8_1. Hadis
حَدَّثَنِي أَبُو خَيْثَمَةَ، زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ كَهْمَسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، - وَهَذَا حَدِيثُهُ - حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا كَهْمَسٌ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، قَالَ كَانَ أَوَّلَ مَنْ قَالَ فِي الْقَدَرِ بِالْبَصْرَةِ مَعْبَدٌ الْجُهَنِيُّ فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَحُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحِمْيَرِيُّ حَاجَّيْنِ أَوْ مُعْتَمِرَيْنِ فَقُلْنَا لَوْ لَقِينَا أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْنَاهُ عَمَّا يَقُولُ هَؤُلاَءِ فِي الْقَدَرِ فَوُفِّقَ لَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ دَاخِلاً الْمَسْجِدَ فَاكْتَنَفْتُهُ أَنَا وَصَاحِبِي أَحَدُنَا عَنْ يَمِينِهِ وَالآخَرُ عَنْ شِمَالِهِ فَظَنَنْتُ أَنَّ صَاحِبِي سَيَكِلُ الْكَلاَمَ إِلَىَّ فَقُلْتُ أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّهُ قَدْ ظَهَرَ قِبَلَنَا نَاسٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ وَيَتَقَفَّرُونَ الْعِلْمَ - وَذَكَرَ مِنْ شَأْنِهِمْ - وَأَنَّهُمْ يَزْعُمُونَ أَنْ لاَ قَدَرَ وَأَنَّ الأَمْرَ أُنُفٌ . قَالَ فَإِذَا لَقِيتَ أُولَئِكَ فَأَخْبِرْهُمْ أَنِّي بَرِيءٌ مِنْهُمْ وَأَنَّهُمْ بُرَآءُ مِنِّي وَالَّذِي يَحْلِفُ بِهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ لَوْ أَنَّ لأَحَدِهِمْ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا فَأَنْفَقَهُ مَا قَبِلَ اللَّهُ مِنْهُ حَتَّى يُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ ثُمَّ قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعَرِ لاَ يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ وَلاَ يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ حَتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتَيْهِ وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فَخِذَيْهِ وَقَالَ يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي عَنِ الإِسْلاَمِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الإِسْلاَمُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ وَتَصُومَ رَمَضَانَ وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلاً . قَالَ صَدَقْتَ . قَالَ فَعَجِبْنَا لَهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإِيمَانِ . قَالَ " أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ " . قَالَ صَدَقْتَ . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإِحْسَانِ . قَالَ " أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ " . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ . قَالَ " مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ " . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَتِهَا . قَالَ " أَنْ تَلِدَ الأَمَةُ رَبَّتَهَا وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ " . قَالَ ثُمَّ انْطَلَقَ فَلَبِثْتُ مَلِيًّا ثُمَّ قَالَ لِي " يَا عُمَرُ أَتَدْرِي مَنِ السَّائِلُ " . قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ " .
Ebu Hayseme Züheyr b. Harb bana tahdis etti. Veki' bize tahdis etti. Kehmes'ten; [o] Abdullah b. Büreyde'den; [o] Yahya b. Ya'mer'den [nakletti]... (Bir diğer senedde) Ubeydullah b. Muaz el-Anberi bize tahdis etti —ve bu lafız onundur—. Babam bize tahdis etti. Kehmes bize tahdis etti. İbn Büreyde'den; [o] Yahya b. Ya'mer'den [nakletti]. Dedi ki: Basra'da kader hakkında (kaderi inkar eden) ilk söz söyleyen kişi Ma'bed el-Cuheni idi. Ben ve Humeyd b. Abdurrahman el-Himyari; hac veya umre yapmak üzere yola çıktık. Dedik ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından biriyle karşılaşsak da, ona şunların kader hakkında söylediklerini sorsak!” Mescide girmekte olan Abdullah b. Ömer b. Hattab ile karşılaşmak bize nasip oldu. Ben ve arkadaşım, birimiz sağından diğerimiz solundan olmak üzere onun etrafını çevirdik. Arkadaşımın sözü bana bırakacağını zannettim ve (şöyle) dedim: “Ey Ebu Abdurrahman! Bizim tarafımızda (Basra'da) bir takım insanlar türedi/ortaya çıktı. Bunlar Kur'an okuyorlar ve ilmi (derinlemesine) araştırıyorlar —onların durumlarını (vasıflarını) zikretti—. Onlar diyorlar ki: Kader yoktur, iş (Emr) enuftur (yani Allah önceden bilmez, olaylar vuku bulunca bilir).” (Abdullah b. Ömer) dedi ki: “Eğer onlarla karşılaşırsan onlara haber ver ki; ben onlardan beriyim (uzağım), onlar da benden beridirler. Abdullah b. Ömer'in kendisine yemin ettiği (Allah'a) andolsun ki; onlardan birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve (hepsini Allah yolunda) infak etse, kadere iman etmedikçe Allah ondan (bunu) kabul etmez.” Sonra dedi ki: Babam Ömer b. Hattab bana tahdis etti. Dedi ki: “Bir gün Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında oturuyorduk. Birden bize; elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah, üzerinde yolculuk eseri görülmeyen ve bizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına oturdu, dizlerini onun dizlerine dayadı; ellerini (kendi) uyluklarının üzerine koydu ve: ‘Ey Muhammed! Bana İslam'dan haber ver (İslam nedir anlat),’ dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘İslam; Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman ve eğer gücün yeterse (Kabe'ye/Beyt'e) haccetmendir,’ buyurdu. (Adam): ‘Doğru söyledin,’ dedi. Biz ona hayret ettik; hem O'na soruyor hem de O'nu tasdik ediyordu. (Adam): ‘Bana İman'dan haber ver,’ dedi. (Resulullah): ‘Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe iman etmen; bir de kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir,’ buyurdu. (Adam): ‘Doğru söyledin,’ dedi. (Ve): ‘Bana İhsan'dan haber ver,’ diye sordu. (Resulullah): ‘Allah'a, O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da O seni görmektedir,’ buyurdu. (Adam): ‘Bana (Kıyamet) Saati(nin ne zaman kopacağı)ndan haber ver,’ dedi. (Resulullah): ‘Bu konuda kendisine soru sorulan (sorulan kişi), sorandan daha bilgili değildir,’ buyurdu. (Adam): ‘Öyleyse bana alametlerinden haber ver,’ dedi. (Resulullah): ‘Cariyenin hanımefendisini doğurması; ve senin; yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarıştıklarını görmendir,’ buyurdu. (Ömer) dedi ki: Sonra (adam) gitti. Ben bir süre (öylece) kaldım. Sonra (Resulullah) bana: ‘Ey Ömer! Soran kimdi bilir misin?’ buyurdu. Ben: ‘Allah ve Resulü daha iyi bilir,’ dedim. O: ‘Şüphesiz o Cebrail'di; size dininizi öğretmek üzere gelmişti,’ buyurdu.”