عَلَيْهِ وَالإِسْلاَمُ لَيَنْظُرَنَّ أَفْضَلَهُمْ فِي نَفْسِهِ‏.‏ فَأُسْكِتَ الشَّيْخَانِ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ أَفَتَجْعَلُونَهُ إِلَىَّ، وَاللَّهُ عَلَىَّ أَنْ لاَ آلُوَ عَنْ أَفْضَلِكُمْ قَالاَ نَعَمْ، فَأَخَذَ بِيَدِ أَحَدِهِمَا فَقَالَ لَكَ قَرَابَةٌ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالْقَدَمُ فِي الإِسْلاَمِ مَا قَدْ عَلِمْتَ، فَاللَّهُ عَلَيْكَ لَئِنْ أَمَّرْتُكَ لَتَعْدِلَنَّ، وَلَئِنْ أَمَّرْتُ عُثْمَانَ لَتَسْمَعَنَّ وَلَتُطِيعَنَّ‏.‏ ثُمَّ خَلاَ بِالآخَرِ فَقَالَ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ، فَلَمَّا أَخَذَ الْمِيثَاقَ قَالَ ارْفَعْ يَدَكَ يَا عُثْمَانُ‏.‏ فَبَايَعَهُ، فَبَايَعَ لَهُ عَلِيٌّ، وَوَلَجَ أَهْلُ الدَّارِ فَبَايَعُوهُ‏.‏

Musa b. İsmail bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Avâne bize tahdis etti. [O], Husayn'dan; [o da] Amr b. Meymun'dan [nakletti]. [Amr] dedi ki: Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh'ı hançerlenmesinden birkaç gün önce Medine'de Huzeyfe b. el-Yeman ve Osman b. Huneyf'in yanında dururken gördüm. Onlara: 'Nasıl yaptınız? (Vergilendirme hususunda) toprağa gücünün yetmeyeceği bir şeyi yüklemiş olmaktan korkuyor musunuz?' dedi. Onlar: 'Biz ona gücünün yeteceği bir şeyi yükledik, onda (fazla bir ağırlık) yoktur' dediler. [Ömer]: 'Toprağa gücünün yetmeyeceği bir şeyi yükleyip yüklemediğinize iyi bakın' dedi. Onlar (tekrar): 'Hayır (yüklemedik)' dediler. Bunun üzerine Ömer: 'Andolsun ki eğer Allah beni sağ salim yaşatırsa, Irak'ın dullarını benden sonra hiçbir adama muhtaç olmayacak bir halde bırakacağım' dedi. [Ravi] dedi ki: Bu konuşmanın üzerinden ancak dört gün geçmişti ki hançerlendi. [Amr] dedi ki: Hançerlendiği sabah onunla benim aramda sadece Abdullah b. Abbas vardı. Saf bağlandığı zaman (safların arasından geçerken): 'Dosdoğru olun!' derdi. Saflarda bir eksiklik (kopukluk) görmediği zaman öne geçer ve tekbir getirirdi. İnsanlar toplanıncaya kadar ilk rekatta bazen Yusuf Suresi'ni, bazen Nahl Suresi'ni veya benzerini okurdu. O sabah tekbir getirir getirmez onun: 'Köpek beni öldürdü -veya yedi-!' dediğini işittim; o anda [Ebu Lü'lüe] onu hançerlemişti. O elç (köle), iki ağızlı bir bıçakla (sağa sola saldırarak) kaçmaya başladı. Sağından veya solundan kimin yanından geçse onu hançerliyordu. Nihayet on üç kişiyi hançerledi, bunlardan yedisi vefat etti. Müslümanlardan bir adam bunu görünce onun üzerine (başına geçirmek için) bir bürnus (kukuletalı pelerin) attı. Elç yakalanacağını anlayınca kendi boğazını keserek intihar etti. Ömer, Abdurrahman b. Avf'ın elini tuttu ve onu (namazı kıldırması için) öne geçirdi. Ömer'in hemen arkasında olanlar benim gördüğümü gördüler. Mescidin diğer taraflarında olanlar ise Ömer'in sesini kaybetmekten başka bir şey bilmiyorlardı ve: 'Sübhanallah, sübhanallah' diyorlardı. Abdurrahman onlara (namazı) hafif bir şekilde kıldırdı. Namazdan çıkınca [Ömer]: 'Ey İbn Abbas! Bak bakalım beni kim öldürdü?' dedi. [İbn Abbas] bir süre dolaştıktan sonra geldi ve: 'Muğire'nin kölesi' dedi. [Ömer]: 'Şu sanatkar olan mı?' dedi. [İbn Abbas]: 'Evet' dedi. [Ömer]: 'Allah onu kahretsin! Ben ona iyilik yapılmasını emretmiştim. Benim ölümümü Müslüman olduğunu iddia eden bir adamın eliyle kılmayan Allah'a hamdolsun! Sen ve baban (Abbas), Medine'de elçlerin (gayrimüslim kölelerin) çoğalmasını isterdiniz.' -Zira en çok kölesi olan Abbas idi-. [İbn Abbas]: 'Eğer istersen yaparım (onları öldürürüz)' dedi. [Ömer]: 'Yalan söylüyorsun (bunu yapamazsın)! Onlar sizin dilinizle konuşup, sizin kıblenize namaz kılıp ve sizin haccınızla hac ettikten sonra mı (öldüreceksiniz)?' dedi. Sonra evine taşındı, biz de onunla beraber gittik. İnsanların başına sanki o güne kadar hiç musibet gelmemiş gibiydi. Kimi: 'Bir şey olmaz (iyileşir)' diyor, kimi de: 'Onun için korkuyorum' diyordu. Ona nebiz getirildi, içti fakat karnından (yarasından) çıktı. Sonra süt getirildi, içti fakat o da yarasından çıktı. Bunun üzerine (insanlar) onun vefat edeceğini anladılar. Yanına girdik, insanlar gelip onu sena ediyorlardı (övüyorlardı). Genç bir adam geldi ve: 'Müjdeler olsun sana ey Müminlerin Emiri! Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arkadaşlığın ve İslam'daki (hizmetlerin) gibi Allah'ın sana olan müjdeleriyle [sevin]. Sonra yönetimi üstlendin ve adaletli davrandın, sonra da şehitlik [nasip oldu]' dedi. [Ömer]: 'Keşke bunlar (terazide) ne lehime ne de aleyhime tam denk gelseydi!' dedi. Genç adam arkasını dönüp giderken izarının (fistanının) yere değdiği görüldü. [Ömer]: 'Genci bana geri çağırın' dedi. (Gelince): 'Ey kardeşimin oğlu! Elbiseni yukarı kaldır; zira bu, elbisen için daha temiz, Rabbin için de daha takvalı bir davranıştır' dedi. (Sonra): 'Ey Abdullah b. Ömer! Bak bakalım üzerimde ne kadar borç var?' dedi. Hesapladılar ve seksen altı bin (dirhem) civarında bulduk. [Ömer]: 'Eğer Ömer ailesinin malı bunu ödemeye yeterse, onların mallarından öde. Yetmezse Adiy b. Ka'b oğullarından iste. Eğer onların malları da yetmezse Kureyş'ten iste ve onlardan başkasına geçme. Bu malı benim adıma öde. Müminlerin annesi Aişe'ye git ve: 'Ömer sana selam söylüyor' de. 'Müminlerin Emiri' deme; zira ben bugün artık müminlerin emiri değilim. Ve ona: 'Ömer b. el-Hattab iki arkadaşının yanına defnedilmek için izin istiyor' de' buyurdu. [Abdullah] selam verdi ve izin istedi, sonra yanına girdi. Onu oturmuş ağlar bir halde buldu. 'Ömer b. el-Hattab sana selam söylüyor ve iki arkadaşının yanına defnedilmek için izin istiyor' dedi. [Aişe]: 'Orayı kendim için istiyordum, fakat bugün onu kendi nefsime tercih ediyorum' dedi. [Abdullah] dönünce: 'İşte Abdullah b. Ömer geldi' dediler. [Ömer]: 'Beni kaldırın' dedi. Bir adam onu kendisine yasladı. [Ömer]: 'Yanında ne haber var?' dedi. [Abdullah]: 'İstediğin haber var ey Müminlerin Emiri! İzin verdi' dedi. [Ömer]: 'Elhamdülillah! Benim için bundan daha önemli bir şey yoktu. Vefat ettiğim zaman beni (oraya) taşıyın, sonra (tekrar) selam verip: 'Ömer b. el-Hattab izin istiyor' de. Eğer bana izin verirse beni içeri koyun, eğer beni geri çevirirse beni Müslümanların mezarlığına geri götürün' dedi. Derken Müminlerin annesi Hafsa ve beraberindeki kadınlar geldiler. Onu gördüğümüzde (saygıdan) ayağa kalktık. (Hafsa) babasının yanına girdi ve bir süre onun yanında ağladı. Adamlar izin isteyince (Hafsa) iç tarafa (kadınların yanına) geçti, içeriden ağlama sesini işitiyorduk. (Ashab): 'Ey Müminlerin Emiri! Vasiyette bulun, birini halife ata' dediler. [Ömer]: 'Ben bu işe, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendilerinden razı olarak vefat ettiği şu topluluktan (heyetten) daha layık kimse bulamıyorum' dedi ve Ali, Osman, Zübeyr, Talha, Sa'd ve Abdurrahman'ın isimlerini saydı. (Devamla): 'Abdullah b. Ömer de size şahitlik etsin, ancak yönetimden (seçilme hakkından) ona hiçbir pay yoktur' dedi -bu sözü onu teselli etmek için söylemişti-. 'Eğer emirlik Sa'd'a isabet ederse (o seçilirse) zaten odur. Yoksa içinizden kim emir seçilirse ondan (Sa'd'dan) yardım istesin; zira ben onu (Kûfe valiliğinden) bir acziyet veya hıyanet sebebiyle azletmemiştim' dedi. (Vasiyetine devamla): 'Benden sonraki halifeye; ilk Muhacirlerin hakkını tanımasını ve onların onurunu korumasını vasiyet ediyorum. Yine ona Ensar'a hayırla (muamele etmesini) vasiyet ediyorum ki; onlar Muhacirlerden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlamış ve imana girmişlerdir. Onların iyilik yapanlarından (iyiliği) kabul etsin, kötülük yapanlarını ise affetsin. Şehir halkına (Ehl-i Emsâr) hayırla muamele etmesini vasiyet ediyorum; zira onlar İslam'ın koruyucuları, mal toplayanları ve düşmanın öfkesidirler. Onlardan sadece ihtiyaç fazlası olanı ve rızalarıyla alsın. Bedevilere (A'râb) hayırla muamele etmesini vasiyet ediyorum; zira onlar Arapların aslı ve İslam'ın maddesidirler. Onların mallarının zekatını (kenarlarından/fazlasından) alsın ve fakirlerine geri versin. Ona, Allah'ın ve Resulünün zimmetinde (korumasında) olanlara (Ehl-i Kitap) hayırla muamele etmesini, onlara verilen sözlerin tutulmasını, arkalarında durup (düşmana karşı) savaşılmasını ve onlara güçlerinin üzerinde yük yüklenmemesini vasiyet ediyorum' dedi. Vefat edince onu çıkardık ve yürüyerek (Aişe'ye) gittik. Abdullah b. Ömer selam verip: 'Ömer b. el-Hattab izin istiyor' dedi. [Aişe]: 'Onu içeri alın' dedi. İçeri alındı ve oraya, iki arkadaşının yanına konuldu. Defni bitince o heyet (topluluk) bir araya geldi. Abdurrahman: 'Bu işinizi (seçimi) aranızdan üç kişiye bırakın' dedi. Zübeyr: 'Ben hakkımı Ali'ye bıraktım' dedi. Talha: 'Ben hakkımı Osman'a bıraktım' dedi. Sa'd da: 'Ben hakkımı Abdurrahman b. Avf'a bıraktım' dedi. Bunun üzerine Abdurrahman (Ali ve Osman'a dönerek): 'Hanginiz bu işten vazgeçerse (yönetimi diğerine bırakırsa), biz de seçimi ona bırakalım. Allah ve İslam adına (söz versin ki), kendi nezdinde onların en faziletli olanını seçecektir' dedi. İki şeyh (Ali ve Osman) sustular. Abdurrahman: 'O zaman seçimi bana mı bırakıyorsunuz? Allah adına söz veriyorum ki, sizin en faziletli olanınızı seçmekte hiçbir çabayı esirgemeyeceğim' dedi. Onlar: 'Evet' dediler. Abdurrahman onlardan birinin (Ali'nin) elini tuttu ve: 'Senin Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e olan yakınlığın ve İslam'daki önceliğin (bildiğin gibidir). Allah adına (söz ver ki); eğer seni emir tayin edersem mutlaka adaletle hükmedeceksin, eğer Osman'ı emir tayin edersem onu dinleyip ona itaat edeceksin' dedi. Sonra diğeriyle (Osman ile) baş başa kaldı ve ona da aynısını söyledi. Her ikisinden de söz alınca: 'Elini kaldır ey Osman!' dedi ve ona biat etti. Ali de ona biat etti. Sonra ev halkı da girip ona biat ettiler.

3701. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ غَدًا رَجُلاً يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ ‏"‏ قَالَ فَبَاتَ النَّاسُ يَدُوكُونَ لَيْلَتَهُمْ أَيُّهُمْ يُعْطَاهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ النَّاسُ، غَدَوْا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كُلُّهُمْ يَرْجُو أَنْ يُعْطَاهَا فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا يَشْتَكِي عَيْنَيْهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَرْسِلُوا إِلَيْهِ فَأْتُونِي بِهِ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا جَاءَ بَصَقَ فِي عَيْنَيْهِ، وَدَعَا لَهُ، فَبَرَأَ حَتَّى كَأَنْ لَمْ يَكُنْ بِهِ وَجَعٌ، فَأَعْطَاهُ الرَّايَةَ‏.‏ فَقَالَ عَلِيٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُقَاتِلُهُمْ حَتَّى يَكُونُوا مِثْلَنَا فَقَالَ ‏"‏ انْفُذْ عَلَى رِسْلِكَ حَتَّى تَنْزِلَ بِسَاحَتِهِمْ، ثُمَّ ادْعُهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ، وَأَخْبِرْهُمْ بِمَا يَجِبُ عَلَيْهِمْ مِنْ حَقِّ اللَّهِ فِيهِ، فَوَاللَّهِ لأَنْ يَهْدِيَ اللَّهُ بِكَ رَجُلاً وَاحِدًا خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَكَ حُمْرُ النَّعَمِ ‏"‏‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti. [O], Abdülaziz'den; [o], Ebu Hazim'den; [o da] Sehl b. Sa'd radıyallahu anh'dan [nakletti] ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Yarın sancağı mutlaka, Allah'ın elleriyle fethi nasip edeceği bir adama vereceğim' buyurdu. [Sehl] dedi ki: İnsanlar o geceyi sancak kime verilecek diye konuşarak geçirdiler. Sabah olunca, hepsi sancağın kendisine verilmesini ümit ederek Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldiler. [Resulullah]: 'Ali b. Ebi Talib nerede?' buyurdu. 'Gözlerinden rahatsız ey Allah'ın Resulü!' dediler. 'Ona haber gönderin ve onu bana getirin' buyurdu. (Ali) gelince [Resulullah] onun gözlerine tükürdü ve ona dua etti. (Ali) sanki hiçbir ağrısı yokmuş gibi iyileşti. Sonra sancağı ona verdi. Ali: 'Ey Allah'ın Resulü! Onlar bizim gibi (Müslüman) oluncaya kadar onlarla savaşayım mı?' dedi. [Resulullah]: 'Onların sahasına (yurduna) ininceye kadar sükunetle (acele etmeden) ilerle. Sonra onları İslam'a davet et ve İslam'da üzerlerine düşen Allah'ın haklarını onlara haber ver. Vallahi, Allah'ın senin vasıtanla bir tek adamı hidayete erdirmesi, senin için kızıl develere (en değerli dünya malına) sahip olmandan daha hayırlıdır' buyurdu.

3702. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ، قَالَ كَانَ عَلِيٌّ قَدْ تَخَلَّفَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي خَيْبَرَ وَكَانَ بِهِ رَمَدٌ فَقَالَ أَنَا أَتَخَلَّفُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ عَلِيٌّ فَلَحِقَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا كَانَ مَسَاءُ اللَّيْلَةِ الَّتِي فَتَحَهَا اللَّهُ فِي صَبَاحِهَا، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ ـ أَوْ لَيَأْخُذَنَّ الرَّايَةَ ـ غَدًا رَجُلاً يُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ ـ أَوْ قَالَ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ـ يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا نَحْنُ بِعَلِيٍّ وَمَا نَرْجُوهُ، فَقَالُوا هَذَا عَلِيٌّ‏.‏ فَأَعْطَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ‏.‏

Kuteybe bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hatim bize tahdis etti. [O], Yezid b. Ebi Ubeyd'den; [o da] Seleme'den [nakletti]. [Seleme] dedi ki: Ali, göz ağrısından (remed) dolayı Hayber'de Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (biraz) geri kalmıştı. (Ali kendi kendine): 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den geri mi kalacağım?' dedi ve yola çıkıp Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e yetişti. Allah'ın sabahında fethi nasip ettiği gecenin akşamı olunca Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Yarın sancağı mutlaka, Allah ve Resulünün kendisini sevdiği -veya Allah ve Resulünü seven- bir adama vereceğim; Allah onun vasıtasıyla fethi müyesser kılacaktır.' Bir de baktık ki Ali yanımızda; oysa biz onun (iyileşip gelmesini) beklemiyorduk. 'İşte Ali geldi' dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (sancağı) ona verdi ve Allah onunla fethi nasip etti.

3703. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، جَاءَ إِلَى سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ فَقَالَ هَذَا فُلاَنٌ ـ لأَمِيرِ الْمَدِينَةِ ـ يَدْعُو عَلِيًّا عِنْدَ الْمِنْبَرِ‏.‏ قَالَ فَيَقُولُ مَاذَا قَالَ يَقُولُ لَهُ أَبُو تُرَابٍ‏.‏ فَضَحِكَ قَالَ وَاللَّهِ مَا سَمَّاهُ إِلاَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، وَمَا كَانَ لَهُ اسْمٌ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْهُ‏.‏ فَاسْتَطْعَمْتُ الْحَدِيثَ سَهْلاً، وَقُلْتُ يَا أَبَا عَبَّاسٍ كَيْفَ قَالَ دَخَلَ عَلِيٌّ عَلَى فَاطِمَةَ ثُمَّ خَرَجَ فَاضْطَجَعَ فِي الْمَسْجِدِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَيْنَ ابْنُ عَمِّكِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فِي الْمَسْجِدِ‏.‏ فَخَرَجَ إِلَيْهِ فَوَجَدَ رِدَاءَهُ قَدْ سَقَطَ عَنْ ظَهْرِهِ، وَخَلَصَ التُّرَابُ إِلَى ظَهْرِهِ، فَجَعَلَ يَمْسَحُ التُّرَابَ عَنْ ظَهْرِهِ فَيَقُولُ ‏"‏ اجْلِسْ يَا أَبَا تُرَابٍ ‏"‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdülaziz b. Ebi Hazim bize tahdis etti. [O], babasından [nakletti] ki: Bir adam Sehl b. Sa'd'a geldi ve: 'Şu falan kişi -Medine emirini kastediyordu- minberin yanında Ali'ye (isimlendirerek) sesleniyor (hakaret ediyor)' dedi. Sehl: 'Ne diyor?' dedi. [Adam]: 'Ona 'Ebû Türâb' (toprağın babası) diyor' dedi. Sehl güldü ve: 'Vallahi ona bu ismi ancak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem vermiştir ve ona bundan daha sevimli bir ismi de yoktu' dedi. Ben (Ebu Hazim), Sehl'den bu hadisi anlatmasını rica ettim ve: 'Ey Ebu Abbas! Olay nasıl oldu?' dedim. [Sehl] şöyle anlattı: Ali, Fatıma'nın yanına girdi, sonra (aralarında bir şey geçince) dışarı çıktı ve mescidde (yere) uzandı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Amcanın oğlu nerede?' diye sordu. [Fatıma]: 'Mescidde' dedi. [Nebi] onun yanına çıktı ve ridasının (örtüsünün) sırtından düştüğünü, sırtının da toprağa bulandığını gördü. Sırtındaki toprağı silmeye başladı ve: 'Otur ey Ebû Türâb! (Otur ey toprağın babası!)' buyurdu ve bunu iki kere söyledi.

3704. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى ابْنِ عُمَرَ، فَسَأَلَهُ عَنْ عُثْمَانَ،، فَذَكَرَ عَنْ مَحَاسِنِ، عَمَلِهِ، قَالَ لَعَلَّ ذَاكَ يَسُوؤُكَ‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَأَرْغَمَ اللَّهُ بِأَنْفِكَ‏.‏ ثُمَّ سَأَلَهُ عَنْ عَلِيٍّ، فَذَكَرَ مَحَاسِنَ عَمَلِهِ قَالَ هُوَ ذَاكَ، بَيْتُهُ أَوْسَطُ بُيُوتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ ثُمَّ قَالَ لَعَلَّ ذَاكَ يَسُوؤُكَ‏.‏ قَالَ أَجَلْ‏.‏ قَالَ فَأَرْغَمَ اللَّهُ بِأَنْفِكَ، انْطَلِقْ فَاجْهَدْ عَلَىَّ جَهْدَكَ‏.‏

Muhammed b. Rafi bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hüseyin bize tahdis etti. [O], Zâide'den; [o], Ebu Hasin'den; [o da] Sa'd b. Ubeyde'den [nakletti]. [Sa'd] dedi ki: Bir adam İbn Ömer'e geldi ve ona Osman hakkında sordu. [İbn Ömer] onun (Osman'ın) güzel amellerini zikretti ve: 'Belki bu (duydukların) seni üzer?' dedi. [Adam]: 'Evet' dedi. [İbn Ömer]: 'Allah senin burnunu sürtsün (seni rezil etsin)!' dedi. Sonra adam ona Ali hakkında sordu. [İbn Ömer] onun da güzel amellerini zikretti ve: 'İşte o, budur (böyle büyük bir kimsedir); onun evi, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in evlerinin en ortasında (en yakınında)dır' dedi. Sonra (yine): 'Belki bu seni üzer?' dedi. [Adam]: 'Evet' dedi. [İbn Ömer]: 'Allah senin burnunu sürtsün! Git ve elinden gelen tüm çabayı bana karşı göster (senden çekinmiyorum)!' dedi.

3705. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي لَيْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، أَنَّ فَاطِمَةَ، عَلَيْهَا السَّلاَمُ شَكَتْ مَا تَلْقَى مِنْ أَثَرِ الرَّحَا، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سَبْىٌ، فَانْطَلَقَتْ فَلَمْ تَجِدْهُ، فَوَجَدَتْ عَائِشَةَ، فَأَخْبَرَتْهَا، فَلَمَّا جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ عَائِشَةُ بِمَجِيءِ فَاطِمَةَ، فَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَيْنَا، وَقَدْ أَخَذْنَا مَضَاجِعَنَا، فَذَهَبْتُ لأَقُومَ فَقَالَ ‏"‏ عَلَى مَكَانِكُمَا ‏"‏‏.‏ فَقَعَدَ بَيْنَنَا حَتَّى وَجَدْتُ بَرْدَ قَدَمَيْهِ عَلَى صَدْرِي وَقَالَ ‏"‏ أَلاَ أُعَلِّمُكُمَا خَيْرًا مِمَّا سَأَلْتُمَانِي إِذَا أَخَذْتُمَا مَضَاجِعَكُمَا تُكَبِّرَا أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ، وَتُسَبِّحَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَتَحْمَدَا ثَلاَثَةً وَثَلاَثِينَ، فَهْوَ خَيْرٌ لَكُمَا مِنْ خَادِمٍ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti. [O dedi ki]: Gunder bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O], Hakem'den; [o da] İbn Ebi Leylâ'dan [nakletti]. [İbn Ebi Leylâ] dedi ki: Ali bize tahdis etti ki; Fatıma aleyhessalam el değirmeni kullanmaktan dolayı (ellerinde oluşan) eserlerden (nasır ve yorgunluktan) şikayetçi olmuştu. O sırada Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e esirler gelmişti. (Fatıma yardımcı istemek için babasına) gitti fakat onu bulamadı. Aişe'yi bulup durumu ona anlattı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem gelince, Aişe ona Fatıma'nın geldiğini haber verdi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem biz yataklarımıza girmişken yanımıza geldi. Ben kalkmaya yeltendim, [Nebi]: 'Yerinizde kalın' buyurdu. Aramıza oturdu, hatta ayaklarının serinliğini göğsümde hissettim. Şöyle buyurdu: 'Benden istediğinizden daha hayırlı olan bir şeyi size öğreteyim mi? Yataklarınıza girdiğinizde otuz dört kere Allahü Ekber (tekbir), otuz üç kere Sübhanallah (tesbih) ve otuz üç kere de Elhamdülillah (tahmid) deyin. İşte bu, sizin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır.'

3706. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ بْنَ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِعَلِيٍّ ‏ "‏ أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَى ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti. [O dedi ki]: Gunder bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O], Sa'd'dan [nakletti]. [O] dedi ki: İbrahim b. Sa'd'ı, babasından [naklederken] işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ali'ye: 'Bana nispetle yerinin, Harun'un Musa'ya nispetle yeri (konumu) gibi olmasına razı olmaz mısın?' buyurdu.

3707. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اقْضُوا كَمَا كُنْتُمْ تَقْضُونَ، فَإِنِّي أَكْرَهُ الاِخْتِلاَفَ حَتَّى يَكُونَ لِلنَّاسِ جَمَاعَةٌ، أَوْ أَمُوتَ كَمَا مَاتَ أَصْحَابِي‏.‏ فَكَانَ ابْنُ سِيرِينَ يَرَى أَنَّ عَامَّةَ مَا يُرْوَى عَلَى عَلِيٍّ الْكَذِبُ‏.‏

Ali b. el-Ca'd bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize haber verdi. [O], Eyyub'dan; [o], İbn Sirin'den; [o], Abîde'den; [o da] Ali radıyallahu anh'dan [nakletti]. [Ali] şöyle dedi: 'Hükümleri eskiden nasıl veriyorsanız yine öyle verin (devam edin). Zira ben, insanlar (tekrar) bir cemaat oluncaya kadar veya ben de arkadaşlarımın öldüğü gibi ölünceye kadar ihtilaftan hoşlanmıyorum.' İbn Sirin, Ali hakkında rivayet edilenlerin çoğunun yalan olduğu görüşündeydi.

3708. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ دِينَارٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْجُهَنِيُّ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّاسَ، كَانُوا يَقُولُونَ أَكْثَرَ أَبُو هُرَيْرَةَ‏.‏ وَإِنِّي كُنْتُ أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِشِبَعِ بَطْنِي، حَتَّى لاَ آكُلُ الْخَمِيرَ، وَلاَ أَلْبَسُ الْحَبِيرَ، وَلاَ يَخْدُمُنِي فُلاَنٌ وَلاَ فُلاَنَةُ، وَكُنْتُ أُلْصِقُ بَطْنِي بِالْحَصْبَاءِ مِنَ الْجُوعِ، وَإِنْ كُنْتُ لأَسْتَقْرِئُ الرَّجُلَ الآيَةَ هِيَ مَعِي كَىْ يَنْقَلِبَ بِي فَيُطْعِمَنِي، وَكَانَ أَخْيَرَ النَّاسِ لِلْمِسْكِينِ جَعْفَرُ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، كَانَ يَنْقَلِبُ بِنَا فَيُطْعِمُنَا مَا كَانَ فِي بَيْتِهِ، حَتَّى إِنْ كَانَ لَيُخْرِجُ إِلَيْنَا الْعُكَّةَ الَّتِي لَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ، فَنَشُقُّهَا فَنَلْعَقُ مَا فِيهَا‏.‏

Ahmed b. Ebi Bekir bize tahdis etti. [O dedi ki]: Muhammed b. İbrahim b. Dinar Ebu Abdullah el-Cühenî bize tahdis etti. [O], İbn Ebi Zi'b'den; [o], Said el-Makburi'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti]. [Ebu Hureyre] dedi ki: İnsanlar (benim için): 'Ebu Hureyre çok (hadis rivayet) ediyor' diyorlardı. Oysa ben, (mayalı) has ekmek yemediğim, süslü (ipekli) elbiseler giymediğim ve bana hizmet eden bir hizmetçim de olmadığı halde sadece karnımı doyurmak karşılığında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den ayrılmazdım. Açlıktan dolayı karnımı çakıl taşlarına yapıştırdığım olurdu. Ezberimde olan bir ayeti, beni evine götürüp bir şeyler yedirsin diye birine (bilmiyormuş gibi) sorardım. Miskinlere (fakirlere) karşı insanların en hayırlısı ise Cafer b. Ebi Talib idi. O bizi evine götürür ve evinde ne varsa bize yedirirdi. Hatta içinde hiçbir şey kalmamış (boşalmış) yağ tulumunu çıkarır, biz de onu yarıp içindekileri yalardık.

3709. Hadis

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ إِذَا سَلَّمَ عَلَى ابْنِ جَعْفَرٍ قَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ ذِي الْجَنَاحَيْنِ‏.‏

Amr b. Ali bana tahdis etti. [O dedi ki]: Yezid b. Harun bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsmail b. Ebi Halid bize haber verdi. [O], Şa'bî'den [nakletti] ki: İbn Ömer radıyallahu anhuma, Cafer'in oğlu (Abdullah)'a selam verdiği zaman: 'Selam sana ey iki kanat sahibinin (Zü'l-Cenâhayn'ın) oğlu!' derdi.

3710. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ إِذَا قَحَطُوا اسْتَسْقَى بِالْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنَّا كُنَّا نَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّنَا صلى الله عليه وسلم فَتَسْقِينَا، وَإِنَّا نَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِعَمِّ نَبِيِّنَا فَاسْقِنَا‏.‏ قَالَ فَيُسْقَوْنَ‏.‏

Hasan b. Muhammed bize tahdis etti. [O dedi ki]: Muhammed b. Abdullah el-Ensarî bize tahdis etti. [O] dedi ki: Babam Abdullah b. el-Müsenna bana tahdis etti. [O], Sümâme b. Abdullah b. Enes'ten; [o da] Enes radıyallahu anh'dan [nakletti] ki: Ömer b. el-Hattab, kıtlık olduğu zamanlarda Abbas b. Abdülmuttalib ile (onun vesilesiyle) yağmur duası (istiska) yapar ve: 'Allah'ım! Şüphesiz biz (eskiden) Sana Nebimiz ile tevessül ederdik de bize yağmur verirdin. Şimdi ise Sana Nebimizin amcası ile tevessül ediyoruz, bize yağmur ver!' derdi. [Enes] dedi ki: Bunun üzerine onlara yağmur verilirdi.

3711. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ أَرْسَلَتْ إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم، تَطْلُبُ صَدَقَةَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الَّتِي بِالْمَدِينَةِ وَفَدَكٍ وَمَا بَقِيَ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا فَهْوَ صَدَقَةٌ، إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ مِنْ هَذَا الْمَالِ ـ يَعْنِي مَالَ اللَّهِ ـ لَيْسَ لَهُمْ أَنْ يَزِيدُوا عَلَى الْمَأْكَلِ ‏"‏‏.‏ وَإِنِّي وَاللَّهِ لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا مِنْ صَدَقَاتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهَا فِي عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَلأَعْمَلَنَّ فِيهَا بِمَا عَمِلَ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَتَشَهَّدَ عَلِيٌّ، ثُمَّ قَالَ إِنَّا قَدْ عَرَفْنَا يَا أَبَا بَكْرٍ فَضِيلَتَكَ‏.‏ وَذَكَرَ قَرَابَتَهُمْ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَقَّهُمْ‏.‏ فَتَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَقَرَابَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ أَصِلَ مِنْ قَرَابَتِي‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O], Zühri'den [nakletti]. [O] dedi ki: Urve b. Zübeyr bana, Aişe'den [naklederek] haber verdi ki: Fatıma aleyhessalam, Ebu Bekir'e haber göndererek; Allah'ın Resulüne fey (savaşsız kazanılan mal) olarak verdiği mallardan olan Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in mirasından payını istedi. O, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in Medine'deki ve Fedek'teki sadakalarını (vakıf mallarını) ve Hayber'in humusundan (beşte birinden) geri kalanı talep ediyordu. Ebu Bekir: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Bizim (peygamberlerin) mirasçısı olunmaz, bıraktığımız her şey sadakadır. Muhammed ailesi ancak bu maldan -yani Allah'ın malından- yerler; karınlarını doyurmaktan fazla [bir pay] alma hakları yoktur' buyurdu. Vallahi ben, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında nasıl idiyse, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in o sadakalarından hiçbir şeyi değiştirmeyeceğim ve o mallar hakkında mutlaka Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi muamele edeceğim' dedi. Bunun üzerine Ali (orada hazır bulunup) şehadet getirdi, sonra: 'Ey Ebu Bekir! Biz senin faziletini elbette biliyoruz' dedi ve onların Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e olan akrabalıklarını ve (o maldaki) haklarını zikretti. Ebu Bekir konuştu ve: 'Nefsim elinde olana yemin olsun ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in akrabalarına iyilik edip gözetmek, bana kendi akrabalarımı gözetmekten daha sevimlidir' dedi.

3713. Hadis

أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ وَاقِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ ارْقُبُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فِي أَهْلِ بَيْتِهِ‏.‏

Abdullah b. Abdülvehhab bana haber verdi. [O dedi ki]: Halid bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O], Vakid'den [nakletti]. [Vakid] dedi ki: Babamı, İbn Ömer'den; [o da] Ebu Bekir radıyallahu anhum'dan [naklederken] işittim: 'Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in hakkını, onun Ehli Beyt'ini gözeterek koruyun.'

3714. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ فَاطِمَةُ بَضْعَةٌ مِنِّي، فَمَنْ أَغْضَبَهَا أَغْضَبَنِي ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Velid bize tahdis etti. [O dedi ki]: İbn Uyeyne bize tahdis etti. [O], Amr b. Dinar'dan; [o], İbn Ebi Müleyke'den; [o da] Misver b. Mahreme'den [nakletti] ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Fatıma benden bir parçadır. Kim onu öfkelendirirse beni de öfkelendirmiş olur.'

3715. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاطِمَةَ ابْنَتَهُ فِي شَكْوَاهُ الَّذِي قُبِضَ فِيهَا، فَسَارَّهَا بِشَىْءٍ فَبَكَتْ، ثُمَّ دَعَاهَا فَسَارَّهَا فَضَحِكَتْ، قَالَتْ فَسَأَلْتُهَا عَنْ ذَلِكَ‏.‏ فَقَالَتْ سَارَّنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَنِي أَنَّهُ يُقْبَضُ فِي وَجَعِهِ الَّذِي تُوُفِّيَ فِيهِ فَبَكَيْتُ، ثُمَّ سَارَّنِي فَأَخْبَرَنِي أَنِّي أَوَّلُ أَهْلِ بَيْتِهِ أَتْبَعُهُ فَضَحِكْتُ‏.‏

Yahya b. Kazaa bize tahdis etti. [O dedi ki]: İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti. [O], babasından; [o], Urve'den; [o da] Aişe radıyallahu anha'dan [nakletti]. [Aişe] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiği hastalığı sırasında kızı Fatıma'yı çağırdı ve ona gizlice bir şey söyledi, bunun üzerine (Fatıma) ağladı. Sonra onu (tekrar) çağırdı ve gizlice bir şey söyledi, (bu sefer) Fatıma güldü. [Aişe] dedi ki: Ona bunun (sebebini) sordum. Dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bana gizlice, vefat ettiği bu hastalığında ruhunun alınacağını haber verdi, ben de ağladım. Sonra bana gizlice, onun ehlinden ona ilk tabi olacak (kavuşacak) kişinin ben olduğumu haber verdi, ben de (buna) güldüm.'

3717. Hadis

حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَرْوَانُ بْنُ الْحَكَمِ، قَالَ أَصَابَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ رُعَافٌ شَدِيدٌ سَنَةَ الرُّعَافِ، حَتَّى حَبَسَهُ عَنِ الْحَجِّ وَأَوْصَى، فَدَخَلَ عَلَيْهِ رَجُلٌ مِنْ قُرَيْشٍ قَالَ اسْتَخْلِفْ‏.‏ قَالَ وَقَالُوهُ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ وَمَنْ فَسَكَتَ، فَدَخَلَ عَلَيْهِ رَجُلٌ آخَرُ ـ أَحْسِبُهُ الْحَارِثَ ـ فَقَالَ اسْتَخْلِفْ‏.‏ فَقَالَ عُثْمَانُ وَقَالُوا فَقَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ وَمَنْ هُوَ فَسَكَتَ قَالَ فَلَعَلَّهُمْ قَالُوا الزُّبَيْرَ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ أَمَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهُ لَخَيْرُهُمْ مَا عَلِمْتُ، وَإِنْ كَانَ لأَحَبَّهُمْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Halid b. Mahled bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ali b. Müshir bize tahdis etti. [O], Hişam b. Urve'den; [o], babasından [nakletti]. [Urve] dedi ki: Mervan b. el-Hakem bana şöyle haber verdi: 'Rü'âf (burun kanaması) yılında' Osman b. Affan şiddetli bir burun kanamasına yakalandı. Öyle ki bu durum onu hacdan alıkoydu ve o da vasiyetini yaptı. Kureyş'ten bir adam yanına girdi ve: 'Birini halife ata (yerine birini bırak)' dedi. [Osman]: '(İnsanlar) bunu söylediler mi?' dedi. [Adam]: 'Evet' dedi. [Osman]: 'Kimi (söylediler)?' dedi, adam sustu. Sonra başka bir adam -zannedersem el-Haris- yanına girdi ve o da: 'Birini halife ata' dedi. Osman: '(İnsanlar) bunu söylediler mi?' dedi. O da: 'Evet' dedi. [Osman]: 'O kimdir?' dedi, o da sustu. [Osman]: 'Belki Zübeyr'i söylediler?' dedi. [Adam]: 'Evet' dedi. Bunun üzerine [Osman]: 'Dikkat et! Nefsim elinde olana yemin olsun ki; bildiğim kadarıyla o (Zübeyr), onların en hayırlısıdır ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e en sevgilisiydi' dedi.

3718. Hadis

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، أَخْبَرَنِي أَبِي، سَمِعْتُ مَرْوَانَ، كُنْتُ عِنْدَ عُثْمَانَ، أَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ اسْتَخْلِفْ‏.‏ قَالَ وَقِيلَ ذَاكَ قَالَ نَعَمْ، الزُّبَيْرُ‏.‏ قَالَ أَمَا وَاللَّهِ إِنَّكُمْ لَتَعْلَمُونَ أَنَّهُ خَيْرُكُمْ‏.‏ ثَلاَثًا‏.‏

Ubeyd b. İsmail bana tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Üsame bize tahdis etti. [O], Hişam'dan; [o], babasından [nakletti]. [Urve] dedi ki: Mervan'ı şöyle derken işittim: Osman'ın yanındaydım, ona bir adam geldi ve: 'Birini halife ata' dedi. [Osman]: 'Bu söylendi mi (insanlar bunu diyor mu)?' dedi. [Adam]: 'Evet, Zübeyr'i [diyorlar]' dedi. Bunun üzerine [Osman]: 'Dikkat edin! Vallahi siz onun en hayırlınız olduğunu pekala biliyorsunuz' dedi ve bunu üç kere tekrarladı.

3719. Hadis

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي سَلَمَةَ ـ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ لِكُلِّ نَبِيٍّ حَوَارِيًّا، وَإِنَّ حَوَارِيَّ الزُّبَيْرُ بْنُ الْعَوَّامِ ‏"‏‏.‏

Malik b. İsmail bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdülaziz -ki o İbn Ebi Seleme'dir- bize tahdis etti. [O], Muhammed b. el-Münkedir'den; [o da] Cabir radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Her peygamberin bir havarisi (sadık dostu/yardımcısı) vardır. Benim havarim de Zübeyr b. el-Avvam'dır.'

3720. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا ‏{‏عَبْدُ اللَّهِ‏}‏ أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ كُنْتُ يَوْمَ الأَحْزَابِ جُعِلْتُ أَنَا وَعُمَرُ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، فِي النِّسَاءِ، فَنَظَرْتُ فَإِذَا أَنَا بِالزُّبَيْرِ، عَلَى فَرَسِهِ، يَخْتَلِفُ إِلَى بَنِي قُرَيْظَةَ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا، فَلَمَّا رَجَعْتُ قُلْتُ يَا أَبَتِ، رَأَيْتُكَ تَخْتَلِفُ‏.‏ قَالَ أَوَهَلْ رَأَيْتَنِي يَا بُنَىَّ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ يَأْتِ بَنِي قُرَيْظَةَ فَيَأْتِينِي بِخَبَرِهِمْ ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقْتُ، فَلَمَّا رَجَعْتُ جَمَعَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبَوَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي ‏"‏‏.‏

Ahmed b. Muhammed bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdullah bize haber verdi. [O dedi ki]: Hişam b. Urve bize haber verdi. [O], babasından; [o da] Abdullah b. el-Zübeyr'den [nakletti]. [Abdullah] dedi ki: Ahzab (Hendek) günü ben ve Ömer b. Ebi Seleme, kadınların (ve çocukların) yanına (geriye) bırakılmıştık. Baktığımda Zübeyr'i atının üzerinde, Beni Kurayza tarafına iki veya üç defa gidip gelirken gördüm. (Eve) döndüğünde: 'Babacığım! Seni (atınla) gidip gelirken gördüm' dedim. [Zübeyr]: 'Beni gerçekten gördün mü ey oğlum?' dedi. 'Evet' dedim. [Zübeyr] şöyle dedi: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Kim Beni Kurayza'ya gidip bana onlardan haber getirir?' buyurmuştu. Bunun üzerine ben gittim. Döndüğümde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem annesini ve babasını benim için bir arada zikrederek: 'Anam babam sana feda olsun!' buyurdu.'

3721. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ أَصْحَابَ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم قَالُوا لِلزُّبَيْرِ يَوْمَ الْيَرْمُوكِ أَلاَ تَشُدُّ فَنَشُدَّ مَعَكَ فَحَمَلَ عَلَيْهِمْ، فَضَرَبُوهُ ضَرْبَتَيْنِ عَلَى عَاتِقِهِ، بَيْنَهُمَا ضَرْبَةٌ ضُرِبَهَا يَوْمَ بَدْرٍ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ فَكُنْتُ أُدْخِلُ أَصَابِعِي فِي تِلْكَ الضَّرَبَاتِ أَلْعَبُ وَأَنَا صَغِيرٌ‏.‏

Ali b. Hafs bize tahdis etti. [O dedi ki]: İbnü'l-Mübarek bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hişam b. Urve bize haber verdi. [O], babasından [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı, Yermük günü Zübeyr'e: '(Düşmana) saldırmaz mısın, biz de seninle beraber saldıralım?' dediler. Bunun üzerine [Zübeyr] onlara (düşmana) hamle yaptı. (Düşmanlar) onun omzuna iki kılıç darbesi vurdular. Bu iki yaranın arasında, Bedir günü aldığı bir darbe (yarası) vardı. Urve dedi ki: 'Ben küçükken o yaraların içine parmaklarımı sokar, oyun oynardım.'

3722. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ الْمُقَدَّمِيُّ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، قَالَ لَمْ يَبْقَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ تِلْكَ الأَيَّامِ الَّتِي قَاتَلَ فِيهِنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ طَلْحَةَ وَسَعْدٍ‏.‏ عَنْ حَدِيثِهِمَا‏.‏

Muhammed b. Ebi Bekir el-Mukaddemî bana tahdis etti. [O dedi ki]: Mutemir bize tahdis etti. [O], babasından; [o da] Ebu Osman'dan [nakletti]. [Ebu Osman] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bizzat savaştığı o (zorlu) günlerin bazısında (Uhud'da), onun yanında Talha ve Sa'd'dan başkası kalmamıştı. (Bu bilgi) o ikisinin hadisinden (rivayetinden)dir.

3724. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ،، قَالَ رَأَيْتُ يَدَ طَلْحَةَ الَّتِي وَقَى بِهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَدْ شَلَّتْ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [O dedi ki]: Halid bize tahdis etti. [O dedi ki]: İbn Ebi Halid bize tahdis etti. [O], Kays b. Ebi Hâzim'den [nakletti]. [Kays] dedi ki: 'Talha'nın, (Uhud'da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i koruduğu elinin çolak (felçli) olduğunu gördüm.'

3725. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ سَمِعْتُ سَعْدًا، يَقُولُ جَمَعَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَبَوَيْهِ يَوْمَ أُحُدٍ‏.‏

Muhammed b. el-Müsenna bana tahdis etti. [O dedi ki]: Abdulvehhab bize tahdis etti. [O] dedi ki: Yahya'yı işittim; [o] dedi ki: Said b. el-Müseyyeb'i işittim; [o] dedi ki: Sa'd [b. Ebi Vakkas]'ı şöyle derken işittim: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Uhud günü annesini ve babasını benim için bir arada zikretti (feda etti).'

3726. Hadis

حَدَّثَنَا مَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ هَاشِمٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَأَنَا ثُلُثُ الإِسْلاَمِ،‏.‏

Mekkî b. İbrahim bize tahdis etti. [O dedi ki]: Haşim b. Haşim bize tahdis etti. [O], Amir b. Sa'd'dan; [o da] babasından [nakletti]. [Sa'd] şöyle dedi: 'Andolsun ki ben kendimi İslam'ın üçte biri olduğum (üçüncü Müslüman olduğum) bir halde gördüm.'

3727. Hadis

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ هَاشِمِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ سَمِعْتُ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، يَقُولُ مَا أَسْلَمَ أَحَدٌ إِلاَّ فِي الْيَوْمِ الَّذِي أَسْلَمْتُ فِيهِ، وَلَقَدْ مَكَثْتُ سَبْعَةَ أَيَّامٍ وَإِنِّي لَثُلُثُ الإِسْلاَمِ‏.‏ تَابَعَهُ أَبُو أُسَامَةَ حَدَّثَنَا هَاشِمٌ‏.‏

İbrahim b. Musa bana söyledi, [dedi ki]: İbn Ebî Zâide bize haber verdi, [dedi ki]: Hâşim b. Hâşim b. Utbe b. Ebî Vakkas bize söyledi, [dedi ki]: Saîd b. el-Müseyyeb'i işittim, şöyle diyordu: Sa'd b. Ebî Vakkas'ı şöyle derken işittim: "Benim Müslüman olduğum gün hiç kimse Müslüman olmadı (benden önce o gün kimse girmedi). Yemin olsun ki ben yedi gün (boyunca öylece) kaldım; (o sırada) ben İslam'ın üçte biriydim." Ebû Usâme, (bu rivayette) Hâşim'den (naklederek) ona (İbn Ebî Zâide'ye) tabi olmuştur.

3728. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعْدًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ إِنِّي لأَوَّلُ الْعَرَبِ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَكُنَّا نَغْزُو مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَا لَنَا طَعَامٌ إِلاَّ وَرَقُ الشَّجَرِ، حَتَّى إِنَّ أَحَدَنَا لَيَضَعُ كَمَا يَضَعُ الْبَعِيرُ أَوِ الشَّاةُ، مَا لَهُ خِلْطٌ، ثُمَّ أَصْبَحَتْ بَنُو أَسَدٍ تُعَزِّرُنِي عَلَى الإِسْلاَمِ، لَقَدْ خِبْتُ إِذًا وَضَلَّ عَمَلِي‏.‏ وَكَانُوا وَشَوْا بِهِ إِلَى عُمَرَ، قَالُوا لاَ يُحْسِنُ يُصَلِّي‏.‏

Amr b. Avn bize söyledi, [dedi ki]: Hâlid b. Abdullah bize söyledi; [o] İsmail'den, [o] Kays'tan [nakletti] ki, şöyle dedi: Sa'd radıyallahu anh'i şöyle derken işittim: "Ben Allah yolunda ok atan Arapların ilkiyim. Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte gazaya çıkardık. (O zamanlar) bizim için ağaç yaprağından başka yiyecek yoktu. Hatta bizden biri (büyük abdestini yaparken) devenin veya koyunun (kaksını) çıkardığı gibi (kuru bir şey) çıkarırdı; onun bir karışımı (yumuşaklığı) yoktu. Sonra (şimdi) Esedoğulları beni İslam üzerine (eğitmeye kalkıp) azarlıyorlar. O takdirde ben hüsrana uğramışım ve amelim boşa gitmiş demektir." Onlar (Esedoğulları) onu (Sa'd'ı) Ömer'e şikayet etmişler ve: "O güzel namaz kıldırmıyor" demişlerdi.

3729. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، قَالَ إِنَّ عَلِيًّا خَطَبَ بِنْتَ أَبِي جَهْلٍ، فَسَمِعَتْ بِذَلِكَ، فَاطِمَةُ، فَأَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَزْعُمُ قَوْمُكَ أَنَّكَ لاَ تَغْضَبُ لِبَنَاتِكَ، هَذَا عَلِيٌّ نَاكِحٌ بِنْتَ أَبِي جَهْلٍ، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَمِعْتُهُ حِينَ تَشَهَّدَ يَقُولُ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ أَنْكَحْتُ أَبَا الْعَاصِ بْنَ الرَّبِيعِ، فَحَدَّثَنِي وَصَدَقَنِي، وَإِنَّ فَاطِمَةَ بَضْعَةٌ مِنِّي، وَإِنِّي أَكْرَهُ أَنْ يَسُوءَهَا، وَاللَّهِ لاَ تَجْتَمِعُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِنْتُ عَدُوِّ اللَّهِ عِنْدَ رَجُلٍ وَاحِدٍ ‏"‏‏.‏ فَتَرَكَ عَلِيٌّ الْخِطْبَةَ‏.‏ وَزَادَ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ حَلْحَلَةَ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عَلِيٍّ عَنْ مِسْوَرٍ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَذَكَرَ صِهْرًا لَهُ مِنْ بَنِي عَبْدِ شَمْسٍ فَأَثْنَى عَلَيْهِ فِي مُصَاهَرَتِهِ إِيَّاهُ فَأَحْسَنَ قَالَ ‏"‏ حَدَّثَنِي فَصَدَقَنِي، وَوَعَدَنِي فَوَفَى لِي ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Yemân bize söyledi, [dedi ki]: Şuayb bize haber verdi; [o] Zührî'den, [o] şöyle dedi: Ali b. Hüseyin (Zeynelabidin) bana söyledi ki, Misver b. Mahreme (şöyle) dedi: Ali, Ebû Cehil'in kızını istedi (ona talip oldu). Fâtıma bunu işitince Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: "Kavmin, senin kızların için öfkelenmeyeceğini (onları savunmayacağını) zannediyor. İşte Ali, Ebû Cehil'in kızıyla evleniyor!" dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem kalktı. Şehadet getirdikten sonra O'nu şöyle derken işittim: "Bundan sonra (şunu söyleyeyim ki); ben Ebu'l-Âs b. er-Rebî'i (kızım Zeyneb ile) evlendirdim. O bana konuştu ve doğru söyledi. Muhakkak ki Fâtıma benden bir parçadır ve şüphesiz ben, onu üzen şeyin (onun başına gelmesinden) hoşlanmam. Vallahi Resulullah'ın kızı ile Allah düşmanının kızı tek bir adamın yanında (nikahında) birleşemez!" Bunun üzerine Ali (o) nişanı (isteği/hitbeyi) terk etti. Muhammed b. Amr b. Halhale, İbn Şihâb'dan, [o] Ali'den, [o] Misver'den (naklederek şu ziyadeyi) ekledi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i işittim; (damadı Ebu'l-Âs'ı kastederek) Benî Abdişems'ten olan bir damadını andı ve damatlığı konusunda onu övdü, ona (övgüyü) güzel yaptı ve şöyle buyurdu: "Bana konuştu ve doğru söyledi; bana söz verdi ve bana (verdiği sözü) tuttu."

3730. Hadis

حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْثًا، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ، فَطَعَنَ بَعْضُ النَّاسِ فِي إِمَارَتِهِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنْ تَطْعُنُوا فِي إِمَارَتِهِ فَقَدْ كُنْتُمْ تَطْعُنُونَ فِي إِمَارَةِ أَبِيهِ مِنْ قَبْلُ، وَايْمُ اللَّهِ، إِنْ كَانَ لَخَلِيقًا لِلإِمَارَةِ، وَإِنْ كَانَ لَمِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ، وَإِنَّ هَذَا لَمِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ بَعْدَهُ ‏"‏‏.‏

Hâlid b. Mahled bize söyledi, [dedi ki]: Süleyman bize söyledi; [o] şöyle dedi: Abdullah b. Dînâr bana söyledi; [o] Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir askeri birlik gönderdi ve başlarına Usâme b. Zeyd'i emir tayin etti. Bunun üzerine bazı insanlar onun emirliği hakkında ileri geri konuştular (eleştirdiler). Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Eğer siz onun emirliği hakkında ileri geri konuşuyorsanız (eleştiriyorsanız), daha önce babasının emirliği hakkında da konuşmuştunuz. Allah'a yemin olsun ki, o (babası Zeyd) emirliğe layıktı ve (yine yemin olsun ki) o, bana insanların en sevgililerinden biriydi. Şüphesiz bu (oğlu Usâme) da, ondan sonra bana insanların en sevgililerindendir."

3731. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَ عَلَىَّ قَائِفٌ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم شَاهِدٌ، وَأُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ وَزَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ مُضْطَجِعَانِ، فَقَالَ إِنَّ هَذِهِ الأَقْدَامَ بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ‏.‏ قَالَ فَسُرَّ بِذَلِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَعْجَبَهُ، فَأَخْبَرَ بِهِ عَائِشَةَ‏.‏

Yahya b. Kazea bize söyledi, [dedi ki]: İbrahim b. Sa'd bize söyledi; [o] Zührî'den, [o] Urve'den, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: Yanıma bir kaif (iz sürücü/soy uzmanı) girdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de oradaydı. Usâme b. Zeyd ve Zeyd b. Hârise yatıyorlardı. (Kaif): "Şu ayaklar var ya, bunlar birbirindendir (aynı soydandır)" dedi. (Râvi) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem buna sevindi ve bu hoşuna gitti. Bunu (hemen) Aişe'ye haber verdi.

3732. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ قُرَيْشًا، أَهَمَّهُمْ شَأْنُ الْمَخْزُومِيَّةِ، فَقَالُوا مَنْ يَجْتَرِئُ عَلَيْهِ إِلاَّ أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، حِبُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Kuteybe b. Saîd bize söyledi, [dedi ki]: Leys bize söyledi; [o] Zührî'den, [o] Urve'den, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki; Kureyş'i, Mahzumlu kadının durumu endişeye düşürmüştü. "Buna, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sevgilisi Usâme b. Zeyd'den başka kim cüret edebilir?" dediler.

3733. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ ذَهَبْتُ أَسْأَلُ الزُّهْرِيَّ عَنْ حَدِيثِ الْمَخْزُومِيَّةِ، فَصَاحَ بِي، قُلْتُ لِسُفْيَانَ فَلَمْ تَحْتَمِلْهُ عَنْ أَحَدٍ قَالَ وَجَدْتُهُ فِي كِتَابٍ كَانَ كَتَبَهُ أَيُّوبُ بْنُ مُوسَى عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ امْرَأَةً مِنْ بَنِي مَخْزُومٍ سَرَقَتْ، فَقَالُوا مَنْ يُكَلِّمُ فِيهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَجْتَرِئْ أَحَدٌ أَنْ يُكَلِّمَهُ، فَكَلَّمَهُ أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَانَ إِذَا سَرَقَ فِيهِمُ الشَّرِيفُ تَرَكُوهُ، وَإِذَا سَرَقَ الضَّعِيفُ قَطَعُوهُ، لَوْ كَانَتْ فَاطِمَةُ لَقَطَعْتُ يَدَهَا ‏"‏‏.‏

Ali bize söyledi, [dedi ki]: Süfyân bize söyledi, [dedi ki]: Zührî'ye Mahzumlu kadın hadisini sormaya gittim, bana bağırdı. Süfyân'a: "Onu kimseden yüklenmedin mi (almadın mı?)" dedim. (Süfyân) dedi ki: Onu bir kitapta buldum; Eyyûb b. Mûsâ onu Zührî'den, [o] Urve'den, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan (naklederek) yazmıştı ki; Mahzumoğulları'ndan bir kadın hırsızlık yapmıştı. (İnsanlar): "Onun hakkında Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile kim konuşabilir?" dediler. Kimse O'nunla konuşmaya cüret edemedi. Usâme b. Zeyd O'nunla konuştu. Bunun üzerine (Nebi) şöyle buyurdu: "Şüphesiz İsrailoğulları şöyleydi: İçlerinde şerefli (soylu) biri hırsızlık ettiğinde onu terk ederler (bırakırlar), zayıf biri hırsızlık ettiğinde ise onu keserlerdi (cezalandırırlardı). Eğer (kızım) Fâtıma olsaydı, muhakkak onun elini de keserdim."

3734. Hadis

حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَبَّادٍ، يَحْيَى بْنُ عَبَّادٍ حَدَّثَنَا الْمَاجِشُونُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ نَظَرَ ابْنُ عُمَرَ يَوْمًا وَهْوَ فِي الْمَسْجِدِ إِلَى رَجُلٍ يَسْحَبُ ثِيَابَهُ فِي نَاحِيَةٍ مِنَ الْمَسْجِدِ فَقَالَ انْظُرْ مَنْ هَذَا لَيْتَ هَذَا عِنْدِي‏.‏ قَالَ لَهُ إِنْسَانٌ أَمَا تَعْرِفُ هَذَا يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا مُحَمَّدُ بْنُ أُسَامَةَ، قَالَ فَطَأْطَأَ ابْنُ عُمَرَ رَأْسَهُ، وَنَقَرَ بِيَدَيْهِ فِي الأَرْضِ، ثُمَّ قَالَ لَوْ رَآهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَحَبَّهُ‏.‏

Hasen b. Muhammed bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Abbâd Yahya b. Abbâd bize söyledi, [dedi ki]: Mâcişûn bize söyledi, [dedi ki]: Abdullah b. Dînâr bize haber verdi, [dedi ki]: İbn Ömer bir gün mescitte iken, mescidin bir tarafında elbiselerini (yerde) sürüyen bir adama baktı ve: "Bak, bu kim? Keşke o, benim yanımda olsaydı!" dedi. Bir insan ona: "Onu tanımıyor musun, ey Ebû Abdurrahman? Bu, Muhammed b. Usâme'dir" dedi. (Râvi) dedi ki: İbn Ömer (bunu duyunca) başını önüne eğdi ve elleriyle yere vurdu. Sonra: "Eğer Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu görseydi, onu mutlaka severdi" dedi.

3735. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ ـ رضى الله عنهما ـ حَدَّثَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يَأْخُذُهُ وَالْحَسَنَ فَيَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَحِبَّهُمَا فَإِنِّي أُحِبُّهُمَا ‏"‏‏.‏

Musa b. İsmail bize söyledi, [dedi ki]: Mu'temir bize söyledi, [dedi ki]: Babamı işittim; [o] Ebû Osman bize söyledi; [o] Usâme b. Zeyd'den radıyallahu anhümâ [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle hadis nakletti: O, kendisini (Usâme'yi) ve Iasan'ı alır ve: "Allah'ım! Onları sev, çünkü ben onları seviyorum" derdi.

3736. Hadis

وَقَالَ نُعَيْمٌ عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي مَوْلًى، لأُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ‏.‏ أَنَّ الْحَجَّاجَ بْنَ أَيْمَنَ ابْنِ أُمِّ أَيْمَنَ،، وَكَانَ، أَيْمَنُ ابْنُ أُمِّ أَيْمَنَ أَخَا أُسَامَةَ لأُمِّهِ، وَهْوَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ، فَرَآهُ ابْنُ عُمَرَ لَمْ يُتِمَّ رُكُوعَهُ وَلاَ سُجُودَهُ فَقَالَ أَعِدْ‏.‏

Nuaym, İbnü'l-Mübârek'ten [naklederek] şöyle dedi: Ma'mer bize haber verdi; [o] Zührî'den, [o] şöyle dedi: Usâme b. Zeyd’in bir azatlısı bana haber verdi ki; Haccâc b. Eymen b. Ümmü Eymen -ki Eymen b. Ümmü Eymen, Usâme’nin anne bir kardeşi olup Ensar’dan bir adamdı- (namaz kılıyordu). İbn Ömer onu gördü; rükûsunu ve secdesini tam yapmıyordu. Bunun üzerine: "İade et (yeniden kıl)!" dedi.

3737. Hadis

قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَحَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ نَمِرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ، مَوْلَى أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ أَنَّهُ بَيْنَمَا هُوَ مَعَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ إِذْ دَخَلَ الْحَجَّاجُ بْنُ أَيْمَنَ فَلَمْ يُتِمَّ رُكُوعَهُ وَلاَ سُجُودَهُ، فَقَالَ أَعِدْ‏.‏ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ لِي ابْنُ عُمَرَ مَنْ هَذَا قُلْتُ الْحَجَّاجُ بْنُ أَيْمَنَ ابْنِ أُمِّ أَيْمَنَ‏.‏ فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ لَوْ رَأَى هَذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَحَبَّهُ، فَذَكَرَ حُبَّهُ وَمَا وَلَدَتْهُ أُمُّ أَيْمَنَ‏.‏ قَالَ وَحَدَّثَنِي بَعْضُ أَصْحَابِي عَنْ سُلَيْمَانَ وَكَانَتْ حَاضِنَةَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Ebû Abdillah dedi ki: Süleyman b. Abdurrahman bana söyledi; [o] Velîd bize söyledi; [o] Abdurrahman b. Nemir bize söyledi; [o] Zührî'den, [o] şöyle dedi: Usâme b. Zeyd’in azatlısı Harmele bana söyledi ki; O, Abdullah b. Ömer ile birlikteyken Haccâc b. Eymen içeri girdi. Rükûsunu ve secdesini tam yapmıyordu. (İbn Ömer): "İade et!" dedi. O (Haccâc) dönüp gidince İbn Ömer bana: "Bu kimdir?" dedi. Ben: "Haccâc b. Eymen b. Ümmü Eymen'dir" dedim. Bunun üzerine İbn Ömer şöyle dedi: "Eğer Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunu görseydi, onu mutlaka severdi." (İbn Ömer, böylece) O'nun (Usâme ailesine olan) sevgisini ve Ümmü Eymen'in doğurduklarını zikretti. (Râvi) dedi ki: Bana bazı arkadaşlarım Süleyman'dan (naklederek) söylediler ki: O (Ümmü Eymen), Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in dadısı (bakıcısı) idi.

3738. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ الرَّجُلُ فِي حَيَاةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذَا رَأَى رُؤْيَا قَصَّهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَتَمَنَّيْتُ أَنْ أَرَى رُؤْيَا أَقُصُّهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَكُنْتُ غُلاَمًا أَعْزَبَ، وَكُنْتُ أَنَامُ فِي الْمَسْجِدِ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَرَأَيْتُ فِي الْمَنَامِ كَأَنَّ مَلَكَيْنِ أَخَذَانِي فَذَهَبَا بِي إِلَى النَّارِ، فَإِذَا هِيَ مَطْوِيَّةٌ كَطَىِّ الْبِئْرِ، فَإِذَا لَهَا قَرْنَانِ كَقَرْنَىِ الْبِئْرِ، وَإِذَا فِيهَا نَاسٌ قَدْ عَرَفْتُهُمْ، فَجَعَلْتُ أَقُولُ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ النَّارِ، أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ النَّارِ‏.‏ فَلَقِيَهُمَا مَلَكٌ آخَرُ فَقَالَ لِي لَنْ تُرَاعَ‏. فَقَصَصْتُهَا عَلَى حَفْصَةَ‏.‏ فَقَصَّتْهَا حَفْصَةُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ نِعْمَ الرَّجُلُ عَبْدُ اللَّهِ، لَوْ كَانَ يُصَلِّي بِاللَّيْلِ ‏"‏‏.‏ قَالَ سَالِمٌ فَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ لاَ يَنَامُ مِنَ اللَّيْلِ إِلاَّ قَلِيلاً‏.‏

İshak b. Nasr bize söyledi, [dedi ki]: Abdürrezzâk bize söyledi; [o] Ma'mer'den, [o] Zührî'den, [o] Sâlim'den, [o] İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hayattayken bir adam rüya gördüğü zaman onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlatırdı. Ben de bir rüya görüp onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlatmayı temenni ettim. (O zamanlar) genç ve bekar bir delikanlıydım ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde mescitte uyurdum. Rüyamda sanki iki melek beni yakaladı ve beni ateşe (Cehenneme) götürdüler. Bir de baktım ki o (Cehennem), kuyu duvarı gibi örülmüştü (kuyu gibiydi). Yine baktım ki onun, kuyunun boynuzları (direkleri) gibi iki boynuzu (direği) vardı. İçinde tanıdığım insanlar vardı. Ben (bunu görünce): "Ateşten Allah'a sığınırım! Ateşten Allah'a sığınırım!" demeye başladım. Onları (o iki meleği) başka bir melek karşıladı ve bana: "Korkutulmayacaksın (korkma)!" dedi. Ben bu rüyayı (kız kardeşim) Hafsa'ya anlattım. Hafsa da onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattı. Bunun üzerine (Nebi) şöyle buyurdu: "Abdullah ne iyi adamdır! Keşke geceleri namaz kılsa..." Sâlim dedi ki: Bundan sonra Abdullah, geceleri az bir kısmı hariç uyumazdı (hep namaz kılardı).

3740. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ أُخْتِهِ، حَفْصَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهَا ‏ "‏ إِنَّ عَبْدَ اللَّهِ رَجُلٌ صَالِحٌ ‏"‏‏.‏

Yahya b. Süleyman bize söyledi, [dedi ki]: İbn Vehb bize söyledi; [o] Yûnus'tan, [o] Zührî'den, [o] Sâlim'den, [o] İbn Ömer'den, [o] kız kardeşi Hafsa'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu: "Şüphesiz Abdullah salih bir adamdır."

3742. Hadis

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ،، قَالَ قَدِمْتُ الشَّأْمَ فَصَلَّيْتُ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ قُلْتُ اللَّهُمَّ يَسِّرْ لِي جَلِيسًا صَالِحًا، فَأَتَيْتُ قَوْمًا فَجَلَسْتُ إِلَيْهِمْ، فَإِذَا شَيْخٌ قَدْ جَاءَ حَتَّى جَلَسَ إِلَى جَنْبِي، قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا أَبُو الدَّرْدَاءِ‏.‏ فَقُلْتُ إِنِّي دَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُيَسِّرَ لِي جَلِيسًا صَالِحًا فَيَسَّرَكَ لِي، قَالَ مِمَّنْ أَنْتَ قُلْتُ مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ‏.‏ قَالَ أَوَلَيْسَ عِنْدَكُمُ ابْنُ أُمِّ عَبْدٍ صَاحِبُ النَّعْلَيْنِ وَالْوِسَادِ وَالْمِطْهَرَةِ وَفِيكُمُ الَّذِي أَجَارَهُ اللَّهُ مِنَ الشَّيْطَانِ عَلَى لِسَانِ نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم أَوَلَيْسَ فِيكُمْ صَاحِبُ سِرِّ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الَّذِي لاَ يَعْلَمُ أَحَدٌ غَيْرُهُ ثُمَّ قَالَ كَيْفَ يَقْرَأُ عَبْدُ اللَّهِ ‏{‏وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى‏}‏، فَقَرَأْتُ عَلَيْهِ ‏{‏وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى * وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى * وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى‏}‏‏.‏ قَالَ وَاللَّهِ لَقَدْ أَقْرَأَنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ فِيهِ إِلَى فِيَّ‏.‏

Mâlik b. İsmail bize söyledi, [dedi ki]: İsrail bize söyledi; [o] Muğîre'den, [o] İbrahim'den, [o] Alkame'den, [o] şöyle dedi: Şam'a geldim ve iki rekat namaz kıldım. Sonra: "Allah'ım, bana salih bir oturup kalkacak arkadaş (celîs) nasip et (kolaylaştır)!" dedim. Bir topluluğa gelip onların yanına oturdum. Bir de baktım ki bir yaşlı zat (şeyh) geldi ve yanıma oturdu. "Bu kimdir?" dedim. "Ebu'd-Derdâ'dır" dediler. (Ona): "Ben Allah'a, bana salih bir arkadaş nasip etmesi için dua ettim; O da seni bana nasip etti (kolaylaştırdı)" dedim. (Ebu'd-Derdâ): "Sen neredensin?" dedi. Ben: "Kûfe halkındanım" dedim. (Şöyle) dedi: "Sizin yanınızda (aranızda), (Nebi'nin) ayakkabılarının, yastığının ve temizlik suyunun (mıthara) sahibi olan İbn Ümmü Abd (Abdullah b. Mes'ûd) yok mu? Sizin içinizde, Allah'ın, Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem'in diliyle Şeytan'dan koruduğu kimse (Ammâr) yok mu? Sizin içinizde, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in sırrının sahibi olan ve ondan başkasının bilmediği kimse (Huzeyfe) yok mu?" Sonra şöyle dedi: "Abdullah, { وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى } (Leyl suresini) nasıl okuyor?" Ben ona: { وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى * وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى * وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى } "Bürüyüp örttüğü zaman geceye, açılıp ağardığı zaman gündüze, erkeğe ve dişiye (yemin olsun)" (şeklinde) okudum. (Ebu'd-Derdâ) dedi ki: "Vallahi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu bana ağzından ağzıma (böyle) okuttu."

3743. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ ذَهَبَ عَلْقَمَةُ إِلَى الشَّأْمِ، فَلَمَّا دَخَلَ الْمَسْجِدَ قَالَ اللَّهُمَّ يَسِّرْ لِي جَلِيسًا صَالِحًا‏.‏ فَجَلَسَ إِلَى أَبِي الدَّرْدَاءِ فَقَالَ أَبُو الدَّرْدَاءِ مِمَّنْ أَنْتَ قَالَ مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ‏.‏ قَالَ أَلَيْسَ فِيكُمْ ـ أَوْ مِنْكُمْ ـ صَاحِبُ السِّرِّ الَّذِي لاَ يَعْلَمُهُ غَيْرُهُ يَعْنِي حُذَيْفَةَ‏.‏ قَالَ قُلْتُ بَلَى‏.‏ قَالَ أَلَيْسَ فِيكُمُ ـ أَوْ مِنْكُمُ ـ الَّذِي أَجَارَهُ اللَّهُ عَلَى لِسَانِ نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْنِي مِنَ الشَّيْطَانِ، يَعْنِي عَمَّارًا‏.‏ قُلْتُ بَلَى‏.‏ قَالَ أَلَيْسَ فِيكُمْ ـ أَوْ مِنْكُمْ ـ صَاحِبُ السِّوَاكِ أَوِ السِّرَارِ قَالَ بَلَى‏.‏ قَالَ كَيْفَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ يَقْرَأُ ‏{‏وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى * وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى‏}‏ قُلْتُ ‏{‏وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى‏}‏‏.‏ قَالَ مَا زَالَ بِي هَؤُلاَءِ حَتَّى كَادُوا يَسْتَنْزِلُونِي عَنْ شَىْءٍ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Süleyman b. Harb bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Muğîre'den, [o] İbrahim'den, [o] şöyle dedi: Alkame Şam'a gitti. Mescide girdiği zaman: "Allah'ım, bana salih bir arkadaş nasip et (kolaylaştır)!" dedi. Ebû'd-Derdâ'nın yanına oturdu. Ebû'd-Derdâ: "Sen neredensin?" dedi. (Alkame): "Kûfe halkındanım" dedi. (Ebû'd-Derdâ) dedi ki: "Sizin içinizde -veya aranızda- (Nebi'nin) sırrının sahibi olan ve ondan başkasının onu bilmediği kimse -yani Huzeyfe- yok mu?" Ben: "Evet (var)" dedim. (Ebû'd-Derdâ) dedi ki: "Sizin içinizde -veya aranızda- Allah'ın, Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem'in diliyle -yani Şeytan'dan- koruduğu kimse -yani Ammâr- yok mu?" Ben: "Evet (var)" dedim. (Ebû'd-Derdâ) dedi ki: "Sizin içinizde -veya aranızda- misvakın veya sırrın (özel eşyaların/yastığın) sahibi yok mu?" Ben: "Evet (var)" dedim. (Ebû'd-Derdâ) dedi ki: "Abdullah, { وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى * وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى } (ayetlerini) nasıl okuyordu?" Ben: { وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى } "Erkeğe ve dişiye (yemin olsun)" (şeklinde) dedim. (Ebû'd-Derdâ) dedi ki: "Bunlar (Şamlılar), Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den işittiğim bir şeyden beni vazgeçirmek (döndürmek) için o kadar uğraştılar ki az kalsın (beni) döndüreceklerdi."

3744. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَمِينًا، وَإِنَّ أَمِينَنَا أَيَّتُهَا الأُمَّةُ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ ‏"‏‏.‏

Amr b. Ali bize söyledi, [dedi ki]: Abdülâlâ bize söyledi, [dedi ki]: Hâlid bize söyledi; [o] Ebû Kılâbe'den, [o] şöyle dedi: Enes b. Mâlik bana söyledi ki, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz her ümmetin bir emini (güveniliri) vardır. Bizim eminimiz ey ümmet, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'tır."

3745. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ صِلَةَ، عَنْ حُذَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَهْلِ نَجْرَانَ ‏ "‏ لأَبْعَثَنَّ ـ يَعْنِي عَلَيْكُمْ ـ يَعْنِي أَمِينًا ـ حَقَّ أَمِينٍ ‏"‏‏.‏ فَأَشْرَفَ أَصْحَابُهُ، فَبَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ رضى الله عنه‏.‏

Müslim b. İbrahim bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Ebû İshak'tan, [o] Sıla'dan, [o] Huzeyfe radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Necran halkına: "Mutlaka size -yani üzerinize-, emin -yani (gerçek) emin, hakkıyla emin (olan birini)- göndereceğim" buyurdu. Bunun üzerine ashabı (o göreve talip olarak) başlarını uzattılar (merakla beklediler). O da Ebû Ubeyde radıyallahu anh'i gönderdi.

3746. Hadis

حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى، عَنِ الْحَسَنِ، سَمِعَ أَبَا بَكْرَةَ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ وَالْحَسَنُ إِلَى جَنْبِهِ، يَنْظُرُ إِلَى النَّاسِ مَرَّةً وَإِلَيْهِ مَرَّةً، وَيَقُولُ ‏ "‏ ابْنِي هَذَا سَيِّدٌ، وَلَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يُصْلِحَ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ‏"‏‏.‏

Sadaka bize söyledi, [dedi ki]: İbn Uyeyne bize söyledi, [dedi ki]: Ebû Musa bize söyledi; [o] Hasan'dan, [o] Ebû Bekre'yi işitti (ki şöyle diyordu): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem minberin üzerindeyken işittim; Hasan da O'nun yanındaydı. Bir keresinde insanlara, bir keresinde ona (Hasan'a) bakıyor ve şöyle buyuruyordu: "Şüphesiz benim bu oğlum bir seyyiddir (efendidir). Umulur ki Allah, onunla Müslümanlardan iki grubun arasını düzeltir (barıştırır)."

3747. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يَأْخُذُهُ وَالْحَسَنَ وَيَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أُحِبُّهُمَا فَأَحِبَّهُمَا ‏"‏‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ‏.‏

Müsedded bize söyledi, [dedi ki]: Mu'temir bize söyledi; [o] şöyle dedi: Babamı işittim, (şöyle) dedi: Ebû Osman bize söyledi; [o] Usâme b. Zeyd radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (şöyle nâkletti): O, kendisini (Usâme'yi) ve Hasan'ı alır ve: "Allah'ım! Şüphesiz ben onları seviyorum, sen de onları sev!" derdi. -Yahut (Râvi) bunun gibi (bir söz) söyledi.-

3748. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أُتِيَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ زِيَادٍ بِرَأْسِ الْحُسَيْنِ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ فَجُعِلَ فِي طَسْتٍ، فَجَعَلَ يَنْكُتُ، وَقَالَ فِي حُسْنِهِ شَيْئًا‏.‏ فَقَالَ أَنَسٌ كَانَ أَشْبَهَهُمْ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَكَانَ مَخْضُوبًا بِالْوَسْمَةِ‏.‏

Muhammed b. el-Hüseyin b. İbrahim bana söyledi, [dedi ki]: Hüseyin b. Muhammed bana söyledi, [dedi ki]: Cerîr bize söyledi; [o] Muhammed'den, [o] Enes b. Mâlik radıyallahu anh'den [nakletti] ki: Ubeydullah b. Ziyâd'a, Hüseyin'in aleyhisselâm başı getirildi ve bir tasın içine konuldu. O (Ubeydullah), elindeki değnekle ona (başına/yüzüne) vurmaya başladı ve onun güzelliği hakkında bir şeyler söyledi. Bunun üzerine Enes: "O, onların (Ehli beyt'in) Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e en çok benzeyeniydi" dedi. (Hüseyin'in saçı/sakalı) çivit otuyla (vesme ile) boyanmıştı.

3749. Hadis

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ الْمِنْهَالِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيٌّ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَالْحَسَنُ عَلَى عَاتِقِهِ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أُحِبُّهُ فَأَحِبَّهُ ‏"‏‏.‏

Haccâc b. el-Minhâl bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi, [dedi ki]: Adiyy bana haber verdi, [dedi ki]: Berâ radıyallahu anh'i işittim, (şöyle) dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i gördüm; Hasan O'nun omzundaydı. (Nebi) şöyle diyordu: "Allah'ım! Şüphesiz ben onu seviyorum, sen de onu sev!"

3750. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ رَأَيْتُ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ وَحَمَلَ الْحَسَنَ وَهْوَ يَقُولُ بِأَبِي شَبِيهٌ بِالنَّبِيِّ، لَيْسَ شَبِيهٌ بِعَلِيٍّ‏.‏ وَعَلِيٌّ يَضْحَكُ‏.‏

Abdan bize söyledi, [dedi ki]: Abdullah bize haber verdi; [o] şöyle dedi: Ömer b. Saîd b. Ebî Husayn bana haber verdi; [o] İbn Ebî Müleyke'den, [o] Ukbe b. Hâris'ten [nakletti] ki, şöyle dedi: Ebû Bakr radıyallahu anh'i gördüm; Hasan'ı taşımıştı ve şöyle diyordu: "Babam (sana) feda olsun! Nebi'ye benziyor, Ali'ye benzemiyor!" Ali de (buna) gülüyordu.

3751. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، وَصَدَقَةُ، قَالاَ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ وَاقِدِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ ارْقُبُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فِي أَهْلِ بَيْتِهِ‏.‏

Yahya b. Maîn ve Sadaka bana söyledi(ler); ikisi dediler ki: Muhammed b. Ca'fer bize haber verdi; [o] Şu'be'den, [o] Vâkıd b. Muhammed'den, [o] babasından, [o] İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, Ebû Bekr şöyle dedi: "Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i, Ehl-i Beyti(ne hürmet) konusunda gözetiniz (muhafaza ediniz)."

3752. Hadis

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَنَسٍ،‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي أَنَسٌ، قَالَ لَمْ يَكُنْ أَحَدٌ أَشْبَهَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ‏.‏

İbrahim b. Musa bana söyledi, [dedi ki]: Hişâm b. Yûsuf bize haber verdi; [o] Ma'mer'den, [o] Zührî'den, [o] Enes'ten [nakletti]. Ve Abdürrezzâk (şöyle) dedi: Ma'mer bize haber verdi; [o] Zührî'den, [o] Enes'ten (şöyle diyerek) bana haber verdi: "Hasan b. Ali'den daha fazla Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e benzeyen hiç kimse yoktu."

3753. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي يَعْقُوبَ، سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي نُعْمٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، وَسَأَلَهُ، عَنِ الْمُحْرِمِ،، قَالَ شُعْبَةُ أَحْسِبُهُ يَقْتُلُ الذُّبَابَ فَقَالَ أَهْلُ الْعِرَاقِ يَسْأَلُونَ عَنِ الذُّبَابِ وَقَدْ قَتَلُوا ابْنَ ابْنَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ هُمَا رَيْحَانَتَاىَ مِنَ الدُّنْيَا ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bana söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Muhammed b. Ebî Ya'kûb'dan, [o] İbn Ebî Nu'm'u (şöyle derken) işitti: Abdullah b. Ömer'i işittim -ki (bir adam) ona ihramlıyı sormuştu-. Şu'be dedi ki: Zannedersem sinek öldürmeyi (sormuştu). (İbn Ömer) dedi ki: "Irak halkı sineği soruyor; oysa onlar Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kızının oğlunu öldürdüler! Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de: "O ikisi (Hasan ve Hüseyin) benim dünyadan iki reyhanımdır" buyurdu."

3754. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، أَخْبَرَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ عُمَرُ يَقُولُ أَبُو بَكْرٍ سَيِّدُنَا، وَأَعْتَقَ سَيِّدَنَا‏.‏ يَعْنِي بِلاَلاً‏.‏

Ebû Nuaym bize söyledi, [dedi ki]: Abdülazîz b. Ebî Seleme bize söyledi; [o] Muhammed b. el-Münkedir'den, [o] Câbir b. Abdullah radıyallahu anhümâ'dan bize haber verdi, (şöyle) dedi: Ömer şöyle derdi: "Ebû Bekir efendimizdir (seyyidimizdir) ve efendimizi (seyyidimizi) âzâd etmiştir." (Bununla) Bilal'i kastediyor.

3755. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ قَيْسٍ، أَنَّ بِلاَلاً، قَالَ لأَبِي بَكْرٍ إِنْ كُنْتَ إِنَّمَا اشْتَرَيْتَنِي لِنَفْسِكَ فَأَمْسِكْنِي، وَإِنْ كُنْتَ إِنَّمَا اشْتَرَيْتَنِي لِلَّهِ فَدَعْنِي وَعَمَلَ اللَّهِ‏.‏

İbn Nümeyr bize söyledi; [o] Muhammed b. Ubeyd'den [nakletti] ki: İsmail bize söyledi; [o] Kays'tan [nakletti] ki: Bilal, Ebû Bekir'e şöyle dedi: "Eğer sen beni kendin için satın aldıysan, beni tut (yanında alıkoy). Eğer beni Allah için satın aldıysan, beni ve Allah'ın amelini (Allah yolundaki işimi) baş başa bırak (beni serbest bırak)."

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.