4452. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ أَقْبَلَ عَلَى فَرَسٍ مِنْ مَسْكَنِهِ بِالسُّنْحِ حَتَّى نَزَلَ، فَدَخَلَ الْمَسْجِدَ فَلَمْ يُكَلِّمِ النَّاسَ حَتَّى دَخَلَ عَلَى عَائِشَةَ، فَتَيَمَّمَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُغَشًّى بِثَوْبِ حِبَرَةٍ، فَكَشَفَ عَنْ وَجْهِهِ ثُمَّ أَكَبَّ عَلَيْهِ فَقَبَّلَهُ وَبَكَى. ثُمَّ قَالَ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، وَاللَّهِ لاَ يَجْمَعُ اللَّهُ عَلَيْكَ مَوْتَتَيْنِ، أَمَّا الْمَوْتَةُ الَّتِي كُتِبَتْ عَلَيْكَ فَقَدْ مُتَّهَا. قَالَ الزُّهْرِيُّ وَحَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، خَرَجَ وَعُمَرُ يُكَلِّمُ النَّاسَ فَقَالَ اجْلِسْ يَا عُمَرُ، فَأَبَى عُمَرُ أَنْ يَجْلِسَ. فَأَقْبَلَ النَّاسُ إِلَيْهِ وَتَرَكُوا عُمَرَ، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَمَّا بَعْدُ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يَعْبُدُ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَإِنَّ مُحَمَّدًا قَدْ مَاتَ، وَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ يَعْبُدُ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ، قَالَ اللَّهُ {وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ} إِلَى قَوْلِهِ {الشَّاكِرِينَ} وَقَالَ وَاللَّهِ لَكَأَنَّ النَّاسَ لَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ هَذِهِ الآيَةَ حَتَّى تَلاَهَا أَبُو بَكْرٍ، فَتَلَقَّاهَا مِنْهُ النَّاسُ كُلُّهُمْ فَمَا أَسْمَعُ بَشَرًا مِنَ النَّاسِ إِلاَّ يَتْلُوهَا. فَأَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ أَنَّ عُمَرَ قَالَ وَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ سَمِعْتُ أَبَا بَكْرٍ تَلاَهَا فَعَقِرْتُ حَتَّى مَا تُقِلُّنِي رِجْلاَىَ، وَحَتَّى أَهْوَيْتُ إِلَى الأَرْضِ حِينَ سَمِعْتُهُ تَلاَهَا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَدْ مَاتَ.
Bize Yahyâ b. Bükeyr anlattı, bize Leys anlattı, o Ukeyl’den, o İbn Şihâb’dan. (Dedi ki): Bana Ebû Seleme haber verdi. Âişe radıyallahu anha ona şöyle haber vermiş: (Vefat haberi üzerine) Ebû Bekir radıyallahu anh, Sünuh mevkiindeki evinden at sırtında çıkıp geldi ve (mescidin önünde) indi. Mescide girdi, insanlarla hiç konuşmadan doğruca Âişe’nin yanına girdi. (O sırada) Resûlullah’ın sallallâhu aleyhi ve sellem üzeri çizgili bir kumaş (hibere) ile örtülmüştü. Ebû Bekir (Peygamber’e) yöneldi, yüzünü açtı, üzerine kapandı, onu öptü ve ağladı. Sonra şöyle dedi: "Anam babam sana feda olsun! Vallahi Allah senin üzerine iki ölümü birleştirmeyecek (sana iki kere ölüm acısı tattırmayacak). Hakkında yazılan o (ilk ve tek) ölümü ise tatmış bulunuyorsun." Zührî dedi ki: Bana Ebû Seleme anlattı, o Abdullah b. Abbâs’tan [nakletti]. (Ebû Bekir içerideyken) Ömer insanlarla konuşuyordu. Ebû Bekir (dışarı) çıktı ve: "Otur ey Ömer!" dedi. Ömer oturmamakta direndi. (Bunun üzerine) insanlar ona (Ömer’e) yöneldiler ve Ömer’i bıraktılar. Ebû Bekir şöyle dedi: "Amma ba’du (Söze gelince); sizden kim Muhammed’e sallallâhu aleyhi ve sellem tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim de Allah’a tapıyorsa şüphesiz Allah Hayy’dır (diridir), asla ölmez. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: 'Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir...' (Âl-i İmrân, 144) ayetinden '...şükredenleri mükâfatlandıracağız' (Âl-i İmrân, 144) kısmına kadar okudu." (İbn Abbâs) dedi ki: "Vallahi insanlar, sanki Allah’ın bu ayeti indirdiğini o ana kadar bilmiyorlarmış gibiydi; nihayet Ebû Bekir onu okuyunca, insanların hepsi (o ayeti hatırlayıp) ondan aldılar. Artık insanlardan kime rastlasam (mırıldanarak) o ayeti okuyordu." (Zührî dedi ki): Bana Saîd b. Müseyyeb haber verdi; Ömer şöyle demiş: "Vallahi Ebû Bekir’in o ayeti okuduğunu duyar duymaz dehşete kapıldım; bacaklarım beni taşıyamaz oldu. Onu okuduğunu işittiğimde yere yığıldım ve (o an) Nebî’nin sallallâhu aleyhi ve sellem (gerçekten) öldüğünü anladım."