5896. Hadis
حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، قَالَ أَرْسَلَنِي أَهْلِي إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ بِقَدَحٍ مِنْ مَاءٍ ـ وَقَبَضَ إِسْرَائِيلُ ثَلاَثَ أَصَابِعَ ـ مِنْ فِضَّةٍ فِيهِ شَعَرٌ مِنْ شَعَرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ إِذَا أَصَابَ الإِنْسَانَ عَيْنٌ أَوْ شَىْءٌ بَعَثَ إِلَيْهَا مِخْضَبَهُ، فَاطَّلَعْتُ فِي الْجُلْجُلِ فَرَأَيْتُ شَعَرَاتٍ حُمْرًا.
Malik b. İsmail bize tahdis etti, İsrail bize tahdis etti; Osman b. Abdullah b. Mevheb’den [naklederek]. Dedi ki: Ailem beni Ümmü Seleme’ye bir kadeh su ile gönderdi —İsrail (elindeki) üç parmağını yumdu [ve kadehin] gümüşten [küçük bir kap olduğunu işaret etti]— içinde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in tellerinden bir saç teli vardı. Bir insana nazar değdiğinde veya bir şey (hastalık) isabet ettiğinde (Ümmü Seleme’ye) su kabını gönderirdi. Ben o küçük kaba (cülyul) baktım ve (orada) kırmızı teller gördüm.