1489. Hadis
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ هَذِهِ الأَحَادِيثَ الثَّلاَثَةَ، قَالَ قَالَتْ زَيْنَبُ دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ حَبِيبَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ أَبُوهَا أَبُو سُفْيَانَ فَدَعَتْ أُمُّ حَبِيبَةَ بِطِيبٍ فِيهِ صُفْرَةٌ خَلُوقٌ أَوْ غَيْرُهُ فَدَهَنَتْ مِنْهُ جَارِيَةً ثُمَّ مَسَّتْ بِعَارِضَيْهَا ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عَلَى الْمِنْبَرِ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تُحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا " . قَالَتْ زَيْنَبُ ثُمَّ دَخَلْتُ عَلَى زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ حِينَ تُوُفِّيَ أَخُوهَا فَدَعَتْ بِطِيبٍ فَمَسَّتْ مِنْهُ ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عَلَى الْمِنْبَرِ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تُحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا " . قَالَتْ زَيْنَبُ سَمِعْتُ أُمِّي أُمَّ سَلَمَةَ، تَقُولُ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَتِي تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا وَقَدِ اشْتَكَتْ عَيْنُهَا أَفَنَكْحُلُهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ " . مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا كُلَّ ذَلِكَ يَقُولُ لاَ ثُمَّ قَالَ " إِنَّمَا هِيَ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ وَقَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ فِي الْجَاهِلِيَّةِ تَرْمِي بِالْبَعَرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ " . قَالَ حُمَيْدٌ قُلْتُ لِزَيْنَبَ وَمَا تَرْمِي بِالْبَعَرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ فَقَالَتْ زَيْنَبُ كَانَتِ الْمَرْأَةُ إِذَا تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا دَخَلَتْ حِفْشًا وَلَبِسَتْ شَرَّ ثِيَابِهَا وَلَمْ تَمَسَّ طِيبًا وَلاَ شَيْئًا حَتَّى تَمُرَّ بِهَا سَنَةٌ ثُمَّ تُؤْتَى بِدَابَّةٍ حِمَارٍ أَوْ شَاةٍ أَوْ طَيْرٍ فَتَفْتَضُّ بِهِ فَقَلَّمَا تَفْتَضُّ بِشَىْءٍ إِلاَّ مَاتَ ثُمَّ تَخْرُجُ فَتُعْطَى بَعَرَةً فَتَرْمِي بِهَا ثُمَّ تُرَاجِعُ بَعْدُ مَا شَاءَتْ مِنْ طِيبٍ أَوْ غَيْرِهِ .
Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik'e, Abdullah b. Ebî Bekir'den, Humeyd b. Nâfi'den, Zeyneb bint Ebî Seleme'den [naklen] okudum; Zeyneb ona şu üç hadisi haber vermiş. Zeyneb dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Ümmü Habîbe'nin babası Ebû Süfyân vefat ettiğinde onun yanına girdim. Ümmü Habîbe, içinde sarı renkli 'halûk' veya başka bir şey bulunan bir koku istedi; ondan bir cariye (hizmetçi) kızcağıza sürdü, sonra kendi yanaklarına dokundurdu. Ardından şöyle dedi: 'Vallahi aslında benim kokuya bir ihtiyacım yok. Ancak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minber üzerinde şöyle buyururken işittim: "Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutması (süslerini ve kokuyu terk etmesi) helal değildir. Kocası için ise dört ay on gün yas tutar."' Zeyneb devam etti: Sonra erkek kardeşi vefat ettiğinde Zeyneb bint Cahş'ın yanına girdim. O da koku istedi ve ondan [üzerine] sürerken şöyle dedi: 'Vallahi aslında benim kokuya bir ihtiyacım yok. Ancak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minber üzerinde şöyle buyururken işittim: "Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Kocası için ise dört ay on gün yas tutar."' Zeyneb (yine) şöyle dedi: Annem Ümmü Seleme'yi şöyle derken işittim: Bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek: 'Ey Resûlullah! Kızımın kocası vefat etti, [yas tuttuğu için süslenmiyor fakat] gözlerinden de rahatsızlandı. Ona sürme çekebilir miyiz?' diye sordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki veya üç defa: 'Hayır!' buyurdu; her defasında 'Hayır' diyordu. Sonra şöyle buyurdu: 'O (iddet), sadece dört ay on gündür. Oysa sizden biriniz Cahiliye döneminde, sene başında (iddeti bitince) fırlatılan bir ters/tezek parçası (be'ra) gibiydi [iddeti fırlatılan bir tezek parçasının değersizliği kadar hafiftir]!' Humeyd dedi ki: Zeyneb'e: 'Sene başında fırlatılan tezek de nedir?' diye sordum. Zeyneb şöyle açıkladı: 'Cahiliye devrinde bir kadının kocası ölünce, kadın (hücre gibi) dar ve pis bir kulübeye (hifş) girer; en kötü elbiselerini giyerdi. Bir yıl geçinceye kadar koku sürünmez, hiçbir şeye dokunmazdı. Sonra ona bir eşek, koyun veya kuş gibi bir hayvan getirilirdi; o kadın (iddetten çıkmak için) o hayvana vucudunu sürerdi (iftizâz). Vücudunu sürdüğü hayvan (kadındaki pislikten dolayı) çok geçmeden ölürdü. Sonra kadın dışarı çıkar, eline bir tezek parçası verilir, o da onu fırlatırdı. Ancak ondan sonra koku ve dilediği diğer şeyleri tekrar kullanmaya başlardı.'