Gazveler Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

3949. Hadis

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَهْبٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، كُنْتُ إِلَى جَنْبِ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، فَقِيلَ لَهُ كَمْ غَزَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَزْوَةٍ قَالَ تِسْعَ عَشْرَةَ‏.‏ قِيلَ كَمْ غَزَوْتَ أَنْتَ مَعَهُ قَالَ سَبْعَ عَشْرَةَ‏.‏ قُلْتُ فَأَيُّهُمْ كَانَتْ أَوَّلَ قَالَ الْعُسَيْرَةُ أَوِ الْعُشَيْرُ‏.‏ فَذَكَرْتُ لِقَتَادَةَ فَقَالَ الْعُشَيْرُ‏.‏

Abdullah b. Muhammed bana söyledi, [dedi ki]: Vehb [b. Cerîr] bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Ebû İshak'tan [nakletti] ki; [Ebû İshak] şöyle demiştir: Zeyd b. Erkam radıyallahu anh'ın yanındaydım. Ona: 'Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kaç gazveye çıktı?' diye soruldu. Zeyd: 'On dokuz [gazveye]' dedi. 'Sen O'nunla beraber kaç gazveye katıldın?' denildi. O: 'On yedi [gazveye]' dedi. Ben: 'Peki onların ilki hangisiydi?' dedim. O: 'el-Useyre veya el-Uşeyre [gazvesiydi]' dedi. [Ebû İshak der ki:] Bunu Katâde'ye zikrettim, o: 'el-Uşeyre'dir' dedi.

3950. Hadis

حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا شُرَيْحُ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مَيْمُونٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَ عَنْ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ صَدِيقًا لأُمَيَّةَ بْنِ خَلَفٍ، وَكَانَ أُمَيَّةُ إِذَا مَرَّ بِالْمَدِينَةِ نَزَلَ عَلَى سَعْدٍ، وَكَانَ سَعْدٌ إِذَا مَرَّ بِمَكَّةَ نَزَلَ عَلَى أُمَيَّةَ، فَلَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ انْطَلَقَ سَعْدٌ مُعْتَمِرًا، فَنَزَلَ عَلَى أُمَيَّةَ بِمَكَّةَ، فَقَالَ لأُمَيَّةَ انْظُرْ لِي سَاعَةَ خَلْوَةٍ لَعَلِّي أَنْ أَطُوفَ بِالْبَيْتِ‏.‏ فَخَرَجَ بِهِ قَرِيبًا مِنْ نِصْفِ النَّهَارِ فَلَقِيَهُمَا أَبُو جَهْلٍ فَقَالَ يَا أَبَا صَفْوَانَ، مَنْ هَذَا مَعَكَ فَقَالَ هَذَا سَعْدٌ‏.‏ فَقَالَ لَهُ أَبُو جَهْلٍ أَلاَ أَرَاكَ تَطُوفُ بِمَكَّةَ آمِنًا، وَقَدْ أَوَيْتُمُ الصُّبَاةَ، وَزَعَمْتُمْ أَنَّكُمْ تَنْصُرُونَهُمْ وَتُعِينُونَهُمْ، أَمَا وَاللَّهِ لَوْلاَ أَنَّكَ مَعَ أَبِي صَفْوَانَ مَا رَجَعْتَ إِلَى أَهْلِكَ سَالِمًا‏.‏ فَقَالَ لَهُ سَعْدٌ وَرَفَعَ صَوْتَهُ عَلَيْهِ أَمَا وَاللَّهِ لَئِنْ مَنَعْتَنِي هَذَا لأَمْنَعَنَّكَ مَا هُوَ أَشَدُّ عَلَيْكَ مِنْهُ طَرِيقَكَ عَلَى الْمَدِينَةِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ أُمَيَّةُ لاَ تَرْفَعْ صَوْتَكَ يَا سَعْدُ عَلَى أَبِي الْحَكَمِ سَيِّدِ أَهْلِ الْوَادِي‏.‏ فَقَالَ سَعْدٌ دَعْنَا عَنْكَ يَا أُمَيَّةُ، فَوَاللَّهِ لَقَدْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ إِنَّهُمْ قَاتِلُوكَ‏.‏ قَالَ بِمَكَّةَ قَالَ لاَ أَدْرِي‏.‏ فَفَزِعَ لِذَلِكَ أُمَيَّةُ فَزَعًا شَدِيدًا، فَلَمَّا رَجَعَ أُمَيَّةُ إِلَى أَهْلِهِ قَالَ يَا أُمَّ صَفْوَانَ، أَلَمْ تَرَىْ مَا قَالَ لِي سَعْدٌ قَالَتْ وَمَا قَالَ لَكَ قَالَ زَعَمَ أَنَّ مُحَمَّدًا أَخْبَرَهُمْ أَنَّهُمْ قَاتِلِيَّ، فَقُلْتُ لَهُ بِمَكَّةَ قَالَ لاَ أَدْرِي‏.‏ فَقَالَ أُمَيَّةُ وَاللَّهِ لاَ أَخْرُجُ مِنْ مَكَّةَ، فَلَمَّا كَانَ يَوْمَ بَدْرٍ اسْتَنْفَرَ أَبُو جَهْلٍ النَّاسَ قَالَ أَدْرِكُوا عِيرَكُمْ‏.‏ فَكَرِهَ أُمَيَّةُ أَنْ يَخْرُجَ، فَأَتَاهُ أَبُو جَهْلٍ فَقَالَ يَا أَبَا صَفْوَانَ، إِنَّكَ مَتَى مَا يَرَاكَ النَّاسُ قَدْ تَخَلَّفْتَ وَأَنْتَ سَيِّدُ أَهْلِ الْوَادِي تَخَلَّفُوا مَعَكَ، فَلَمْ يَزَلْ بِهِ أَبُو جَهْلٍ حَتَّى قَالَ أَمَّا إِذْ غَلَبْتَنِي، فَوَاللَّهِ لأَشْتَرِيَنَّ أَجْوَدَ بَعِيرٍ بِمَكَّةَ ثُمَّ قَالَ أُمَيَّةُ يَا أُمَّ صَفْوَانَ جَهِّزِينِي‏.‏ فَقَالَتْ لَهُ يَا أَبَا صَفْوَانَ وَقَدْ نَسِيتَ مَا قَالَ لَكَ أَخُوكَ الْيَثْرِبِيُّ قَالَ لاَ، مَا أُرِيدُ أَنْ أَجُوزَ مَعَهُمْ إِلاَّ قَرِيبًا‏.‏ فَلَمَّا خَرَجَ أُمَيَّةُ أَخَذَ لاَ يَنْزِلُ مَنْزِلاً إِلاَّ عَقَلَ بَعِيرَهُ، فَلَمْ يَزَلْ بِذَلِكَ حَتَّى قَتَلَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِبَدْرٍ‏.‏

Ahmed b. Osmân bize söyledi, [dedi ki]: Şüreyh b. Mesleme bize söyledi, [dedi ki]: İbrahim b. Yûsuf bize söyledi; [o] babasından, [o] Ebû İshak'tan [nakletti] ki; [Ebû İshak] şöyle demiştir: Amr b. Meymûn bana söyledi ki; Abdullah b. Mes'ûd radıyallahu anh'ın Sa'd b. Muâz'dan [naklederek] anlattığını işitmiş; [Sa'd] şöyle demiştir: Sa'd [Müslüman olmadan önce] Ümeyye b. Halef'in dostu idi. Ümeyye Medine'ye uğradığında Sa'd'a misafir olur, Sa'd da Mekke'ye uğradığında Ümeyye'ye misafir olurdu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiğinde, Sa'd umre yapmak üzere yola çıktı ve Mekke'de Ümeyye'ye misafir oldu. Ümeyye'ye: 'Beyt'i (Kabe'yi) tavaf edebilmem için bana insanların olmadığı tenha bir vakit kolla' dedi. Ümeyye de onu gün ortasına doğru [yanına alıp] çıkardı. Yolda ikisi Ebû Cehl ile karşılaştılar. Ebû Cehl: 'Ey Ebû Safvân! [Ümeyye'nin künyesi] Yanındaki bu kimdir?' diye sordu. Ümeyye: 'Bu Sa'd'dır' dedi. Ebû Cehl ona [Sa'd'a]: 'Dinden sapanları (Sâbiîleri/Müslümanları) barındırdığınız, onlara yardım edip destek olacağınızı iddia ettiğiniz halde, seni Mekke'de güven içinde tavaf ederken mi görecektim? Allah'a yemin olsun ki, eğer Ebû Safvân ile beraber olmasaydın ailene sağ salim dönemezdin!' dedi. Sa'd ona karşı sesini yükselterek: 'Vallahi, eğer sen beni bundan [tavaftan] menedersen, ben de sana senin için bundan daha ağır olan şeyi, [Kureyş'in] Medine üzerindeki [ticaret] yolunu kapatırım!' dedi. Ümeyye ona: 'Ey Sa'd! Bu vadinin efendisi olan Ebû'l-Hakem'e [Ebû Cehl'e] karşı sesini yükseltme' dedi. Bunun üzerine Sa'd: 'Sen bizi bırak ey Ümeyye! Zira vallahi ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in; «Onlar [Müslümanlar] seni mutlaka öldürecekler» buyurduğunu işittim' dedi. Ümeyye: 'Mekke'de mi?' diye sordu. Sa'd: 'Bilemiyorum' dedi. Ümeyye bunun üzerine şiddetli bir korkuya kapıldı. Ümeyye ailesinin yanına döndüğünde: 'Ey Ümmü Safvân! Sa'd'ın bana ne dediğini gördün mü?' dedi. Hanımı: 'Sana ne dedi?' diye sordu. Ümeyye: 'Muhammed'in onlara, beni öldüreceklerini haber verdiğini iddia etti. Ben ona: Mekke'de mi? diye sordum, o: Bilemiyorum dedi' diyerek anlattı. Ümeyye: 'Vallahi Mekke'den asla çıkmayacağım' dedi. Bedir günü geldiğinde Ebû Cehl: 'Kervanınıza yetişin!' diyerek insanları savaşa çağırdı. Ümeyye [savaşa] çıkmak istemedi. Ebû Cehl ona gelip: 'Ey Ebû Safvân! İnsanlar senin gibi bu vadinin efendisinin geride kaldığını görürlerse, onlar da seninle beraber geri kalırlar' dedi. Ebû Cehl, Ümeyye'nin peşini bırakmadı [onu ikna etmeye devam etti]. Sonunda Ümeyye: 'Madem beni yendin (zorladın), vallahi [kendimi korumak için] Mekke'deki develerin en iyisini satın alacağım' dedi. Sonra hanımına: 'Ey Ümmü Safvân, beni hazırla!' dedi. Hanımı ona: 'Ey Ebû Safvân! Yesribli (Medineli) kardeşinin sana dediklerini unuttun mu?' dedi. O: 'Hayır, onlarla beraber sadece yakın bir mesafeye kadar [çıkmak] istiyorum' dedi. Ümeyye [sefer için] çıktığında, mola verdiği her yerde devesini [kaçmaya hazır olsun diye] sıkıca bağlardı. Bedir'de Allah Azze ve Celle onu öldürttünceye kadar bu şekilde devam etti.

3951. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ لَمْ أَتَخَلَّفْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةٍ غَزَاهَا إِلاَّ فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ، غَيْرَ أَنِّي تَخَلَّفْتُ عَنْ غَزْوَةِ بَدْرٍ، وَلَمْ يُعَاتَبْ أَحَدٌ تَخَلَّفَ عَنْهَا، إِنَّمَا خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُرِيدُ عِيرَ قُرَيْشٍ، حَتَّى جَمَعَ اللَّهُ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ عَدُوِّهِمْ عَلَى غَيْرِ مِيعَادٍ‏.‏

Yahyâ b. Bukeyr bana söyledi, [dedi ki]: el-Leys [b. Sa'd] bize söyledi; [o] Ukayl'den, [o] İbn Şihâb'dan, [o] Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b'dan [nakletti] ki; Abdullah b. Ka'b şöyle demiştir: Ka'b b. Mâlik radıyallahu anh'ı şöyle derken işitdim: 'Tebük gazvesi hariç, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in çıktığı hiçbir gazvede O'ndan geri kalmadım. Ancak Bedir gazvesinde de geri kalmıştım; [fakat] ondan geri kalan hiç kimse kınanmamıştı. Zira Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [aslında bizzat savaşı değil] sadece Kureyş kervanını [ele geçirmeyi] isteyerek yola çıkmıştı. Nihayet Allah onları, aralarında hiçbir sözleşme (planlama) olmaksızın düşmanlarıyla karşı karşıya getirdi.'

3952. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مُخَارِقٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ، يَقُولُ شَهِدْتُ مِنَ الْمِقْدَادِ بْنِ الأَسْوَدِ مَشْهَدًا، لأَنْ أَكُونَ صَاحِبَهُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا عُدِلَ بِهِ، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يَدْعُو عَلَى الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ لاَ نَقُولُ كَمَا قَالَ قَوْمُ مُوسَى ‏{‏اذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلاَ‏}‏ وَلَكِنَّا نُقَاتِلُ عَنْ يَمِينِكَ وَعَنْ شِمَالِكَ وَبَيْنَ يَدَيْكَ وَخَلْفَكَ‏.‏ فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَشْرَقَ وَجْهُهُ وَسَرَّهُ‏.‏ يَعْنِي قَوْلَهُ‏.‏

Ebû Nuaym bize söyledi, [dedi ki]: İsrâil bize söyledi; [o] Muhârik'ten, [o] Târık b. Şihâb'dan [nakletti] ki; [Târık] şöyle demiştir: İbn Mes'ûd radıyallahu anh'ı şöyle derken işitdim: 'el-Mikdâd b. el-Esved radıyallahu anh'ın öyle bir anına (mücahedesine/sözüne) şahit oldum ki, o sözün sahibi olmayı bana sunulan (dünyalık) her şeye tercih ederdim. el-Mikdâd, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem müşriklere beddua ederken yanına geldi ve şöyle dedi: «Biz Mûsâ'nın kavminin: { اذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلاَ } "Sen ve Rabbin gidin, ikiniz savaşın" (Mâide, 24) dedikleri gibi demeyiz. Bilakis biz senin sağında, solunda, önünde ve arkanda savaşırız!» Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yüzünün aydınlandığını gördüm; [Mikdâd'ın] o sözü O'nu çok sevindirmişti.'

3953. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوْشَبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ بَدْرٍ ‏"‏ اللَّهُمَّ أَنْشُدُكَ عَهْدَكَ وَوَعْدَكَ، اللَّهُمَّ إِنْ شِئْتَ لَمْ تُعْبَدْ ‏"‏‏.‏ فَأَخَذَ أَبُو بَكْرٍ بِيَدِهِ فَقَالَ حَسْبُكَ‏.‏ فَخَرَجَ وَهْوَ يَقُولُ ‏{‏سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ‏}‏

Muhammed b. Abdullah b. Havşab bana söyledi, [dedi ki]: Abdülvahhâb bize söyledi, [dedi ki]: Hâlid [el-Hazzâ] bize söyledi; [o] İkrime'den, [o da] İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir günü: 'Allah'ım! Senin ahdini ve vaadini [gerçekleştirmeni] diliyorum. Allah'ım! Eğer [bu topluluğun yok olmasını] dilersen, [yeryüzünde] Sana ibadet edilmez' diyerek [dua etti]. Bunun üzerine Ebû Bekir O'nun elinden tuttu ve: 'Bu kadar [dua] Sana yeter [ey Allah'ın Resulü!]' dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: { سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ } "O topluluk yakında bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar" (Kamer, 45) ayetini okuyarak [çadırdan] çıktı.

3954. Hadis

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْكَرِيمِ، أَنَّهُ سَمِعَ مِقْسَمًا، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ يُحَدِّثُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ ‏{‏لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ‏}‏ عَنْ بَدْرٍ، وَالْخَارِجُونَ، إِلَى بَدْرٍ‏.‏

İbrahim b. Musa bana söyledi, [dedi ki]: Hişâm bize haber verdi; İbn Cüreyc onlara şöyle haber vermiş: Abdülkerîm bana şöyle haber verdi; [o] Abdullah b. el-Hâris'un azatlısı Miksem'i İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [naklederek] şöyle derken işitmiş: { لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ } "Müminlerden [cihada gitmeyip] oturanlar..." (Nisâ, 95) ayeti [hakkında İbn Abbas]; Bedir'e gitmeyip oturanlar ile Bedir'e [savaş için] çıkanlar [bir olmaz] demiştir.

3955. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ اسْتُصْغِرْتُ أَنَا وَابْنُ، عُمَرَ‏.‏

Müslim [b. İbrahim] bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Ebû İshak'tan, [o da] el-Berâ [b. Âzib] radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: 'Ben ve İbn Ömer [Bedir savaşına katılmak için] küçük görüldük (yaşımız küçük olduğu için orduya alınmadık).'

3956. Hadis

حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا وَهْبٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ اسْتُصْغِرْتُ أَنَا وَابْنُ عُمَرَ يَوْمَ بَدْرٍ، وَكَانَ الْمُهَاجِرُونَ يَوْمَ بَدْرٍ نَيِّفًا عَلَى سِتِّينَ، وَالأَنْصَارُ نَيِّفًا وَأَرْبَعِينَ وَمِائَتَيْنِ‏.‏

Mahmûd [b. Gaylân] bana söyledi, [dedi ki]: Vehb [b. Cerîr] Şu'be'den bize [nakletti]; [o] Ebû İshak'tan, [o da] el-Berâ [b. Âzib] radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: 'Ben ve İbn Ömer Bedir günü [orduya alınmak için] küçük görüldük. Bedir günü [savaşa katılan] Muhacirlerin sayısı altmıştan biraz fazla, Ensar'ın sayısı ise iki yüz kırktan biraz fazlaydı.'

3957. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ حَدَّثَنِي أَصْحَابُ، مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا أَنَّهُمْ كَانُوا عِدَّةَ أَصْحَابِ طَالُوتَ الَّذِينَ جَازُوا مَعَهُ النَّهَرَ، بِضْعَةَ عَشَرَ وَثَلاَثَمِائَةٍ‏.‏ قَالَ الْبَرَاءُ لاَ وَاللَّهِ مَا جَاوَزَ مَعَهُ النَّهَرَ إِلاَّ مُؤْمِنٌ‏.‏

Amr b. Hâlid bize söyledi, [dedi ki]: Züheyr bize söyledi, [dedi ki]: Ebû İshak bize söyledi; [o] el-Berâ [b. Âzib] radıyallahu anh'ı şöyle derken işitmiş: Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından olup Bedir'e katılanlar bana haber verdiler ki; onlar [Bedir ehli], [sayıca] Tâlût ile beraber nehri geçen ashabının sayısı kadar, [yani] üç yüz on küsur kişiydiler. el-Berâ der ki: 'Vallahi, onunla [Tâlût ile] beraber o nehri ancak gerçek müminler geçmişti [Bedir ashabı da öyledir].'

3958. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ كُنَّا أَصْحَابَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم نَتَحَدَّثُ أَنَّ عِدَّةَ أَصْحَابِ بَدْرٍ عَلَى عِدَّةِ أَصْحَابِ طَالُوتَ الَّذِينَ جَاوَزُوا مَعَهُ النَّهَرَ، وَلَمْ يُجَاوِزْ مَعَهُ إِلاَّ مُؤْمِنٌ، بِضْعَةَ عَشَرَ وَثَلاَثَمِائَةٍ‏.‏

Abdullah b. Recâ bize söyledi, [dedi ki]: İsrâil bize söyledi; [o] Ebû İshak'tan, [o da] el-Berâ [b. Âzib] radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: 'Biz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı; Bedir ehlinin sayısının, Tâlût ile beraber nehri geçen ashabının sayısı kadar olduğunu kendi aramızda konuşurduk. O'nunla beraber [Tâlût ile] o nehri ancak müminler geçmişti; [onların sayısı da] üç yüz on küsur kişiydi.'

3959. Hadis

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ،‏.‏ وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا نَتَحَدَّثُ أَنَّ أَصْحَابَ بَدْرٍ ثَلاَثُمِائَةٍ وَبِضْعَةَ عَشَرَ، بِعِدَّةِ أَصْحَابِ طَالُوتَ الَّذِينَ جَاوَزُوا مَعَهُ النَّهَرَ، وَمَا جَاوَزَ مَعَهُ إِلاَّ مُؤْمِنٌ‏.‏

Abdullah b. Ebî Şeybe bize söyledi, [dedi ki]: Yahyâ [b. Saîd el-Kattân] Süfyân'dan bize [nakletti]; [o] Ebû İshak'tan, [o da] el-Berâ [b. Âzib]'den [nakletti]. (Diğer bir isnadla) Muhammed b. Kesîr bize söyledi, [dedi ki]: Süfyân bize haber verdi; [o] Ebû İshak'tan, [o da] el-Berâ radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: 'Biz [sahabeler], Bedir ashabının, Tâlût ile beraber nehri geçen ashabının sayısı kadar, [yani] üç yüz on küsur kişi olduklarını konuşurduk. O'nunla beraber [Tâlût ile] o nehri ancak müminler geçmişti.'

3960. Hadis

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اسْتَقْبَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْكَعْبَةَ فَدَعَا عَلَى نَفَرٍ مِنْ قُرَيْشٍ، عَلَى شَيْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ، وَعُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ وَالْوَلِيدِ بْنِ عُتْبَةَ، وَأَبِي جَهْلِ بْنِ هِشَامٍ‏.‏ فَأَشْهَدُ بِاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُهُمْ صَرْعَى، قَدْ غَيَّرَتْهُمُ الشَّمْسُ، وَكَانَ يَوْمًا حَارًّا‏.‏

Amr b. Hâlid bize söyledi, [dedi ki]: Züheyr bize söyledi, [dedi ki]: Ebû İshak bize söyledi; [o] Amr b. Meymûn'dan, [o da] Abdullah b. Mes'ûd radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Kâbe'ye yönelerek Kureyş'ten bir grup kimseye; Şeybe b. Rebîa'ya, Utbe b. Rebîa'ya, el-Velîd b. Utbe'ye ve Ebû Cehl b. Hişâm'a beddua etti. Allah'a yemin ederim ki; [Bedir günü] onları yerlere serilmiş (can vermiş) bir halde gördüm. Hava çok sıcaktı ve güneş [cesetlerinin rengini] değiştirmişti.

3961. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، أَخْبَرَنَا قَيْسٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه أَنَّهُ أَتَى أَبَا جَهْلٍ وَبِهِ رَمَقٌ يَوْمَ بَدْرٍ، فَقَالَ أَبُو جَهْلٍ هَلْ أَعْمَدُ مِنْ رَجُلٍ قَتَلْتُمُوهُ

İbn Nümeyr bize söyledi, [dedi ki]: Ebû Usâme bize söyledi, [dedi ki]: İsmâil bize söyledi; [o] Kays'tan [nakletti] ki; Abdullah [b. Mes'ûd] radıyallahu anh'dan [nakledildiğine göre]; o Bedir günü Ebû Cehl'in yanına geldiğinde onda henüz can (hayat emaresi) vardı. Ebû Cehl [ölürken bile kibrini sürdürerek] şöyle dedi: 'Kendi kavminin öldürdüğü bir adamdan (benden) daha büyük (azametli) bir kimse olabilir mi?'

3962. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ح وَحَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ يَنْظُرُ مَا صَنَعَ أَبُو جَهْلٍ ‏"‏ فَانْطَلَقَ ابْنُ مَسْعُودٍ، فَوَجَدَهُ قَدْ ضَرَبَهُ ابْنَا عَفْرَاءَ حَتَّى بَرَدَ قَالَ آأَنْتَ أَبُو جَهْلٍ قَالَ فَأَخَذَ بِلِحْيَتِهِ‏.‏ قَالَ وَهَلْ فَوْقَ رَجُلٍ قَتَلْتُمُوهُ أَوْ رَجُلٍ قَتَلَهُ قَوْمُهُ? قَالَ أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ أَنْتَ أَبُو جَهْلٍ‏?

Ahmed b. Yûnus bize söyledi, [dedi ki]: Züheyr bize söyledi, [dedi ki]: Süleyman et-Teymî, Enes [b. Mâlik]'in onlara şöyle naklettiğini söyledi: (H) Amr b. Hâlid bana söyledi, [dedi ki]: Züheyr, Süleyman et-Teymî'den, [o da] Enes radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ebû Cehl'in ne yaptığına (son durumuna) kim bakacak?' buyurdu. Bunun üzerine İbn Mes'ûd gitti ve onu, Afra'nın iki oğlunun [Muâz ve Muavviz'in] kılıç darbeleriyle yere sermiş oldukları halde buldu; [Ebû Cehl] hareketsiz kalmış (ölmek üzereydi). İbn Mes'ûd, Ebû Cehl'in sakalından tuttu ve: 'Sen [o meşhur] Ebû Cehl misin?' dedi. [Ebû Cehl] şöyle cevap verdi: 'Sizin öldürdüğünüz bir adamdan veya kendi kavminin öldürdüğü bir adamdan daha üstünü (azametlisi) var mı?' Ahmed b. Yûnus [rivayetinde İbn Mes'ûd'un sözü]: 'Sen Ebû Cehl misin?' şeklindedir.

3963. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَنَسٍ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ بَدْرٍ ‏ "‏ مَنْ يَنْظُرُ مَا فَعَلَ أَبُو جَهْلٍ ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقَ ابْنُ مَسْعُودٍ، فَوَجَدَهُ قَدْ ضَرَبَهُ ابْنَا عَفْرَاءَ حَتَّى بَرَدَ، فَأَخَذَ بِلِحْيَتِهِ فَقَالَ أَنْتَ أَبَا جَهْلٍ قَالَ وَهَلْ فَوْقَ رَجُلٍ قَتَلَهُ قَوْمُهُ أَوْ قَالَ قَتَلْتُمُوهُ‏

Muhammed b. el-Müsennâ bana söyledi, [dedi ki]: İbn Ebî Adî bize söyledi; [o] Süleyman et-Teymî'den, [o da] Enes radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir günü: 'Ebû Cehl'in ne yaptığına kim bakacak?' buyurdu. Bunun üzerine İbn Mes'ûd gitti ve onu, Afra'nın iki oğlunun kılıç darbeleriyle yere sermiş oldukları halde buldu; [Ebû Cehl] hareketsiz kalmıştı (ölmek üzereydi). İbn Mes'ûd onun sakalından tuttu ve: 'Sen Ebû Cehl misin?' dedi. [Ebû Cehl]: 'Kendi kavminin öldürdüğü bir adamdan —veya şöyle dedi: Sizin öldürdüğünüz bir adamdan— daha üstünü mü var?' şeklinde karşılık verdi.

3963_2. Hadis

حَدَّثَنِي ابْنُ الْمُثَنَّى، أَخْبَرَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، أَخْبَرَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، نَحْوَهُ‏.‏

İbn el-Müsennâ bana söyledi, [dedi ki]: Muâz b. Muâz bize haber verdi; bize Süleyman [et-Teymî] söyledi, [o da] Enes b. Mâlik'ten [naklederek] bir önceki hadisin benzerini haber verdi.

3964. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَتَبْتُ عَنْ يُوسُفَ بْنِ الْمَاجِشُونِ، عَنْ صَالِحِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، فِي بَدْرٍ‏.‏ يَعْنِي حَدِيثَ ابْنَىْ عَفْرَاءَ‏.‏

Ali b. Abdullah bize söyledi, [dedi ki]: Yusuf b. el-Mâcişûn'dan, [o] Salih b. İbrahim'den, [o] babasından, [o da] dedesinden [Abdurrahman b. Avf'tan] Bedir hakkında [yazılı olarak naklettim]. [Haberin içeriği] yani Afra'nın iki oğlu [Muâz ve Muavviz'in Ebû Cehl'i öldürmesi] hakkındaki hadistir.

3965. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الرَّقَاشِيُّ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، حَدَّثَنَا أَبُو مِجْلَزٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ أَنَا أَوَّلُ، مَنْ يَجْثُو بَيْنَ يَدَىِ الرَّحْمَنِ لِلْخُصُومَةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ‏.‏ وَقَالَ قَيْسُ بْنُ عُبَادٍ وَفِيهِمْ أُنْزِلَتْ ‏{‏هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ‏}‏ قَالَ هُمُ الَّذِينَ تَبَارَزُوا يَوْمَ بَدْرٍ حَمْزَةُ وَعَلِيٌّ وَعُبَيْدَةُ أَوْ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْحَارِثِ وَشَيْبَةُ بْنُ رَبِيعَةَ وَعُتْبَةُ وَالْوَلِيدُ بْنُ عُتْبَةَ‏.‏

Muhammed b. Abdullah er-Rakâşî bana söyledi, [dedi ki]: Mu'temir bize söyledi. Babam [Süleyman b. Tarhân] şöyle derken işitmiş: Ebû Miclez bize söyledi; [o] Kays b. Ubâd'dan, [o da] Ali b. Ebî Tâlib radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: 'Kıyamet günü Rahmân'ın huzurunda muhakeme (davalaşma) için diz çökeceklerin ilki ben olacağım.' Kays b. Ubâd der ki: { هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ } "Şu ikisi, Rableri hakkında tartışmaya giren iki hasımdır" (Hac, 19) ayeti onlar hakkında nazil olmuştur. Kays şöyle devam etti: Bunlar, Bedir günü [savaşın başında] teke tek çarpışan (mübareze eden) kişilerdir: [Müslümanlardan] Hamza, Ali ve Ubeyde –yahut Ebû Ubeyde– b. el-Hâris; [müşriklerden ise] Şeybe b. Rebîa, Utbe ve el-Velîd b. Utbe.

3966. Hadis

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي هَاشِمٍ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَزَلَتْ ‏{‏هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ‏}‏ فِي سِتَّةٍ مِنْ قُرَيْشٍ عَلِيٍّ وَحَمْزَةَ وَعُبَيْدَةَ بْنِ الْحَارِثِ وَشَيْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ وَعُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ وَالْوَلِيدِ بْنِ عُتْبَةَ‏.‏

Kabîsa bize söyledi, [dedi ki]: Süfyân bize söyledi; [o] Ebû Hâşim'den, [o] Ebû Miclez'den, [o] Kays b. Ubâd'dan, [o da] Ebû Zer radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; şöyle demiştir: { هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ } "Şu ikisi, Rableri hakkında tartışmaya giren iki hasımdır" (Hac, 19) ayeti Kureyş'ten şu altı kişi hakkında nazil olmuştur: Ali, Hamza, Ubeyde b. el-Hâris, Şeybe b. Rebîa, Utbe b. Rebîa ve el-Velîd b. Utbe.

3967. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الصَّوَّافُ، حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ يَعْقُوبَ ـ كَانَ يَنْزِلُ فِي بَنِي ضُبَيْعَةَ وَهْوَ مَوْلًى لِبَنِي سَدُوسَ ـ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، قَالَ قَالَ عَلِيٌّ ـ رضى الله عنه فِينَا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ ‏}‏

İshak b. İbrahim es-Savvâf bize söyledi, [dedi ki]: Yûsuf b. Ya'kûb –kendisi Benû Dubay'a mahallesinde otururdu ve Benû Sedûs'un azatlısıydı– bize söyledi, [dedi ki]: Süleyman et-Teymî bize söyledi; [o] Ebû Miclez'den, [o] Kays b. Ubâd'dan [nakletti] ki; [Kays] şöyle demiştir: Ali radıyallahu anh: '{ هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ } "Şu ikisi, Rableri hakkında tartışmaya giren iki hasımdır" (Hac, 19) ayeti bizim hakkımızda nazil olmuştur' buyurdu.

3968. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي هَاشِمٍ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ يُقْسِمُ لَنَزَلَتْ هَؤُلاَءِ الآيَاتُ فِي هَؤُلاَءِ الرَّهْطِ السِّتَّةِ يَوْمَ بَدْرٍ‏.‏ نَحْوَهُ‏.‏

Yahyâ b. Ca'fer bize söyledi, [dedi ki]: Vekî' bize haber verdi; [o] Süfyân'dan, [o] Ebû Hâşim'den, [o] Ebû Miclez'den, [o] Kays b. Ubâd'dan [nakletti] ki; [Kays] şöyle demiştir: Ebû Zer radıyallahu anh'ın yemin ederek: 'Şu ayetler, Bedir günü [karşı karşıya gelen] bu altı kişi hakkında nazil olmuştur' dediğini işittim. [Bu rivayet bir öncekinin] benzeridir.

3969. Hadis

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو هَاشِمٍ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ، يُقْسِمُ قَسَمًا إِنَّ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ ‏}‏ نَزَلَتْ فِي الَّذِينَ بَرَزُوا يَوْمَ بَدْرٍ حَمْزَةَ وَعَلِيٍّ وَعُبَيْدَةَ بْنِ الْحَارِثِ وَعُتْبَةَ وَشَيْبَةَ ابْنَىْ رَبِيعَةَ وَالْوَلِيدِ بْنِ عُتْبَةَ‏.‏

Ya'kûb b. İbrâhîm bize söyledi, [dedi ki]: Huşeym bize söyledi, [dedi ki]: Ebû Hâşim bize haber verdi; [o] Ebû Miclez'den, [o] Kays'tan [nakletti] ki; [Kays] şöyle demiştir: Ebû Zer'in kesin bir dille yemin ederek: 'Muhakkak ki { هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ } "Şu ikisi, Rableri hakkında tartışmaya giren iki hasımdır" (Hac, 19) ayeti, Bedir günü [mübareze için] meydana çıkanlar; Hamza, Ali, Ubeyde b. el-Hâris ile Utbe ve Şeybe b. Rebîa kardeşler ve el-Velîd b. Utbe hakkında nazil olmuştur' dediğini işittim.

3970. Hadis

حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَأَلَ رَجُلٌ الْبَرَاءَ وَأَنَا أَسْمَعُ، قَالَ أَشَهِدَ عَلِيٌّ بَدْرًا قَالَ بَارَزَ وَظَاهَرَ‏.‏

Ahmed b. Saîd Ebû Abdillâh bana söyledi, [dedi ki]: İshak b. Mansûr bize söyledi, [dedi ki]: İbrâhîm b. Yûsuf bize söyledi; [o] babasından, [o] Ebû İshak'tan [nakletti] ki; [Ebû İshak] şöyle demiştir: Ben işitirken bir adam el-Berâ'ya: 'Ali Bedir'de bulundu mu?' diye sordu. [Berâ] şöyle cevap verdi: '[Evet], mübareze (savaş öncesi teke tek dövüş) yaptı ve [iki] zırhı üst üste giydi.'

3971. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي يُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونِ، عَنْ صَالِحِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ كَاتَبْتُ أُمَيَّةَ بْنَ خَلَفٍ، فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ بَدْرٍ، فَذَكَرَ قَتْلَهُ وَقَتْلَ ابْنِهِ، فَقَالَ بِلاَلٌ لاَ نَجَوْتُ إِنْ نَجَا أُمَيَّةُ‏.‏

Abdülazîz b. Abdillâh bize söyledi, [dedi ki]: Yûsuf b. el-Mâcişûn bana söyledi; [o] Sâlih b. İbrâhîm b. Abdurrahmân b. Avf'tan, [o] babasından, [o] dedesi Abdurrahmân'dan [nakletti] ki; [Abdurrahmân] şöyle demiştir: Ümeyye b. Halef ile [karşılıklı can ve mal güvenliğini sağlayan] bir anlaşma yapmıştım. Bedir günü olduğunda -[Abdurrahmân devamla] onun ve oğlunun öldürülüşünü anlatarak [şöyle dedi]- Bilâl [Ümeyye'yi görünce]: 'Eğer Ümeyye kurtulursa, ben kurtulmayayım!' dedi.

3972. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ بْنُ عُثْمَانَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَرَأَ ‏{‏وَالنَّجْمِ‏}‏ فَسَجَدَ بِهَا، وَسَجَدَ مَنْ مَعَهُ، غَيْرَ أَنَّ شَيْخًا أَخَذَ كَفًّا مِنْ تُرَابٍ فَرَفَعَهُ إِلَى جَبْهَتِهِ فَقَالَ يَكْفِينِي هَذَا‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَلَقَدْ رَأَيْتُهُ بَعْدُ قُتِلَ كَافِرًا‏.‏

Abdân b. Osmân bize söyledi, [dedi ki]: Babam bana haber verdi; [o] Şu'be'den, [o] Ebû İshak'tan, [o] el-Esved'den, [o] Abdullâh radıyallahu anh'tan [nakletti] ki; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem { وَالنَّجْمِ } Necm Suresi'ni okudu ve [sonunda] secde etti; O'nunla beraber olanlar da secde ettiler. Ancak yaşlı bir adam yerden bir avuç toprak alıp alnına doğru kaldırdı ve: 'Bu bana yeter' dedi. Abdullâh [devamla] dedi ki: 'Yemin olsun ki; daha sonra onu kâfir olarak öldürülmüş halde gördüm.'

3973. Hadis

أَخْبَرَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عُرْوَةَ، قَالَ كَانَ فِي الزُّبَيْرِ ثَلاَثُ ضَرَبَاتٍ بِالسَّيْفِ، إِحْدَاهُنَّ فِي عَاتِقِهِ، قَالَ إِنْ كُنْتُ لأُدْخِلُ أَصَابِعِي فِيهَا‏.‏ قَالَ ضُرِبَ ثِنْتَيْنِ يَوْمَ بَدْرٍ، وَوَاحِدَةً يَوْمَ الْيَرْمُوكِ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ وَقَالَ لِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ مَرْوَانَ حِينَ قُتِلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ يَا عُرْوَةُ، هَلْ تَعْرِفُ سَيْفَ الزُّبَيْرِ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَمَا فِيهِ قُلْتُ فِيهِ فَلَّةٌ فُلَّهَا يَوْمَ بَدْرٍ‏.‏ قَالَ صَدَقْتَ‏.‏ بِهِنَّ فُلُولٌ مِنْ قِرَاعِ الْكَتَائِبِ ثُمَّ رَدَّهُ عَلَى عُرْوَةَ‏.‏ قَالَ هِشَامٌ فَأَقَمْنَاهُ بَيْنَنَا ثَلاَثَةَ آلاَفٍ، وَأَخَذَهُ بَعْضُنَا، وَلَوَدِدْتُ أَنِّي كُنْتُ أَخَذْتُهُ‏.‏

İbrâhîm b. Mûsâ bana haber verdi, [dedi ki]: Hişâm b. Yûsuf bize söyledi; [o] Ma'mer'den, [o] Hişâm'dan, [o] Urve'den [nakletti] ki; [Urve] şöyle demiştir: ez-Zübeyr'de [vücudunda] üç kılıç darbesi [izi] vardı; bunlardan biri omzundaydı. Ben parmaklarımı o [yaranın] içine sokardım. [Bu kılıç darbelerinin] ikisini Bedir günü, birini de Yermük günü almıştı. Urve [devamla] şöyle demiştir: Abdullâh b. ez-Zübeyr öldürüldüğünde Abdülmelik b. Mervân bana: 'Ey Urve! Zübeyr'in kılıcını tanır mısın?' diye sordu. 'Evet' dedim. 'Onda ne [belirleyici özellik] var?' dedi. 'Onda, Bedir günü [vuruşurken] meydana gelen bir çentik var' dedim. [Bunun üzerine Abdülmelik]: 'Doğru söyledin' diyerek [şu mısraı okudu]: 'O [kılıçlarda], orduların [birbirleriyle] çarpışmasından kalma çentikler vardır.' Sonra kılıcı Urve'ye geri verdi. Hişâm [der ki]: 'Biz o kılıca aramızda üç bin [dirhem] değer biçtik ve onu bizden biri aldı. Vallahi onu ben almış olmayı çok isterdim!'

3974. Hadis

حَدَّثَنَا فَرْوَةُ، عَنْ عَلِيٍّ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ سَيْفُ الزُّبَيْرِ مُحَلًّى بِفِضَّةٍ‏.‏ قَالَ هِشَامٌ وَكَانَ سَيْفُ عُرْوَةَ مُحَلًّى بِفِضَّةٍ‏.‏

Ferve [b. Ebî'l-Mağrâ] bize söyledi, [dedi ki]: [O] Ali b. Mushir'den, [o] Hişâm'dan, [o] babasından [Urve'den nakletti] ki; [Urve] şöyle demiştir: ez-Zübeyr'in kılıcı gümüşle süslenmişti. Hişâm [der ki]: Urve'nin kılıcı da gümüşle süslenmişti.

3975. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ أَصْحَابَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالُوا لِلزُّبَيْرِ يَوْمَ الْيَرْمُوكِ أَلاَ تَشُدُّ فَنَشُدَّ مَعَكَ فَقَالَ إِنِّي إِنْ شَدَدْتُ كَذَبْتُمْ‏.‏ فَقَالُوا لاَ نَفْعَلُ، فَحَمَلَ عَلَيْهِمْ حَتَّى شَقَّ صُفُوفَهُمْ، فَجَاوَزَهُمْ وَمَا مَعَهُ أَحَدٌ، ثُمَّ رَجَعَ مُقْبِلاً، فَأَخَذُوا بِلِجَامِهِ، فَضَرَبُوهُ ضَرْبَتَيْنِ عَلَى عَاتِقِهِ بَيْنَهُمَا ضَرْبَةٌ ضُرِبَهَا يَوْمَ بَدْرٍ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ كُنْتُ أُدْخِلُ أَصَابِعِي فِي تِلْكَ الضَّرَبَاتِ أَلْعَبُ وَأَنَا صَغِيرٌ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ وَكَانَ مَعَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ يَوْمَئِذٍ وَهْوَ ابْنُ عَشْرِ سِنِينَ، فَحَمَلَهُ عَلَى فَرَسٍ وَكَّلَ بِهِ رَجُلاً‏.‏

Ahmed b. Muhammed bize söyledi, [dedi ki]: Abdullâh [b. el-Mübârek] bize söyledi, [dedi ki]: Hişâm b. Urve bize haber verdi; [o] babasından [Urve'den nakletti] ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı Yermük günü ez-Zübeyr'e: '[Düşmana] saldırmaz mısın ki biz de seninle beraber saldıralım?' dediler. [Zübeyr]: 'Eğer ben saldırırsam, siz [arkamdan gelmeyip] beni yalnız bırakırsınız' dedi. Onlar da: 'Hayır, [öyle] yapmayacağız' dediler. Bunun üzerine [Zübeyr] onlara [düşmana] hamle yaptı, hatta saflarını yarıp öbür tarafa geçti; yanında hiç kimse yoktu. Sonra geri dönüp [tekrar safları yararak ashabın yanına] yöneldi. [Düşmanlar] onun [atının] dizgininden yakaladılar ve omzuna iki kılıç darbesi vurdular. [Bu yeni] iki darbenin ortasında, Bedir günü aldığı [eski bir] kılıç darbesi [izi] vardı. Urve der ki: 'Küçük bir çocukken parmaklarımı o kılıç darbelerinin [izlerinin] içine sokar oynardım.' Urve [devamla] dedi ki: 'O gün Abdullâh b. ez-Zübeyr de onun yanındaydı; o zaman on yaşındaydı. [Zübeyr] onu bir ata bindirmiş ve [onu koruması için] başına bir adam tayin etmişti.'

3976. Hadis

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، سَمِعَ رَوْحَ بْنَ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ ذَكَرَ لَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ عَنْ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ يَوْمَ بَدْرٍ بِأَرْبَعَةٍ وَعِشْرِينَ رَجُلاً مِنْ صَنَادِيدِ قُرَيْشٍ فَقُذِفُوا فِي طَوِيٍّ مِنْ أَطْوَاءِ بَدْرٍ خَبِيثٍ مُخْبِثٍ، وَكَانَ إِذَا ظَهَرَ عَلَى قَوْمٍ أَقَامَ بِالْعَرْصَةِ ثَلاَثَ لَيَالٍ، فَلَمَّا كَانَ بِبَدْرٍ الْيَوْمَ الثَّالِثَ، أَمَرَ بِرَاحِلَتِهِ فَشُدَّ عَلَيْهَا رَحْلُهَا، ثُمَّ مَشَى وَاتَّبَعَهُ أَصْحَابُهُ وَقَالُوا مَا نُرَى يَنْطَلِقُ إِلاَّ لِبَعْضِ حَاجَتِهِ، حَتَّى قَامَ عَلَى شَفَةِ الرَّكِيِّ، فَجَعَلَ يُنَادِيهِمْ بِأَسْمَائِهِمْ وَأَسْمَاءِ آبَائِهِمْ ‏"‏ يَا فُلاَنُ بْنَ فُلاَنٍ، وَيَا فُلاَنُ بْنَ فُلاَنٍ، أَيَسُرُّكُمْ أَنَّكُمْ أَطَعْتُمُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّا قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا، فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا ‏"‏‏.‏ قَالَ فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا تُكَلِّمُ مِنْ أَجْسَادٍ لاَ أَرْوَاحَ لَهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، مَا أَنْتُمْ بِأَسْمَعَ لِمَا أَقُولُ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ أَحْيَاهُمُ اللَّهُ حَتَّى أَسْمَعَهُمْ قَوْلَهُ تَوْبِيخًا وَتَصْغِيرًا وَنَقِيمَةً وَحَسْرَةً وَنَدَمًا‏.‏

Abdullâh b. Muhammed bana söyledi, [dedi ki]: Ravh b. Ubâde'yi [şöyle söylerken] işitti; [Ravh da] dedi ki: Saîd b. Ebî Arûbe bize söyledi; [o] Katâde'den [nakletti] ki; [Katâde] şöyle demiştir: Enes b. Mâlik bize Ebû Talha'dan [naklederek] şunları zikretti: Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir günü, Kureyş'in ileri gelenlerinden yirmi dahil dört adamın [cesedinin] Bedir kuyuları içinde kirli ve kokuşmuş bir kuyuya atılmasını emretti. Peygamber bir kavme galip geldiği zaman, [o kavmin] savaş meydanında üç gece kalırdı. Bedir'de üçüncü gün olunca devesinin getirilmesini emretti ve semeri üzerine bağlandı. Sonra yürümeye başladı, ashabı da O'nun ardından gittiler ve: 'Herhalde [Allah'ın Resulü] bir ihtiyacı için gidiyor' dediler. Nihayet [cesetlerin atıldığı] kuyunun kenarında durdu ve onlara kendi isimleriyle ve babalarının isimleriyle: 'Ey filan oğlu filan, ey filan oğlu filan! Allah'a ve Resulüne itaat etmiş olsaydınız şimdi [bu durumunuzdan] memnun olmaz mıydınız? Bizler, Rabbimizin bize vaat ettiğini hak [gerçek] olarak bulduk. Siz de Rabbinizin vaat ettiğini hak olarak buldunuz mu?' diye seslenmeye başladı. Ömer: 'Ey Allah'ın Resulü! İçinde ruh olmayan cesetlere mi sesleniyorsun?' dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Muhammed'in canı kudret elinde olan [Allah]'a yemin olsun ki; söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz!' buyurdu. Katâde der ki: 'Allah onları; [Peygamber'in] sözünü -onları azarlamak, küçültmek, intikam almak, hasret ve pişmanlığa düşürmek için- işittirinceye kadar diriltmiştir.'

3977. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ‏{‏الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَةَ اللَّهِ كُفْرًا‏}‏ قَالَ هُمْ وَاللَّهِ كُفَّارُ قُرَيْشٍ‏.‏ قَالَ عَمْرٌو هُمْ قُرَيْشٌ وَمُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم نِعْمَةُ اللَّهِ ‏{‏وَأَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ ‏}‏ قَالَ النَّارَ يَوْمَ بَدْرٍ‏.‏

el-Humeydî bize söyledi, [dedi ki]: Süfyân [b. Uyeyne] bize söyledi, [dedi ki]: Amr [b. Dînâr] bize söyledi; [o] Atâ'dan, [o] İbn Abbâs radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki; { الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَةَ اللَّهِ كُفْرًا } "Allah'ın nimetini nankörlükle/küfürle değiştirenleri [görmedin mi?]" (İbrahim, 28) ayeti hakkında: 'Vallahi onlar Kureyş kâfirleridir' demiştir. Amr [b. Dînâr] dedi ki: 'Onlar Kureyş'tir; Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ise Allah'ın nimetidir.' { وَأَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ } "...ve kavimlerini helak yurduna sürükleyenleri..." (İbrahim, 28) ayeti hakkında ise [İbn Abbâs]: 'Bedir günü [girdikleri] ateştir' demiştir.

3978. Hadis

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ ذُكِرَ عِنْدَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ ابْنَ عُمَرَ رَفَعَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ الْمَيِّتَ يُعَذَّبُ فِي قَبْرِهِ بِبُكَاءِ أَهْلِهِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَتْ إِنَّمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهُ لَيُعَذَّبُ بِخَطِيئَتِهِ وَذَنْبِهِ، وَإِنَّ أَهْلَهُ لَيَبْكُونَ عَلَيْهِ الآنَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ وَذَاكَ مِثْلُ قَوْلِهِ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ عَلَى الْقَلِيبِ وَفِيهِ قَتْلَى بَدْرٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، فَقَالَ لَهُمْ مَا قَالَ إِنَّهُمْ لَيَسْمَعُونَ مَا أَقُولُ‏.‏ إِنَّمَا قَالَ ‏"‏ إِنَّهُمُ الآنَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّ مَا كُنْتُ أَقُولُ لَهُمْ حَقٌّ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَرَأَتْ ‏{‏إِنَّكَ لاَ تُسْمِعُ الْمَوْتَى‏}‏ ‏{‏وَمَا أَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ‏}‏ تَقُولُ حِينَ تَبَوَّءُوا مَقَاعِدَهُمْ مِنَ النَّارِ‏.‏

Ubeyd b. İsmâil bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Üsâme bize söyledi; [o] Hişâm'dan, [o] babasından [Urve'den nakletti] ki; [Urve] şöyle demiştir: Âişe radıyallahu anhâ'nın yanında; İbn Ömer'in, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den: 'Muhakkak ki ölü, ailesinin [kendisine feryat figan] ağlaması sebebiyle kabrinde azap görür' [şeklinde bir hadis] rivayet ettiği zikredildi. Bunun üzerine [Âişe] şöyle dedi: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [aslında]: "Şüphesiz o [ölü], hatası ve günahı sebebiyle azap görmektedir; ailesi ise şu an [başucunda] ona ağlıyorlar" buyurmuştur.' [Âişe devamla] dedi ki: 'Bu durum, şuna benzer; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir kuyusunun kenarında durup, orada müşriklerin ölüleri varken onlar hakkında bir şeyler söylemişti de [bazıları bu sözü] "Söylediklerimi muhakkak ki onlar işitiyorlar" [şeklinde nakletmişlerdi]. Halbuki O [aslında]: "Şüphesiz şu an onlar, kendilerine söylediklerimin hak [gerçek] olduğunu biliyorlar" buyurmuştur.' Sonra [Hz. Âişe şu ayetleri] okudu: { إِنَّكَ لاَ تُسْمِعُ الْمَوْتَى } "Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin" (Neml, 80) ve { وَمَا أَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ } "Sen kabirde olanlara [bir şey] işittirecek değilsin" (Fâtır, 22). [Âişe bunu], o kâfirler ateşteki yerlerine yerleştikleri zaman [gerçeği anlayacakları] hakkında söylemektedir.

3980. Hadis

حَدَّثَنِي عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ وَقَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَلِيبِ بَدْرٍ فَقَالَ ‏{‏هَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا ثُمَّ قَالَ إِنَّهُمُ الآنَ يَسْمَعُونَ مَا أَقُولُ‏}‏ فَذُكِرَ لِعَائِشَةَ فَقَالَتْ إِنَّمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهُمُ الآنَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّ الَّذِي كُنْتُ أَقُولُ لَهُمْ هُوَ الْحَقُّ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَرَأَتْ ‏{‏إِنَّكَ لاَ تُسْمِعُ الْمَوْتَى‏}‏ حَتَّى قَرَأَتِ الآيَةَ‏.‏

Osmân [b. Ebî Şeybe] bana söyledi, [dedi ki]: Abde [b. Süleyman] bize söyledi; [o] Hişâm'dan, [o] babasından [Urve'den], [o da] İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki; [İbn Ömer] şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir kuyusunun başında durdu ve: '{ هَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا } "Siz de Rabbinizin [cezalandırılacağınıza dair] vaat ettiğini hak olarak buldunuz mu?"' buyurdu. Sonra: 'Muhakkak ki onlar şu an benim söylediklerimi işitiyorlar' diye ekledi. Bu [söz] Âişe'ye zikredilince o şöyle dedi: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [aslında]: "Şüphesiz şu an onlar, kendilerine söylediklerimin hak [gerçek] olduğunu biliyorlar" buyurmuştur.' Sonra [Hz. Âişe]: { إِنَّكَ لاَ تُسْمِعُ الْمَوْتَى } "Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin" (Neml, 80) ayetini sonuna kadar okudu.

3982. Hadis

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ حُمَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أُصِيبَ حَارِثَةُ يَوْمَ بَدْرٍ وَهْوَ غُلاَمٌ، فَجَاءَتْ أُمُّهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَدْ عَرَفْتَ مَنْزِلَةَ حَارِثَةَ مِنِّي، فَإِنْ يَكُنْ فِي الْجَنَّةِ أَصْبِرْ وَأَحْتَسِبْ، وَإِنْ تَكُ الأُخْرَى تَرَى مَا أَصْنَعُ فَقَالَ ‏ "‏ وَيْحَكِ أَوَهَبِلْتِ أَوَجَنَّةٌ وَاحِدَةٌ هِيَ إِنَّهَا جِنَانٌ كَثِيرَةٌ، وَإِنَّهُ فِي جَنَّةِ الْفِرْدَوْسِ ‏"‏‏.‏

Abdullâh b. Muhammed bana söyledi, [dedi ki]: Muâviye b. Amr bize söyledi, [dedi ki]: Ebû İshak [el-Fezârî] bize söyledi; [o] Humeyd'den [nakletti] ki; [Humeyd] şöyle demiştir: Enes radıyallahu anh'ın şöyle dediğini işittim: Hârise [b. Süraka], henüz genç bir çocukken Bedir günü [bir okla] vurularak [şehit] oldu. Bunun üzerine annesi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek: 'Ey Allah'ın Resulü! Hârise'nin benim yanımdaki yerini [ona olan sevgimi] bilirsin. Eğer o cennetteyse [bu acıya] sabredecek ve [karşılığını Allah'tan] bekleyeceğim. Yok eğer başka bir haldeyse, o zaman ne yapacağımı [nasıl ağlayacağımı] görürsün!' dedi. [Bunun üzerine Resulullah]: 'Yazık sana! Sen şaşırdın mı? Cennet tek bir cennet mi sanıyorsun? Şüphesiz [orada] pek çok cennetler vardır ve o, Firdevs cennetindedir' buyurdu.

3983. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، قَالَ سَمِعْتُ حُصَيْنَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبَا مَرْثَدٍ وَالزُّبَيْرَ وَكُلُّنَا فَارِسٌ قَالَ ‏"‏ انْطَلِقُوا حَتَّى تَأْتُوا رَوْضَةَ خَاخٍ، فَإِنَّ بِهَا امْرَأَةً مِنَ الْمُشْرِكِينَ، مَعَهَا كِتَابٌ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى الْمُشْرِكِينَ ‏"‏‏.‏ فَأَدْرَكْنَاهَا تَسِيرُ عَلَى بَعِيرٍ لَهَا حَيْثُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا الْكِتَابُ‏.‏ فَقَالَتْ مَا مَعَنَا كِتَابٌ‏.‏ فَأَنَخْنَاهَا فَالْتَمَسْنَا فَلَمْ نَرَ كِتَابًا، فَقُلْنَا مَا كَذَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لَنُجَرِّدَنَّكِ‏.‏ فَلَمَّا رَأَتِ الْجِدَّ أَهْوَتْ إِلَى حُجْزَتِهَا وَهْىَ مُحْتَجِزَةٌ بِكِسَاءٍ فَأَخْرَجَتْهُ، فَانْطَلَقْنَا بِهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَدْ خَانَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالْمُؤْمِنِينَ، فَدَعْنِي فَلأَضْرِبْ عُنُقَهُ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا صَنَعْتَ ‏"‏‏.‏ قَالَ حَاطِبٌ وَاللَّهِ مَا بِي أَنْ لاَ أَكُونَ مُؤْمِنًا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم أَرَدْتُ أَنْ يَكُونَ لِي عِنْدَ الْقَوْمِ يَدٌ يَدْفَعُ اللَّهُ بِهَا عَنْ أَهْلِي وَمَالِي، وَلَيْسَ أَحَدٌ مِنْ أَصْحَابِكَ إِلاَّ لَهُ هُنَاكَ مِنْ عَشِيرَتِهِ مَنْ يَدْفَعُ اللَّهُ بِهِ عَنْ أَهْلِهِ وَمَالِهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ صَدَقَ، وَلاَ تَقُولُوا لَهُ إِلاَّ خَيْرًا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ إِنَّهُ قَدْ خَانَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالْمُؤْمِنِينَ، فَدَعْنِي فَلأَضْرِبَ عُنُقَهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ مِنْ أَهْلِ بَدْرٍ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لَعَلَّ اللَّهَ اطَّلَعَ إِلَى أَهْلِ بَدْرٍ فَقَالَ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ وَجَبَتْ لَكُمُ الْجَنَّةُ، أَوْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَدَمَعَتْ عَيْنَا عُمَرَ وَقَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏

İshak b. İbrâhîm bana söyledi, [dedi ki]: Abdullâh b. İdrîs bize haber verdi; [o] 'Husayn b. Abdurrahmân'dan işittim' dedi; [o] Sa'd b. Ubeyde'den, [o] Ebû Abdurrahmân es-Sülemî'den, [o da] Ali radıyallahu anh'tan [nakletti] ki; [Ali] şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni, Ebû Mersed'i ve Zübeyr'i gönderdi; hepimiz süvariydik. [Bize]: 'Ravda-i Hâh mevkiine varıncaya kadar gidin. Orada [müşriklerden] bir kadın vardır; yanında Hâtıb b. Ebî Beltea'nın müşriklere [Mekke'ye] gönderdiği bir mektup bulunmaktadır' buyurdu. Biz de kadını, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in buyurduğu yerde devesinin üzerinde giderken yakaladık. Ona: 'Mektup nerede?' dedik. 'Yanımda mektup falan yok' dedi. Devesini çöktürdük ve [üzerini] aradık, fakat bir mektup göremedik. Bunun üzerine: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem asla yalan söylemez. Ya mektubu çıkarırsın ya da [aramak için] elbiselerini soyarız!' dedik. Kadın işin ciddi olduğunu görünce, [büründüğü elbisesiyle] bağladığı kuşağının (veya saç örgüsünün) arasından mektubu çıkarıp verdi. Biz de mektubu alıp Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdik. Ömer: 'Ey Allah'ın Resulü! [Hâtıb] Allah'a, Resulüne ve müminlere hıyanet etmiştir. Bırak beni de onun boynunu vurayım!' dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem [Hâtıb'a]: 'Seni buna sürükleyen nedir?' diye sordu. Hâtıb: 'Vallahi Allah'a ve Resulüne iman ediyor değilim diye değil. Sadece o kavmin [Kureyşlilerin] yanında bir minnetim/hatırım kalsın da Allah onun sayesinde [orada bıraktığım] ailemi ve malımı korusun istedim. Zira ashabından hiç kimse yoktur ki orada kendisini, ailesini ve malını koruyacak akrabası bulunmasın' dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Doğru söyledi. Ona hayırdan başka bir şey söylemeyin' buyurdu. Ömer [yine]: 'O, Allah'a, Resulüne ve müminlere hıyanet etmiştir. İzin ver onun boynunu vurayım!' dedi. Bunun üzerine [Resulullah]: 'O, Bedir ehlinden değil midir?' buyurdu. [Sonra devamla]: 'Belki de Allah Bedir ehlinin durumuna vakıf oldu da onlar hakkında: "Dilediğinizi yapın; sizi şimdiden bağışladım (veya cennet size vacip oldu)" buyurmuştur' dedi. Ömer'in gözleri yaşardı ve: 'Allah ve Resulü en iyi bilendir' dedi.

3984. Hadis

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْغَسِيلِ، عَنْ حَمْزَةَ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ، وَالزُّبَيْرِ بْنِ الْمُنْذِرِ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ، عَنْ أَبِي أُسَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ بَدْرٍ ‏ "‏ إِذَا أَكْثَبُوكُمْ فَارْمُوهُمْ وَاسْتَبْقُوا نَبْلَكُمْ ‏"‏‏.‏

Abdullâh b. Muhammed el-Cu'fî bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Ahmed ez-Zübeyrî bize söyledi, [dedi ki]: Abdurrahmân b. el-Ğasîl bize söyledi; [o] Hamza b. Ebî Üseyd ve ez-Zübeyr b. el-Münzir b. Ebî Üseyd'den, [onlar da] Ebû Üseyd radıyallahu anh'tan [naklettiler] ki; [Ebû Üseyd] şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir günü bize: '[Düşmanlar] size iyice yaklaştıklarında onlara ok atın ve oklarınızı [boşa harcamayıp] idareli kullanın' buyurdu.

3985. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْغَسِيلِ، عَنْ حَمْزَةَ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ، وَالْمُنْذِرِ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ، عَنْ أَبِي أُسَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ بَدْرٍ ‏ "‏ إِذَا أَكْثَبُوكُمْ ـ يَعْنِي كَثَرُوكُمْ ـ فَارْمُوهُمْ، وَاسْتَبْقُوا نَبْلَكُمْ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Abdürrahîm bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Ahmed ez-Zübeyrî bize söyledi, [dedi ki]: Abdurrahmân b. el-Ğasîl bize söyledi; [o] Hamza b. Ebî Üseyd ve el-Münzir b. Ebî Üseyd'den, [onlar da] Ebû Üseyd radıyallahu anh'tan [naklettiler] ki; [Ebû Üseyd] şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir günü bize: '[Düşmanlar] size iyice yaklaştıklarında -yani kalabalık bir şekilde üzerinize geldiklerinde- onlara ok atın ve oklarınızı [boşa harcamayıp] idareli kullanın' buyurdu.

3986. Hadis

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الرُّمَاةِ يَوْمَ أُحُدٍ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جُبَيْرٍ، فَأَصَابُوا مِنَّا سَبْعِينَ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ أَصَابُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ يَوْمَ بَدْرٍ أَرْبَعِينَ وَمِائَةً سَبْعِينَ أَسِيرًا وَسَبْعِينَ قَتِيلاً‏.‏ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ يَوْمٌ بِيَوْمِ بَدْرٍ، وَالْحَرْبُ سِجَالٌ‏.‏

Amr b. Hâlid bana söyledi, [dedi ki]: Züheyr [b. Muâviye] bize söyledi, [dedi ki]: Ebû İshak bize söyledi; [o] el-Berâ' b. Âzib radıyallahu anhümâ'nın şöyle dediğini işittim: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Uhud günü, okçuların başına Abdullâh b. Cübeyr'i [komutan olarak] tayin etti. [O gün müşrikler] bizden yetmiş kişiyi [şehit ederek] musibete uğrattılar. Halbuki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabı, Bedir günü müşriklerden yüz kırk kişiyi [saf dışı bırakmışlardı; bunlardan] yetmişini esir almış, yetmişini de öldürmüşlerdi. [Uhud savaşı sonunda] Ebû Süfyân: 'İşte bu gün, Bedir gününün [karşılığı olan] bir gündür. Savaş [sırayla dolan bir kova gibidir, bazen lehe bazen aleyhe] el değiştirir' dedi.

3987. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى،، أُرَاهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَإِذَا الْخَيْرُ مَا جَاءَ اللَّهُ بِهِ مِنَ الْخَيْرِ بَعْدُ، وَثَوَابُ الصِّدْقِ الَّذِي آتَانَا بَعْدَ يَوْمِ بَدْرٍ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. el-Alâ bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Üsâme bize söyledi; [o] Bureyd'den, [o] dedesi Ebû Bürde'den, [o da] Ebû Mûsâ [el-Eş'arî] radıyallahu anh'tan [nakletti] ki; -[Bureyd] bu hadisi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e nispet ederek- [O şöyle] buyurdu: '[Gördüğüm rüyadaki] o hayır ise; Allah'ın [Uhud musibetinden] sonra getirdiği hayırlar ile Bedir gününden sonra Allah'ın bize verdiği sadakat sevabıdır.'

3988. Hadis

حَدَّثَنِي يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ إِنِّي لَفِي الصَّفِّ يَوْمَ بَدْرٍ إِذِ الْتَفَتُّ، فَإِذَا عَنْ يَمِينِي وَعَنْ يَسَارِي فَتَيَانِ حَدِيثَا السِّنِّ، فَكَأَنِّي لَمْ آمَنْ بِمَكَانِهِمَا، إِذْ قَالَ لِي أَحَدُهُمَا سِرًّا مِنْ صَاحِبِهِ يَا عَمِّ أَرِنِي أَبَا جَهْلٍ‏.‏ فَقُلْتُ يَا ابْنَ أَخِي، وَمَا تَصْنَعُ بِهِ قَالَ عَاهَدْتُ اللَّهَ إِنْ رَأَيْتُهُ أَنْ أَقْتُلَهُ أَوْ أَمُوتَ دُونَهُ‏.‏ فَقَالَ لِي الآخَرُ سِرًّا مِنْ صَاحِبِهِ مِثْلَهُ قَالَ فَمَا سَرَّنِي أَنِّي بَيْنَ رَجُلَيْنِ مَكَانَهُمَا، فَأَشَرْتُ لَهُمَا إِلَيْهِ، فَشَدَّا عَلَيْهِ مِثْلَ الصَّقْرَيْنِ حَتَّى ضَرَبَاهُ، وَهُمَا ابْنَا عَفْرَاءَ‏.‏

Ya'kûb [b. İbrahim b. Sa'd] bana söyledi, [dedi ki]: İbrâhîm b. Sa'd bize söyledi, [dedi ki]: [O] babasından, [babası da] dedesinden [nakletti] ki; Abdurrahmân b. Avf şöyle demiştir: 'Bedir günü safta duruyordum. Bir ara çevreme baktığımda sağımda ve solumda yaşları oldukça genç iki delikanlı gördüm. [Genç oldukları için] kendimi onların arasında pek güvende hissetmemiştim. O esnada onlardan biri, arkadaşından gizlice bana: "Ey amca! Bana Ebû Cehil'i gösterir misin?" dedi. Ben de: "Ey yeğenim! Onu ne yapacaksın?" dedim. "Allah'a söz verdim; eğer onu görürsem ya onu öldüreceğim ya da bu uğurda canımı vereceğim!" dedi. Sonra diğeri de arkadaşından gizlice bana benzeri sözler söyledi. [Onların bu kahramanlıklarını görünce], artık bu iki gencin yerinde [güçlü kuvvetli] iki adam arasında olmak beni [bundan daha fazla] sevindirmezdi. Onlara [Ebû Cehil'i] işaret ettim. Bunun üzerine [iki delikanlı] iki şahin gibi ona doğru atıldılar ve kılıçlarıyla ona vurdular. Bunlar Afrâ'nın iki oğlu [Muâz ve Muavviz] idi.'

3989. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ أَسِيدِ بْنِ جَارِيَةَ الثَّقَفِيُّ، حَلِيفُ بَنِي زُهْرَةَ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَشَرَةً عَيْنًا، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ عَاصِمَ بْنَ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيَّ، جَدَّ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، حَتَّى إِذَا كَانُوا بِالْهَدَةِ بَيْنَ عُسْفَانَ وَمَكَّةَ ذُكِرُوا لِحَىٍّ مِنْ هُذَيْلٍ يُقَالُ لَهُمْ بَنُو لِحْيَانَ، فَنَفَرُوا لَهُمْ بِقَرِيبٍ مِنْ مِائَةِ رَجُلٍ رَامٍ، فَاقْتَصُّوا آثَارَهُمْ حَتَّى وَجَدُوا مَأْكَلَهُمُ التَّمْرَ فِي مَنْزِلٍ نَزَلُوهُ فَقَالُوا تَمْرُ يَثْرِبَ‏.‏ فَاتَّبَعُوا آثَارَهُمْ، فَلَمَّا حَسَّ بِهِمْ عَاصِمٌ وَأَصْحَابُهُ لَجَئُوا إِلَى مَوْضِعٍ، فَأَحَاطَ بِهِمُ الْقَوْمُ، فَقَالُوا لَهُمْ انْزِلُوا فَأَعْطُوا بِأَيْدِيكُمْ وَلَكُمُ الْعَهْدُ وَالْمِيثَاقُ أَنْ لاَ نَقْتُلَ مِنْكُمْ أَحَدًا‏.‏ فَقَالَ عَاصِمُ بْنُ ثَابِتٍ أَيُّهَا الْقَوْمُ، أَمَّا أَنَا فَلاَ أَنْزِلُ فِي ذِمَّةِ كَافِرٍ‏.‏ ثُمَّ قَالَ اللَّهُمَّ أَخْبِرْ عَنَّا نَبِيَّكَ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَرَمَوْهُمْ بِالنَّبْلِ، فَقَتَلُوا عَاصِمًا، وَنَزَلَ إِلَيْهِمْ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ عَلَى الْعَهْدِ وَالْمِيثَاقِ، مِنْهُمْ خُبَيْبٌ وَزَيْدُ بْنُ الدَّثِنَةِ، وَرَجُلٌ آخَرُ، فَلَمَّا اسْتَمْكَنُوا مِنْهُمْ أَطْلَقُوا أَوْتَارَ قِسِيِّهِمْ فَرَبَطُوهُمْ بِهَا‏.‏ قَالَ الرَّجُلُ الثَّالِثُ هَذَا أَوَّلُ الْغَدْرِ، وَاللَّهِ لاَ أَصْحَبُكُمْ، إِنَّ لِي بِهَؤُلاَءِ أُسْوَةً‏.‏ يُرِيدُ الْقَتْلَى، فَجَرَّرُوهُ وَعَالَجُوهُ، فَأَبَى أَنْ يَصْحَبَهُمْ، فَانْطُلِقَ بِخُبَيْبٍ وَزَيْدِ بْنِ الدَّثِنَةِ حَتَّى بَاعُوهُمَا بَعْدَ وَقْعَةِ بَدْرٍ، فَابْتَاعَ بَنُو الْحَارِثِ بْنِ عَامِرِ بْنِ نَوْفَلٍ خُبَيْبًا، وَكَانَ خُبَيْبٌ هُوَ قَتَلَ الْحَارِثَ بْنَ عَامِرٍ يَوْمَ بَدْرٍ، فَلَبِثَ خُبَيْبٌ عِنْدَهُمْ أَسِيرًا حَتَّى أَجْمَعُوا قَتْلَهُ، فَاسْتَعَارَ مِنْ بَعْضِ بَنَاتِ الْحَارِثِ مُوسَى يَسْتَحِدُّ بِهَا فَأَعَارَتْهُ، فَدَرَجَ بُنَىٌّ لَهَا وَهْىَ غَافِلَةٌ حَتَّى أَتَاهُ، فَوَجَدَتْهُ مُجْلِسَهُ عَلَى فَخِذِهِ وَالْمُوسَى بِيَدِهِ قَالَتْ فَفَزِعْتُ فَزْعَةً عَرَفَهَا خُبَيْبٌ فَقَالَ أَتَخْشَيْنَ أَنْ أَقْتُلَهُ مَا كُنْتُ لأَفْعَلَ ذَلِكَ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا رَأَيْتُ أَسِيرًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ خُبَيْبٍ، وَاللَّهِ لَقَدْ وَجَدْتُهُ يَوْمًا يَأْكُلُ قِطْفًا مِنْ عِنَبٍ فِي يَدِهِ، وَإِنَّهُ لَمُوثَقٌ بِالْحَدِيدِ، وَمَا بِمَكَّةَ مِنْ ثَمَرَةٍ وَكَانَتْ تَقُولُ إِنَّهُ لَرِزْقٌ رَزَقَهُ اللَّهُ خُبَيْبًا، فَلَمَّا خَرَجُوا بِهِ مِنَ الْحَرَمِ لِيَقْتُلُوهُ فِي الْحِلِّ قَالَ لَهُمْ خُبَيْبٌ دَعُونِي أُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ‏.‏ فَتَرَكُوهُ فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ، فَقَالَ وَاللَّهِ لَوْلاَ أَنْ تَحْسِبُوا أَنَّ مَا بِي جَزَعٌ لَزِدْتُ، ثُمَّ قَالَ اللَّهُمَّ أَحْصِهِمْ عَدَدًا، وَاقْتُلْهُمْ بَدَدًا، وَلاَ تُبْقِ مِنْهُمْ أَحَدًا‏.‏ ثُمَّ أَنْشَأَ يَقُولُ فَلَسْتُ أُبَالِي حِينَ أُقْتَلُ مُسْلِمًا عَلَى أَىِّ جَنْبٍ كَانَ لِلَّهِ مَصْرَعِي وَذَلِكَ فِي ذَاتِ الإِلَهِ وَإِنْ يَشَأْ يُبَارِكْ عَلَى أَوْصَالِ شِلْوٍ مُمَزَّعِ ثُمَّ قَامَ إِلَيْهِ أَبُو سِرْوَعَةَ عُقْبَةُ بْنُ الْحَارِثِ، فَقَتَلَهُ وَكَانَ خُبَيْبٌ هُوَ سَنَّ لِكُلِّ مُسْلِمٍ قُتِلَ صَبْرًا الصَّلاَةَ، وَأَخْبَرَ أَصْحَابَهُ يَوْمَ أُصِيبُوا خَبَرَهُمْ، وَبَعَثَ نَاسٌ مِنْ قُرَيْشٍ إِلَى عَاصِمِ بْنِ ثَابِتٍ حِينَ حُدِّثُوا أَنَّهُ قُتِلَ أَنْ يُؤْتَوْا بِشَىْءٍ مِنْهُ يُعْرَفُ، وَكَانَ قَتَلَ رَجُلاً عَظِيمًا مِنْ عُظَمَائِهِمْ، فَبَعَثَ اللَّهُ لِعَاصِمٍ مِثْلَ الظُّلَّةِ مِنَ الدَّبْرِ، فَحَمَتْهُ مِنْ رُسُلِهِمْ، فَلَمْ يَقْدِرُوا أَنْ يَقْطَعُوا مِنْهُ شَيْئًا‏.‏ وَقَالَ كَعْبُ بْنُ مَالِكٍ ذَكَرُوا مُرَارَةَ بْنَ الرَّبِيعِ الْعَمْرِيَّ وَهِلاَلَ بْنَ أُمَيَّةَ الْوَاقِفِيَّ، رَجُلَيْنِ صَالِحَيْنِ قَدْ شَهِدَا بَدْرًا‏.‏

Mûsâ b. İsmail bize söyledi, [dedi ki]: İbrâhîm [b. Sa'd] bize söyledi, [dedi ki]: İbn Şihâb bize haber verdi; [o] 'Ömer b. Üseyd b. Câriye es-Sakafî bana haber verdi' dedi; -[Ömer] Benû Zühre'nin müttefiki ve Ebû Hüreyre'nin ashabındandı- [o da] Ebû Hüreyre radıyallahu anh'tan [nakletti] ki; [Ebû Hüreyre] şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem keşif amacıyla [casus olarak] on kişilik bir grup gönderdi ve başlarına Âsım b. Ömer b. el-Hattâb'ın dedesi olan Âsım b. Sâbit el-Ensârî'yi komutan tayin etti. Nihayet Usfân ile Mekke arasındaki el-Hade mevkiine ulaştıklarında, Hüzeyl kabilesinin bir kolu olan Benû Lihyân'a [onların geldiği] haber verildi. Onlar da [Müslümanları yakalamak için] yüz kadar okçuyla harekete geçtiler ve izlerini takip ettiler. Sonunda [Müslümanların] konakladıkları bir yerde yedikleri hurma çekirdeklerini bulunca: 'Bu Medine hurmasıdır!' diyerek peşlerine düştüler. Âsım ve ashabı onların yaklaştığını fark edince yüksekçe bir yere sığındılar; düşmanlar da etraflarını sardı. Müşrikler onlara: 'Aşağı inin ve teslim olun! Size söz ve yemin veriyoruz ki; sizden hiçbirinizi öldürmeyeceğiz!' dediler. Âsım b. Sâbit: 'Ey insanlar! Bana gelince; ben bir kâfirin himayesini kabul ederek asla aşağı inmem! Allah'ım! Durumumuzu Peygamberimize haber ver' diye dua etti. Bunun üzerine düşmanlar onları ok yağmuruna tuttular ve Âsım'ı şehit ettiler. İçlerinden Hubeyb, Zeyd b. ed-Desine ve başka bir zat, [düşmanın verdiği] teminata güvenerek yanlarına indiler. Müşrikler onları ele geçirince yaylarının kirişlerini çıkarıp onları bunlarla bağladılar. Üçüncü şahıs: 'Bu, yapılan ilk kalleşliktir! Vallahi sizinle gelmem; şu [şehit edilen] arkadaşlarım benim için [güzel] bir örnektir!' dedi. [Onu zorladılar] ama o, onlarla gitmeyi reddetti [ve orada şehit edildi]. Hubeyb ve Zeyd b. ed-Desine'yi ise götürüp Bedir savaşından sonra [müşriklere] sattılar. Hâris b. Âmir b. Nevfel'in oğulları Hubeyb'i satın aldılar; zira Hubeyb Bedir günü [babaları] Hâris b. Âmir'i öldürmüştü. Hubeyb öldürülmesine karar verilinciye kadar onların yanında esir kaldı. Bir gün temizlenmek için Hâris'in kızlarından birinden bir ustura istedi, o da verdi. Kadın gaflete daldığı bir sırada küçük çocuğu Hubeyb'in yanına gitmişti; kadın çocuğu onun dizinde, Hubeyb'in elinde de ustura varken buldu. Kadın şöyle anlatmış: 'Öyle bir korkuya kapıldım ki Hubeyb bunu fark etti ve: "Onu öldüreceğimden mi korkuyorsun? Ben asla böyle bir şey yapmam!" dedi.' Kadın demiştir ki: 'Vallahi Hubeyb'den daha hayırlı bir esir görmedim. Yemin olsun ki; bir gün onun elinde bir üzüm salkımı varken ondan yediğini gördüm; oysa kendisi demir zincirlerle bağlıydı ve o sırada Mekke'de hiçbir meyve yoktu.' Kadın şöyle derdi: 'Şüphesiz o, Allah'ın Hubeyb'e ihsan ettiği bir rızık idi.' Onu öldürmek üzere Harem bölgesinden çıkarıp [Harem dışına] götürdüklerinde Hubeyb onlara: 'Bırakın da iki rekât namaz kılayım' dedi. Onu serbest bıraktılar, o da iki rekât namaz kıldıktan sonra: 'Vallahi, eğer [ölüm korkusundan] sızlandığımı sanmasaydınız namazı daha da uzatırdım!' dedi. Sonra: 'Allah'ım! Onları tek tek say [hesabını sor], birliklerini boz ve onlardan hiçbirini sağ bırakma!' diye dua etti. Ardından şu mısraları okudu: 'Müslüman olarak öldürüldükten sonra gam yemem; hangi yanım üzerine olursa olsun, ölümüm Allah yolundadır. Bu [ölümüm] Allah'ın rızası uğrundadır. Eğer O dilerse, parça parça edilmiş vücut azaları üzerine bereketler ihsan eder.' Sonra Ukbe b. el-Hâris ona doğru gelip onu şehit etti. Öldürülmek üzere [hapse atılmış veya esir edilmiş] her Müslüman için [idamdan önce] namaz kılma sünnetini ilk başlatan Hubeyb olmuştur. Resulullah da ashabına, şehit edildikleri gün onların durumunu haber vermişti. Kureyşlilerden bazıları, Âsım b. Sâbit'in öldürüldüğü haberini alınca vücudundan tanınmasını sağlayacak bir parça getirilmesi için adam gönderdiler; zira Âsım Bedir günü onların ileri gelenlerinden birini öldürmüştü. Ancak Allah Âsım'ın [cesedini] korumak için üzerine bulut gibi bir arı sürüsü gönderdi de onlar Âsım'ı müşriklerin elçilerinden korudu. Böylece ondan hiçbir parça koparmaya güç yetiremediler. Ka'b b. Mâlik [şöyle] demiştir: 'Bedir'de bulunmuş olan sâlih iki kimseyi, Mürâre b. er-Rebî' el-Amrî ile Hilâl b. Ümeyye el-Vâkıfî'yi [Hz. Peygamber bize örnek olarak] zikrettiler.'

3990. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ ذُكِرَ لَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ ـ وَكَانَ بَدْرِيًّا ـ مَرِضَ فِي يَوْمِ جُمُعَةٍ فَرَكِبَ إِلَيْهِ بَعْدَ أَنْ تَعَالَى النَّهَارُ وَاقْتَرَبَتِ الْجُمُعَةُ، وَتَرَكَ الْجُمُعَةَ

Kuteybe [b. Saîd] bize söyledi, [dedi ki]: Leys [b. Sa'd] bize söyledi; [o] Yahyâ [b. Saîd el-Ensârî]'den, [o da] Nâfi'den [nakletti] ki; İbn Ömer radıyallahu anhümâ'ya, -kendisi Bedir ehlinden olan- Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'in bir Cuma günü hastalandığı haberi ulaştı. Bunun üzerine [İbn Ömer], gün yükselip Cuma vakti yaklaştıktan sonra binitine binerek onun yanına gitti ve [o gün] Cuma namazına gitmeyi bıraktı.

3991. Hadis

وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَاهُ، كَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَرْقَمِ الزُّهْرِيِّ، يَأْمُرُهُ أَنْ يَدْخُلَ، عَلَى سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ الأَسْلَمِيَّةِ، فَيَسْأَلَهَا عَنْ حَدِيثِهَا وَعَنْ مَا قَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ اسْتَفْتَتْهُ، فَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَرْقَمِ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ يُخْبِرُهُ أَنَّ سُبَيْعَةَ بِنْتَ الْحَارِثِ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا كَانَتْ تَحْتَ سَعْدِ ابْنِ خَوْلَةَ، وَهْوَ مِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ، وَكَانَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا، فَتُوُفِّيَ عَنْهَا فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهْىَ حَامِلٌ، فَلَمْ تَنْشَبْ أَنْ وَضَعَتْ حَمْلَهَا بَعْدَ وَفَاتِهِ، فَلَمَّا تَعَلَّتْ مِنْ نِفَاسِهَا تَجَمَّلَتْ لِلْخُطَّابِ، فَدَخَلَ عَلَيْهَا أَبُو السَّنَابِلِ بْنُ بَعْكَكٍ ـ رَجُلٌ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ ـ فَقَالَ لَهَا مَا لِي أَرَاكِ تَجَمَّلْتِ لِلْخُطَّابِ تُرَجِّينَ النِّكَاحَ فَإِنَّكِ وَاللَّهِ مَا أَنْتِ بِنَاكِحٍ حَتَّى تَمُرَّ عَلَيْكِ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ‏.‏ قَالَتْ سُبَيْعَةُ فَلَمَّا قَالَ لِي ذَلِكَ جَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي حِينَ أَمْسَيْتُ، وَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ، فَأَفْتَانِي بِأَنِّي قَدْ حَلَلْتُ حِينَ وَضَعْتُ حَمْلِي، وَأَمَرَنِي بِالتَّزَوُّجِ إِنْ بَدَا لِي‏.‏ تَابَعَهُ أَصْبَغُ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ عَنْ يُونُسَ‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، وَسَأَلْنَاهُ، فَقَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ ثَوْبَانَ، مَوْلَى بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ إِيَاسِ بْنِ الْبُكَيْرِ، وَكَانَ، أَبُوهُ شَهِدَ بَدْرًا أَخْبَرَهُ‏.‏

Leys [b. Sa'd] dedi ki: Yûnus [b. Yezîd] bana İbn Şihâb'dan nakletti [ki; İbn Şihâb şöyle demiştir]: Ubeydullâh b. Abdullâh b. Utbe bize; babasının [Abdullâh'ın], Ömer b. Abdullâh b. el-Erkam ez-Zührî'ye bir mektup yazarak; Subeia bint el-Hâris el-Eslemiyye'nin yanına girip ona [başından geçen] hadisesini ve [evlenme hususunda] fetva istediği zaman Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisine neler söylediğini sormasını emrettiğini haber verdi. Bunun üzerine Ömer b. Abdullâh b. el-Erkam, Abdullâh b. Utbe'ye [cevaben] bir mektup yazarak, Subeia bint el-Hâris'in kendisine şunları söylediğini bildirdi: Subeia, -kendisi Bedir ehlinden biri olan Benû Âmir b. Lüeyy kabilesinden- Sa'd b. Havle'nin nikâhı altındaydı. Sa'd, Veda Haccı yılında geride [Subeia'yı] hamile bırakarak vefat etti. Vefatından kısa bir süre sonra [Subeia] doğum yaptı. Nifas (loğusalık) halinden çıkınca, kendisine talip olacaklar için süslendi. Benû Abdiddâr'dan Ebû's-Senâbil b. Ba'kek onun yanına girdi ve: 'Seni neden böyle talipler için süslenmiş görüyorum? Yoksa evlenmeyi mi umuyorsun? Vallahi [vefat iddeti olan] dört ay on gün geçmedikçe sen asla evlenemezsin!' dedi. Subeia der ki: 'O bana bunu söyleyince, akşam olunca elbiselerimi giyip toplandım ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek durumu sordum. O da bana, doğum yaptığım an [iddetimin bittiği ve evlenmemin] helal olduğu fetvasını verdi; hatta eğer istersem evlenebileceğimi söyledi.' [Leys b. Sa'd'ın bu rivayetini] Asbağ, İbn Vehb vasıtasıyla Yûnus'tan naklederek desteklemiştir. Leys [devamla] şöyle demiştir: Yûnus bana İbn Şihâb'dan [şöyle] nakletti: Biz [İbn Şihâb'a bu konuyu] sorduk; o da, Benû Âmir b. Lüeyy'in azatlısı Muhammed b. Abdurrahmân b. Sevbân'ın kendisine; -babası Bedir ehlinden olan- Muhammed b. İyâs b. el-Bükeyr'in haber verdiğini [söyledi].

3992. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ رِفَاعَةَ بْنِ رَافِعٍ الزُّرَقِيِّ، عَنْ أَبِيهِ ـ وَكَانَ أَبُوهُ مِنْ أَهْلِ بَدْرٍ ـ قَالَ جَاءَ جِبْرِيلُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ مَا تَعُدُّونَ أَهْلَ بَدْرٍ فِيكُمْ قَالَ مِنْ أَفْضَلِ الْمُسْلِمِينَ ـ أَوْ كَلِمَةً نَحْوَهَا ـ قَالَ وَكَذَلِكَ مَنْ شَهِدَ بَدْرًا مِنَ الْمَلاَئِكَةِ ‏"‏‏.‏

İshak b. İbrâhîm bana söyledi, [dedi ki]: Cerîr [b. Abdülhamîd] bize haber verdi; [o] Yahyâ b. Saîd'den, [o] Muâz b. Rifâa b. Râfi' ez-Zurakî'den, [o da] babasından -ki babası Bedir'e katılanlardan biriydi- [nakletti] ki; [babası Rifâa] şöyle demiştir: Cebrail Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek: 'Aranızda Bedir ehlini nasıl kabul ediyorsunuz?' diye sordu. [Resulullah]: 'Müslümanların en faziletlilerindendir' -veya buna benzer bir ifade- buyurdu. Cebrail: 'Bedir'de hazır bulunan melekler için de [aynı durum söz konusudur]' dedi.

3993. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ مُعَاذِ بْنِ رِفَاعَةَ بْنِ رَافِعٍ،، وَكَانَ، رِفَاعَةُ مِنْ أَهْلِ بَدْرٍ، وَكَانَ رَافِعٌ مِنْ أَهْلِ الْعَقَبَةِ، فَكَانَ يَقُولُ لاِبْنِهِ مَا يَسُرُّنِي أَنِّي شَهِدْتُ بَدْرًا بِالْعَقَبَةِ قَالَ سَأَلَ جِبْرِيلُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ بِهَذَا‏.‏

Süleyman b. Harb bize söyledi, [dedi ki]: Hammâd [b. Zeyd] bize söyledi; [o] Yahyâ [b. Saîd]'den, [o] Muâz b. Rifâa b. Râfi'den [nakletti] ki; -Rifâa Bedir ehlinden, [dedesi] Râfi' ise Akabe ehlindendi- [Râfi'] oğlu [Rifâa'ya] şöyle derdi: 'Akabe bey'atında bulunmak yerine Bedir'de bulunmuş olmayı [asla] istemezdim (yani Akabe'nin bende ayrı bir değeri vardır).' [Muâz b. Rifâa devamla] dedi ki: 'Cebrail, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e [bir önceki rivayetteki gibi bu konuyu] sordu.'

3994. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، سَمِعَ مُعَاذَ بْنَ رِفَاعَةَ، أَنَّ مَلَكًا، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَعَنْ يَحْيَى، أَنَّ يَزِيدَ بْنَ الْهَادِ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ كَانَ مَعَهُ يَوْمَ حَدَّثَهُ مُعَاذٌ هَذَا الْحَدِيثَ، فَقَالَ يَزِيدُ فَقَالَ مُعَاذٌ إِنَّ السَّائِلَ هُوَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ‏.‏

İshak b. Mansûr bize söyledi, [dedi ki]: Yezîd [b. Hârûn] bize haber verdi, [dedi ki]: Yahyâ [b. Saîd] bize haber verdi; [o] Muâz b. Rifâa'dan; 'Bir meleğin, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e [Bedir ehliyle ilgili] soru sorduğunu' işitmiştir. [Yine] Yahyâ'dan [nakledildiğine göre]; Yezîd b. el-Hâd, Yahyâ'ya; Muâz bu hadisi naklettiği gün kendisinin de onun yanında bulunduğunu haber vermiştir. Yezîd dedi ki: 'Muâz [o gün], soruyu soran kimsenin Cebrail aleyhisselâm olduğunu bizzat söylemişti.'

3995. Hadis

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ بَدْرٍ ‏ "‏ هَذَا جِبْرِيلُ آخِذٌ بِرَأْسِ فَرَسِهِ ـ عَلَيْهِ أَدَاةُ الْحَرْبِ ‏"‏‏.‏

İbrâhîm b. Mûsâ bana söyledi, [dedi ki]: Abdülvehhâb [ez-Sekafî] bize haber verdi, [dedi ki]: Hâlid [el-Hazzâ] bize söyledi; [o] İkrime'den, [o da] İbn Abbâs radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir günü: 'İşte bu, atının dizgininden tutmuş [atının üzerinde bekleyen] Cebrail'dir; üzerinde savaş teçhizatı vardır' buyurdu.

3996. Hadis

حَدَّثَنِي خَلِيفَةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَاتَ أَبُو زَيْدٍ وَلَمْ يَتْرُكْ عَقِبًا، وَكَانَ بَدْرِيًّا‏.‏

Halîfe [b. Hayyât] bana söyledi, [dedi ki]: Muhammed b. Abdullâh el-Ensârî bize söyledi, [dedi ki]: Saîd [b. Ebî Arûbe] bize söyledi; [o] Katâde'den, [o da] Enes radıyallahu anh'tan [nakletti] ki; [Enes] şöyle demiştir: 'Ebû Zeyd vefat etti. Kendisi Bedir'e katılanlardan biriydi ve arkasında hiç çocuk bırakmamıştı.'

3997. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ خَبَّابٍ، أَنَّ أَبَا سَعِيدِ بْنِ مَالِكٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَدِمَ مِنْ سَفَرٍ، فَقَدَّمَ إِلَيْهِ أَهْلُهُ لَحْمًا مِنْ لُحُومِ الأَضْحَى فَقَالَ مَا أَنَا بِآكِلِهِ حَتَّى أَسْأَلَ، فَانْطَلَقَ إِلَى أَخِيهِ لأُمِّهِ وَكَانَ بَدْرِيًّا قَتَادَةَ بْنِ النُّعْمَانِ فَسَأَلَهُ، فَقَالَ إِنَّهُ حَدَثَ بَعْدَكَ أَمْرٌ نَقْضٌ لِمَا كَانُوا يُنْهَوْنَ عَنْهُ مِنْ أَكْلِ لُحُومِ الأَضْحَى بَعْدَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ‏.‏

Abdullâh b. Yûsuf bize söyledi, [dedi ki]: Leys [b. Sa'd] bize söyledi, [dedi ki]: Yahyâ b. Saîd bana haber verdi; [o] el-Kâsım b. Muhammed'den, [o da] İbn Habbâb'dan [nakletti] ki; Ebû Saîd b. Mâlik el-Hudrî radıyallahu anh bir yolculuktan dönmüştü. Ailesi ona [geçen bayramdan kalan] kurban etlerinden ikram ettiler. Bunun üzerine Ebû Saîd: 'Bu konuyu sormadıkça yemem!' dedi. Sonra anne bir kardeşi olan -ve kendisi Bedir ehlinden biriydi- Katâde b. en-Nu'mân'ın yanına gidip ona sordu. Katâde: 'Şüphesiz senden sonra bir emir [karar] çıktı ve kurban etlerinin üç günden sonra yenilmesine dair uygulanan yasak kaldırıldı' dedi.

3998. Hadis

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ الزُّبَيْرُ لَقِيتُ يَوْمَ بَدْرٍ عُبَيْدَةَ بْنَ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ وَهْوَ مُدَجَّجٌ لاَ يُرَى مِنْهُ إِلاَّ عَيْنَاهُ، وَهْوَ يُكْنَى أَبُو ذَاتِ الْكَرِشِ، فَقَالَ أَنَا أَبُو ذَاتِ الْكَرِشِ‏.‏ فَحَمَلْتُ عَلَيْهِ بِالْعَنَزَةِ، فَطَعَنْتُهُ فِي عَيْنِهِ فَمَاتَ‏.‏ قَالَ هِشَامٌ فَأُخْبِرْتُ أَنَّ الزُّبَيْرَ قَالَ لَقَدْ وَضَعْتُ رِجْلِي عَلَيْهِ ثُمَّ تَمَطَّأْتُ، فَكَانَ الْجَهْدَ أَنْ نَزَعْتُهَا وَقَدِ انْثَنَى طَرَفَاهَا‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ فَسَأَلَهُ إِيَّاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَاهُ، فَلَمَّا قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخَذَهَا، ثُمَّ طَلَبَهَا أَبُو بَكْرٍ فَأَعْطَاهُ، فَلَمَّا قُبِضَ أَبُو بَكْرٍ سَأَلَهَا إِيَّاهُ عُمَرُ فَأَعْطَاهُ إِيَّاهَا، فَلَمَّا قُبِضَ عُمَرُ أَخَذَهَا، ثُمَّ طَلَبَهَا عُثْمَانُ مِنْهُ فَأَعْطَاهُ إِيَّاهَا، فَلَمَّا قُتِلَ عُثْمَانُ وَقَعَتْ عِنْدَ آلِ عَلِيٍّ، فَطَلَبَهَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ، فَكَانَتْ عِنْدَهُ حَتَّى قُتِلَ‏.‏

Ubeyd b. İsmâil bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Üsâme bize söyledi; [o] Hişâm b. Urve'den, [o da] babasından [Urve'den nakletti] ki; ez-Zübeyr [b. el-Avvâm] şöyle demiştir: 'Bedir günü Ubeyde b. Saîd b. el-Âs ile karşılaştım. O, tepeden tırnağa zırha bürünmüştü; gözlerinden başka hiçbir yeri görünmüyordu. Kendisi "Ebû Zâti'l-Keriş" künyesiyle anılırdı. "Ben Ebû Zâti'l-Keriş'im!" dedi. Bunun üzerine [elimdeki] harbe [bir tür kısa mızrak] ile ona hamle yaptım ve onu tam gözünden vurdum; o da öldü.' Hişâm [der ki]: 'Bana haber verildiğine göre Zübeyr: "Ayağımı üzerine koyup bütün gücümle abandım. Harbeyi [gözünden] ancak büyük bir çaba ile çekip çıkarabildim; [çıkardığımda] harbenin iki ucu da eğilmişti" demiştir.' Urve [devamla] şunları söyledi: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem o harbeyi Zübeyr'den istedi, o da verdi. Resulullah vefat edince Zübeyr onu geri aldı. Sonra Ebû Bekir onu istedi, ona da verdi. Ebû Bekir vefat edince Ömer onu istedi, ona da verdi. Ömer vefat edince Zübeyr harbeyi tekrar geri aldı. Daha sonra Osmân onu kendisinden istedi, ona da verdi. Osmân şehit edilince harbe Ali'nin ailesine geçti. [Sonunda] Abdullâh b. ez-Zübeyr onu istedi ve şehit edilinceye kadar bu harbe onun yanında kaldı.'

3999. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ، عَائِذُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ عُبَادَةَ بْنَ الصَّامِتِ، وَكَانَ، شَهِدَ بَدْرًا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَايِعُونِي ‏"‏‏.‏

Ebû'l-Yemân bize söyledi, [dedi ki]: Şuayb [b. Ebî Hamza] bize haber verdi; [o] ez-Zührî'den [nakletti] ki; [Zührî] şöyle demiştir: Ebû İdrîs Âizullâh b. Abdullâh bana haber verdi ki; -kendisi Bedir'e katılanlardan biri olan- Ubâde b. es-Sâmit şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Bana [şu hususlar üzerine] biat edin!' buyurdu.

4000. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ أَبَا حُذَيْفَةَ وَكَانَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَبَنَّى سَالِمًا، وَأَنْكَحَهُ بِنْتَ أَخِيهِ هِنْدَ بِنْتَ الْوَلِيدِ بْنِ عُتْبَةَ ـ وَهْوَ مَوْلًى لاِمْرَأَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ ـ كَمَا تَبَنَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْدًا، وَكَانَ مَنْ تَبَنَّى رَجُلاً فِي الْجَاهِلِيَّةِ دَعَاهُ النَّاسُ إِلَيْهِ، وَوَرِثَ مِنْ مِيرَاثِهِ حَتَّى أَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏ادْعُوهُمْ لآبَائِهِمْ‏}‏ فَجَاءَتْ سَهْلَةُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَذَكَرَ الْحَدِيثَ‏.‏

Yahyâ b. Bükeyr bize söyledi, [dedi ki]: Leys [b. Sa'd] bize söyledi; [o] Ukayl'den, [o] İbn Şihâb'dan [nakletti] ki; Urve b. ez-Zübeyr bana haber verdi; [o da] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Âişe radıyallahu anhâ'dan [şöyle nakletmiştir]: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Bedir'de bulunmuş olan Ebû Huzeyfe, -aslında Ensar'dan bir kadının azatlısı olan- Sâlim'i evlatlık edinmiş ve onu kardeşinin kızı Hind bint el-Velîd b. Utbe ile evlendirmişti. [Bu], tıpkı Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Zeyd'i evlatlık edinmesi gibiydi. Cahiliye devrinde bir kimse bir genci evlatlık edindiğinde, insanlar o genci evlatlık edinen babasına nispet ederlerdi ve o kişi ondan miras alırdı. Nihayet Allah Teâlâ: { ادْعُوهُمْ لآبَائِهِمْ } "Onları [öz] babalarına nispet ederek çağırın" (Ahzâb, 5) ayetini indirdi. [Bunun üzerine Ebû Huzeyfe'nin hanımı] Sehle, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi... -[Ravi] hadisin [Sâlim'in emzirilmesiyle ilgili] kalan kısmını zikretti-.

4001. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ ذَكْوَانَ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذٍ، قَالَتْ دَخَلَ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم غَدَاةَ بُنِيَ عَلَىَّ، فَجَلَسَ عَلَى فِرَاشِي كَمَجْلِسِكَ مِنِّي، وَجُوَيْرِيَاتٌ يَضْرِبْنَ بِالدُّفِّ، يَنْدُبْنَ مَنْ قُتِلَ مِنْ آبَائِهِنَّ يَوْمَ بَدْرٍ حَتَّى قَالَتْ جَارِيَةٌ وَفِينَا نَبِيٌّ يَعْلَمُ مَا فِي غَدٍ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَقُولِي هَكَذَا، وَقُولِي مَا كُنْتِ تَقُولِينَ ‏"‏‏.‏

Ali [b. el-Medînî] bize söyledi, [dedi ki]: Bişr b. el-Mufaddal bize söyledi, [dedi ki]: Hâlid b. Zekvân bize söyledi; [o] er-Rubeyyi' bint Muavviz'den [nakletti] ki; [Rubeyyi'] şöyle demiştir: Zifafımın [evliliğimin] ertesi sabahı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma girdi ve döşeğimin üzerine -tıpkı senin şu an yanımda oturduğun gibi- oturdu. O esnada [bazı] küçük kız çocukları def çalıyor ve Bedir günü şehit olan babalarını anarak [mersiyeler] söylüyorlardı. Derken kızlardan biri: 'İçimizde yarın ne olacağını bilen bir peygamber vardır!' deyince Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Böyle söyleme! [Daha önce] söylediklerini söylemeye devam et' buyurdu.

4002. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ،‏.‏ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو طَلْحَةَ ـ رضى الله عنه ـ صَاحِبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ قَدْ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ لاَ تَدْخُلُ الْمَلاَئِكَةُ بَيْتًا فِيهِ كَلْبٌ وَلاَ صُورَةٌ ‏"‏‏.‏ يُرِيدُ التَّمَاثِيلَ الَّتِي فِيهَا الأَرْوَاحُ‏.‏

İbrâhîm b. Mûsâ bize söyledi, [dedi ki]: Hişâm [b. Yûsuf] bize haber verdi; [o] Ma'mer'den, [o da] ez-Zührî'den [nakletti]. [Diğer bir senetle] İsmâil [b. Ebî Üveys] bize söyledi, [dedi ki]: Kardeşim [Abdülhamîd] bana söyledi; [o] Süleyman'dan, [o] Muhammed b. Ebî Atîk'ten, [o] İbn Şihâb'dan, [o] Ubeydullâh b. Abdullâh b. Utbe b. Mes'ûd'dan [nakletti] ki; İbn Abbâs radıyallahu anhümâ şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve Bedir'e katılanlardan biri olan Ebû Talha radıyallahu anh, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu bana haber verdi: 'Melekler içinde köpek ve suret [resim] bulunan bir eve girmezler.' [Ravi İbn Abbâs] 'suret' ile canlı varlıklara ait olanları kastetmektedir.

4003. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ،‏.‏ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، أَنَّ حُسَيْنَ بْنَ عَلِيٍّ ـ عَلَيْهِمُ السَّلاَمُ ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَلِيًّا قَالَ كَانَتْ لِي شَارِفٌ مِنْ نَصِيبِي مِنَ الْمَغْنَمِ يَوْمَ بَدْرٍ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَعْطَانِي مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ مِنَ الْخُمُسِ يَوْمَئِذٍ، فَلَمَّا أَرَدْتُ أَنْ أَبْتَنِيَ بِفَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ بِنْتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَاعَدْتُ رَجُلاً صَوَّاغًا فِي بَنِي قَيْنُقَاعَ أَنْ يَرْتَحِلَ مَعِي فَنَأْتِيَ بِإِذْخِرٍ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَبِيعَهُ مِنَ الصَّوَّاغِينَ فَنَسْتَعِينَ بِهِ فِي وَلِيمَةِ عُرْسِي، فَبَيْنَا أَنَا أَجْمَعُ لِشَارِفَىَّ مِنَ الأَقْتَابِ وَالْغَرَائِرِ وَالْحِبَالِ، وَشَارِفَاىَ مُنَاخَانِ إِلَى جَنْبِ حُجْرَةِ رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ، حَتَّى جَمَعْتُ مَا جَمَعْتُ فَإِذَا أَنَا بِشَارِفَىَّ قَدْ أُجِبَّتْ أَسْنِمَتُهَا، وَبُقِرَتْ خَوَاصِرُهُمَا، وَأُخِذَ مِنْ أَكْبَادِهِمَا، فَلَمْ أَمْلِكْ عَيْنَىَّ حِينَ رَأَيْتُ الْمَنْظَرَ، قُلْتُ مَنْ فَعَلَ هَذَا قَالُوا فَعَلَهُ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَهْوَ فِي هَذَا الْبَيْتِ، فِي شَرْبٍ مِنَ الأَنْصَارِ، عِنْدَهُ قَيْنَةٌ وَأَصْحَابُهُ فَقَالَتْ فِي غِنَائِهَا أَلاَ يَا حَمْزَ لِلشُّرُفِ النِّوَاءِ، فَوَثَبَ حَمْزَةُ إِلَى السَّيْفِ، فَأَجَبَّ أَسْنِمَتَهُمَا، وَبَقَرَ خَوَاصِرَهُمَا، وَأَخَذَ مِنْ أَكْبَادِهِمَا قَالَ عَلِيٌّ فَانْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ زَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ، وَعَرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الَّذِي لَقِيتُ فَقَالَ ‏ "‏ مَا لَكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ، عَدَا حَمْزَةُ عَلَى نَاقَتَىَّ، فَأَجَبَّ أَسْنِمَتَهُمَا، وَبَقَرَ خَوَاصِرَهُمَا وَهَا هُوَ ذَا فِي بَيْتٍ مَعَهُ شَرْبٌ، فَدَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِرِدَائِهِ، فَارْتَدَى ثُمَّ انْطَلَقَ يَمْشِي، وَاتَّبَعْتُهُ أَنَا وَزَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ، حَتَّى جَاءَ الْبَيْتَ الَّذِي فِيهِ حَمْزَةُ، فَاسْتَأْذَنَ عَلَيْهِ فَأُذِنَ لَهُ، فَطَفِقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَلُومُ حَمْزَةَ فِيمَا فَعَلَ، فَإِذَا حَمْزَةُ ثَمِلٌ مُحْمَرَّةٌ عَيْنَاهُ، فَنَظَرَ حَمْزَةُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ، فَنَظَرَ إِلَى رُكْبَتِهِ، ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ، فَنَظَرَ إِلَى وَجْهِهِ، ثُمَّ قَالَ حَمْزَةُ وَهَلْ أَنْتُمْ إِلاَّ عَبِيدٌ لأَبِي فَعَرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ثَمِلٌ، فَنَكَصَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى عَقِبَيْهِ الْقَهْقَرَى، فَخَرَجَ وَخَرَجْنَا مَعَهُ‏.‏

Abdân bize söyledi, [dedi ki]: Abdullâh [b. el-Mübârek] bize haber verdi; [o] Yûnus'tan [nakletti]. [Diğer senetle] Ahmed b. Sâlih bize söyledi, [dedi ki]: Anbese bize söyledi, [dedi ki]: Yûnus bize ez-Zührî'den haber verdi; o Ali b. Hüseyin'den, o da babası Hüseyin b. Ali'den [nakletti] ki; Ali [b. Ebî Tâlib] şöyle demiştir: 'Bedir günü ganimet hissem olarak yaşlı bir deve almıştım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ye de o gün Allah'ın kendisine nasip ettiği humus [ganimetin beşte bir payı] içinden bana bir deve daha vermişti. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kızı Fâtıma ile evlenip zifafa girmek istediğimde, Benû Kaynukâ'dan kuyumcu bir adamla; benimle birlikte gelip izhir [mekke ayrığı] bitkisi toplaması hususunda sözleştim. Onu kuyumculara satıp parasıyla düğün yemeğime katkıda bulunmayı düşünüyordum. Ben develerim için semer, çuval ve ipler toplarken; iki devem de Ensar'dan bir adamın odasının yanına çöktürülmüştü. Eşyaları toplayıp geri döndüğümde bir de ne göreyim; iki devem de hörgüçleri kesilmiş, böğürleri yarılmış ve ciğerlerinden parçalar koparılmış bir vaziyette! Bu manzarayı görünce gözyaşlarıma hakim olamadım. "Bunu kim yaptı?" diye sorduğumda: "Bunu Hamza b. Abdülmuttalib yaptı; o şu anda şu evde Ensar'dan bir grupla içki meclisindedir. Yanlarında bir şarkıcı kadın ve arkadaşları var" dediler. O kadın şarkısında: "Ey Hamza! Kalk da şu semiz develere saldır!" demiş. Bunun üzerine Hamza kılıçlarına sarılıp develerin hörgüçlerini kesmiş, böğürlerini yarmış ve ciğerlerinden parçalar almıştı.' Ali [devamla] der ki: 'Hemen Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim; yanında Zeyd b. Hârise vardı. Resulullah üzüntümü fark edince: "Sana ne oldu?" diye sordu. "Ey Allah'ın Resulü! Bugün gördüğüm gibisini hiç görmedim! Hamza iki deveme saldırdı, hörgüçlerini kesti ve böğürlerini yardı! İşte o, şu evde bir içki meclisiyle birliktedir!" dedim. Bunun üzerine Peygamber ridasını isteyip büründü ve yürümeye başladı; ben ve Zeyd b. Hârise de peşine düştük. Hamza'nın bulunduğu eve gelip izin istedi, içeri girmesine izin verildi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yaptıklarından dolayı Hamza'yı kınamaya başladı. Hamza ise iyice sarhoştu ve gözleri kanlanmıştı. Hamza Peygamber'e baktı; bakışlarını önce dizlerine, sonra yukarılara doğru kaydırıp yüzüne baktı. Ardından: "Siz ancak babamın köleleri değil misiniz?" dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun sarhoş olduğunu anlayınca gerisin geri [arkasını dönmeden] çekilerek çıktı; biz de O'nunla beraber çıktık.'

4004. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، قَالَ أَنْفَذَهُ لَنَا ابْنُ الأَصْبَهَانِيِّ سَمِعَهُ مِنِ ابْنِ مَعْقِلٍ، أَنَّ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ كَبَّرَ عَلَى سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ فَقَالَ إِنَّهُ شَهِدَ بَدْرًا‏.‏

Muhammed b. Abbâd bana söyledi, [dedi ki]: İbn Uyeyne bize haber verdi, [dedi ki]: Bunu bize İbnü'l-Asbahânî ulaştırdı; [o da] İbn Ma'kîl'den işitmiş ki; Ali radıyallahu anh, Sahl b. Huneyf'in [cenaze namazını kıldırırken fazla] tekbir getirdi ve: 'Şüphesiz o Bedir'e katılanlardan biriydi' buyurdu.

4005. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يُحَدِّثُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ بِنْتُ عُمَرَ مِنْ خُنَيْسِ بْنِ حُذَافَةَ السَّهْمِيِّ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ شَهِدَ بَدْرًا تُوُفِّيَ بِالْمَدِينَةِ قَالَ عُمَرُ فَلَقِيتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَعَرَضْتُ عَلَيْهِ حَفْصَةَ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ‏.‏ قَالَ سَأَنْظُرُ فِي أَمْرِي‏.‏ فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ، فَقَالَ قَدْ بَدَا لِي أَنْ لاَ أَتَزَوَّجَ يَوْمِي هَذَا‏.‏ قَالَ عُمَرُ فَلَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ‏.‏ فَصَمَتَ أَبُو بَكْرٍ، فَلَمْ يَرْجِعْ إِلَىَّ شَيْئًا، فَكُنْتُ عَلَيْهِ أَوْجَدَ مِنِّي عَلَى عُثْمَانَ، فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ، ثُمَّ خَطَبَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَنْكَحْتُهَا إِيَّاهُ، فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ لَعَلَّكَ وَجَدْتَ عَلَىَّ حِينَ عَرَضْتَ عَلَىَّ حَفْصَةَ فَلَمْ أَرْجِعْ إِلَيْكَ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَإِنَّهُ لَمْ يَمْنَعْنِي أَنْ أَرْجِعَ إِلَيْكَ فِيمَا عَرَضْتَ إِلاَّ أَنِّي قَدْ عَلِمْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ ذَكَرَهَا، فَلَمْ أَكُنْ لأُفْشِيَ سِرَّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَوْ تَرَكَهَا لَقَبِلْتُهَا‏.‏

Ebû'l-Yemân bize söyledi, [dedi ki]: Şuayb bize haber verdi; [o] ez-Zührî'den [nakletti] ki; [ez-Zührî] şöyle demiştir: Sâlim b. Abdullâh bana; Abdullâh b. Ömer radıyallahu anhümâ'nın şunu anlattığını işittiğini haber verdi: Ömer b. el-Hattâb'ın kızı Hafsa, [kocası] Huneys b. Huzâfe es-Sehmî'den dul kalmıştı. [Huneys] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabındandı ve Bedir'de hazır bulunmuştu; [daha sonra] Medine'de vefat etti. Ömer [b. el-Hattâb] anlatır: 'Osmân b. Affân ile karşılaştım ve ona Hafsa'yı [evlenmesi için] teklif ettim. "İstersen seni Hafsa bint Ömer ile evlendireyim" dedim. Osmân: "Hele bir düşüneyim" dedi. Birkaç gece bekledim, sonunda bana: "Şu aralar evlenmemeye karar verdim" dedi. Sonra Ebû Bekir ile karşılaştım: "İstersen seni Hafsa bint Ömer ile evlendireyim" dedim. Ebû Bekir sustu ve bana hiçbir cevap vermedi. Bu yüzden ona, Osmân'a duyduğumdan daha fazla kırıldım. Birkaç gece daha bekledim, sonra ona [Hafsa'ya] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem talip oldu ve onu O'nunla evlendirdim. [Aradan bir zaman geçtikten sonra] Ebû Bekir benimle karşılaştı ve: "Hafsa'yı bana teklif ettiğinde sana bir cevap vermediğim için herhalde bana darıldın?" dedi. "Evet" dedim. Ebû Bekir: "Teklifine bir cevap vermemi engelleyen şey, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ondan [ona talip olmaktan] bahsettiğini biliyor olmamdı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sırrını ifşa etmek istemedim. Şayet O vazgeçseydi, [teklifini kesinlikle] kabul ederdim" dedi.'

4006. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، سَمِعَ أَبَا مَسْعُودٍ الْبَدْرِيَّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ نَفَقَةُ الرَّجُلِ عَلَى أَهْلِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏

Müslim b. İbrâhîm bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Adiy b. Sâbit'ten, [o] Abdullâh b. Yezîd'den [nakletti] ki; [Abdullâh], Ebû Mes'ûd el-Bedrî'yi [şöyle] söylerken işitmiş: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Kişinin ailesi için yaptığı harcama [nafaka] sadakadır' buyurdu.

4007. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، سَمِعْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، يُحَدِّثُ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ فِي إِمَارَتِهِ أَخَّرَ الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ الْعَصْرَ وَهْوَ أَمِيرُ الْكُوفَةِ، فَدَخَلَ أَبُو مَسْعُودٍ عُقْبَةُ بْنُ عَمْرٍو الأَنْصَارِيُّ جَدُّ زَيْدِ بْنِ حَسَنٍ شَهِدَ بَدْرًا فَقَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ نَزَلَ جِبْرِيلُ فَصَلَّى فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمْسَ صَلَوَاتٍ ثُمَّ قَالَ هَكَذَا أُمِرْتَ‏.‏ كَذَلِكَ كَانَ بَشِيرُ بْنُ أَبِي مَسْعُودٍ يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ‏.‏

Ebû'l-Yemân bize söyledi, [dedi ki]: Şuayb bize haber verdi; [o] ez-Zührî'den [nakletti] ki; [Zührî] şöyle demiştir: Urve b. ez-Zübeyr'in, valiliği döneminde Ömer b. Abdülaziz'e şunu anlattığını işittiim: Muğîre b. Şu'be Kûfe valisi iken [bir gün] ikindi namazını geciktirmişti. Bunun üzerine Bedir'e katılanlardan biri olan -ve Zeyd b. Hasan'ın dedesi olan- Ebû Mes'ûd Ukbe b. Amr el-Ensârî onun yanına girip şöyle dedi: '[Ey Muğîre!] Sen de biliyorsun ki; Cebrail inmiş ve [bizzat] namaz kılmıştı; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de [ona uyarak] beş vakit namazı kıldı. Sonra [Cebrail]: "İşte sen bununla emrolundun" buyurdu.' [Ebû Mes'ûd'un oğlu] Beşîr b. Ebî Mes'ûd da babasından bu şekilde naklederdi.

4008. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الْبَدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الآيَتَانِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ مَنْ قَرَأَهُمَا فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَلَقِيتُ أَبَا مَسْعُودٍ وَهْوَ يَطُوفُ بِالْبَيْتِ، فَسَأَلْتُهُ فَحَدَّثَنِيهِ‏.‏

Mûsâ [b. İsmâil] bize söyledi, [dedi ki]: Ebû Avâne bize söyledi; [o] el-A'meş'ten, [o] İbrâhîm'den, [o] Abdurrahmân b. Yezîd'den, [o da] Alkame'den [nakletti] ki; Ebû Mes'ûd el-Bedrî radıyallahu anh, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: 'Bakara suresinin sonundaki iki ayeti [Âmenerresûlü] kim bir gece içinde okursa, bunlar ona kâfidir.' Abdurrahmân der ki: 'Daha sonra Ebû Mes'ûd ile Beytullah'ı tavaf ederken karşılaştım; ona [bu hadisi bizzat] sordum, o da bana bu şekilde nakletti.'

4009. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ الرَّبِيعِ، أَنَّ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ، وَكَانَ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا مِنَ الأَنْصَارِ أَنَّهُ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Yahyâ b. Bükeyr bize söyledi, [dedi ki]: Leys [b. Sa'd] bize söyledi; [o] Ukayl'den, [o] İbn Şihâb'dan [nakletti] ki; Mahmûd b. er-Rebi' bana şunu haber verdi: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından olan ve Bedir'e katılan Ensar'dan İtbân b. Mâlik, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelmişti...

4010. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ ـ هُوَ ابْنُ صَالِحٍ ـ حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ ثُمَّ سَأَلْتُ الْحُصَيْنَ بْنَ مُحَمَّدٍ ـ وَهْوَ أَحَدُ بَنِي سَالِمٍ وَهْوَ مِنْ سَرَاتِهِمْ ـ عَنْ حَدِيثِ، مَحْمُودِ بْنِ الرَّبِيعِ عَنْ عِتْبَانَ بْنِ مَالِكٍ، فَصَدَّقَةُ‏.‏

Ahmed [b. Sâlih] bize söyledi, [dedi ki]: Anbese bize söyledi, [dedi ki]: Yûnus bize [haber verdi]. İbn Şihâb şöyle demiştir: 'Sonra Benû Sâlim'den olan ve onların ileri gelenlerinden biri sayılan el-Husayn b. Muhammed'e; Mahmûd b. er-Rebi'in İtbân b. Mâlik'ten [nakletti] hadisini sordum; o da bu [hadisi] doğruladı.'

4011. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ رَبِيعَةَ، وَكَانَ، مِنْ أَكْبَرِ بَنِي عَدِيٍّ وَكَانَ أَبُوهُ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ عُمَرَ اسْتَعْمَلَ قُدَامَةَ بْنَ مَظْعُونٍ عَلَى الْبَحْرَيْنِ، وَكَانَ شَهِدَ بَدْرًا، وَهُوَ خَالُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ وَحَفْصَةَ رضى الله عنهم‏.‏

Ebû'l-Yemân bize söyledi, [dedi ki]: Şuayb bize haber verdi; [o] ez-Zührî'den [nakletti] ki; [Zührî] şöyle demiştir: Benû Adiy kabilesinin önde gelenlerinden biri olan ve babası [Âmir b. Rabîa] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Bedir'de bulunmuş olan Abdullâh b. Âmir b. Rabîa bana şunu haber verdi: Ömer [b. el-Hattâb], Bedir ehlinden olan ve aynı zamanda Abdullâh b. Ömer ile Hafsa radıyallahu anhüm'ün dayısı olan Kudâme b. Maz'ûn'u Bahreyn valisi [amili] olarak atadı.

4012. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ سَالِمَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ قَالَ أَخْبَرَ رَافِعُ بْنُ خَدِيجٍ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، أَنَّ عَمَّيْهِ، وَكَانَا، شَهِدَا بَدْرًا أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ كِرَاءِ الْمَزَارِعِ‏.‏ قُلْتُ لِسَالِمٍ فَتُكْرِيهَا أَنْتَ قَالَ نَعَمْ، إِنَّ رَافِعًا أَكْثَرَ عَلَى نَفْسِهِ‏.‏

Abdullâh b. Muhammed b. Esmâ bize söyledi, [dedi ki]: Cüveyriye [b. Esmâ] bize söyledi; [o] Mâlik'ten, [o da] ez-Zührî'den [nakletti] ki; Sâlim b. Abdullâh ona [ez-Zührî'ye] şunu haber verdi: [Ravi] Râfi' b. Hadîc, Abdullâh b. Ömer'e şunu haber vermiştir: Kendisi Bedir'e katılmış olan iki amcası ona; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in tarlaları kiraya vermeyi yasakladığını söylemişler. [Zührî der ki]: Sâlim'e: 'Peki sen tarlalarını kiraya veriyor musun?' diye sordum. O da: 'Evet, zira Râfi' [bu rivayeti naklederken] kendi adına [meseleyi] çok ileri götürdü [çok katı bir yorum yaptı]' dedi.

4014. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ شَدَّادِ بْنِ الْهَادِ اللَّيْثِيَّ، قَالَ رَأَيْتُ رِفَاعَةَ بْنَ رَافِعٍ الأَنْصَارِيَّ، وَكَانَ شَهِدَ بَدْرًا‏.‏

Âdem [b. Ebî İyâs] bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Husayn b. Abdurrahmân'dan [nakletti] ki; [Husayn] şöyle demiştir: Abdullâh b. Şeddâd b. el-Hâd el-Leysî'yi şunu söylerken işittim: 'Rifâa b. Râfi' el-Ensârî'yi gördüm. Kendisi Bedir'de hazır bulunmuş olanlardan biriydi.'

4015. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، وَيُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمْرَو بْنَ عَوْفٍ وَهْوَ حَلِيفٌ لِبَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ، وَكَانَ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ إِلَى الْبَحْرَيْنِ يَأْتِي بِجِزْيَتِهَا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ صَالَحَ أَهْلَ الْبَحْرَيْنِ، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمِ الْعَلاَءَ بْنَ الْحَضْرَمِيِّ، فَقَدِمَ أَبُو عُبَيْدَةَ بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ فَسَمِعَتِ الأَنْصَارُ بِقُدُومِ أَبِي عُبَيْدَةَ، فَوَافَوْا صَلاَةَ الْفَجْرِ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا انْصَرَفَ تَعَرَّضُوا لَهُ، فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ رَآهُمْ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَظُنُّكُمْ سَمِعْتُمْ أَنَّ أَبَا عُبَيْدَةَ قَدِمَ بِشَىْءٍ ‏"‏‏.‏ قَالُوا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ، فَوَاللَّهِ مَا الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ، وَلَكِنِّي أَخْشَى أَنْ تُبْسَطَ عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ قَبْلَكُمْ، فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا، وَتُهْلِكَكُمْ كَمَا أَهْلَكَتْهُمْ ‏"‏‏.‏

Abdân bize söyledi, [dedi ki]: Abdullâh [b. el-Mübârek] bize haber verdi, [dedi ki]: Ma'mer ve Yûnus bize ez-Zührî'den haber verdiler; [Zührî] Urve b. ez-Zübeyr'den, o Misver b. Mahreme'den, o da -Benû Âmir b. Lüeyy kabilesinin müttefiki olan ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Bedir'de bulunan- Amr b. Avf radıyallahu anh'tan şunları nakletmiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, [oradaki] cizyeyi getirmesi için Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'ı Bahreyn'e gönderdi. Daha önce Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Bahreyn halkı ile sulh yapmış ve başlarına el-Alâ b. el-Hadramî'yi tayin etmişti. Ebû Ubeyde Bahreyn'den [toplanan] mallarla gelince Ensar bunu duydu ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte sabah namazında bir araya geldiler [namazı O'nunla kıldılar]. Resulullah namazdan çıkınca Ensar O'nun karşısına çıktılar. Resulullah onları görünce tebessüm etti ve: 'Ebû Ubeyde'nin bir şeyler [yüklüce mal] getirdiğini duydunuz sanırım?' buyurdu. Onlar da: 'Evet ey Allah'ın Resulü!' dediler. Bunun üzerine Resulullah: 'Öyleyse müjdelensin [sevinin] ve sizi mutlu edecek şeyleri ümit edin! Vallahi sizin hakkınızda korktuğum şey fakirlik değildir. Bilakis ben, dünya [imkânlarının] sizden öncekilere serildiği gibi sizin önünüze de serilmesinden; [onların] dünyalık için birbirleriyle çekiştikleri / yarıştıkları gibi sizin de çekişmenizden ve [bu yarışın] onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum' buyurdu.

4016. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ يَقْتُلُ الْحَيَّاتِ كُلَّهَا‏.‏ حَتَّى حَدَّثَهُ أَبُو لُبَابَةَ الْبَدْرِيُّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ قَتْلِ جِنَّانِ الْبُيُوتِ، فَأَمْسَكَ عَنْهَا‏.‏

Ebû'n-Nu'mân [Muhammed b. el-Fadl] bize söyledi, [dedi ki]: Cerîr b. Hâzim bize söyledi; [o] Nâfi'den [nakletti] ki; İbn Ömer radıyallahu anhümâ önceleri yılanların hepsini öldürürdü. Nihayet Bedir ehlinden olan Ebû Lübâbe radıyallahu anh kendisine; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ev yılanlarını [zararsız yılanları] öldürmeyi yasakladığını haber verdi. Bunun üzerine [İbn Ömer] onları öldürmeyi bıraktı.

4018. Hadis

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رِجَالاً، مِنَ الأَنْصَارِ اسْتَأْذَنُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا ائْذَنْ لَنَا فَلْنَتْرُكْ لاِبْنِ أُخْتِنَا عَبَّاسٍ فِدَاءَهُ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ وَاللَّهِ لاَ تَذَرُونَ مِنْهُ دِرْهَمًا ‏"‏‏.‏

İbrâhîm b. el-Münzir bana söyledi, [dedi ki]: Muhammed b. Füleyh bize söyledi; [o] Mûsâ b. Ukbe'den [nakletti]. İbn Şihâb şöyle demiştir: Enes b. Mâlik bize [şunu] haber verdi: Ensar'dan bazı kimseler Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'en izin isteyerek: 'Bizim için müsaade buyur da kız kardeşimizin oğlu olan Abbâs'ın fidyesini almayalım [ona bırakalım]' dediler. Resulullah: 'Vallahi ondan tek bir dirhemi bile bırakmayacaksınız!' buyurdu.

4019. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَدِيٍّ، عَنِ الْمِقْدَادِ بْنِ الأَسْوَدِ، حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَمِّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ اللَّيْثِيُّ، ثُمَّ الْجُنْدَعِيُّ أَنَّ عُبَيْدَ، اللَّهِ بْنَ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمِقْدَادَ بْنَ عَمْرٍو الْكِنْدِيَّ، وَكَانَ حَلِيفًا لِبَنِي زُهْرَةَ، وَكَانَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَهُ أَنَّهُ قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرَأَيْتَ إِنْ لَقِيتُ رَجُلاً مِنَ الْكُفَّارِ فَاقْتَتَلْنَا، فَضَرَبَ إِحْدَى يَدَىَّ بِالسَّيْفِ فَقَطَعَهَا، ثُمَّ لاَذَ مِنِّي بِشَجَرَةٍ فَقَالَ أَسْلَمْتُ لِلَّهِ‏.‏ آأَقْتُلُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَعْدَ أَنْ قَالَهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تَقْتُلْهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّهُ قَطَعَ إِحْدَى يَدَىَّ، ثُمَّ قَالَ ذَلِكَ بَعْدَ مَا قَطَعَهَا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تَقْتُلْهُ، فَإِنْ قَتَلْتَهُ فَإِنَّهُ بِمَنْزِلَتِكَ قَبْلَ أَنْ تَقْتُلَهُ، وَإِنَّكَ بِمَنْزِلَتِهِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ كَلِمَتَهُ الَّتِي قَالَ ‏"‏‏.‏

Ebû Âsım bize İbn Cüreyc'den, o ez-Zührî'den, o Atâ b. Yezîd'den, o Ubeydullâh b. Adiy'den, o da el-Mikdâd b. el-Esved'den [naklen] söyledi. [Diğer senetle] İshak bana söyledi, [dedi ki]: Ya'kûb b. İbrâhîm b. Sa'd bize söyledi, [dedi ki]: İbn Şihâb'ın yeğeni [Muhammed b. Abdullâh] amcasından [ez-Zührî'den] bize söyledi. [Zührî] dedi ki: Atâ b. Yezîd el-Leysî -sonra Cünde'î- bana şunu haber verdi: Ubeydullâh b. Adiy b. el-Hıyâr'ın kendisine haber verdiğine göre; Bedir ehlinden olan ve Benû Zühre'nin müttefiki sayılan el-Mikdâd b. Amr el-Kindî radıyallahu anh, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle demiştir: 'Ne buyurursun; eğer kâfirlerden biriyle karşılaşıp vuruşursak ve o kılıcıyla bir elimi kesip kopsa, sonra benden [korkup] bir ağaca sığınsa ve: "Allah'a teslim oldum [Müslüman oldum]!" dese; bu sözü söyledikten sonra ben onu öldürebilir miyim ey Allah'ın Resulü?' Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Onu öldürme!' buyurdu. [Mikdâd]: 'Ey Allah'ın Resulü! O önce bir elimi kesti, sonra bu sözü söyledi [canını kurtarmak için söylüyor]?' dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Onu öldürme! Zira eğer onu öldürürsen; o [artık İslam'a girdiği için], senin onu öldürmeden önceki [kanının dokunulmaz olduğu] konumuna geçer; sen ise onun [bu] sözü söylemeden önceki [kanının helal olduğu] konumuna düşersin!' buyurdu.

4020. Hadis

حَدَّثَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ بَدْرٍ ‏ "‏ مَنْ يَنْظُرُ مَا صَنَعَ أَبُو جَهْلٍ ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقَ ابْنُ مَسْعُودٍ، فَوَجَدَهُ قَدْ ضَرَبَهُ ابْنَا عَفْرَاءَ حَتَّى بَرَدَ، فَقَالَ آنْتَ أَبَا جَهْلٍ قَالَ ابْنُ عُلَيَّةَ قَالَ سُلَيْمَانُ هَكَذَا قَالَهَا أَنَسٌ‏.‏ قَالَ أَنْتَ أَبَا جَهْلٍ قَالَ وَهَلْ فَوْقَ رَجُلٍ قَتَلْتُمُوهُ قَالَ سُلَيْمَانُ أَوْ قَالَ قَتَلَهُ قَوْمُهُ‏.‏ قَالَ وَقَالَ أَبُو مِجْلَزٍ قَالَ أَبُو جَهْلٍ فَلَوْ غَيْرُ أَكَّارٍ قَتَلَنِي‏.‏

Ya'kûb b. İbrâhîm bana söyledi, [dedi ki]: İbn Uleyye bize söyledi, [dedi ki]: Süleyman et-Teymî bize söyledi; [o] Enes radıyallahu anh'tan [nakletti] ki; [Enes] şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir günü: 'Ebû Cehil'in ne yaptığını [ne halde olduğunu] kim gidip kontrol edecek?' buyurdu. Bunun üzerine İbn Mes'ûd gitti ve onu, Afrâ'nın iki oğlunun vuruşlarıyla neredeyse can vermek üzere [hareketsiz] bir halde buldu. [İbn Mes'ûd ona]: 'Sen Ebû Cehil misin?' dedi. [Ravi] İbn Uleyye der ki: [Hocam] Süleyman, 'Enes bu ifadeyi aynen böyle [İbn Mes'ûd'un Ebû Cehil'e hitabı olarak] nakletti' demiştir. [İbn Mes'ûd ona tekrar]: 'Sen Ebû Cehil misin?' dedi. O [mağrur bir edayla]: 'Kendi kavminin öldürdüğü bir adamdan daha üstün biri mi var?' [veya 'Sizin öldürdüğünüz bir adamdan daha büyük bir şeref mi olur?'] dedi. Süleyman [ek olarak] dedi ki: Veya 'Onu kendi kavmi öldürdü' dedi. Ebû Miclez ise Ebû Cehil'in [can verirken]: 'Keşke beni bir ekinciden [çiftçiden / Medineli Ensar kastediliyor] başkası öldürseydi!' dediğini nakletmiştir.

4021. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، عَنْ عُمَرَ ـ رضى الله عنهم ـ لَمَّا تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ لأَبِي بَكْرٍ انْطَلِقْ بِنَا إِلَى إِخْوَانِنَا مِنَ الأَنْصَارِ‏.‏ فَلَقِيَنَا مِنْهُمْ رَجُلاَنِ صَالِحَانِ شَهِدَا بَدْرًا‏.‏ فَحَدَّثْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ فَقَالَ هُمَا عُوَيْمُ بْنُ سَاعِدَةَ، وَمَعْنُ بْنُ عَدِيٍّ‏.‏

Mûsâ [b. İsmâil] bize söyledi, [dedi ki]: Abdülvâhid [b. Zeyd] bize söyledi, [dedi ki]: Ma'mer [b. Râşid] bize ez-Zührî'den [naklen] söyledi. [ez-Zührî] Ubeydullâh b. Abdullâh'tan, o İbn Abbâs'tan, o da Ömer radıyallahu anhüm'dan [şöyle naklettiğini anlatmıştır]: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde Ebû Bekir'e: 'Hadi bizimle beraber Ensar kardeşlerimizin yanına gel' dedim. [Giderken] onlardan Bedir ehlinden olan iki salih adamla karşılaştık. [ez-Zührî der ki]: Ben bu hadiseyi Urve b. ez-Zübeyr'e anlattığımda; 'O iki kişi Uveym b. Sâide ile Ma'n b. Adiy idi' dedi.

4022. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، سَمِعَ مُحَمَّدَ بْنَ فُضَيْلٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، كَانَ عَطَاءُ الْبَدْرِيِّينَ خَمْسَةَ آلاَفٍ خَمْسَةَ آلاَفٍ‏.‏ وَقَالَ عُمَرُ لأُفَضِّلَنَّهُمْ عَلَى مَنْ بَعْدَهُمْ‏.‏

İshak b. İbrâhîm bize söyledi, [dedi ki]: Muhammed b. Fudayl'i şunu söylerken işittiM: [O] İsmâil'den, o da Kays'tan [nakletti] ki; Bedir ehlinden olanların her birine [devlet hazinesinden] beşer bin [dirhem] maaş verilirdi. Ömer [b. el-Hattâb]: 'Elbette ben onları, kendilerinden sonra gelenlerden üstün tutacağım' buyurmuştur.

4023. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ فِي الْمَغْرِبِ بِالطُّورِ، وَذَلِكَ أَوَّلَ مَا وَقَرَ الإِيمَانُ فِي قَلْبِي‏.‏

İshak b. Mansûr bana söyledi, [dedi ki]: Abdürrezzâk [es-San'ânî] bize söyledi; [o] Ma'mer'den, [o] ez-Zührî'den, [o] Muhammed b. Cübeyr'den, [o da] babasından [nakletti] ki; [Cübeyr b. Mut'ım] şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i akşam namazında Tûr suresini okurken işittim. İşte o an, imanın kalbime ilk defa nüfuz ettiği [yerleştiği] zamandı.

4024. Hadis

وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي أُسَارَى بَدْرٍ ‏ "‏ لَوْ كَانَ الْمُطْعِمُ بْنُ عَدِيٍّ حَيًّا ثُمَّ كَلَّمَنِي فِي هَؤُلاَءِ النَّتْنَى لَتَرَكْتُهُمْ لَهُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ عَنْ يَحْيَى، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَقَعَتِ الْفِتْنَةُ الأُولَى ـ يَعْنِي مَقْتَلَ عُثْمَانَ ـ فَلَمْ تُبْقِ مِنْ أَصْحَابِ بَدْرٍ أَحَدًا، ثُمَّ وَقَعَتِ الْفِتْنَةُ الثَّانِيَةُ ـ يَعْنِي الْحَرَّةَ ـ فَلَمْ تُبْقِ مِنْ أَصْحَابِ الْحُدَيْبِيَةِ أَحَدًا ثُمَّ وَقَعَتِ الثَّالِثَةُ فَلَمْ تَرْتَفِعْ وَلِلنَّاسِ طَبَاخٌ‏.‏

ez-Zührî'den; [o] Muhammed b. Cübeyr b. Mut'ım'dan, [o da] babasından [nakletti] ki; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir esirleri hakkında: 'Şayet el-Mut'ım b. Adiy sağ olsaydı da şu kokuşmuş [leşler] hakkında benimle konuşsaydı, onların [serbest bırakılmasını] ona bağışlardım' buyurdu. Leys [b. Sa'd], Yahyâ b. Saîd'den, o da Saîd b. el-Müseyyeb'den [şunu] nakletti: 'İlk fitne -yani Osmân'ın şehit edilmesi hadisesi- vuku buldu; o dindiğinde Bedir ehlinden [hayatta kalan] kimse yoktu. Sonra ikinci fitne -yani Harre vakası- yaşandı; o dindiğinde de Hudeybiye ashabından kimse kalmadı. Sonra üçüncü bir fitne daha oldu ki; o dindiğinde artık insanlarda hiçbir güç ve feraset kalmamıştı.'

4025. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ النُّمَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، قَالَ سَمِعْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، وَسَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، وَعَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ، وَعُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ حَدِيثِ، عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كُلٌّ ـ حَدَّثَنِي طَائِفَةً مِنَ الْحَدِيثِ ـ قَالَتْ فَأَقْبَلْتُ أَنَا وَأُمُّ مِسْطَحٍ فَعَثَرَتْ أُمُّ مِسْطَحٍ فِي مِرْطِهَا فَقَالَتْ تَعِسَ مِسْطَحٌ‏.‏ فَقُلْتُ بِئْسَ مَا قُلْتِ، تَسُبِّينَ رَجُلاً شَهِدَ بَدْرًا فَذَكَرَ حَدِيثَ الإِفْكِ‏.‏

el-Haccâc b. Minhâl bize söyledi, [dedi ki]: Abdullâh b. Ömer en-Nümeyrî bize söyledi, [dedi ki]: Yûnus b. Yezîd bize [haber verdi]. [Yûnus] dedi ki: ez-Zührî'yi şunu söylerken işittim: 'Urve b. ez-Zübeyr, Saîd b. el-Müseyyeb, Alkame b. Vakkâs ve Ubeydullâh b. Abdullâh'tan işittim ki; onlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Âişe radıyallahu anhâ'nın [başına gelen iftira hadisesi hakkındaki] hadisini söylediler. Her biri bana hadisin bir bölümünü nakletti. [Âişe] şöyle dedi: Ben ve Ümmü Mistah [evden dışarı çıkıp] yürürken Ümmü Mistah çarşafına takılıp tökezledi ve: "Mistah kahrolsun!" dedi. Ben de: "Ne kötü bir söz söyledin! Sen Bedir'e katılmış bir adama mı sövüyorsun?" dedim.' -[Ravi] İfk hadisini [böylece tamamını] zikretti-.

4026. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحِ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ هَذِهِ مَغَازِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُلْقِيهِمْ ‏"‏ هَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَكُمْ رَبُّكُمْ حَقًّا ‏"‏‏.‏ قَالَ مُوسَى قَالَ نَافِعٌ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَالَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ تُنَادِي نَاسًا أَمْوَاتًا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا أَنْتُمْ بِأَسْمَعَ لِمَا قُلْتُ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ فَجَمِيعُ مَنْ شَهِدَ بَدْرًا مِنْ قُرَيْشٍ مِمَّنْ ضُرِبَ لَهُ بِسَهْمِهِ أَحَدٌ وَثَمَانُونَ رَجُلاً، وَكَانَ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ يَقُولُ قَالَ الزُّبَيْرُ قُسِمَتْ سُهْمَانُهُمْ فَكَانُوا مِائَةً، وَاللَّهُ أَعْلَمُ‏.‏

İbrâhîm b. el-Münzir bize söyledi, [dedi ki]: Muhammed b. Füleyh b. Süleyman bize söyledi; [o] Mûsâ b. Ukbe'den, [o da] İbn Şihâb'dan [nakletti]. [İbn Şihâb] 'Bunlar Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in gazveleridir' diyerek [başladı] ve hadisi [şöyle] zikretti: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [Bedir'de müşrik ölülerini kuyuya] atarken: 'Rabbinizin size vadettiği şeyin gerçek olduğunu gördünüz mü?' buyurdu. Mûsâ dedi ki: Nâfi', Abdullâh [b. Ömer]'den [şöyle nakletti]: Ashabından bazıları: 'Ey Allah'ın Resulü! Ölü kimselere mi sesleniyorsun?' dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitecek değilsiniz [onlar da işitirler]!' buyurdu. Ebû Abdullâh [Buhârî] der ki: Kureyşlilerden Bedir'de bulunup da kendilerine [ganimetten] pay ayrılanların tamamı seksen bir kişidir. Ancak Urve b. ez-Zübeyr, [babası] ez-Zübeyr'in: 'Ganimet payı ayrılanlar yüz kişiydi' dediğini naklederdi. En iyisini Allah bilir.

4027. Hadis

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ ضُرِبَتْ يَوْمَ بَدْرٍ لِلْمُهَاجِرِينَ بِمِائَةِ سَهْمٍ‏.‏

İbrâhîm b. Mûsâ bana söyledi, [dedi ki]: Hişâm [b. Yûsuf] bize haber verdi; [o] Ma'mer'den, [o] Hişâm b. Urve'den, [o] babasından, [o da] ez-Zübeyr [b. el-Avvâm] radıyallahu anh'tan [nakletti] ki; [Zübeyr] şöyle demiştir: 'Bedir günü Muhacirler için [ganimetten] tam yüz hisse ayrıldı.'

4028. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ حَارَبَتِ النَّضِيرُ وَقُرَيْظَةُ، فَأَجْلَى بَنِي النَّضِيرِ، وَأَقَرَّ قُرَيْظَةَ وَمَنَّ عَلَيْهِمْ، حَتَّى حَارَبَتْ قُرَيْظَةُ فَقَتَلَ رِجَالَهُمْ وَقَسَمَ نِسَاءَهُمْ وَأَوْلاَدَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ إِلاَّ بَعْضَهُمْ لَحِقُوا بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَآمَنَهُمْ وَأَسْلَمُوا، وَأَجْلَى يَهُودَ الْمَدِينَةِ كُلَّهُمْ بَنِي قَيْنُقَاعَ وَهُمْ رَهْطُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ وَيَهُودَ بَنِي حَارِثَةَ، وَكُلَّ يَهُودِ الْمَدِينَةِ‏.‏

İshak b. Nasr bize söyledi, [dedi ki]: Abdürrezzâk [es-San'ânî] bize haber verdi; [o] İbn Cüreyc'den, [o] Mûsâ b. Ukbe'den, [o] Nâfi'den, [o da] İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki; [İbn Ömer] şöyle demiştir: 'Benû Nadîr ve Benû Kurayza [Müslümanlarla] savaştılar. Bunun üzerine [Peygamber], Benû Nadîr'i sürgün etti; Benû Kurayza'yı ise yerinde bıraktı ve onlara bağışta bulundu. Nihayet [daha sonra] Benû Kurayza da savaştı [ihanet etti]. Bunun üzerine [Peygamber] onların [savaşçı] erkeklerini öldürttü; kadınlarını, çocuklarını ve mallarını ise Müslümanlar arasında paylaştırdı. Ancak onlardan bir kısmı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e sığınıp Müslüman oldular; O da onlara eman verdi [canlarını bağışladı]. Ayrıca [Peygamber], Medine'deki yahudilerin tamamını; Abdullâh b. Selâm'ın kavmi olan Benû Kaynukâ'yı, Benû Hârise yahudilerini ve tüm Medine yahudilerini [şehirden] çıkardı.'

4029. Hadis

حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ مُدْرِكٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ سُورَةُ الْحَشْرِ‏.‏ قَالَ قُلْ سُورَةُ النَّضِيرِ‏.‏ تَابَعَهُ هُشَيْمٌ عَنْ أَبِي بِشْرٍ‏.‏

el-Hasan b. Müdrik bana söyledi, [dedi ki]: Yahyâ b. Hammâd bize söyledi, [dedi ki]: Ebû Avâne bize haber verdi; [o] Ebû Birş'den, [o da] Saîd b. Cübeyr'den [nakletti] ki; [Said] şöyle demiştir: İbn Abbâs'a 'Haşr suresi' [hakkında sordum / surenin adını söyledim]. Bunun üzerine [İbn Abbâs]: 'Ona Nadîr [Benû Nadîr] suresi de!' dedi. Huşeym de [bu rivayeti nakletmekte] Ebû Bişr'e mütâbaat etmiştir.

4030. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه قَالَ كَانَ الرَّجُلُ يَجْعَلُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم النَّخَلاَتِ حَتَّى افْتَتَحَ قُرَيْظَةَ وَالنَّضِيرَ، فَكَانَ بَعْدَ ذَلِكَ يَرُدُّ عَلَيْهِمْ‏.‏

Abdullâh b. Ebî el-Esved bize söyledi, [dedi ki]: Mu'temir bize babasından nakletti. [Süleyman b. Tarhân] dedi ki: Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ı şöyle söylerken işittim: 'Bazı kimseler hurma ağaçlarını [kullanması ve gelirinden yararlanması için] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e tahsis ederlerdi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Kurayza ve Nadîr yahudilerine karşı zafer kazanıp [onların arazilerini ele geçirince], daha önce kendisine bağışlanan o ağaçları eski sahiplerine geri vermeye başladı.'

4031. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ حَرَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ وَقَطَعَ وَهْىَ الْبُوَيْرَةُ فَنَزَلَتْ ‏{‏مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ‏}‏

Âdem [b. Ebî İyâs] bize söyledi, [dedi ki]: Leys [b. Sa'd] bize söyledi; [o] Nâfi'den, [o da] İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki; [İbn Ömer] şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, el-Buveyre [denilen mevkideki] Benû Nadîr'e ait hurma ağaçlarını yakmış ve kesmiştir. Bunun üzerine { مَا قَطَعْتُم مِّن لِّينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ } "Herhangi bir hurma ağacını [lîneyi] kestiniz veya kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa, [bunlar] Allah'ın izniyledir" (Haşr, 5) [ayeti] nazil oldu.

4032. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا حَبَّانُ، أَخْبَرَنَا جُوَيْرِيَةُ بْنُ أَسْمَاءَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حَرَّقَ نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ قَالَ وَلَهَا يَقُولُ حَسَّانُ بْنُ ثَابِتٍ وَهَانَ عَلَى سَرَاةِ بَنِي لُؤَىٍّ حَرِيقٌ بِالْبُوَيْرَةِ مُسْتَطِيرُ قَالَ فَأَجَابَهُ أَبُو سُفْيَانَ بْنُ الْحَارِثِ أَدَامَ اللَّهُ ذَلِكَ مِنْ صَنِيعٍ وَحَرَّقَ فِي نَوَاحِيهَا السَّعِيرُ سَتَعْلَمُ أَيُّنَا مِنْهَا بِنُزْهٍ وَتَعْلَمُ أَىَّ أَرْضَيْنَا تَضِيرُ

İshak [b. Mansur] bana söyledi, [dedi ki]: Hibbân [b. Hilâl] bize haber verdi, [dedi ki]: Cüveyriye b. Esmâ bize Nâfi'den, o da İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan [şunu] haber verdi: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Benû Nadîr'in hurmalıklarını yaktırmıştır. [İbn Ömer] der ki: Hassân b. Sâbit bu olay üzerine şu beyti söylemiştir: 'Buveyre'de parlayıp yayılan yangın, [onlara yardım etmeyen] Benû Lüeyy'in ileri gelenlerine pek ehemmiyetsiz geldi.' [Ravi] devamla dedi ki; Ebû Süfyân b. el-Hâris [o zaman] ona şöyle karşılık verdi: 'Allah bu yaptığını daim etsin ve dört bir yanını alevler sarsın! Pek yakında bu işten kimin uzak [zararsız] kalacağını ve asıl hangi toprakların zarar göreceğini anlayacaksın!'

4033. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ النَّصْرِيُّ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ دَعَاهُ إِذْ جَاءَهُ حَاجِبُهُ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ، وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدٍ يَسْتَأْذِنُونَ فَقَالَ نَعَمْ، فَأَدْخِلْهُمْ‏.‏ فَلَبِثَ قَلِيلاً، ثُمَّ جَاءَ فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عَبَّاسٍ وَعَلِيٍّ يَسْتَأْذِنَانِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَلَمَّا دَخَلاَ قَالَ عَبَّاسٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا، وَهُمَا يَخْتَصِمَانِ فِي الَّذِي أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَنِي النَّضِيرِ، فَاسْتَبَّ عَلِيٌّ وَعَبَّاسٌ، فَقَالَ الرَّهْطُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنَهُمَا وَأَرِحْ أَحَدَهُمَا مِنَ الآخَرِ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ اتَّئِدُوا، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ يُرِيدُ بِذَلِكَ نَفْسَهُ‏.‏ قَالُوا قَدْ قَالَ ذَلِكَ‏.‏ فَأَقْبَلَ عُمَرُ عَلَى عَبَّاسٍ وَعَلِيٍّ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ قَالَ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَإِنِّي أُحَدِّثُكُمْ عَنْ هَذَا الأَمْرِ، إِنَّ اللَّهَ سُبْحَانَهُ كَانَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْفَىْءِ بِشَىْءٍ لَمْ يُعْطِهِ أَحَدًا غَيْرَهُ فَقَالَ جَلَّ ذِكْرُهُ ‏{‏وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏قَدِيرٌ‏}‏ فَكَانَتْ هَذِهِ خَالِصَةً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ وَاللَّهِ مَا احْتَازَهَا دُونَكُمْ، وَلاَ اسْتَأْثَرَهَا عَلَيْكُمْ، لَقَدْ أَعْطَاكُمُوهَا وَقَسَمَهَا فِيكُمْ، حَتَّى بَقِيَ هَذَا الْمَالُ مِنْهَا، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَتِهِمْ مِنْ هَذَا الْمَالِ، ثُمَّ يَأْخُذُ مَا بَقِيَ فَيَجْعَلُهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ، فَعَمِلَ ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَيَاتَهُ، ثُمَّ تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَأَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَبَضَهُ أَبُو بَكْرٍ، فَعَمِلَ فِيهِ بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ‏.‏ فَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ وَقَالَ تَذْكُرَانِ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ عَمِلَ فِيهِ كَمَا تَقُولاَنِ، وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ فِيهِ لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ‏.‏ فَقَبَضْتُهُ سَنَتَيْنِ مِنْ إِمَارَتِي أَعْمَلُ فِيهِ بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَنِّي فِيهِ صَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ جِئْتُمَانِي كِلاَكُمَا وَكَلِمَتُكُمَا وَاحِدَةٌ وَأَمْرُكُمَا جَمِيعٌ، فَجِئْتَنِي ـ يَعْنِي عَبَّاسًا ـ فَقُلْتُ لَكُمَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا بَدَا لِي أَنْ أَدْفَعَهُ إِلَيْكُمَا قُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا دَفَعْتُهُ إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ وَمِيثَاقَهُ لَتَعْمَلاَنِ فِيهِ بِمَا عَمِلَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، وَمَا عَمِلْتُ فِيهِ مُذْ وَلِيتُ، وَإِلاَّ فَلاَ تُكَلِّمَانِي، فَقُلْتُمَا ادْفَعْهُ إِلَيْنَا بِذَلِكَ‏.‏ فَدَفَعْتُهُ إِلَيْكُمَا، أَفَتَلْتَمِسَانِ مِنِّي قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ فَوَاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ لاَ أَقْضِي فِيهِ بِقَضَاءٍ غَيْرِ ذَلِكَ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ، فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهُ، فَادْفَعَا إِلَىَّ فَأَنَا أَكْفِيكُمَاهُ‏.‏ قَالَ فَحَدَّثْتُ هَذَا الْحَدِيثَ، عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ فَقَالَ صَدَقَ مَالِكُ بْنُ أَوْسٍ، أَنَا سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَقُولُ أَرْسَلَ أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عُثْمَانَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ يَسْأَلْنَهُ ثُمُنَهُنَّ مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم، فَكُنْتُ أَنَا أَرُدُّهُنَّ، فَقُلْتُ لَهُنَّ أَلاَ تَتَّقِينَ اللَّهَ، أَلَمْ تَعْلَمْنَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ ‏"‏ لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ـ يُرِيدُ بِذَلِكَ نَفْسَهُ ـ إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَالِ ‏"‏‏.‏ فَانْتَهَى أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى مَا أَخْبَرَتْهُنَّ‏.‏ قَالَ فَكَانَتْ هَذِهِ الصَّدَقَةُ بِيَدِ عَلِيٍّ، مَنَعَهَا عَلِيٌّ عَبَّاسًا فَغَلَبَهُ عَلَيْهَا، ثُمَّ كَانَ بِيَدِ حَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ، ثُمَّ بِيَدِ حُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ، ثُمَّ بِيَدِ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ وَحَسَنِ بْنِ حَسَنٍ، كِلاَهُمَا كَانَا يَتَدَاوَلاَنِهَا، ثُمَّ بِيَدِ زَيْدِ بْنِ حَسَنٍ، وَهْىَ صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَقًّا‏.‏

Ebû'l-Yemân bize haber verdi, [dedi ki]: Şuayb bize ez-Zührî'den [naklen] haber verdi; [ez-Zührî] şöyle demiştir: Mâlik b. Evs b. el-Hadesân en-Nasrî bana şunu haber verdi: Ömer b. el-Hattâb radıyallahu anh kendisini çağırmıştı. [Mâlik Ömer'in yanındayken] Ömer'in kapıcısı Yarfâ gelerek: 'Osmân, Abdurrahmân [b. Avf], ez-Zübeyr ve Sa'd [b. Ebî Vakkâs] izin istiyorlar, [girebilirler mi]?' dedi. Ömer: 'Evet' diyerek onlara izin verdi. Bir süre sonra [Yarfâ] tekrar gelerek: 'Abbâs ve Ali izin istiyorlar?' dedi. Ömer: 'Evet' dedi. Onlar [içeri] girince Abbâs: 'Ey Müminlerin Emiri! Benimle şunun [Ali'nin] arasını hükme bağla' dedi. Ali ile Abbâs [bu esnada] birbirlerine karşı [haşin sözler söylediler]. Orada bulunanlar [Osmân ve diğerleri]: 'Ey Müminlerin Emiri! Aralarında hüküm ver de birbirlerinden kurtulsunlar' dediler. Ömer [b. el-Hattâb] şöyle buyurdu: 'Acele etmeyin! Göklerin ve yerin Allah'ın izniyle ayakta durduğu [Allah] adına size soruyorum: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in; "Bizim mirasımız alınmaz, bıraktığımız her şey sadakadır" dediğini biliyor musunuz? [Peygamber] bu sözüyle kendisini kastediyordu.' Onlar: 'Evet, bunu söylemiştir' dediler. Sonra Ömer, Abbâs ve Ali'ye dönerek: 'Siz ikinize Allah adına soruyorum; siz de Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in böyle buyurduğunu biliyor musunuz?' dedi. Onlar da: 'Evet' dediler. Ömer dedi ki: 'Öyleyse ben size bu konuyu anlatayım: Allah Teâlâ, bu feyden [Benû Nadîr ganimetinden] Resulüne hiç kimseye vermediği özel bir pay ayırmıştı. Nitekim: { مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ } [Allah'ın, onlardan peygamberine verdiği feyler için siz, ne at ne de deve sürdünüz... (Haşr, 6)] buyurmuştur. Bu mal sadece Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e aitti. Vallahi O, bunu size tercih ederek kendisine saklamadı; onu size dağıttı ve aranızda bölüştürdü. Sonunda şu gördüğünüz miktar kaldı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ailesinin bir yıllık geçimini bu maldan ayırır, artanını ise Allah'ın malı [beytülmal] gibi sarf ederdi. Resulullah hayattayken böyle yaptı. O vefat edince Ebû Bekir: "Ben Resulullah'ın velisiyim" dedi ve o mala el koyarak Resulullah'ın yaptığı gibi tasarrufta bulundu. Allah bilir ki Ebû Bekir bu hususta doğru sözlü, dürüst, erdemli ve hakka tabi biriydi. Sonra Ebû Bekir vefat edince ben: "Ben Resulullah'ın ve Ebû Bekir'in velisiyim" dedim. Hilafetimin ilk iki yılında bu malların idaresini bizzat yürüttüm... Sonra siz ikiniz [Ali ve Abbas] görüş birliği içinde bana geldiniz. Sen [Abbas] bana geldin, sen [Ali] de geldin... Ben size: "Resulullah, 'Biz miras bırakmayız, sadakadır' buyurmuştur" dedim. Sonra bu malı size vermeye karar verdiğimde; "Eğer isterseniz; Resulullah'ın, Ebû Bekir'in ve benim izlediğim yolu takip edeceğinize dair Allah'a söz vermeniz şartıyla bu malı size teslim ederim" dedim. Siz de bu şartı kabul ederek malı aldınız. Şimdi benden bundan başka bir hüküm mü bekliyorsunuz? Vallahi gökleri ve yeri ayakta tutan Allah'a yemin ederim ki; kıyamete kadar bu konuda başka bir hüküm vermeyeceğim! Eğer bu işletme şartlarını yerine getiremiyorsanız, malı bana geri verin; ben onun idaresini üstlenirim!' [Ravi Mâlik b. Evs] der ki: Ben bu hadisi Urve b. ez-Zübeyr'e anlattığımda o şöyle dedi: 'Mâlik b. Evs doğru söylemiş. Zira ben bizzat Hz. Âişe'den şunu işittim: Peygamber'in eşleri Osmân'ı Ebû Bekir'e göndererek [mirastaki] paylarını istemeyi düşünmüşlerdi. Ben onlara: "Allah'tan korkun! Peygamber'in 'Biz miras bırakmayız, bizim malımız sadakadır' dediğini bilmiyor musunuz? O bununla kendisini kastediyordu. Muhammed ailesi ancak bu maldan [geçimlik miktarını] yer" dedim. Bunun üzerine eşleri [bu taleplerinden] vazgeçtiler.' [Urve devamla] dedi ki: Bu sadaka [Benû Nadîr malı] daha sonra Ali'nin elindeydi; Ali onu Abbâs'a vermedi ve idarede ona baskın çıktı. Sonra Hasan b. Ali'nin, sonra Hüseyin b. Ali'nin eline geçti. Ardından Ali b. Hüseyin ve Hasan b. Hasan -ikisi birlikte- onu idare ettiler. Daha sonra Zeyd b. Hasan'ın eline geçti. İşte bu, gerçekten Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sadakasıdır [vakfıdır]."

4035. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ وَالْعَبَّاسَ أَتَيَا أَبَا بَكْرٍ يَلْتَمِسَانِ مِيرَاثَهُمَا، أَرْضَهُ مِنْ فَدَكٍ، وَسَهْمَهُ مِنْ خَيْبَرَ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ، إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ فِي هَذَا الْمَالِ ‏"‏‏.‏ وَاللَّهِ لَقَرَابَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ أَصِلَ مِنْ قَرَابَتِي‏.‏

İbrâhîm b. Mûsâ bize söyledi, [dedi ki]: Hişâm [b. Yûsuf] bize haber verdi, [dedi ki]: Ma'mer bize haber verdi; [o] ez-Zührî'den, [o] Urve'den, [o da] Âişe radıyallahu anhâ'dan [şunu nakletti]: Fâtıma aleyhassalâm ve Abbâs, [Peygamber'den kalma] miraslarını -yani Fedek'teki araziyi ve Hayber'deki hisseyi- istemek için Ebû Bekir'e geldiler. Ebû Bekir onlara: 'Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i: "Bizim mirasımız bırakılmaz, terk ettiğimiz her şey sadakadır. Muhammed ailesi ancak bu maldan [kendi paylarına düşen kadarını] yer" buyururken işittim. Vallahi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yakınlarına sılai rahimde bulunmak [iyilik etmek], bana kendi yakınlarıma iyilik etmekten daha sevimlidir' dedi.

4037. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ لِكَعْبِ بْنِ الأَشْرَفِ فَإِنَّهُ قَدْ آذَى اللَّهَ وَرَسُولَهُ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتُحِبُّ أَنْ أَقْتُلَهُ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأْذَنْ لِي أَنْ أَقُولَ شَيْئًا‏.‏ قَالَ ‏"‏ قُلْ ‏"‏‏.‏ فَأَتَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَقَالَ إِنَّ هَذَا الرَّجُلَ قَدْ سَأَلَنَا صَدَقَةً، وَإِنَّهُ قَدْ عَنَّانَا، وَإِنِّي قَدْ أَتَيْتُكَ أَسْتَسْلِفُكَ‏.‏ قَالَ وَأَيْضًا وَاللَّهِ لَتَمَلُّنَّهُ قَالَ إِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاهُ فَلاَ نُحِبُّ أَنْ نَدَعَهُ حَتَّى نَنْظُرَ إِلَى أَىِّ شَىْءٍ يَصِيرُ شَأْنُهُ، وَقَدْ أَرَدْنَا أَنْ تُسْلِفَنَا وَسْقًا، أَوْ وَسْقَيْنِ ـ وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو غَيْرَ مَرَّةٍ، فَلَمْ يَذْكُرْ وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ أَوْ فَقُلْتُ لَهُ فِيهِ وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ فَقَالَ أُرَى فِيهِ وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ ـ فَقَالَ نَعَمِ ارْهَنُونِي‏.‏ قَالُوا أَىَّ شَىْءٍ تُرِيدُ قَالَ فَارْهَنُونِي نِسَاءَكُمْ‏.‏ قَالُوا كَيْفَ نَرْهَنُكَ نِسَاءَنَا وَأَنْتَ أَجْمَلُ الْعَرَبِ قَالَ فَارْهَنُونِي أَبْنَاءَكُمْ‏.‏ قَالُوا كَيْفَ نَرْهَنُكَ أَبْنَاءَنَا فَيُسَبُّ أَحَدُهُمْ، فَيُقَالُ رُهِنَ بِوَسْقٍ أَوْ وَسْقَيْنِ‏.‏ هَذَا عَارٌ عَلَيْنَا، وَلَكِنَّا نَرْهَنُكَ اللأْمَةَ ـ قَالَ سُفْيَانُ يَعْنِي السِّلاَحَ ـ فَوَاعَدَهُ أَنْ يَأْتِيَهُ، فَجَاءَهُ لَيْلاً وَمَعَهُ أَبُو نَائِلَةَ وَهْوَ أَخُو كَعْبٍ مِنَ الرَّضَاعَةِ، فَدَعَاهُمْ إِلَى الْحِصْنِ، فَنَزَلَ إِلَيْهِمْ فَقَالَتْ لَهُ امْرَأَتُهُ أَيْنَ تَخْرُجُ هَذِهِ السَّاعَةَ فَقَالَ إِنَّمَا هُوَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ، وَأَخِي أَبُو نَائِلَةَ ـ وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو قَالَتْ أَسْمَعُ صَوْتًا كَأَنَّهُ يَقْطُرُ مِنْهُ الدَّمُ‏.‏ قَالَ إِنَّمَا هُوَ أَخِي مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ وَرَضِيعِي أَبُو نَائِلَةَ ـ إِنَّ الْكَرِيمَ لَوْ دُعِيَ إِلَى طَعْنَةٍ بِلَيْلٍ لأَجَابَ قَالَ وَيُدْخِلُ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ مَعَهُ رَجُلَيْنِ ـ قِيلَ لِسُفْيَانَ سَمَّاهُمْ عَمْرٌو قَالَ سَمَّى بَعْضَهُمْ قَالَ عَمْرٌو جَاءَ مَعَهُ بِرَجُلَيْنِ وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو أَبُو عَبْسِ بْنُ جَبْرٍ، وَالْحَارِثُ بْنُ أَوْسٍ وَعَبَّادُ بْنُ بِشْرٍ قَالَ عَمْرٌو وَجَاءَ مَعَهُ بِرَجُلَيْنِ ـ فَقَالَ إِذَا مَا جَاءَ فَإِنِّي قَائِلٌ بِشَعَرِهِ فَأَشَمُّهُ، فَإِذَا رَأَيْتُمُونِي اسْتَمْكَنْتُ مِنْ رَأْسِهِ فَدُونَكُمْ فَاضْرِبُوهُ‏.‏ وَقَالَ مَرَّةً ثُمَّ أُشِمُّكُمْ‏.‏ فَنَزَلَ إِلَيْهِمْ مُتَوَشِّحًا وَهْوَ يَنْفَحُ مِنْهُ رِيحُ الطِّيبِ، فَقَالَ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ رِيحًا ـ أَىْ أَطْيَبَ ـ وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو قَالَ عِنْدِي أَعْطَرُ نِسَاءِ الْعَرَبِ وَأَكْمَلُ الْعَرَبِ قَالَ عَمْرٌو فَقَالَ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أَشَمَّ رَأْسَكَ قَالَ نَعَمْ، فَشَمَّهُ، ثُمَّ أَشَمَّ أَصْحَابَهُ ثُمَّ قَالَ أَتَأْذَنُ لِي قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَلَمَّا اسْتَمْكَنَ مِنْهُ قَالَ دُونَكُمْ‏.‏ فَقَتَلُوهُ ثُمَّ أَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ‏.‏

Ali b. Abdullâh bize söyledi, [dedi ki]: Süfyân [b. Uyeyne] bize söyledi, [dedi ki]: Amr [b. Dînâr] şöyle demiştir: Câbir b. Abdullâh radıyallahu anhümâ'yı şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Allah'a ve Resulüne eziyet eden Ka'b b. el-Eşref'in hakkından kim gelecek?' buyurdu. Muhammed b. Mesleme ayağa kalkarak: 'Ey Allah'ın Resulü! Onu öldürmemi ister misin?' dedi. Resulullah: 'Evet' buyurdu. [Muhammed b. Mesleme]: 'O halde [durumu idare etmek için aleyhinizdeymiş gibi] bir şeyler söylememe izin verin' dedi. Resulullah: 'Söyle' buyurdu. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme Ka'b'ın yanına giderek: 'Şu adam [Peygamber] bizden sadaka isteyip duruyor ve bizi zora sokuyor. Ben de senden ödünç bir şeyler istemeye geldim' dedi. Ka'b: 'Vallahi daha ondan bıkıp usanacaksınız!' dedi. Muhammed: 'Biz bir kere ona tabi olduk, işinin sonunun nereye varacağını görmedikçe onu bırakmak istemiyoruz. Şimdi bize bir veya iki vesk [hurma/yük] ödünç vermeni istiyoruz' dedi. Ka'b: 'Olur ama bana bir şeyi rehin bırakın' dedi. 'Ne istersin?' dediler. 'Kadınlarınızı rehin bırakın' dedi. 'Sen Arapların en yakışıklısısın, kadınlarımızı sana nasıl rehin bırakırız?' dediler. 'O zaman oğullarınızı rehin bırakın' dedi. 'Oğullarımızı nasıl rehin bırakalım? Sonra onlardan birine "bir-iki vesk hurma karşılığında rehin verilmiş" diye söverler. Bu bizim için bir utanç olur. Ancak sana silahlarımızı [zırhlarımızı] rehin bırakalım' dediler. Muhammed [b. Mesleme] Ka'b ile [geceleyin gelmek üzere] sözleşti. Gece olunca Muhammed, yanına Ka'b'ın süt kardeşi olan Ebû Nâile'yi de alarak geldi. [Ebû Nâile] Ka'b'ı kaleden dışarı çağırdı, Ka'b da aşağı indi. Karısı ona: 'Bu saatte nereye çıkıyorsun?' dedi. Ka'b: 'Gelen sadece Muhammed b. Mesleme ve kardeşim Ebû Nâile'dir' dedi. Karısı: 'Ben öyle bir ses duyuyorum ki sanki ondan kan damlıyor!' dedi. Ka'b: 'Asil bir kişi geceleyin bir vuruşmaya çağrılsa bile icabet eder' dedi. Muhammed b. Mesleme yanına [arkadaşlarından] iki kişi daha almıştı. Muhammed onlara: 'O gelince ben onun saçını tutup koklayacağım. Başını tam olarak kavradığımı görünce hemen vurun!' dedi. Ka'b üzerinden güzel kokular saçarak aşağı indi. Muhammed: 'Saçını koklamama izin verir misin?' dedi. Ka'b: 'Evet' dedi. Muhammed onu kokladı ve arkadaşlarına da koklattı. Sonra tekrar: 'İzin verir misin?' dedi. Ka'b: 'Evet' deyince Muhammed onu tam kavradı ve: 'Hadi vurun!' dedi. Onu öldürdüler, sonra da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gidip durumu haber verdiler.

4038. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَهْطًا إِلَى أَبِي رَافِعٍ فَدَخَلَ عَلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَتِيكٍ بَيْتَهُ لَيْلاً وَهْوَ نَائِمٌ فَقَتَلَهُ‏.‏

İshak b. Nasr bana söyledi, [dedi ki]: Yahyâ b. Âdem bize söyledi, [dedi ki]: İbn Ebî Zâide bize babasından nakletti. [Zekeriyyâ] Ebû İshak'tan, o da el-Berâ b. Âzib radıyallahu anhümâ'dan [şunu] nakletmiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Râfi'ye [öldürülmesi için] bir grup gönderdi. Abdullâh b. Atîk geceleyin o uykudayken evine girdi ve onu öldürdü.

4039. Hadis

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَبِي رَافِعٍ الْيَهُودِيِّ رِجَالاً مِنَ الأَنْصَارِ، فَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَتِيكٍ، وَكَانَ أَبُو رَافِعٍ يُؤْذِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَيُعِينُ عَلَيْهِ، وَكَانَ فِي حِصْنٍ لَهُ بِأَرْضِ الْحِجَازِ، فَلَمَّا دَنَوْا مِنْهُ، وَقَدْ غَرَبَتِ الشَّمْسُ، وَرَاحَ النَّاسُ بِسَرْحِهِمْ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ لأَصْحَابِهِ اجْلِسُوا مَكَانَكُمْ، فَإِنِّي مُنْطَلِقٌ، وَمُتَلَطِّفٌ لِلْبَوَّابِ، لَعَلِّي أَنْ أَدْخُلَ‏.‏ فَأَقْبَلَ حَتَّى دَنَا مِنَ الْبَابِ ثُمَّ تَقَنَّعَ بِثَوْبِهِ كَأَنَّهُ يَقْضِي حَاجَةً، وَقَدْ دَخَلَ النَّاسُ، فَهَتَفَ بِهِ الْبَوَّابُ يَا عَبْدَ اللَّهِ إِنْ كُنْتَ تُرِيدُ أَنْ تَدْخُلَ فَادْخُلْ، فَإِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُغْلِقَ الْبَابَ‏.‏ فَدَخَلْتُ فَكَمَنْتُ، فَلَمَّا دَخَلَ النَّاسُ أَغْلَقَ الْبَابَ، ثُمَّ عَلَّقَ الأَغَالِيقَ عَلَى وَتَدٍ قَالَ فَقُمْتُ إِلَى الأَقَالِيدِ، فَأَخَذْتُهَا فَفَتَحْتُ الْبَابَ، وَكَانَ أَبُو رَافِعٍ يُسْمَرُ عِنْدَهُ، وَكَانَ فِي عَلاَلِيَّ لَهُ، فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْهُ أَهْلُ سَمَرِهِ صَعِدْتُ إِلَيْهِ، فَجَعَلْتُ كُلَّمَا فَتَحْتُ بَابًا أَغْلَقْتُ عَلَىَّ مِنْ دَاخِلٍ، قُلْتُ إِنِ الْقَوْمُ نَذِرُوا بِي لَمْ يَخْلُصُوا إِلَىَّ حَتَّى أَقْتُلَهُ‏.‏ فَانْتَهَيْتُ إِلَيْهِ، فَإِذَا هُوَ فِي بَيْتٍ مُظْلِمٍ وَسْطَ عِيَالِهِ، لاَ أَدْرِي أَيْنَ هُوَ مِنَ الْبَيْتِ فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ‏.‏ قَالَ مَنْ هَذَا فَأَهْوَيْتُ نَحْوَ الصَّوْتِ، فَأَضْرِبُهُ ضَرْبَةً بِالسَّيْفِ، وَأَنَا دَهِشٌ فَمَا أَغْنَيْتُ شَيْئًا، وَصَاحَ فَخَرَجْتُ مِنَ الْبَيْتِ، فَأَمْكُثُ غَيْرَ بَعِيدٍ ثُمَّ دَخَلْتُ إِلَيْهِ فَقُلْتُ مَا هَذَا الصَّوْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ‏.‏ فَقَالَ لأُمِّكَ الْوَيْلُ، إِنَّ رَجُلاً فِي الْبَيْتِ ضَرَبَنِي قَبْلُ بِالسَّيْفِ، قَالَ فَأَضْرِبُهُ ضَرْبَةً أَثْخَنَتْهُ وَلَمْ أَقْتُلْهُ، ثُمَّ وَضَعْتُ ظُبَةَ السَّيْفِ فِي بَطْنِهِ حَتَّى أَخَذَ فِي ظَهْرِهِ، فَعَرَفْتُ أَنِّي قَتَلْتُهُ، فَجَعَلْتُ أَفْتَحُ الأَبْوَابَ بَابًا بَابًا حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى دَرَجَةٍ لَهُ، فَوَضَعْتُ رِجْلِي وَأَنَا أُرَى أَنِّي قَدِ انْتَهَيْتُ إِلَى الأَرْضِ فَوَقَعْتُ فِي لَيْلَةٍ مُقْمِرَةٍ، فَانْكَسَرَتْ سَاقِي، فَعَصَبْتُهَا بِعِمَامَةٍ، ثُمَّ انْطَلَقْتُ حَتَّى جَلَسْتُ عَلَى الْبَابِ فَقُلْتُ لاَ أَخْرُجُ اللَّيْلَةَ حَتَّى أَعْلَمَ أَقَتَلْتُهُ فَلَمَّا صَاحَ الدِّيكُ قَامَ النَّاعِي عَلَى السُّورِ فَقَالَ أَنْعَى أَبَا رَافِعٍ تَاجِرَ أَهْلِ الْحِجَازِ‏.‏ فَانْطَلَقْتُ إِلَى أَصْحَابِي فَقُلْتُ النَّجَاءَ، فَقَدْ قَتَلَ اللَّهُ أَبَا رَافِعٍ‏.‏ فَانْتَهَيْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَحَدَّثْتُهُ فَقَالَ ‏ "‏ ابْسُطْ رِجْلَكَ ‏"‏‏.‏ فَبَسَطْتُ رِجْلِي، فَمَسَحَهَا، فَكَأَنَّهَا لَمْ أَشْتَكِهَا قَطُّ‏.‏

Yûsuf b. Mûsâ bize söyledi, [dedi ki]: Ubeydullâh b. Mûsâ bize haber verdi; [o] İsrâîl'den, o Ebû İshak'tan, o da el-Berâ'dan [şöyle nakletti]: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Yahudi Ebû Râfi'nin [öldürülmesi] için Ensar'dan bazı adamlar gönderdi ve başlarına Abdullâh b. Atîk'i tayin etti. Ebû Râfi, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e eziyet ediyor ve O'nun aleyhindeki faaliyetlere destek veriyordu. O, Hicaz bölgesinde kendine ait bir kalede kalıyordu. [Seriyye] kaleye yaklaştıklarında güneş batmış, insanlar da hayvanlarını alıp evlerine çekilmişlerdi. Abdullâh arkadaşlarına: 'Siz burada bekleyin! Ben gidip kapıcıyı atlatmaya çalışacağım, belki içeri girebilirim' dedi. Gidip kapıya yaklaştı, sonra başını elbiseyle örterek sanki bir ihtiyacını gideriyormuş [çömelmiş] gibi beklemeye başladı. [Tam o sırada] kapıcı ona: 'Ey Allah'ın kulu! İçeri gireceksen gir, zira artık kapıyı kapatayım!' diye seslendi. [Abdullâh der ki]: Ben de hemen içeri girdim ve saklandım. Herkes içeri girince kapıcı kapıyı kapattı ve anahtarları bir duvardaki çiviye astı. Ben de anahtarları oradan alıp [kaçış yolumu sağlamak için] dış kapıyı açtım. Ebû Râfi o esnada köşkündeki bir odada bazı kimselerle gece sohbeti yapıyordu. Yanındakiler dağılınca yukarı, onun yanına doğru çıktım. Geçtiğim her kapıyı arkamdan bizzat kilitliyordum. Kendi kendime; 'Eğer beni fark ederlerse, ben onu öldürmeden bana ulaşamasınlar' diyordum. Odasına girdiğimde orası karanlıktı ve ailesinin arasındaydı. Yerini tam bilemeyince: 'Ey Ebû Râfi!' diye seslendim. O: 'Kim o?' deyince sese doğru hamle yaparak bir kılıç vurdum. Heyecanlı olduğum için tam öldüremedim. O bağırınca hemen odadan çıktım ve kısa bir süre dışarıda bekledim. Sonra tekrar yanına girdim ve [sesimi değiştirerek]: 'Hayrola ey Ebû Râfi! Bu ses nedir?' diye sordum. O: 'Anan ağlasın [kahrolası], az önce odada bir adam bana kılıç vurdu!' dedi. Ben de bu sefer öyle bir kılıç vurdum ki onu iyice sersemlettim ama yine de canı çıkmadı. Bunun üzerine kılıcın ucunu karnına dayadım ve sırtından çıkana kadar üzerine abandım. Nihayet kesin olarak öldüğünü anladım. Kapıları tek tek açıp dışarı çıkarken [iniş sırasında] merdiven basamağına geldim. Yere bastığımı sanarak -mehtaplı bir geceydi- ayağımı boşluğa koyunca düştüm ve baldırım kırıldı. Baldırımı sarığımla bağladım ve gidip dış kapının önüne oturdum. 'Onu öldürüp öldürmediğimden emin olmadan bu gece buradan çıkmayacağım' dedim. Sabaha karşı horozlar ötünce, kale surundan bir münadi: 'Hicaz ehlinin tüccarı Ebû Râfi vefat etti!' diye nida etti. Bunun üzerine arkadaşlarımın yanına giderek: 'Müjde! Allah Ebû Râfi'yi öldürttü!' dedim. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına varıp durumu arz ettim. Bana: 'Ayağını uzat!' buyurdu. Uzatınca [mübarek eliyle] mesh etti; ayağım sanki daha önce hiç ağrımamış [kırılmamış] gibi oldu.

4040. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا شُرَيْحٌ ـ هُوَ ابْنُ مَسْلَمَةَ ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَبِي رَافِعٍ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَتِيكٍ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُتْبَةَ فِي نَاسٍ مَعَهُمْ، فَانْطَلَقُوا حَتَّى دَنَوْا مِنَ الْحِصْنِ، فَقَالَ لَهُمْ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَتِيكٍ امْكُثُوا أَنْتُمْ حَتَّى أَنْطَلِقَ أَنَا فَأَنْظُرَ‏.‏ قَالَ فَتَلَطَّفْتُ أَنْ أَدْخُلَ الْحِصْنَ، فَفَقَدُوا حِمَارًا لَهُمْ ـ قَالَ ـ فَخَرَجُوا بِقَبَسٍ يَطْلُبُونَهُ ـ قَالَ ـ فَخَشِيتُ أَنْ أُعْرَفَ ـ قَالَ ـ فَغَطَّيْتُ رَأْسِي كَأَنِّي أَقْضِي حَاجَةً، ثُمَّ نَادَى صَاحِبُ الْبَابِ مَنْ أَرَادَ أَنْ يَدْخُلَ فَلْيَدْخُلْ قَبْلَ أَنْ أُغْلِقَهُ‏.‏ فَدَخَلْتُ ثُمَّ اخْتَبَأْتُ فِي مَرْبِطِ حِمَارٍ عِنْدَ باب الْحِصْنِ، فَتَعَشَّوْا عِنْدَ أَبِي رَافِعٍ وَتَحَدَّثُوا حَتَّى ذَهَبَتْ سَاعَةٌ مِنَ اللَّيْلِ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى بُيُوتِهِمْ، فَلَمَّا هَدَأَتِ الأَصْوَاتُ وَلاَ أَسْمَعُ حَرَكَةً خَرَجْتُ ـ قَالَ ـ وَرَأَيْتُ صَاحِبَ الْبَابِ حَيْثُ وَضَعَ مِفْتَاحَ الْحِصْنِ، فِي كَوَّةٍ فَأَخَذْتُهُ فَفَتَحْتُ بِهِ باب الْحِصْنِ‏.‏ قَالَ قُلْتُ إِنْ نَذِرَ بِي الْقَوْمُ انْطَلَقْتُ عَلَى مَهَلٍ، ثُمَّ عَمَدْتُ إِلَى أَبْوَابِ بُيُوتِهِمْ، فَغَلَّقْتُهَا عَلَيْهِمْ مِنْ ظَاهِرٍ، ثُمَّ صَعِدْتُ إِلَى أَبِي رَافِعٍ فِي سُلَّمٍ، فَإِذَا الْبَيْتُ مُظْلِمٌ قَدْ طَفِئَ سِرَاجُهُ، فَلَمْ أَدْرِ أَيْنَ الرَّجُلُ، فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ‏.‏ قَالَ مَنْ هَذَا قَالَ فَعَمَدْتُ نَحْوَ الصَّوْتِ فَأَضْرِبُهُ، وَصَاحَ فَلَمْ تُغْنِ شَيْئًا ـ قَالَ ـ ثُمَّ جِئْتُ كَأَنِّي أُغِيثُهُ فَقُلْتُ مَا لَكَ يَا أَبَا رَافِعٍ وَغَيَّرْتُ صَوْتِي‏.‏ فَقَالَ أَلاَ أُعْجِبُكَ لأُمِّكَ الْوَيْلُ، دَخَلَ عَلَىَّ رَجُلٌ فَضَرَبَنِي بِالسَّيْفِ‏.‏ قَالَ فَعَمَدْتُ لَهُ أَيْضًا فَأَضْرِبُهُ أُخْرَى فَلَمْ تُغْنِ شَيْئًا، فَصَاحَ وَقَامَ أَهْلُهُ، قَالَ ثُمَّ جِئْتُ وَغَيَّرْتُ صَوْتِي كَهَيْئَةِ الْمُغِيثِ، فَإِذَا هُوَ مُسْتَلْقٍ عَلَى ظَهْرِهِ، فَأَضَعُ السَّيْفَ فِي بَطْنِهِ ثُمَّ أَنْكَفِئُ عَلَيْهِ حَتَّى سَمِعْتُ صَوْتَ الْعَظْمِ، ثُمَّ خَرَجْتُ دَهِشًا حَتَّى أَتَيْتُ السُّلَّمَ أُرِيدُ أَنْ أَنْزِلَ، فَأَسْقُطُ مِنْهُ فَانْخَلَعَتْ رِجْلِي فَعَصَبْتُهَا، ثُمَّ أَتَيْتُ أَصْحَابِي أَحْجُلُ فَقُلْتُ انْطَلِقُوا فَبَشِّرُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِنِّي لاَ أَبْرَحُ حَتَّى أَسْمَعَ النَّاعِيَةَ، فَلَمَّا كَانَ فِي وَجْهِ الصُّبْحِ صَعِدَ النَّاعِيَةُ فَقَالَ أَنْعَى أَبَا رَافِعٍ‏.‏ قَالَ فَقُمْتُ أَمْشِي مَا بِي قَلَبَةٌ، فَأَدْرَكْتُ أَصْحَابِي قَبْلَ أَنْ يَأْتُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَشَّرْتُهُ‏.‏

Ahmed b. Osmân bize söyledi, [dedi ki]: Şüreyh -yani İbn Mesleme- bize söyledi, [dedi ki]: İbrâhîm b. Yûsuf bize babasından; o Ebû İshak'tan, o da el-Berâ radıyallahu anh'tan [şöyle naklettiğini] haber verdi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, yanlarındaki diğer bazı kimselerle birlikte Abdullâh b. Atîk ve Abdullâh b. Utbe'yi Ebû Râfi'ye [öldürülmesi için] gönderdi. Gidip kaleye yaklaştıklarında Abdullâh b. Atîk onlara: 'Siz burada bekleyin, ben önden gidip duruma bir bakayım' dedi. [Abdullâh der ki]: Kendimi fark ettirmeden kaleye girmeye çalıştım. O sırada [kaledekiler] bir eşeklerini kaybetmişlerdi ve ellerinde bir meşale ile onu aramaya çıkmışlardı. Tanınmaktan endişe ederek başımı örttüm ve sanki bir ihtiyacını gideriyormuş gibi yaptım. Derken kapıcı: 'İçeri girecek olan girsin, zira artık kapıyı kapatıyorum!' diye seslendi. Ben de hemen içeri girdim ve kale kapısı yanındaki bir eşek ahırında gizlendim. [Kaledekiler] Ebû Râfi'nin yanında akşam yemeği yediler ve gecenin bir vaktine kadar sohbet ettiler; ardından da evlerine çekildiler. Sesler kesilip her yer sakinleşince gizlendiğim yerden çıktım. Kapıcının kale anahtarını koyduğu küçük pencereyi [oyuğu] önceden görmüştüm; hemen anahtarı alıp kale kapısını [kaçıŞ yolum için] açtım. Kendi kendime; 'Eğer halk beni fark edecek olursa, yavaşça ve dikkatle buradan uzaklaşırım' dedim. Sonra [kale içindeki] diğer evlerin kapılarını üzerlerine dışarıdan sürgüledim. Ardından bir merdivenle Ebû Râfi'nin odasına çıktım. Oda karanlıktı ve lambası söndürülmüştü; adamın nerede olduğunu tam seçemedim. 'Ey Ebû Râfi!' diye seslendim. 'Kim o?' deyince sese doğru hamle yaparak bir kılıç vurdum; bağırdı ama bu darbe yetmedi. [Daha sonra] sesimi değiştirip ona yardıma gelmiş biri gibi yanına vardım ve: 'Hayrola ey Ebû Râfi, neyin var?' diye sordum. O: 'Şu işe bak, kahrolası, az önce biri yanıma girip bana kılıç vurdu!' dedi. Ben de üzerine yönelip bir darbe daha indirdim; yine tam öldüremedim. O bağırmaya devam edince ailesi de uyandı / ayağa kalktı. Ben yine sesimi değiştirerek yardımcı edasıyla yanına yaklaştım; adam sırt üstü uzanmıştı. Kılıcı karnına dayadım ve [kılıç arkasından çıkıp] kemik sesini duyana kadar üzerine abandım. Heyecanla odadan dışarı çıktım ve tam merdivenlerden inecekken aşağı düşüp ayağımı [bileğimi] sakatladım. Onu hemen bir bezle sardım ve sekerek arkadaşlarımın yanına geldim. Onlara: 'Siz hemen gidip Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e müjdeyi verin; ben adamın öldüğüne dair ölüm haberini [feryadı] işitmeden buradan ayrılmayacağım' dedim. Sabaha karşı bir münadi surun üzerine çıkarak: 'Ebû Râfi'nin ölümünü haber veriyorum!' diye bağırdı. Bunun üzerine [sanki ayağımda] hiçbir ağrı / sızı kalmamış gibi yürümeye başladım ve arkadaşlarım henüz Peygamber'in yanına varmadan onlara yetişip müjdeyi verdim.

4041. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ ‏ "‏ هَذَا جِبْرِيلُ آخِذٌ بِرَأْسِ فَرَسِهِ عَلَيْهِ أَدَاةُ الْحَرْبِ ‏"‏‏.‏

İbrâhîm b. Mûsâ bize söyledi, [dedi ki]: Abdülvahhâb [et-Sekafî] bize haber verdi, [dedi ki]: Hâlid [el-Hazzâ] bize İkrime'den, o da İbn Abbâs radıyallahu anhümâ'dan [şunu] nakletmiştir: Uhud günü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'İşte şu, üzerinde savaş teçhizatıyla [zırhı ve silahıyla] atının başından [yularından] tutmuş olan Cibrîl'dir!'

4042. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ عَدِيٍّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ حَيْوَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَتْلَى أُحُدٍ بَعْدَ ثَمَانِي سِنِينَ، كَالْمُوَدِّعِ لِلأَحْيَاءِ وَالأَمْوَاتِ، ثُمَّ طَلَعَ الْمِنْبَرَ فَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي بَيْنَ أَيْدِيكُمْ فَرَطٌ، وَأَنَا عَلَيْكُمْ شَهِيدٌ، وَإِنَّ مَوْعِدَكُمُ الْحَوْضُ، وَإِنِّي لأَنْظُرُ إِلَيْهِ مِنْ مَقَامِي هَذَا، وَإِنِّي لَسْتُ أَخْشَى عَلَيْكُمْ أَنْ تُشْرِكُوا، وَلَكِنِّي أَخْشَى عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا أَنْ تَنَافَسُوهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ فَكَانَتْ آخِرَ نَظْرَةٍ نَظَرْتُهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Muhammed b. Abdurrahîm bize söyledi, [dedi ki]: Zekeriyyâ b. Adiyy bize haber verdi, [dedi ki]: İbnü'l-Mübârek bize Hayve'den, o Yezîd b. Ebî Habîb'den, o Ebû'l-Hayr'dan, o da Ukbe b. Âmir radıyallahu anh'tan [nakletti] ki; [Ukbe] şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sekiz yıl sonra Uhud şehitleri üzerine -sanki sağ kalanlarla ve ölenlerle vedalaşıyormuş gibi- cenaze namazı kıldı [onlara dua etti]. Sonra minbere çıkarak şöyle buyurdu: 'Ben sizin öncünüz [ferat] olacağım ve sizin üzerinize şahitlik edeceğim. Buluşma yerimiz Havuzdur [Kevser] ve ben şu anda bulunduğum yerden ona bakıyorum. Sizin [benden sonra tekrar] şirke düşmenizden korkmuyorum, lakin dünya [malına ve ziynetine] rağbet ederek birbirinizle çekişmenizden korkuyorum.' [Ukbe devamla] dedi ki: İşte bu, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e [minber üstündeyken] son bakışımdı.

4043. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَقِينَا الْمُشْرِكِينَ يَوْمَئِذٍ، وَأَجْلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم جَيْشًا مِنَ الرُّمَاةِ، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ عَبْدَ اللَّهِ وَقَالَ ‏"‏ لاَ تَبْرَحُوا، إِنْ رَأَيْتُمُونَا ظَهَرْنَا عَلَيْهِمْ فَلاَ تَبْرَحُوا وَإِنْ رَأَيْتُمُوهُمْ ظَهَرُوا عَلَيْنَا فَلاَ تُعِينُونَا ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا لَقِينَا هَرَبُوا حَتَّى رَأَيْتُ النِّسَاءَ يَشْتَدِدْنَ فِي الْجَبَلِ، رَفَعْنَ عَنْ سُوقِهِنَّ قَدْ بَدَتْ خَلاَخِلُهُنَّ، فَأَخَذُوا يَقُولُونَ الْغَنِيمَةَ الْغَنِيمَةَ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ عَهِدَ إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ لاَ تَبْرَحُوا‏.‏ فَأَبَوْا، فَلَمَّا أَبَوْا صُرِفَ وُجُوهُهُمْ، فَأُصِيبَ سَبْعُونَ قَتِيلاً، وَأَشْرَفَ أَبُو سُفْيَانَ فَقَالَ أَفِي الْقَوْمِ مُحَمَّدٌ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تُجِيبُوهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَفِي الْقَوْمِ ابْنُ أَبِي قُحَافَةَ قَالَ ‏"‏ لاَ تُجِيبُوهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَفِي الْقَوْمِ ابْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ إِنَّ هَؤُلاَءِ قُتِلُوا، فَلَوْ كَانُوا أَحْيَاءً لأَجَابُوا، فَلَمْ يَمْلِكْ عُمَرُ نَفْسَهُ فَقَالَ كَذَبْتَ يَا عَدُوَّ اللَّهِ، أَبْقَى اللَّهُ عَلَيْكَ مَا يُخْزِيكَ‏.‏ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ أُعْلُ هُبَلْ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَجِيبُوهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا مَا نَقُولُ قَالَ ‏"‏ قُولُوا اللَّهُ أَعْلَى وَأَجَلُّ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ لَنَا الْعُزَّى وَلاَ عُزَّى لَكُمْ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَجِيبُوهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا مَا نَقُولُ قَالَ ‏"‏ قُولُوا اللَّهُ مَوْلاَنَا وَلاَ مَوْلَى لَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ يَوْمٌ بِيَوْمِ بَدْرٍ، وَالْحَرْبُ سِجَالٌ، وَتَجِدُونَ مُثْلَةً لَمْ آمُرْ بِهَا وَلَمْ تَسُؤْنِي‏.‏ أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ اصْطَبَحَ الْخَمْرَ يَوْمَ أُحُدٍ نَاسٌ ثُمَّ قُتِلُوا شُهَدَاءَ‏.‏

Ubeydullâh b. Mûsâ bize İsrâîl'den, o Ebû İshak'tan, o da el-Berâ radıyallahu anh'tan [şöyle] nakletti: [Uhud] günü müşriklerle karşılaştık. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir grup okçuyu [yerlerine] yerleştirdi ve başlarına Abdullâh [b. Cübeyr]'i tayin ederek: 'Eğer onlara galip geldiğimizi görseniz bile yerinizden ayrılmayın! Ve eğer onların bize galip geldiğini görürseniz de bize yardıma gelmeyin!' buyurdu. Müşriklerle çarpışınca onlar kaçmaya başladılar; hatta dağlara doğru kaçışan kadınların paçalarını sıvayıp halhalları görünecek kadar hızlı koştuklarını gördüm. Bunun üzerine [okçular]: 'Ganimet! Ganimet!' demeye başladılar. Abdullâh [b. Cübeyr]: 'Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yerlerinizden ayrılmamanız hususunda bizzat bana talimat vermişti!' dedi. Fakat onlar dinlemediler. Emre uymayınca da [başarıları] hezimete çevrildi ve [Müslümanlardan] yetmiş şehit verildi. Ebû Süfyân [yüksek bir yere] çıkıp: 'İçinizde Muhammed var mı?' diye seslendi. Peygamber: 'Ona cevap vermeyin!' buyurdu. Ebû Süfyân tekrar: 'İçinizde Ebû Kuhâfe'nin oğlu [Ebû Bekir] var mı?' dedi. Resulullah: 'Ona cevap vermeyin!' buyurdu. Ebû Süfyân: 'İçinizde Hattâb'ın oğlu [Ömer] var mı?' dedi. [Cevap alamayınca yanındakilere]: 'Herhalde bunların hepsi öldürülmüş; hayatta olsalardı cevap verirlerdi' dedi. Ömer buna dayanamayıp: 'Yalan söylüyorsun ey Allah'ın düşmanı! Seni üzecek olanları Allah sağ bıraktı!' diye bağırdı. Ebû Süfyân: 'Şanın yücelsin ey Hubel!' dedi. Peygamber: 'Ona cevap verin!' buyurdu. Sahabiler: 'Ne diyelim?' diye sorunca: 'Allah en yücedir, en uludur! deyin' buyurdu. Ebû Süfyân: 'Bizim Uzzâ'mız var, sizin Uzzâ'nız yok!' dedi. Peygamber: 'Cevap verin!' buyurdu. Sahabiler: 'Ne söyleyelim?' dediler. 'Allah bizim Mevlâ'mızdır, sizin ise Mevlâ'nız [sahibiniz] yoktur! deyin' buyurdu. Ebû Süfyân: '[Bu gün] Bedir'e bedeldir; savaş bu, bazen bir taraf bazen diğer taraf kazanır! [Şehitleriniz arasında] organların kesilmesi [müsle] gibi hadiseler göreceksiniz. Bunu ben emretmedim ama [yapılmış olması da] beni üzmedi!' dedi. Abdullâh b. Muhammed bize haber verdi, [dedi ki]: Süfyân bize Amr'dan, o da Câbir b. Abdullâh'tan nakletti: Uhud günü bazı kimseler sabahleyin şarap içmişlerdi, sonra da şehit edildiler.

4045. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، إِبْرَاهِيمَ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ، أُتِيَ بِطَعَامٍ، وَكَانَ صَائِمًا فَقَالَ قُتِلَ مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ، وَهْوَ خَيْرٌ مِنِّي، كُفِّنَ فِي بُرْدَةٍ، إِنْ غُطِّيَ رَأْسُهُ بَدَتْ رِجْلاَهُ، وَإِنْ غُطِّيَ رِجْلاَهُ بَدَا رَأْسُهُ ـ وَأُرَاهُ قَالَ ـ وَقُتِلَ حَمْزَةُ وَهْوَ خَيْرٌ مِنِّي، ثُمَّ بُسِطَ لَنَا مِنَ الدُّنْيَا مَا بُسِطَ، أَوْ قَالَ أُعْطِينَا مِنَ الدُّنْيَا مَا أُعْطِينَا، وَقَدْ خَشِينَا أَنْ تَكُونَ حَسَنَاتُنَا عُجِّلَتْ لَنَا‏.‏ ثُمَّ جَعَلَ يَبْكِي حَتَّى تَرَكَ الطَّعَامَ‏.‏

Abdânize bize söyledi, [dedi ki]: Abdullâh [b. el-Mübârek] bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize Sa'd b. İbrâhîm'den, o babası İbrâhîm'den [naklen] haber verdi ki; [bir gün] Abdurrahmân b. Avf'a yemek getirildi. Kendisi o sırada oruçluydu. Şöyle dedi: 'Mus'ab b. Umeyr [Uhud'da] şehit edildi; o benden daha hayırlıydı. [Kefenleneceği zaman] tek bir hırkaya sarılmıştı; başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açıkta kalıyordu.' -[Sa'd] babasının şöyle dediğini de sanıyorum:- 'Hamza da şehit edildi, o da benden daha hayırlıydı. Sonra dünya [nimetleri] bize alabildiğine sunuldu veya [babam] şöyle dedi: Dünyadan bize verilebileceği kadar verildi. Gerçekten biz, iyiliklerimizin karşılığının [Ahirete kalmayıp] dünyada erkenden verilmiş olmasından korktuk!' Sonra Abdurrahmân ağlamaya başladı, hatta yemeği [yemeden] bıraktı.

4046. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فَأَيْنَ أَنَا قَالَ ‏ "‏ فِي الْجَنَّةِ ‏"‏ فَأَلْقَى تَمَرَاتٍ فِي يَدِهِ، ثُمَّ قَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ‏.‏

Abdullâh b. Muhammed bize söyledi, [dedi ki]: Süfyân bize Amr'dan, o da Câbir b. Abdullâh radıyallahu anhümâ'dan [şöyle] nakletti: Uhud günü bir adam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e: 'Eğer [şimdi burada] öldürülürsem nerede olacağım?' diye sordu. Resulullah: 'Cennet'te!' buyurdu. Bunun üzerine adam elindeki hurmaları [yere] fırlatıp attı, sonra şehit düşene kadar savaştı.

4047. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ خَبَّابٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ هَاجَرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَبْتَغِي وَجْهَ اللَّهِ، فَوَجَبَ أَجْرُنَا عَلَى اللَّهِ، وَمِنَّا مَنْ مَضَى أَوْ ذَهَبَ لَمْ يَأْكُلْ مِنْ أَجْرِهِ شَيْئًا، كَانَ مِنْهُمْ مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ، لَمْ يَتْرُكْ إِلاَّ نَمِرَةً، كُنَّا إِذَا غَطَّيْنَا بِهَا رَأْسَهُ خَرَجَتْ رِجْلاَهُ، وَإِذَا غُطِّيَ بِهَا رِجْلاَهُ خَرَجَ رَأْسُهُ، فَقَالَ لَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ غَطُّوا بِهَا رَأْسَهُ، وَاجْعَلُوا عَلَى رِجْلِهِ الإِذْخِرَ ـ أَوْ قَالَ أَلْقُوا عَلَى رِجْلِهِ مِنَ الإِذْخِرِ ‏"‏‏.‏ وَمِنَّا مَنْ قَدْ أَيْنَعَتْ لَهُ ثَمَرَتُهُ فَهْوَ يَهْدُبُهَا‏.‏

Ahmed b. Yûnus bize söyledi, [dedi ki]: Züheyr [b. Muâviye] bize söyledi, [dedi ki]: el-A'meş bize Şakîk'ten, o da Habbâb radıyallahu anh'tan [şöyle] nakletti: Biz sırf Allah rızasını dileyerek Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte hicret ettik; artık mükafatımız Allah'a aittir. İçimizden öyleleri [vefat edip] gitti ki, [dünyada] bu ecirlerinden hiçbir şey yemediler [tatmadılar]. Mus'ab b. Umeyr onlardandı; Uhud günü şehit oldu ve geride çizgili küçük bir hırkadan [nemire] başka bir şey bırakmadı. Onunla başını örtmeye kalksak ayakları, ayaklarını örtmeye kalksak başı açıkta kalıyordu. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bize: 'Onunla başını örtün, ayaklarının üzerine de izhir otu koyun!' buyurdu. Bizden [hayatta kalıp da] meyveleri olgunlaşmış olanlar da vardır ki onlar şimdi bu meyveleri devşirmektedirler [dünya nimetlerinden yararlanmaktadırlar].

4048. Hadis

أَخْبَرَنَا حَسَّانُ بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَلْحَةَ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ عَمَّهُ، غَابَ عَنْ بَدْرٍ فَقَالَ غِبْتُ عَنْ أَوَّلِ قِتَالِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، لَئِنْ أَشْهَدَنِي اللَّهُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيَرَيَنَّ اللَّهُ مَا أُجِدُّ‏.‏ فَلَقِيَ يَوْمَ أُحُدٍ، فَهُزِمَ النَّاسُ فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعْتَذِرُ إِلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ هَؤُلاَءِ ـ يَعْنِي الْمُسْلِمِينَ ـ وَأَبْرَأُ إِلَيْكَ مِمَّا جَاءَ بِهِ الْمُشْرِكُونَ‏.‏ فَتَقَدَّمَ بِسَيْفِهِ فَلَقِيَ سَعْدَ بْنَ مُعَاذٍ فَقَالَ أَيْنَ يَا سَعْدُ إِنِّي أَجِدُ رِيحَ الْجَنَّةِ دُونَ أُحُدٍ‏.‏ فَمَضَى فَقُتِلَ، فَمَا عُرِفَ حَتَّى عَرَفَتْهُ أُخْتُهُ بِشَامَةٍ أَوْ بِبَنَانِهِ، وَبِهِ بِضْعٌ وَثَمَانُونَ مِنْ طَعْنَةٍ وَضَرْبَةٍ وَرَمْيَةٍ بِسَهْمٍ‏.‏

Hassân b. Hassân bize haber verdi, [dedi ki]: Muhammed b. Talha bize söyledi, [dedi ki]: Humeyd bize Enes [b. Mâlik] radıyallahu anh'tan [şunu] nakletti: Amcası [Enes b. en-Nadr] Bedir savaşına katılamamıştı. 'Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in bizzat katıldığı ilk savaşa iştirak edemedim. Eğer Allah beni Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir savaşa çıkarırsa, neler yapacağımı Allah elbette görecektir!' dedi. Uhud günü [savaşa katıldı]. Müslümanlar [bir ara] bozguna uğrayıp dağılınca: 'Allah'ım! Şunların [Müslümanların] yaptıklarından dolayı Senden af dilerim. Şunların [müşriklerin] getirdiği şerlerden de Sana sığınırım!' dedi. Kılıcıyla ileri atıldı; yolda Sa'd b. Muâz ile karşılaştı. Ona: 'Ey Sa'd! Nereye gidiyorsun? Vallahi ben Uhud'un berisinde Cennet'in kokusunu alıyorum!' dedi. [Savaşa] devam etti ve şehit düştü. [Naaşındaki yaralar yüzünden] tanınmayacak haldeydi; sonunda kız kardeşi onu vücudundaki bir beninden veya parmak uçlarından tanıyabildi. Vücudunda kılıç, mızrak ve ok darbesi olarak seksenden fazla yara vardı.

4049. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي خَارِجَةُ بْنُ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، أَنَّهُ سَمِعَ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ فَقَدْتُ آيَةً مِنَ الأَحْزَابِ حِينَ نَسَخْنَا الْمُصْحَفَ، كُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ بِهَا، فَالْتَمَسْنَاهَا فَوَجَدْنَاهَا مَعَ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيِّ ‏{‏مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ ‏}‏ فَأَلْحَقْنَاهَا فِي سُورَتِهَا فِي الْمُصْحَفِ‏.‏

Mûsâ b. İsmâîl bize söyledi, [dedi ki]: İbrâhîm b. Sa'd bize söyledi, [dedi ki]: İbn Şihâb bize Hârice b. Zeyd b. Sâbit'in Zeyd b. Sâbit radıyallahu anh'tan [şunu] işittiğini haber vermiştir: Zeyd b. Sâbit şöyle demiştir: 'Mushaf'ı çoğalttığımız sırada, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in okuduğunu işittiğim Ahzâb suresinden bir ayeti bulamamıştım. Onu aradık ve nihayet [yazılı halini] Huzeyme b. Sâbit el-Ensârî'nin yanında bulduk. [Bu ayet]: { مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ ۖ فَمِنْهُم مَّن قَضَىٰ نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ } "Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde sadakat gösteren nice erler vardır. Onlardan kimi adağını yerine getirdi [şehit oldu], kimi de beklemektedir" (Ahzâb, 23) [ayeti] idi. Biz de onu Mushaf'taki kendi suresine dahil ettik.'

4050. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ،، يُحَدِّثُ عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى أُحُدٍ، رَجَعَ نَاسٌ مِمَّنْ خَرَجَ مَعَهُ، وَكَانَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِرْقَتَيْنِ، فِرْقَةً تَقُولُ نُقَاتِلُهُمْ‏.‏ وَفِرْقَةً تَقُولُ لاَ نُقَاتِلُهُمْ‏.‏ فَنَزَلَتْ ‏{‏فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِقِينَ فِئَتَيْنِ وَاللَّهُ أَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُوا‏}‏ وَقَالَ ‏"‏ إِنَّهَا طَيْبَةُ تَنْفِي الذُّنُوبَ كَمَا تَنْفِي النَّارُ خَبَثَ الْفِضَّةِ ‏"‏‏.‏

Ebû'l-Velîd [Hişâm b. Abdülmelik] bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize Adiyy b. Sâbit'ten nakletti. [Adiyy] şöyle demiştir: Abdullâh b. Yezîd'i, Zeyd b. Sâbit radıyallahu anh'tan [şunu] naklederken işittim: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Uhud'a doğru yola çıktığında, O'nunla beraber çıkanlardan bazıları [münafıklar] yarı yoldan geri döndüler. Bu durum üzerine Peygamber'in ashabı iki gruba ayrıldı; bir grup: 'Onlarla [o münafıklarla] savaşalım!' derken, diğer grup: 'Hayır, onlarla savaşmayalım!' diyordu. Bunun üzerine { فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِقِينَ فِئَتَيْنِ وَاللَّهُ أَرْكَسَهُم بِمَا كَسَبُوا } "Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Oysa Allah, onları yapıp ettikleri [günahlar] yüzünden baş aşağı çevirmiştir" (Nisâ, 88) [ayeti] nazil oldu. Resulullah [Medine için]: 'Burası Taybe'dir [hoş şehirdir]; ateşin gümüşün kirini [pasını] temizleyip attığı gibi o da günahları [kötülükleri] öylece temizleyip atar' buyurdu.

4051. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِينَا ‏{‏إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلاَ‏}‏ بَنِي سَلِمَةَ وَبَنِي حَارِثَةَ، وَمَا أُحِبُّ أَنَّهَا لَمْ تَنْزِلْ، وَاللَّهُ يَقُولُ ‏{‏وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا‏}‏

Muhammed b. Yûsuf [el-Firyâbî] bize [nakletti], [o] İbn Uyeyne'den, [o] Amr'dan, [o da] Câbir radıyallahu anh'tan [şöyle nakletti]: Câbir dedi ki: { إِذْ هَمَّت طَّائِفَتَانِ مِنكُمْ أَن تَفْشَلَا } "Hani sizden iki grup [korkuya kapılarak] gevşeklik göstermeye yeltenmişti" (Âl-i İmrân, 122) [ayeti] bizim hakkımızda -yani Benû Selime ve Benû Hârise hakkında- nazil olmuştur. [Hakkımızda inen bu ikazdan dolayı] bu ayetin nazil olmamış olmasını asla istemezdim; zira Allah [ayetin devamında]: { وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا } "Oysa Allah onların [her ikisinin de] velisidir / yardımcısıdır" buyurmaktadır.

4052. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ نَكَحْتَ يَا جَابِرُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَاذَا أَبِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ لاَ بَلْ ثَيِّبًا‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ أَبِي قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ وَتَرَكَ تِسْعَ بَنَاتٍ كُنَّ لِي تِسْعَ أَخَوَاتٍ، فَكَرِهْتُ أَنْ أَجْمَعَ إِلَيْهِنَّ جَارِيَةً خَرْقَاءَ مِثْلَهُنَّ، وَلَكِنِ امْرَأَةً تَمْشُطُهُنَّ وَتَقُومُ عَلَيْهِنَّ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَصَبْتَ ‏"‏‏.‏

Kuteybe [b. Saîd] bize söyledi, [dedi ki]: Süfyân bize Amr'dan, o da Câbir b. Abdullâh'tan [şöyle] nakletti: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: 'Evlendin mi ey Câbir?' diye sordu. Ben: 'Evet' dedim. 'Nasıl, bakire bir kızla mı yoksa dul bir kadınla mı?' buyurdu. 'Bakire değil, dul bir kadınla' dedim. Efendimiz: 'Seninle oynaşacak [vakit geçirecek] genç bir kızla evlenseydin ya!' buyurdu. Ben de: 'Ey Allah'ın Resulü! Babam Uhud günü şehit düştü ve geride tam dokuz kız evladı bıraktı; onlar benim kız kardeşlerimdir. Onların yanına kendileri gibi tecrübesiz [harkâ] genç bir kız getirmek istemedim. Aksine, onların saçlarını tarayacak [bakacak] ve işlerini çekip çevirecek bir kadınla evlenmeyi uygun gördüm' dedim. Bunun üzerine Resulullah: 'İsabet etmişsin [en doğrusunu yapmışsın]' buyurdu.

4053. Hadis

حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي سُرَيْجٍ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما أَنَّ أَبَاهُ، اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ وَتَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا، وَتَرَكَ سِتَّ بَنَاتٍ، فَلَمَّا حَضَرَ جِذَاذُ النَّخْلِ قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ قَدْ عَلِمْتَ أَنَّ وَالِدِي قَدِ اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَتَرَكَ دَيْنًا كَثِيرًا، وَإِنِّي أُحِبُّ أَنْ يَرَاكَ الْغُرَمَاءُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اذْهَبْ فَبَيْدِرْ كُلَّ تَمْرٍ عَلَى نَاحِيَةٍ ‏"‏‏.‏ فَفَعَلْتُ ثُمَّ دَعَوْتُهُ، فَلَمَّا نَظَرُوا إِلَيْهِ كَأَنَّهُمْ أُغْرُوا بِي تِلْكَ السَّاعَةَ، فَلَمَّا رَأَى مَا يَصْنَعُونَ أَطَافَ حَوْلَ أَعْظَمِهَا بَيْدَرًا ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، ثُمَّ جَلَسَ عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ادْعُ لَكَ أَصْحَابَكَ ‏"‏‏.‏ فَمَا زَالَ يَكِيلُ لَهُمْ حَتَّى أَدَّى اللَّهُ عَنْ وَالِدِي أَمَانَتَهُ، وَأَنَا أَرْضَى أَنْ يُؤَدِّيَ اللَّهُ أَمَانَةَ وَالِدِي، وَلاَ أَرْجِعَ إِلَى أَخَوَاتِي بِتَمْرَةٍ، فَسَلَّمَ اللَّهُ الْبَيَادِرَ كُلَّهَا وَحَتَّى إِنِّي أَنْظُرُ إِلَى الْبَيْدَرِ الَّذِي كَانَ عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَأَنَّهَا لَمْ تَنْقُصْ تَمْرَةً وَاحِدَةً‏.‏

Ahmed b. Ebî Süreyc bana söyledi, [dedi ki]: Ubeydullâh b. Mûsâ bize haber verdi, [dedi ki]: Şeybân bize Firâs'tan, o eş-Şa'bî'den [naklen] haber verdi; [Şa'bî] şöyle demiştir: Câbir b. Abdullâh radıyallahu anhümâ bana şunu haber verdi: Babası Uhud günü şehit düştüğünde geride [birçok] borç ve altı kız evlat bırakmıştı. Hurma salkımlarının devşirilme [hasat] zamanı gelince Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gittim ve: 'Ey Allah'ın Resulü! Babamın Uhud günü şehit düştüğünü ve geride çokça borç bıraktığını biliyorsun. Alacaklıların seni orada görmelerini [huzurunda borçlarının ödenmesini] arzu ederim' dedim. Bunun üzerine Efendimiz: 'Git ve her cins hurmayı türüne göre ayrı ayrı harmanla [istifle]!' buyurdu. Ben de denileni yaptım, sonra O'nu çağırdım. Alacaklılar O'nu [ve hurmaları] görünce sanki o esnada üzerime daha büyük bir hırsla çullandılar. Resulullah onların bu tavırlarını görünce, hurma yığınlarının en büyüğünün etrafında üç kez döndü, sonra da üzerine oturdu. Ardından: 'Şimdi alacaklılarını yanına çağır!' buyurdu. Onlar gelince bizzat kendisi hurmaları ölçüp onlara vermeye başladı; nihayet Allah, babamın üzerindeki emaneti [borcu] tamamen ödetti. Ben, Allah babamın borcunu ödesin de gerekirse kız kardeşlerimin yanına bir tek hurma bile götürmeyeyim; buna çoktan razıydım. Fakat Allah o harmanların hepsini bereketlendirip kurtardı; hatta Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in üzerinde oturduğu o yığına bakıyordum, sanki ondan bir tek hurma bile eksilmemişti!

4054. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ، وَمَعَهُ رَجُلاَنِ يُقَاتِلاَنِ عَنْهُ، عَلَيْهِمَا ثِيَابٌ بِيضٌ، كَأَشَدِّ الْقِتَالِ، مَا رَأَيْتُهُمَا قَبْلُ وَلاَ بَعْدُ‏.‏

Abdülazîz b. Abdullâh bize söyledi, [dedi ki]: İbrâhîm b. Sa'd bize babasından, o dedesinden, o da Sa'd b. Ebî Vakkâs radıyallahu anh'tan [nakletti] ki; [Sa'd] şöyle demiştir: 'Uhud günü Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i gördüm; yanında O'nu savunan ve [üzerlerinde] beyaz elbiseler bulunan iki kişi vardı. Olanca güçleriyle [şiddetle] savaşıyorlardı. Ben o ikisini ne daha önce görmüştüm ne de daha sonra gördüm.'

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.