1062_1. Hadis
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَعُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ حُنَيْنٍ آثَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَاسًا فِي الْقِسْمَةِ فَأَعْطَى الأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ وَأَعْطَى عُيَيْنَةَ مِثْلَ ذَلِكَ وَأَعْطَى أُنَاسًا مِنْ أَشْرَافِ الْعَرَبِ وَآثَرَهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْقِسْمَةِ فَقَالَ رَجُلٌ وَاللَّهِ إِنَّ هَذِهِ لَقِسْمَةٌ مَا عُدِلَ فِيهَا وَمَا أُرِيدَ فِيهَا وَجْهُ اللَّهِ . قَالَ فَقُلْتُ وَاللَّهِ لأُخْبِرَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - فَأَتَيْتُهُ فَأَخْبَرْتُهُ بِمَا قَالَ - قَالَ - فَتَغَيَّرَ وَجْهُهُ حَتَّى كَانَ كَالصِّرْفِ ثُمَّ قَالَ " فَمَنْ يَعْدِلُ إِنْ لَمْ يَعْدِلِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ " . قَالَ ثُمَّ قَالَ " يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى قَدْ أُوذِيَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصَبَرَ " . قَالَ قُلْتُ لاَ جَرَمَ لاَ أَرْفَعُ إِلَيْهِ بَعْدَهَا حَدِيثًا .
Bize Züheyr b. Harb, Osman b. Ebi Şeybe ve İshak b. İbrahim anlattılar; İshak: 'Bize haber verdi', diğer ikisi ise: 'Bize anlattı' dediler; Cerir anlattı; Mansur'dan; Ebu Vâil'den; Abdullah'tan; dedi ki: Huneyn günü olunca Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem taksimde (ganimet dağıtımında) bazı insanları tercih etti (kayırdı). Akra' b. Hâbis'e yüz deve verdi. Uyeyne'ye de bir o kadar verdi. Arap eşrafından birtakım insanlara da verdi ve o gün taksimde onları tercih etti. Bunun üzerine bir adam: Vallahi bu, içinde adaletin gözetilmediği ve Allah rızasının istenmediği bir taksimdir, dedi. (Abdullah) dedi ki: Ben de: Vallahi (bunu) Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e mutlaka haber vereceğim, dedim. (Abdullah) dedi ki: O'na geldim ve (adamın) söylediğini kendisine haber verdim. (Abdullah) dedi ki: (Bunun üzerine) O'nun yüzü değişti, hatta kıpkırmızı oldu. Sonra: "Allah ve Resulü adalet etmezse kim adalet eder?" buyurdu. Sonra (şöyle) buyurdu: "Allah Musa'ya rahmet etsin! O bundan daha çoğuyla eziyet görmüştü de sabretmişti." (Abdullah) dedi ki: Ben de: Artık bundan sonra O'na hiçbir sözü (şikâyeti) asla götürmeyeceğim, dedim.