4267. Hadis
حَدَّثَنِي عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَامِرٍ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُغْمِيَ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَوَاحَةَ، فَجَعَلَتْ أُخْتُهُ عَمْرَةُ تَبْكِي وَاجَبَلاَهْ وَاكَذَا وَاكَذَا. تُعَدِّدُ عَلَيْهِ فَقَالَ حِينَ أَفَاقَ مَا قُلْتِ شَيْئًا إِلاَّ قِيلَ لِي آنْتَ كَذَلِكَ.
Bana İmrân b. Meysere anlattı, bize Muhammed b. Fudayl anlattı, o Husayn’dan, o Âmir’den, o Nu’mân b. Beşîr’den radıyallahu anhümâ nakletti. Dedi ki: (Dayım) Abdullah b. Revâha baygınlık geçirmişti. Kız kardeşi Amre: "Vah dağım (dayanağım)! Vah şöyle, vah böyle!" diye ağlamaya ve (onun iyiliklerini) sayıp dökmeye başladı. (Abdullah) ayılınca şöyle dedi: "Senin (hakkımda) söylediğin her şey için bana, 'Sen gerçekten böyle misin?' diye soruldu."