177_1. Hadis
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ دَاوُدَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ كُنْتُ مُتَّكِئًا عِنْدَ عَائِشَةَ فَقَالَتْ يَا أَبَا عَائِشَةَ ثَلاَثٌ مَنْ تَكَلَّمَ بِوَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ فَقَدْ أَعْظَمَ عَلَى اللَّهِ الْفِرْيَةَ . قُلْتُ مَا هُنَّ قَالَتْ مَنْ زَعَمَ أَنَّ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم رَأَى رَبَّهُ فَقَدْ أَعْظَمَ عَلَى اللَّهِ الْفِرْيَةَ . قَالَ وَكُنْتُ مُتَّكِئًا فَجَلَسْتُ فَقُلْتُ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ أَنْظِرِينِي وَلاَ تَعْجَلِينِي أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { وَلَقَدْ رَآهُ بِالأُفُقِ الْمُبِينِ} { وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى} . فَقَالَتْ أَنَا أَوَّلُ هَذِهِ الأُمَّةِ سَأَلَ عَنْ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّمَا هُوَ جِبْرِيلُ لَمْ أَرَهُ عَلَى صُورَتِهِ الَّتِي خُلِقَ عَلَيْهَا غَيْرَ هَاتَيْنِ الْمَرَّتَيْنِ رَأَيْتُهُ مُنْهَبِطًا مِنَ السَّمَاءِ سَادًّا عِظَمُ خَلْقِهِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ إِلَى الأَرْضِ " . فَقَالَتْ أَوَلَمْ تَسْمَعْ أَنَّ اللَّهَ يَقُولُ { لاَ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ} أَوَلَمْ تَسْمَعْ أَنَّ اللَّهَ يَقُولُ { وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلاَّ وَحْيًا أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ} قَالَتْ وَمَنْ زَعَمَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَتَمَ شَيْئًا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ فَقَدْ أَعْظَمَ عَلَى اللَّهِ الْفِرْيَةَ وَاللَّهُ يَقُولُ { يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ} . قَالَتْ وَمَنْ زَعَمَ أَنَّهُ يُخْبِرُ بِمَا يَكُونُ فِي غَدٍ فَقَدْ أَعْظَمَ عَلَى اللَّهِ الْفِرْيَةَ وَاللَّهُ يَقُولُ { قُلْ لاَ يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ الْغَيْبَ إِلاَّ اللَّهُ} .
Züheyr b. Harb bana tahdis etti. İsmail b. İbrahim bize tahdis etti. Davud'dan; [o] Şa'bi'den; [o] Mesruk'tan [nakletti]. [Mesruk] dedi ki: Aişe’nin yanında yaslanmış oturuyordum. Şöyle dedi: “Ey Ebu Aişe! Üç şey vardır ki; kim bunlardan birini söylerse Allah’a en büyük iftirayı atmış olur.” “Onlar nedir?” dedim. Dedi ki: “Kim Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in Rabbini gördüğünü iddia ederse, Allah’a en büyük iftirayı atmış olur.” [Mesruk] dedi ki: Ben yaslanmış haldeydim, hemen doğruldum ve dedim ki: “Ey Müminlerin Annesi! Bana mühlet ver, acele etme. Allah Azze ve Celle: { وَلَقَدْ رَآهُ بِالأُفُقِ الْمُبِينِ } “Andolsun ki onu apaçık ufukta gördü” ve { وَلَقَدْ رَآهُ nَzْلَةً أُخْرَى } “Andolsun ki onu bir başka inişinde de gördü” buyurmadı mı?” Aişe şöyle dedi: “Bu ümmetten bunu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ilk soran benim. O şöyle buyurdu: ‘O ancak Cebrail’dir. Onu, yaratıldığı asıl suretinde şu iki seferin dışında hiç görmedim. Onu semadan inerken gördüm; azametli cüssesi gök ile yer arasını doldurmuştu.’ [Aişe devamla] dedi ki: ‘Sen Allah’ın: { لاَ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ } “Gözler O’nu idrak edemez, O ise bütün gözleri idrak eder. O Latif’dir, Habir’dir” buyurduğunu işitmedin mi? Yine Allah’ın: { وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلاَّ وَحْيًا أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ } “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya bir perde arkasından konuşur; yahut bir elçi gönderir de izniyle dilediğini vahyeder. Şüphesiz O Yüce’dir, Hakim’dir” buyurduğunu işitmedin mi?’ [Aişe] dedi ki: ‘Her kim de Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Allah’ın Kitabı’ndan bir şeyi gizlediğini iddia ederse, Allah’a en büyük iftirayı atmış olur. Halbuki Allah şöyle buyuruyor: { يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ } “Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun.” [Aişe] dedi ki: ‘Her kim de O’nun [Peygamberin] yarın ne olacağını haber verdiğini iddia ederse, Allah’a en büyük iftirayı atmış olur. Halbuki Allah şöyle buyuruyor: { قُلْ لاَ يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ الْغَيْبَ إِلاَّ اللَّهُ } “De ki: Göklerde ve yerde olanlardan hiç kimse gaybı bilemez; ancak Allah bilir.”’”