Boşama (Talak) Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1471_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ لْيَتْرُكْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ ثُمَّ تَطْهُرَ ثُمَّ إِنْ شَاءَ أَمْسَكَ بَعْدُ وَإِنْ شَاءَ طَلَّقَ قَبْلَ أَنْ يَمَسَّ فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ يُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ et-Temîmî anlattı; (Temîmî şöyle) dedi: Mâlik b. Enes'e, Nâfi'den, (onun da) İbn Ömer'den [naklettiği şu haberi] okudum: Kendisi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında hanımı hayızlıyken onu boşamıştı. (Bunun üzerine) Ömer b. el-Hattâb bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de ona: "Ona emret, hanımına dönsün (ric'at etsin), sonra onu temizlenene kadar bıraksın; sonra (tekrar) hayız olup yine temizlensin. Bundan sonra dilerse (evliliğini) sürdürür, dilerse (hanımına) dokunmadan önce boşar. İşte bu, Allah Azze ve Celle'nin, kadınların kendisi (için belirlenen vaktin) içinde boşanmalarını emrettiği iddet (süresinin başlangıcı)dır." buyurdu.

1471_2. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، رُمْحٍ - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالَ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا لَيْثٌ، وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، - عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَةً لَهُ وَهْىَ حَائِضٌ تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً فَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرَاجِعَهَا ثُمَّ يُمْسِكَهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ عِنْدَهُ حَيْضَةً أُخْرَى ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ مِنْ حَيْضَتِهَا فَإِنْ أَرَادَ أَنْ يُطَلِّقَهَا فَلْيُطَلِّقْهَا حِينَ تَطْهُرُ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُجَامِعَهَا فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ يُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ ‏.‏ وَزَادَ ابْنُ رُمْحٍ فِي رِوَايَتِهِ وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ إِذَا سُئِلَ عَنْ ذَلِكَ قَالَ لأَحَدِهِمْ أَمَّا أَنْتَ طَلَّقْتَ امْرَأَتَكَ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَنِي بِهَذَا وَإِنْ كُنْتَ طَلَّقْتَهَا ثَلاَثًا فَقَدْ حَرُمَتْ عَلَيْكَ حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَكَ وَعَصَيْتَ اللَّهَ فِيمَا أَمَرَكَ مِنْ طَلاَقِ امْرَأَتِكَ ‏.‏ قَالَ مُسْلِمٌ جَوَّدَ اللَّيْثُ فِي قَوْلِهِ تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ, Kuteybe b. Saîd ve İbn Rumh anlattı -lafız Yahyâ'nındır-; Kuteybe: "Bize Leys anlattı," derken diğer ikisi: "Bize Leys b. Sa'd haber verdi" dediler. (Onlar) Nâfi'den, Abdullah'tan [naklettiler ki] kendisi hanımını hayızlıyken bir talakla boşamıştı. (Bunun üzerine) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona; (hanımına) dönmesini (ric'at etmesini), sonra onu temizlenene kadar tutmasını, sonra onun yanındayken bir hayız daha görmesini, sonra o hayızdan temizlenene kadar (yine) beklemesini emretti. Şayet (bundan sonra da) onu boşamak isterse, ona dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) önce temizlendiğinde boşasın. İşte Allah'ın, kadınların kendisi (için belirlenen vaktin) içinde boşanmalarını emrettiği iddet (süresinin başlangıcı) budur. İbn Rumh kendi rivayetine şunu ekledi: Abdullah'a bu (durum) sorulduğunda herhangi birine şöyle derdi: "Eğer sen hanımını bir veya iki defa boşamışsan [bil ki] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana bunu emretmişti. Şayet onu üç (talakla) boşamışsan, o artık başka bir eşle evlenene kadar sana haram olmuştur ve sen, hanımını boşama konusunda Allah'ın sana emrettiği (hükme) isyan etmişsindir." Müslim dedi ki: Leys, "bir talakla" (tatikaten vahideten) sözünde [rivayeti] tam (güzel) yapmıştır.

1471_3. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ طَلَّقْتُ امْرَأَتِي عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْىَ حَائِضٌ فَذَكَرَ ذَلِكَ عُمَرُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ لْيَدَعْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى فَإِذَا طَهُرَتْ فَلْيُطَلِّقْهَا قَبْلَ أَنْ يُجَامِعَهَا أَوْ يُمْسِكْهَا فَإِنَّهَا الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ يُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ قُلْتُ لِنَافِعٍ مَا صَنَعَتِ التَّطْلِيقَةُ قَالَ وَاحِدَةٌ اعْتَدَّ بِهَا ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr anlattı, bize babam anlattı, bize Ubeydullah, Nâfi'den, (o da) İbn Ömer'den [naklen] şöyle anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında hanımım hayızlıyken onu boşamıştım. Ömer bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e zikretti. (Allah Resulü) şöyle buyurdu: "Ona emret, hanımına dönsün (ric'at etsin), sonra onu temizlenene kadar bıraksın; sonra (tekrar) bir hayız daha görsün. Temizlendiği vakit, (hanımına) dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) önce ya onu boşasın ya da (evliliğini sürdürüp) tutsun. İşte bu, Allah'ın, kadınların kendisi (için belirlenen vaktin) içinde boşanmalarını emrettiği iddet (süresinin başlangıcı)dır." Ubeydullah dedi ki: Nâfi'ye, "(O) boşama ne oldu?" diye sordum. (Nâfi): "O, (geçerli) bir (talak) sayıldı." dedi.

1471_4. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ نَحْوَهُ وَلَمْ يَذْكُرْ قَوْلَ عُبَيْدِ اللَّهِ لِنَافِعٍ ‏.‏ قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى فِي رِوَايَتِهِ فَلْيَرْجِعْهَا ‏.‏ وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَلْيُرَاجِعْهَا ‏.‏

Bize bunu Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve İbn el-Müsennâ da anlattılar; (onlar) dediler ki: Bize Abdullah b. İdrîs, Ubeydullah'tan bu isnad ile bunun bir benzerini nakletti. (Ancak bu rivayette) Ubeydullah'ın Nâfi'ye olan sözünü zikretmedi. İbn el-Müsennâ kendi rivayetinde: "Hanımına dönsün (felyerji'hâ)," derken Ebû Bekir: "Hanımına dönsün (felyurâci'hâ)," dedi.

1471_5. Hadis

وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ أَنْ يَرْجِعَهَا ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ يُطَلِّقَهَا قَبْلَ أَنْ يَمَسَّهَا فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ يُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ ‏.‏ قَالَ فَكَانَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا سُئِلَ عَنِ الرَّجُلِ يُطَلِّقُ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ يَقُولُ أَمَّا أَنْتَ طَلَّقْتَهَا وَاحِدَةً أَوِ اثْنَتَيْنِ ‏.‏ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَهُ أَنْ يَرْجِعَهَا ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ يُطَلِّقَهَا قَبْلَ أَنْ يَمَسَّهَا وَأَمَّا أَنْتَ طَلَّقْتَهَا ثَلاَثًا فَقَدْ عَصَيْتَ رَبَّكَ فِيمَا أَمَرَكَ بِهِ مِنْ طَلاَقِ امْرَأَتِكَ ‏.‏ وَبَانَتْ مِنْكَ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb anlattı, bize İsmâil, Eyyûb'dan, (o da) Nâfi'den [naklen] anlattı ki İbn Ömer hanımını hayızlıyken boşamıştı. Ömer (bunu) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu. (Allah Resulü) ona; (hanımına) dönmesini, sonra bir hayız daha görene kadar beklemesini, sonra (tekrar) temizlenene kadar beklemesini ve (ancak o zaman) ona dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) önce boşamasını emretti. İşte bu, Allah'ın, kadınların kendisi (için belirlenen vaktin) içinde boşanmalarını emrettiği iddet (süresinin başlangıcı)dır. (Nâfi) dedi ki: İbn Ömer kendisine hanımını hayızlıyken boşayan bir adam sorulduğunda şöyle derdi: "Eğer sen onu bir veya iki defa boşamışsan [bil ki] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona (yani bana) hanımına dönmesini, sonra bir hayız daha görene kadar beklemesini, sonra temizlenene kadar beklemesini ve (ancak o zaman) ona dokunmadan önce boşamasını emretmişti. Şayet onu üç (talak) ile boşamışsan, şüphesiz hanımını boşama konusunda Rabbinin sana emrettiği (hükme) isyan etmişsindir ve o (kadın) artık senden kesin olarak ayrılmıştır (bâine olmuştur)."

1471_6. Hadis

حَدَّثَنِي عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، - وَهُوَ ابْنُ أَخِي الزُّهْرِيِّ - عَنْ عَمِّهِ، أَخْبَرَنَا سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ طَلَّقْتُ امْرَأَتِي وَهْىَ حَائِضٌ فَذَكَرَ ذَلِكَ عُمَرُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَتَغَيَّظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا حَتَّى تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى مُسْتَقْبَلَةً سِوَى حَيْضَتِهَا الَّتِي طَلَّقَهَا فِيهَا فَإِنْ بَدَا لَهُ أَنْ يُطَلِّقَهَا فَلْيُطَلِّقْهَا طَاهِرًا مِنْ حَيْضَتِهَا قَبْلَ أَنْ يَمَسَّهَا فَذَلِكَ الطَّلاَقُ لِلْعِدَّةِ كَمَا أَمَرَ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ طَلَّقَهَا تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً فَحُسِبَتْ مِنْ طَلاَقِهَا وَرَاجَعَهَا عَبْدُ اللَّهِ كَمَا أَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bana Abd b. Humeyd anlattı, bize Yakub b. İbrahim haber verdi, (bize) Muhammed -ki kendisi Zührî'nin kardeşinin oğludur- amcasından, (o da) Sâlim b. Abdillâh'tan [naklen] haber verdi ki Abdullah b. Ömer şöyle dedi: Hanımım hayızlıyken onu boşamıştım. Ömer bunu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e zikretti. (Bunun üzerine) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem öfkelenerek şöyle buyurdu: "Ona emret; hanımına dönsün, sonra onu boşamış olduğu bu hayzı dışında gelecekte bir hayız daha görene kadar [bıraksın]. Şayet (bundan sonra) onu boşamak isterse, ona dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) önce hayzından temizlendiğinde boşasın. İşte bu, Allah'ın emrettiği üzere iddet (süresinin başlangıcında yapılan) boşamadır." Abdullah onu bir talakla boşamıştı ve bu, onun boşamalarından sayıldı. Abdullah da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in emrettiği gibi (hanımına) döndü.

1471_7. Hadis

وَحَدَّثَنِيهِ إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ رَبِّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنِي الزُّبَيْدِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَرَاجَعْتُهَا وَحَسَبْتُ لَهَا التَّطْلِيقَةَ الَّتِي طَلَّقْتُهَا ‏.‏

Bana bunu İshak b. Mansur da anlattı, bize Yezid b. Abdü Rabbih haber verdi, bize Muhammed b. Harb anlattı, bize ez-Zübeydî, ez-Zührî'den bu isnad ile [nakletti]; şu kadar var ki (İbn Ömer'den naklen) şöyle dedi: İbn Ömer: "Bunun üzerine (hanımıma) döndüm ve yapmış olduğum o boşamayı onun için (geçerli) saydım." dedi.

1471_8. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَابْنُ، نُمَيْرٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، مَوْلَى آلِ طَلْحَةَ عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَذَكَرَ ذَلِكَ عُمَرُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ لْيُطَلِّقْهَا طَاهِرًا أَوْ حَامِلاً ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Züheyr b. Harb ve İbn Numeyr anlattılar -lafız Ebû Bekir'indir-; (onar) dediler ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, (o da) Talha ailesinin azatlısı Muhammed b. Abdürrahman'dan, (o da) Sâlim üzerinden İbn Ömer'den [naklen] anlattı ki kendisi hanımını hayızlıyken boşamıştı. Ömer bunu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e zikretti. (Allah Resulü) şöyle buyurdu: "Ona emret; hanımına dönsün (ric'at etsin), sonra onu temizken ya da hamileyken boşasın."

1471_9. Hadis

وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ حَكِيمٍ الأَوْدِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، - وَهُوَ ابْنُ بِلاَلٍ - حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَسَأَلَ عُمَرُ عَنْ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى ثُمَّ تَطْهُرَ ثُمَّ يُطَلِّقَ بَعْدُ أَوْ يُمْسِكَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ahmed b. Osmân b. Hakîm el-Evdî anlattı, bize Hâlid b. Mahled anlattı, bana Süleyman -ki o İbn Bilâl'dir- anlattı, bana Abdullah b. Dînâr, İbn Ömer'den [naklen] anlattı ki kendisi hanımını hayızlıyken boşamıştı. Ömer bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu. (Allah Resulü) şöyle buyurdu: "Ona emret; hanımına dönsün, sonra temizlenene kadar [beklesin], sonra bir hayız daha görsün, sonra (tekrar) temizlensin; bundan sonra ya boşasın ya da (evliliğini sürdürüp) tutsun."

1471_10. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ، سِيرِينَ قَالَ مَكَثْتُ عِشْرِينَ سَنَةً يُحَدِّثُنِي مَنْ لاَ أَتَّهِمُ أَنَّ ابْنَ عُمَرَ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا وَهْىَ حَائِضٌ فَأُمِرَ أَنْ يُرَاجِعَهَا فَجَعَلْتُ لاَ أَتَّهِمُهُمْ وَلاَ أَعْرِفُ الْحَدِيثَ حَتَّى لَقِيتُ أَبَا غَلاَّبٍ يُونُسَ بْنَ جُبَيْرٍ الْبَاهِلِيَّ ‏.‏ وَكَانَ ذَا ثَبَتٍ فَحَدَّثَنِي أَنَّهُ سَأَلَ ابْنَ عُمَرَ فَحَدَّثَهُ أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ تَطْلِيقَةً وَهْىَ حَائِضٌ فَأُمِرَ أَنْ يَرْجِعَهَا - قَالَ - قُلْتُ أَفَحُسِبَتْ عَلَيْهِ قَالَ فَمَهْ ‏.‏ أَوَإِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ

Bana Ali b. Hucr es-Sa'dî anlattı, bize İsmâil b. İbrahim anlattı, Eyyûb'dan, (o da) İbn Sîrîn'den [naklen] şöyle anlattı: Yirmi sene [şöyle] bekledim; (kendilerinden şüphelenmediğim) dürüst kimseler bana İbn Ömer'in hanımını hayızlıyken üç (talak) ile boşadığını ve (ona hanımına) dönmesinin emredildiğini anlatıp durdular. Ben de hem onlara dürüstlükleri sebebiyle güveniyor hem de hadis [hakkındaki bu detayı] tanıyamıyordum (yani tam vakıf olamıyordum). Nihayet [hadis konusunda] sağlam bir zat olan Ebû Gallâb Yûnus b. Cübeyr el-Bâhilî ile karşılaştım. O bana, İbn Ömer'e (bunu) sorduğunu ve (İbn Ömer'in) ona, hanımını hayızlıyken bir talakla boşadığını ve (hanımına) dönmesinin emredildiğini anlattığını nakletti. (Eyyûb) dedi ki: (Yûnus'a) "Peki, o (boşama) onun aleyhine (bir talak olarak) sayıldı mı?" diye sordum. (Yûnus): "Ya ne (olacaktı)? Şayet (adam bunu yaparken) acizlik gösterip ahmaklık etmiş olsa bile (bu sayılmayacak mıydı)?" dedi.

1471_11. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو الرَّبِيعِ، وَقُتَيْبَةُ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ نَحْوَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ ‏.‏

Bize bunu Ebû er-Rebî' ve Kuteybe de anlattılar; (onlar) dediler ki: Bize Hammâd, Eyyûb'dan bu isnad ile bunun bir benzerini nakletti. Şu kadar var ki [bu rivayette]: "Ömer Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu, o da emretti." dedi.

1471_12. Hadis

وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ فِي الْحَدِيثِ فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا حَتَّى يُطَلِّقَهَا طَاهِرًا مِنْ غَيْرِ جِمَاعٍ وَقَالَ ‏ "‏ يُطَلِّقُهَا فِي قُبُلِ عِدَّتِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdülvâris b. Abdissamed anlattı, bana babam, dedemden, (dedesi de) Eyyûb'dan bu isnad ile [naklen] anlattı ve hadiste şöyle dedi: Ömer bunu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu. (Allah Resulü) ona; (hanımına) dönmesini, sonra (cinsel ilişkide bulunmadan) dokunmaksızın temizken onu boşamasını emretti ve: "Onu iddetinin başında boşasın." buyurdu.

1471_13. Hadis

وَحَدَّثَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، عَنِ ابْنِ عُلَيَّةَ، عَنْ يُونُسَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ، سِيرِينَ عَنْ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَقَالَ أَتَعْرِفُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ فَإِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَأَتَى عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ فَأَمَرَهُ أَنْ يَرْجِعَهَا ثُمَّ تَسْتَقْبِلَ عِدَّتَهَا ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ لَهُ إِذَا طَلَّقَ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ أَتَعْتَدُّ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ فَقَالَ فَمَهْ أَوَإِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ

Bana Ya'kub b. İbrahim ed-Devrakî anlattı, (o) İbn Uleyye'den, (o) Yûnus'tan, (o) Muhammed b. Sîrîn'den, (o da) Yûnus b. Cübeyr'den [naklen] şöyle anlattı: İbn Ömer'e; hanımını hayızlıyken boşayan bir adamın [durumunu] sordum. [İbn Ömer] şöyle dedi: "Abdullah b. Ömer'i tanır mısın? O, hanımını hayızlıyken boşamıştı. (Bunun üzerine) Ömer Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip (bunu) ona sordu. (Allah Resulü) ona; (hanımına) dönmesini, sonra da iddetini karşılamasını (yani iddetin başlangıcını beklemesini) emretti." [Yûnus b. Cübeyr] dedi ki: Ona; "Adam hanımını hayızlıyken boşarsa, o boşama (geçerli) sayılır mı?" diye sordum. (İbn Ömer): "Ya ne (olacaktı)? Şayet (adam bunu yaparken) acizlik gösterip ahmaklık etmiş olsa bile (bu sayılmayacak mıydı)?" dedi.

1471_14. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ يُونُسَ بْنَ جُبَيْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، يَقُولُ طَلَّقْتُ امْرَأَتِي وَهْىَ حَائِضٌ فَأَتَى عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِيُرَاجِعْهَا ‏.‏ فَإِذَا طَهَرَتْ فَإِنْ شَاءَ فَلْيُطَلِّقْهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ أَفَاحْتَسَبْتَ بِهَا قَالَ مَا يَمْنَعُهُ ‏.‏ أَرَأَيْتَ إِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ

Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattılar; İbn el-Müsennâ dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, bize Şu'be, Katâde'den [naklen] anlattı, o da: Yûnus b. Cübeyr'den işittim, (o da) İbn Ömer'den işittim ki şöyle dedi: Hanımım hayızlıyken onu boşamıştım. Ömer bunu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip ona zikretti. (Bunun üzerine) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hanımına dönsün (ric'at etsin). Temizlendiğinde, [hâlâ] isterse onu boşasın." buyurdu. (Yûnus b. Cübeyr) dedi ki: İbn Ömer'e; "Peki, o (boşama) senin lehine [değil, aleyhine bir talak olarak] sayıldı mı?" diye sordum. (İbn Ömer): "Onu [boşama olarak sayılmaktan] ne engelleyebilir ki? Şayet (kişi bunu yaparken) acizlik gösterip ahmaklık etmiş olsa bile (bu sayılmayacak mıydı)?" dedi.

1471_15. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ، سِيرِينَ قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنِ امْرَأَتِهِ الَّتِي، طَلَّقَ فَقَالَ طَلَّقْتُهَا وَهْىَ حَائِضٌ فَذُكِرَ ذَلِكَ لِعُمَرَ فَذَكَرَهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا فَإِذَا طَهَرَتْ فَلْيُطَلِّقْهَا لِطُهْرِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَرَاجَعْتُهَا ثُمَّ طَلَّقْتُهَا لِطُهْرِهَا ‏.‏ قُلْتُ فَاعْتَدَدْتَ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ الَّتِي طَلَّقْتَ وَهْىَ حَائِضٌ قَالَ مَا لِيَ لاَ أَعْتَدُّ بِهَا وَإِنْ كُنْتُ عَجَزْتُ وَاسْتَحْمَقْتُ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı, bize Hâlid b. Abdillâh, Abdülmelik'ten, (o da) Enes b. Sîrîn'den [naklen] haber verdi ki şöyle dedi: İbn Ömer'e boşadığı hanımı (hakkında) sordum. Şöyle dedi: Hanımım hayızlıyken onu boşamıştım. Bu (durum) Ömer'e zikredildi, o da bunu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e zikretti. (Bunun üzerine Allah Resulü): "Ona emret; hanımına dönsün. Temizlendiğinde ise temizlik dönemi içinde onu boşasın." buyurdu. (İbn Ömer devamla) dedi ki: "Bunun üzerine (hanımıma) döndüm, sonra temizlik dönemi içindeyken onu boşadım." (Enes b. Sîrîn): "Peki, hanımın hayızlıyken yapmış olduğun o boşamayı (geçerli bir talak olarak) saydın mı?" diye sordum. (İbn Ömer): "Onu niçin saymayayım? Şayet (bunu yaparken) acizlik gösterip ahmaklık etmiş olsam bile (bu sayılmayacak mıydı)?" dedi.

1471_16. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ، قَالَ طَلَّقْتُ امْرَأَتِي وَهْىَ حَائِضٌ فَأَتَى عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ فَقَالَ ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ إِذَا طَهَرَتْ فَلْيُطَلِّقْهَا ‏" ‏.‏ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ أَفَاحْتَسَبْتَ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ قَالَ فَمَهْ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattılar; İbn el-Müsennâ dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, bize Şu'be, Enes b. Sîrîn'den [naklen] anlattı ki o, İbn Ömer'den işitmiş, (İbn Ömer) şöyle dedi: Hanımım hayızlıyken onu boşamıştım. Ömer bunu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip ona haber verdi. (Bunun üzerine Allah Resulü): "Ona emret; hanımına dönsün (ric'at etsin). Sonra temizlendiğinde onu boşasın." buyurdu. İbn Ömer'e; "Peki, o boşamayı (geçerli bir talak olarak) saydın mı?" diye sordum. (İbn Ömer): "Ya ne (olacaktı)?" dedi.

1471_17. Hadis

وَحَدَّثَنِيهِ يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، ح وَحَدَّثَنِيهِ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ، بِشْرٍ حَدَّثَنَا بَهْزٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّ فِي، حَدِيثِهِمَا ‏ "‏ لِيَرْجِعْهَا ‏"‏ ‏.‏ وَفِي حَدِيثِهِمَا قَالَ قُلْتُ لَهُ أَتَحْتَسِبُ بِهَا قَالَ فَمَهْ ‏.‏

Bana bunu Yahyâ b. Habîb anlattı, bize Hâlid b. el-Hâris anlattı (H). Bana bunu Abdurrahman b. Bişr de anlattı, bize Behz anlattı; her ikisi de (dediler ki): Bize Şu'be bu isnad ile [naklen] anlattı. Şu kadar var ki her ikisinin rivayetinde de: "Ona (hanımına) dönsün (liyerci'hâ)," [lafzı] yer almaktadır. Yine her ikisinin rivayetinde de (Râvi Enes b. Sîrîn'in): "Ona; 'Onu (bir talak olarak) sayar mısın?' diye sordum," dediği, (İbn Ömer'in de): "Ya ne (olacaktı)?" buyurduğu yer almaktadır.

1471_18. Hadis

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ، يُسْأَلُ عَنْ رَجُلٍ، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ حَائِضًا فَقَالَ أَتَعْرِفُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ فَإِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ حَائِضًا فَذَهَبَ عُمَرُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ الْخَبَرَ فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا قَالَ لَمْ أَسْمَعْهُ يَزِيدُ عَلَى ذَلِكَ لأَبِيهِ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim anlattı, bize Abdürrezzâk haber verdi, bize İbn Cüreyc haber verdi, bana İbn Tâvûs, babasından [naklen] haber verdi ki o, İbn Ömer'in, hanımını hayızlıyken boşayan bir adam hakkında [sorulan bir soruya] şöyle cevap verdiğini işitmiş: "Abdullah b. Ömer'i tanır mısın?" (Soran kimse): "Evet," dedi. [İbn Ömer] dedi ki: "O, hanımını hayızlıyken boşamıştı. (Bunun üzerine) Ömer Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gidip durumu haber verdi. (Allah Resulü) ona; (hanımına) dönmesini emretti." (İbn Tâvûs): "(Babamın), onun (yani İbn Ömer'in) babasına (Tâvûs'a) bundan fazlasını söylediğini işitmedim." dedi.

1471_19. Hadis

وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَيْمَنَ، مَوْلَى عَزَّةَ يَسْأَلُ ابْنَ عُمَرَ وَأَبُو الزُّبَيْرِ يَسْمَعُ ذَلِكَ كَيْفَ تَرَى فِي رَجُلٍ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ حَائِضًا فَقَالَ طَلَّقَ ابْنُ عُمَرَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَ عُمَرُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لِيُرَاجِعْهَا ‏"‏ ‏.‏ فَرَدَّهَا وَقَالَ ‏"‏ إِذَا طَهَرَتْ فَلْيُطَلِّقْ أَوْ لِيُمْسِكْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُمَرَ وَقَرَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ ‏.‏

Bana Hârûn b. Abdillâh anlattı, bize Haccâc b. Muhammed anlattı, İbn Cüreyc dedi ki: Bana Ebû ez-Zübeyr haber verdi ki kendisi, Azze'nin azatlısı Abdurrahman b. Eymen'in İbn Ömer'e; hanımını hayızlıyken boşayan bir adamın durumunu nasıl gördüğünü (yani hükmünün ne olduğunu) sorduğunu işitmiş. O sırada Ebû ez-Zübeyr de bunu dinliyormuş. [İbn Ömer] şöyle dedi: İbn Ömer hanımını hayızlıyken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında boşamıştı. (Bunun üzerine) Ömer, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu ve: "Abdullah b. Ömer hanımını hayızlıyken boşadı," dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Hanımına dönsün (ric'at etsin)," buyurdu. [Bunun üzerine İbn Ömer] ona döndü. (Allah Resulü devamla): "Temizlendiğinde ya boşasın ya da (evlilikte) tutsun," buyurdu. İbn Ömer dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şu ayeti okudu: "Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman onları iddetlerinin başında boşayın..." (Talak, 1).

1471_20. Hadis

وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، ‏.‏ نَحْوَ هَذِهِ الْقِصَّةِ ‏.‏

Bana Hârûn b. Abdillâh anlattı, bize Ebû Âsım, İbn Cüreyc'den, (o da) Ebû ez-Zübeyr'den, (o da) İbn Ömer'den [naklen] bu kıssanın bir benzerini anlattı.

1471_21. Hadis

وَحَدَّثَنِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَيْمَنَ، مَوْلَى عُرْوَةَ يَسْأَلُ ابْنَ عُمَرَ وَأَبُو الزُّبَيْرِ يَسْمَعُ بِمِثْلِ حَدِيثِ حَجَّاجٍ وَفِيهِ بَعْضُ الزِّيَادَةِ ‏.‏ قَالَ مُسْلِمٌ أَخْطَأَ حَيْثُ قَالَ عُرْوَةَ إِنَّمَا هُوَ مَوْلَى عَزَّةَ ‏.‏

Bana bunu Muhammed b. Râfi' de anlattı, bize Abdürrezzâk anlattı, bize İbn Cüreyc haber verdi, bana Ebû ez-Zübeyr haber verdi ki kendisi, Urve'nin [burada Müslim bir hata olduğunu, doğrusunun Azze olduğunu belirtir] azatlısı Abdurrahman b. Eymen'in İbn Ömer'e sorduğunu ve Ebû ez-Zübeyr'in de buna şahit olduğunu (işitmiş). [Bu rivayet] Haccâc'ın hadisi gibidir; ancak bunda birtakım fazlalıklar vardır. Müslim dedi ki: [Râvi], 'Urve'nin [azatlısı]' diyerek hata etmiştir; o ancak Azze'nin azatlısıdır.

1472_1. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ رَافِعٍ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ ابْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ الطَّلاَقُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَسَنَتَيْنِ مِنْ خِلاَفَةِ عُمَرَ طَلاَقُ الثَّلاَثِ وَاحِدَةً فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ إِنَّ النَّاسَ قَدِ اسْتَعْجَلُوا فِي أَمْرٍ قَدْ كَانَتْ لَهُمْ فِيهِ أَنَاةٌ فَلَوْ أَمْضَيْنَاهُ عَلَيْهِمْ ‏.‏ فَأَمْضَاهُ عَلَيْهِمْ ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim ve Muhammed b. Râfi' anlattı -lafız İbn Râfi'indir-; İshak "haber verdi" derken İbn Râfi' "anlattı" dedi (ve ikisi de şöyle dediler): Bize Abdürrezzâk anlattı, bize Ma'mer haber verdi, İbn Tâvûs'tan, (o da) babasından, (o da) İbn Abbâs'tan [naklen] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde, Ebû Bekir (döneminde) ve Ömer'in halifeliğinin (ilk) iki senesinde üç talak (aynı anda yapılsa da) bir (talak) sayılırdı. Ömer b. el-Hattâb: "İnsanlar, kendileri hakkında bir mühlet (düşünme payı) olan bir konuda (boşama hususunda) acele ettiler. Bunu onların aleyhine (kesin bir hüküm olarak) onaylasak mı?" dedi ve ardından bunu onların aleyhine (üç talak olarak) onayladı (yürürlüğe koydu).

1472_2. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ رَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ أَبَا الصَّهْبَاءِ، قَالَ لاِبْنِ عَبَّاسٍ أَتَعْلَمُ أَنَّمَا كَانَتِ الثَّلاَثُ تُجْعَلُ وَاحِدَةً عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَثَلاَثًا مِنْ إِمَارَةِ عُمَرَ ‏.‏ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ نَعَمْ ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim anlattı, bize Ravh b. Ubâde haber verdi, bize İbn Cüreyc haber verdi (H). Bize İbn Râfi' de anlattı -lafız onundur-, bize Abdürrezzâk anlattı, bize İbn Cüreyc haber verdi, bana İbn Tâvûs, babasından [naklen] haber verdi ki Ebû's-Sahbâ, İbn Abbâs'a şöyle demiş: "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde, Ebû Bekir (döneminde) ve Ömer'in emirliğinin (ilk) üç yılında, üç [talakın] bir sayıldığını biliyor musun?" İbn Abbâs: "Evet," dedi.

1472_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ السَّخْتِيَانِيِّ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ طَاوُسٍ، أَنَّ أَبَا الصَّهْبَاءِ، قَالَ لاِبْنِ عَبَّاسٍ هَاتِ مِنْ هَنَاتِكَ أَلَمْ يَكُنِ الطَّلاَقُ الثَّلاَثُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَاحِدَةً فَقَالَ قَدْ كَانَ ذَلِكَ فَلَمَّا كَانَ فِي عَهْدِ عُمَرَ تَتَايَعَ النَّاسُ فِي الطَّلاَقِ فَأَجَازَهُ عَلَيْهِمْ ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim anlattı, bize Süleyman b. Harb, Hammâd b. Zeyd'den, (o da) Eyyûb es-Sahtiyânî'den, (o da) İbrahim b. Meysere'den, (o da) Tâvûs'tan [naklen] haber verdi ki Ebû's-Sahbâ, İbn Abbâs'a: "Haydi, şu tuhaf/çetin meselelerinden birini getir bakalım! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde ve Ebû Bekir (döneminde) üç talak bir sayılmaz mıydı?" dedi. [İbn Abbâs]: "Durum böyleydi. Ancak Ömer'in (halifelik) döneminde insanlar boşama hususunda peş peşe (aceleyle/düşüncesizce) hareket edince, [Ömer] bunu onların aleyhine [geçerli/yürürlükte] kıldı." cevabını verdi.

1473_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هِشَامٍ، - يَعْنِي الدَّسْتَوَائِيَّ - قَالَ كَتَبَ إِلَىَّ يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ يُحَدِّثُ عَنْ يَعْلَى بْنِ حَكِيمٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ فِي الْحَرَامِ يَمِينٌ يُكَفِّرُهَا ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ‏{‏ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ‏}‏ ‏.‏

Bize Züheyr b. Harb anlattı, bize İsmâîl b. İbrâhîm, Hişâm'dan -yani ed-Destevâî- [naklen] anlattı; (Hişâm) dedi ki: Yahyâ b. Ebî Kesîr bana yazıp Ya'lâ b. Hakîm'den, (o da) Saîd b. Cübeyr'den, (o da) İbn Abbâs'tan naklederek haber verdi ki şöyle dermiş: Hanımı [kendine] haram kılma hususunda (bu hüküm), kişinin kefaret ödeyeceği bir yemindir. İbn Abbâs [sözüne devamla] dedi ki: { لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُوسْوَةٌ حَسَنَةٌ } “Andolsun ki Resûlullah'ta sizin için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 21).

1473_2. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بِشْرٍ الْحَرِيرِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ، - يَعْنِي ابْنَ سَلاَّمٍ - عَنْ يَحْيَى، بْنِ أَبِي كَثِيرٍ أَنَّ يَعْلَى بْنَ حَكِيمٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ إِذَا حَرَّمَ الرَّجُلُ عَلَيْهِ امْرَأَتَهُ فَهْىَ يَمِينٌ يُكَفِّرُهَا وَقَالَ ‏{‏ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ‏}‏

Bize Yahyâ b. Bişr el-Harîrî anlattı, bize Muâviye -yani İbn Selâm- Yahyâ b. Ebî Kesîr'den [naklen] anlattı; Ya'lâ b. Hakîm ona haber vermiş, Saîd b. Cübeyr ona haber vermiş; o, İbn Abbâs'ı şöyle derken işitmiş: "Bir adam hanımını kendine haram kılarsa bu (hüküm), kefaret ödeyeceği bir yemindir." [İbn Abbâs sözüne devamla] dedi ki: { لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ } “Andolsun ki Resûlullah'ta sizin için güzel bir örnek vardır.”

1474_1. Hadis

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ، يُخْبِرُ أَنَّهُ سَمِعَ عَائِشَةَ، تُخْبِرُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَمْكُثُ عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ فَيَشْرَبُ عِنْدَهَا عَسَلاً قَالَتْ فَتَوَاطَأْتُ أَنَا وَحَفْصَةُ أَنَّ أَيَّتَنَا مَا دَخَلَ عَلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلْتَقُلْ إِنِّي أَجِدُ مِنْكَ رِيحَ مَغَافِيرَ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَدَخَلَ عَلَى إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ ذَلِكَ لَهُ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ وَلَنْ أَعُودَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَنَزَلَ ‏{‏ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ إِنْ تَتُوبَا‏}‏ لِعَائِشَةَ وَحَفْصَةَ ‏{‏ وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا‏}‏ لِقَوْلِهِ ‏"‏ بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hâtim anlattı, bize Haccâc b. Muhammed anlattı, bize İbn Cüreyc haber verdi, bana Atâ haber verdi ki kendisi Ubeyd b. Umeyr'i şöyle haber verirken işitmiş: O da Âişe'yi [şöyle] haber verirken işitmiş: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Zeyneb bint Cahş'ın yanında bir müddet kalır ve orada bal [şerbeti] içerdi. [Bunun üzerine Âişe] dedi ki: Ben ve Hafsa, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hangimizin yanına girerse ona; "Sende meğâfir (pis kokulu bir ağaç reçinesi) kokusu alıyorum; meğâfir mi yedin?" demeyi kararlaştırdık. [Resûlullah] onlardan birinin yanına girdiğinde (o hanımı) ona bunu söyledi. [Resûlullah]: "Hayır, Zeyneb bint Cahş'ın yanında bal [şerbeti] içmiştim, bir daha da içmeyeceğim," buyurdu. Bunun üzerine; { لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ } “Allah'ın sana helâl kıldığını neden [kendine] haram kılıyorsun?” [ayeti] { إِنْ تَتُوبَا } “Eğer ikiniz de [Allah'a] tövbe ederseniz...” kısmına kadar Âişe ve Hafsa hakkında indi. { وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا } “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti.” (Tahrîm, 1-4) [ayeti] ise onun; "Hayır, bal [şerbeti] içmiştim..." sözü üzerine indi.

1474_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْحَلْوَاءَ وَالْعَسَلَ فَكَانَ إِذَا صَلَّى الْعَصْرَ دَارَ عَلَى نِسَائِهِ فَيَدْنُو مِنْهُنَّ فَدَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ فَاحْتَبَسَ عِنْدَهَا أَكْثَرَ مِمَّا كَانَ يَحْتَبِسُ فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لِي أَهْدَتْ لَهَا امْرَأَةٌ مِنْ قَوْمِهَا عُكَّةً مِنْ عَسَلٍ فَسَقَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ شَرْبَةً فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لَنَحْتَالَنَّ لَهُ ‏.‏ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِسَوْدَةَ وَقُلْتُ إِذَا دَخَلَ عَلَيْكِ فَإِنَّهُ سَيَدْنُو مِنْكِ فَقُولِي لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ لاَ ‏.‏ فَقُولِي لَهُ مَا هَذِهِ الرِّيحُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَشْتَدُّ عَلَيْهِ أَنْ يُوجَدَ مِنْهُ الرِّيحُ - فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ ‏.‏ فَقُولِي لَهُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ وَسَأَقُولُ ذَلِكَ لَهُ وَقُولِيهِ أَنْتِ يَا صَفِيَّةُ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى سَوْدَةَ قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ وَالَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ لَقَدْ كِدْتُ أَنْ أُبَادِئَهُ بِالَّذِي قُلْتِ لِي وَإِنَّهُ لَعَلَى الْبَابِ فَرَقًا مِنْكِ فَلَمَّا دَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَمَا هَذِهِ الرِّيحُ قَالَ ‏"‏ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ ‏.‏ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَىَّ قُلْتُ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ دَخَلَ عَلَى صَفِيَّةَ فَقَالَتْ بِمِثْلِ ذَلِكَ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَسْقِيكَ مِنْهُ قَالَ ‏"‏ لاَ حَاجَةَ لِي بِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَاللَّهِ لَقَدْ حَرَمْنَاهُ ‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ لَهَا اسْكُتِي ‏.‏

Bize Ebû Küreyb Muhammed b. el-Alâ ve Hârûn b. Abdillâh anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Üsâme, Hişâm'dan, [o da] babasından, [o da] Âişe'den [naklen] anlattı, şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem tatlıyı ve balı severdi. İkindi namazını kıldıktan sonra eşlerini dolaşır ve onlara yaklaşırdı (sohbet ederdi). [Bir gün] Hafsa'nın yanına girdi ve her zamankinden daha uzun süre onun yanında kaldı. Ben bunun sebebini sordum. Bana: "Kendi kavminden bir kadın ona bir tulum (ukkete) bal hediye etmiş, o da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ondan bal şerbeti içirmiş," denildi. Bunun üzerine (kendi kendime): "Vallahi ona (vazgeçmesi için) mutlaka bir oyun kuracağız!" dedim. Bu durumu Sevde'ye zikrettim ve ona: "[Resûlullah] senin yanına girdiğinde mutlaka sana yaklaşacaktır; o zaman ona: 'Ey Resûlullah, meğâfir mi yedin?' diye sor. O sana 'Hayır' diyecektir. Sen de ona: 'Öyleyse bu koku nedir?' dersin. (Zira Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisinden [kötü] bir koku yayılmasından çok çekinirdi). O sana: 'Hafsa bana bal şerbeti içirdi,' diyecektir. Sen de ona: '[Demek ki] o balın arısı urfut (pis kokulu bir ağaç) çiçeğini emmiş/yemiş,' dersin. Ben de ona aynısını söyleyeceğim; ey Safiyye, sen de aynısını söyle!" dedim. [Sevde] anlatır ki: "Vallahi, senden çekindiğimden dolayı, o henüz kapıdayken senin bana söylediklerini söylemeye neredeyse başlayacaktım; oysa senden başka ilah yoktur (çok kararlıydın)." Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yaklaşınca [Sevde] ona: "Ey Resûlullah, meğâfir mi yedin?" diye sordu. [Efendimiz]: "Hayır," buyurdu. [Sevde]: "Öyleyse bu koku nedir?" diye sordu. [Efendimiz]: "Hafsa bana bir bal şerbeti içirdi," buyurdu. [Sevde]: "[Demek ki] o balın arısı urfut çiçeğini emmiş/yemiş," dedi. [Efendimiz] benim yanıma girdiğinde ben de ona benzerini söyledim. Sonra Safiyye'nin yanına girdi, o da benzerini söyledi. Daha sonra Hafsa'nın yanına girdiğinde Hafsa ona: "Ey Resûlullah, sana ondan tekrar içireyim mi?" diye sordu. [Efendimiz]: "Ona ihtiyacım yok (içmeyeceğim)," buyurdu. Âişe der ki: Sevde; "Sübhânellâh! Vallahi onu (bal şerbetini) ona haram kıldık (mahrum bıraktık)," diyordu. Ben de ona: "Sus!" dedim.

1474_3. Hadis

قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ إِبْرَاهِيمُ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ بِشْرِ بْنِ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، بِهَذَا سَوَاءً وَحَدَّثَنِيهِ سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ ‏.‏

Ebû İshak İbrâhîm dedi ki: Bize Hasan b. Bişr b. el-Kâsım anlattı, bize Ebû Üsâme bu [hadisi] aynen anlattı. Bana bunu Süveyd b. Saîd de anlattı, bize Ali b. Müshir, Hişâm b. Urve'den bu isnad ile [naklen] bunun bir benzerini anlattı.

1475. Hadis

وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا أُمِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِتَخْيِيرِ أَزْوَاجِهِ بَدَأَ بِي فَقَالَ ‏"‏ إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا فَلاَ عَلَيْكِ أَنْ لاَ تَعْجَلِي حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ قَدْ عَلِمَ أَنَّ أَبَوَىَّ لَمْ يَكُونَا لِيَأْمُرَانِي بِفِرَاقِهِ قَالَتْ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ إِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ وَأُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَمِيلاً * وَإِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا‏}‏ قَالَتْ فَقُلْتُ فِي أَىِّ هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ ‏.‏ قَالَتْ ثُمَّ فَعَلَ أَزْوَاجُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ مَا فَعَلْتُ ‏.‏

Bana Ebû't-Tâhir anlattı, bize İbn Vehb anlattı (H). Bana Hermele b. Yahyâ et-Tucîbî de anlattı -lafız onundur-, bize Abdullah b. Vehb haber verdi, bana Yûnus b. Yezîd, İbn Şihâb'dan [naklen] haber verdi; (İbn Şihâb) dedi ki: Bana Ebû Seleme b. Abdurrahman b. Avf haber verdi ki Âişe şöyle demiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerini serbest bırakmakla (muhayyer kılmakla) emrolunduğunda [işe] benden başladı ve: "Sana bir durum zikredeceğim; anne ve babana danışıncaya kadar acele etmemende senin için bir sakınca yoktur," buyurdu. [Âişe] dedi ki: (Allah Resulü), anne ve babamın ondan ayrılmamı bana asla emretmeyeceklerini çok iyi biliyordu. [Âişe] devamla dedi ki: Sonra [Efendimiz] şöyle buyurdu: "Allah azze ve celle: { يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ إِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ وَأُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَمِيلاً * وَإِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا } 'Ey Peygamber! Eşlerine söyle: Şayet siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerini (meta) vereyim ve sizi güzelce salıvereyim. Eğer Allah'ı, Resulü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah, içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükafat hazırlamıştır.' (Ahzâb, 28-29) buyurdu." [Âişe] dedi ki: Bunun üzerine ben; "Bunun hangi hususunda anne ve babama danışacakmışım? Ben elbette Allah'ı, Resulü'nü ve ahiret yurdunu istiyorum," dedim. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in [diğer] eşleri de benim yaptığımın aynısını yaptılar.

1476_1. Hadis

حَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ عَبَّادٍ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ مُعَاذَةَ الْعَدَوِيَّةِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْتَأْذِنُنَا إِذَا كَانَ فِي يَوْمِ الْمَرْأَةِ مِنَّا بَعْدَ مَا نَزَلَتْ ‏{‏ تُرْجِي مَنْ تَشَاءُ مِنْهُنَّ وَتُؤْوِي إِلَيْكَ مَنْ تَشَاءُ‏}‏ فَقَالَتْ لَهَا مُعَاذَةُ فَمَا كُنْتِ تَقُولِينَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا اسْتَأْذَنَكِ قَالَتْ كُنْتُ أَقُولُ إِنْ كَانَ ذَاكَ إِلَىَّ لَمْ أُوثِرْ أَحَدًا عَلَى نَفْسِي ‏.‏

Bize Süreyc b. Yûnus anlattı, bize Abbâd b. Abbâs, Âsım'dan, [o da] Muâze el-Adviyye'den, [o da] Âişe'den [naklen] anlattı; [Âişe] şöyle dedi: { تُرْجِي مَنْ تَشَاءُ مِنْهُنَّ وَتُؤْوِي إِلَيْكَ مَنْ تَشَاءُ } “Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini yanına alırsın...” (Ahzâb, 51) [ayeti] indikten sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, içimizden sırası gelen kadının gününde [başka birimizin yanına gitmek için] bizden izin isterdi. Muâze ona: "Senden izin istediğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ne derdin?" diye sordu. [Âişe]: "Eğer bu [karar] bana kalsaydı, seni (yani senin yanımda kalmanı) kendimden başkasına tercih etmezdim," derdim, cevabını verdi.

1476_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ الْحَسَنُ بْنُ عِيسَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا عَاصِمٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ نَحْوَهُ ‏.‏

Bize bunu Hasan b. Îsâ da anlattı, bize İbnü'l-Mübârek haber verdi, bize Âsım bu isnad ile [naklen] bunun bir benzerini haber verdi.

1477_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْثَرٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ قَدْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ نَعُدَّهُ طَلاَقًا ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ et-Temîmî anlattı, bize Abser, İsmâîl b. Ebî Hâlid'den, (o da) Şa'bî'den, (o da) Mesrûk'tan [naklen] haber verdi ki Âişe şöyle demiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi muhayyer kıldı (serbest bıraktı); fakat biz bunu bir talak (boşama) saymadık.

1477_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي، خَالِدٍ عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ مَا أُبَالِي خَيَّرْتُ امْرَأَتِي وَاحِدَةً أَوْ مِائَةً أَوْ أَلْفًا بَعْدَ أَنْ تَخْتَارَنِي وَلَقَدْ سَأَلْتُ عَائِشَةَ فَقَالَتْ قَدْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَفَكَانَ طَلاَقًا

Bana bunu Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de anlattı, bize Ali b. Müshir, İsmâîl b. Ebî Hâlid'den, (o da) Şa'bî'den, (o da) Mesrûk'tan [naklen] anlattı; [Mesrûk] şöyle dedi: Hanımımı bir defa mı, yüz defa mı yoksa bin defa mı serbest bıraktığım (muhayyer kıldığım) benim için hiç fark etmez; [yeter ki] beni seçsin! [Zira] Âişe'ye sormuştum da: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi muhayyer kıldı; peki bu [bir] talak mıydı (elbette hayır)?' cevabını verdi.

1477_3. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيَّرَ نِسَاءَهُ فَلَمْ يَكُنْ طَلاَقًا‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, bize Şu'be, Âsım'dan, [o da] Şa'bî'den, [o da] Mesrûk'tan, [o da] Âişe'den [naklen] anlattı ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarını muhayyer kıldı (serbest bıraktı); fakat bu [bir] talak (boşama) olmadı.

1477_4. Hadis

وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، وَإِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرْنَاهُ فَلَمْ يَعُدَّهُ طَلاَقًا ‏.‏

Bana İshak b. Mansûr anlattı, bize Abdurrahman; Süfyân'dan, [o da] Âsım el-Ahvel ve İsmâîl b. Ebî Hâlid'den, [o da] Şa'bî'den, [o da] Mesrûk'tan, [o da] Âişe'den [naklen] haber verdi; [Âişe] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi muhayyer kıldı (serbest bıraktı), biz de onu [seçmeyi] tercih ettik; [Resûlullah] bunu bir talak (boşama) saymadı.

1477_5. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرْنَاهُ فَلَمْ يَعْدُدْهَا عَلَيْنَا شَيْئًا ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb anlattılar; Yahyâ "haber verdi" derken diğer ikisi "anlattı" dediler (ve üçü de şöyle dediler): Bize Ebû Muâviye, A'meş'ten, [o da] Müslim'den, [o da] Mesrûk'tan, [o da] Âişe'den [naklen] anlattı; [Âişe] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi muhayyer kıldı (serbest bıraktı), biz de onu [seçmeyi] tercih ettik; [Resûlullah] bunu bizim aleyhimize [geçerli] bir şey (bir talak) saymadı.

1477_6. Hadis

وَحَدَّثَنِي أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، وَعَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، بِمِثْلِهِ‏.‏

Bana Ebû'r-Rabî' ez-Zehrânî anlattı, bize İsmâîl b. Zekeriyyâ anlattı, bize A'meş, İbrâhîm'den, [o da] Esved'den, [o da] Âişe'den [naklen] anlattı; ayrıca A'meş, Müslim'den, [o da] Mesrûk'tan, [o da] Âişe'den [naklen] bunun bir benzerini anlattı.

1478. Hadis

وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَوَجَدَ النَّاسَ جُلُوسًا بِبَابِهِ لَمْ يُؤْذَنْ لأَحَدٍ مِنْهُمْ - قَالَ - فَأُذِنَ لأَبِي بَكْرٍ فَدَخَلَ ثُمَّ أَقْبَلَ عُمَرُ فَاسْتَأْذَنَ فَأُذِنَ لَهُ فَوَجَدَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا حَوْلَهُ نِسَاؤُهُ وَاجِمًا سَاكِتًا - قَالَ - فَقَالَ لأَقُولَنَّ شَيْئًا أُضْحِكُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ رَأَيْتَ بِنْتَ خَارِجَةَ سَأَلَتْنِي النَّفَقَةَ فَقُمْتُ إِلَيْهَا فَوَجَأْتُ عُنُقَهَا ‏.‏ فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏"‏ هُنَّ حَوْلِي كَمَا تَرَى يَسْأَلْنَنِي النَّفَقَةَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَامَ أَبُو بَكْرٍ إِلَى عَائِشَةَ يَجَأُ عُنُقَهَا فَقَامَ عُمَرُ إِلَى حَفْصَةَ يَجَأُ عُنُقَهَا كِلاَهُمَا يَقُولُ تَسْأَلْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا لَيْسَ عِنْدَهُ ‏.‏ فَقُلْنَ وَاللَّهِ لاَ نَسْأَلُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا أَبَدًا لَيْسَ عِنْدَهُ ثُمَّ اعْتَزَلَهُنَّ شَهْرًا أَوْ تِسْعًا وَعِشْرِينَ ثُمَّ نَزَلَتْ عَلَيْهِ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ‏}‏ حَتَّى بَلَغَ ‏{‏ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا‏}‏ قَالَ فَبَدَأَ بِعَائِشَةَ فَقَالَ ‏"‏ يَا عَائِشَةُ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أَعْرِضَ عَلَيْكَ أَمْرًا أُحِبُّ أَنْ لاَ تَعْجَلِي فِيهِ حَتَّى تَسْتَشِيرِي أَبَوَيْكِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ وَمَا هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَتَلاَ عَلَيْهَا الآيَةَ قَالَتْ أَفِيكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَسْتَشِيرُ أَبَوَىَّ بَلْ أَخْتَارُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ وَأَسْأَلُكَ أَنْ لاَ تُخْبِرَ امْرَأَةً مِنْ نِسَائِكَ بِالَّذِي قُلْتُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ تَسْأَلُنِي امْرَأَةٌ مِنْهُنَّ إِلاَّ أَخْبَرْتُهَا إِنَّ اللَّهَ لَمْ يَبْعَثْنِي مُعَنِّتًا وَلاَ مُتَعَنِّتًا وَلَكِنْ بَعَثَنِي مُعَلِّمًا مُيَسِّرًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Züheyr b. Harb anlattı, bize Ravh b. Ubâde anlattı, bize Zekeriyyâ b. İshak anlattı, bize Ebû ez-Zübeyr, Câbir b. Abdillâh'tan [naklen] anlattı; (Câbir) şöyle dedi: Ebû Bekir, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna girmek için izin istemeye geldi; insanların, [Efendimizin] kapısında oturduklarını ve hiçbirine izin verilmediğini gördü. [Câbir] dedi ki: Ebû Bekir'e izin verildi ve içeri girdi. Sonra Ömer geldi ve izin istedi, ona da izin verildi. [Ömer içeri girince] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'i, çevresinde eşleri olduğu halde kederli ve sessiz bir şekilde otururken buldu. [Câbir] dedi ki: (Ömer kendi kendine); "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'i güldürecek bir şey söyleyeyim," dedi ve: "Ey Resûlullah, Hârice'nin kızını (hanımımı) bir görsen! Benden nafaka istedi de ben de kalkıp onun boynuna vurdum (canını yaktım)," dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem güldü ve: "Gördüğün gibi onlar da benim çevremde benden nafaka istiyorlar," buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir, [kızı] Âişe'ye kalkıp boynuna vurdu; Ömer de [kızı] Hafsa'ya kalkıp boynuna vurdu. Her ikisi de [kızlarına]: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den, yanında olmayanı mı istiyorsunuz?" diyorlardı. Onlar (eşleri): "Vallahi, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den asla [yanında] olmayan bir şeyi istemeyeceğiz!" dediler. Sonra [Efendimiz] onlardan bir ay veya yirmi dokuz gün uzak kaldı (ilâ yaptı). Ardından ona: { يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ } “Ey Peygamber, eşlerine söyle...” [ayeti], { لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا } “...içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (Ahzâb, 28-29) kısmına kadar indi. [Câbir] dedi ki: [Resûlullah] Âişe'den başladı ve: "Ey Âişe, sana bir durum arz etmek istiyorum; anne ve babana danışıncaya kadar onda acele etmemeni arzu ediyorum," buyurdu. Âişe: "O nedir ey Resûlullah?" diye sordu. [Efendimiz] ona ayeti okudu. Âişe: "Senin hakkında mı anne ve babama danışacağım ey Resûlullah? Aksine ben Allah'ı, Resulü'nü ve ahiret yurdunu seçiyorum. Senden ricam, bana söylediğini (bu seçimimi) diğer eşlerine haber vermemendir," dedi. [Efendimiz]: "Onlardan biri bana sorsa mutlaka ona haber veririm. Zira Allah beni zorluk çıkarıcı (muannit) ve kusur arayıcı (müteannit) olarak göndermedi; aksine beni bir muallim ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi," buyurdu.

1479_1. Hadis

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، عَنْ سِمَاكٍ أَبِي زُمَيْلٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، قَالَ لَمَّا اعْتَزَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ - قَالَ - دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ فَإِذَا النَّاسُ يَنْكُتُونَ بِالْحَصَى وَيَقُولُونَ طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ وَذَلِكَ قَبْلَ أَنْ يُؤْمَرْنَ بِالْحِجَابِ فَقَالَ عُمَرُ فَقُلْتُ لأَعْلَمَنَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ قَالَ فَدَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ فَقُلْتُ يَا بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ أَقَدْ بَلَغَ مِنْ شَأْنِكِ أَنْ تُؤْذِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ مَا لِي وَمَا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ عَلَيْكَ بِعَيْبَتِكَ ‏.‏ قَالَ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ فَقُلْتُ لَهَا يَا حَفْصَةُ أَقَدْ بَلَغَ مِنْ شَأْنِكِ أَنْ تُؤْذِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يُحِبُّكِ ‏.‏ وَلَوْلاَ أَنَا لَطَلَّقَكِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَبَكَتْ أَشَدَّ الْبُكَاءِ فَقُلْتُ لَهَا أَيْنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ هُوَ فِي خِزَانَتِهِ فِي الْمَشْرُبَةِ ‏.‏ فَدَخَلْتُ فَإِذَا أَنَا بِرَبَاحٍ غُلاَمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا عَلَى أُسْكُفَّةِ الْمَشْرُبَةِ مُدَلٍّ رِجْلَيْهِ عَلَى نَقِيرٍ مِنْ خَشَبٍ وَهُوَ جِذْعٌ يَرْقَى عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَيَنْحَدِرُ فَنَادَيْتُ يَا رَبَاحُ اسْتَأْذِنْ لِي عِنْدَكَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَنَظَرَ رَبَاحٌ إِلَى الْغُرْفَةِ ثُمَّ نَظَرَ إِلَىَّ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا ثُمَّ قُلْتُ يَا رَبَاحُ اسْتَأْذِنْ لِي عِنْدَكَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَنَظَرَ رَبَاحٌ إِلَى الْغُرْفَةِ ثُمَّ نَظَرَ إِلَىَّ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا ثُمَّ رَفَعْتُ صَوْتِي فَقُلْتُ يَا رَبَاحُ اسْتَأْذِنْ لِي عِنْدَكَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِنِّي أَظُنُّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ظَنَّ أَنِّي جِئْتُ مِنْ أَجْلِ حَفْصَةَ وَاللَّهِ لَئِنْ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِضَرْبِ عُنُقِهَا لأَضْرِبَنَّ عُنُقَهَا ‏.‏ وَرَفَعْتُ صَوْتِي فَأَوْمَأَ إِلَىَّ أَنِ ارْقَهْ فَدَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُضْطَجِعٌ عَلَى حَصِيرٍ فَجَلَسْتُ فَأَدْنَى عَلَيْهِ إِزَارَهُ وَلَيْسَ عَلَيْهِ غَيْرُهُ وَإِذَا الْحَصِيرُ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ فَنَظَرْتُ بِبَصَرِي فِي خِزَانَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا أَنَا بِقَبْضَةٍ مِنْ شَعِيرٍ نَحْوِ الصَّاعِ وَمِثْلِهَا قَرَظًا فِي نَاحِيَةِ الْغُرْفَةِ وَإِذَا أَفِيقٌ مُعَلَّقٌ - قَالَ - فَابْتَدَرَتْ عَيْنَاىَ قَالَ ‏"‏ مَا يُبْكِيكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ وَمَا لِي لاَ أَبْكِي وَهَذَا الْحَصِيرُ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِكَ وَهَذِهِ خِزَانَتُكَ لاَ أَرَى فِيهَا إِلاَّ مَا أَرَى وَذَاكَ قَيْصَرُ وَكِسْرَى فِي الثِّمَارِ وَالأَنْهَارِ وَأَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَصَفْوَتُهُ وَهَذِهِ خِزَانَتُكَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ أَلاَ تَرْضَى أَنْ تَكُونَ لَنَا الآخِرَةُ وَلَهُمُ الدُّنْيَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ بَلَى - قَالَ - وَدَخَلْتُ عَلَيْهِ حِينَ دَخَلْتُ وَأَنَا أَرَى فِي وَجْهِهِ الْغَضَبَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا يَشُقُّ عَلَيْكَ مِنْ شَأْنِ النِّسَاءِ فَإِنْ كُنْتَ طَلَّقْتَهُنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مَعَكَ وَمَلاَئِكَتَهُ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَأَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَالْمُؤْمِنُونَ مَعَكَ وَقَلَّمَا تَكَلَّمْتُ وَأَحْمَدُ اللَّهَ بِكَلاَمٍ إِلاَّ رَجَوْتُ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ يُصَدِّقُ قَوْلِي الَّذِي أَقُولُ وَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ آيَةُ التَّخْيِيرِ ‏{‏ عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ‏}‏ ‏{‏ وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاَهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلاَئِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ‏}‏ وَكَانَتْ عَائِشَةُ بِنْتُ أَبِي بَكْرٍ وَحَفْصَةُ تَظَاهَرَانِ عَلَى سَائِرِ نِسَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَطَلَّقْتَهُنَّ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ وَالْمُسْلِمُونَ يَنْكُتُونَ بِالْحَصَى يَقُولُونَ طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ أَفَأَنْزِلُ فَأُخْبِرَهُمْ أَنَّكَ لَمْ تُطَلِّقْهُنَّ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ إِنْ شِئْتَ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمْ أَزَلْ أُحَدِّثُهُ حَتَّى تَحَسَّرَ الْغَضَبُ عَنْ وَجْهِهِ وَحَتَّى كَشَرَ فَضَحِكَ وَكَانَ مِنْ أَحْسَنِ النَّاسِ ثَغْرًا ثُمَّ نَزَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَزَلْتُ فَنَزَلْتُ أَتَشَبَّثُ بِالْجِذْعِ وَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَأَنَّمَا يَمْشِي عَلَى الأَرْضِ مَا يَمَسُّهُ بِيَدِهِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا كُنْتَ فِي الْغُرْفَةِ تِسْعَةً وَعِشْرِينَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنَّ الشَّهْرَ يَكُونُ تِسْعًا وَعِشْرِينَ ‏"‏ ‏.‏ فقُمْتُ عَلَى بَابِ الْمَسْجِدِ فَنَادَيْتُ بِأَعْلَى صَوْتِي لَمْ يُطَلِّقْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ ‏.‏ وَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِنَ الأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُولِي الأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ‏}‏ فَكُنْتُ أَنَا اسْتَنْبَطْتُ ذَلِكَ الأَمْرَ وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ آيَةَ التَّخْيِيرِ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb anlattı, bize Ömer b. Yûnus el-Hanefî anlattı, bize İkrime b. Ammâr, Simâk Ebû Zümeyl'den [naklen] anlattı; (Ebû Zümeyl) dedi ki: Bana Abdullah b. Abbâs anlattı, bana Ömer b. el-Hattâb anlattı, şöyle dedi: Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerinden uzaklaştığında (ilâ yaptığında) mescide girdim; bir de baktım ki insanlar ellerindeki küçük taşlarla yere vuruyor (meşgul oluyor) ve: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerini boşadı!" diyorlardı. Bu durum henüz hanımlara hicab (örtünme) emri verilmeden önceydi. Ömer dedi ki: Kendi kendime; "Bugün bu işin aslı nedir mutlaka öğreneceğim!" dedim. Âişe'nin yanına girdim ve: "Ey Ebû Bekir'in kızı! Halin, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i incitecek raddeye mi geldi?" dedim. [Âişe]: "Ey Hattâb oğlu! Benimle senin ne işin var? Sen kendi kusurlarınla (veya kendi evindekilerle) ilgilen!" dedi. Bunun üzerine [Hattâb oğlu Ömer'in kızı] Hafsa'nın yanına girdim ve ona: "Ey Hafsa! Halin, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i incitecek raddeye mi geldi? Vallahi biliyorsun ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni sevmiyor; eğer ben olmasaydım Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni mutlaka boşardı!" dedim. [Hafsa] şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı. Ona: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem nerede?" diye sordum. "Şu meşrebedeki (üst kat odadaki) hücresinde," dedi. İçeri girdim; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hizmetçisi Rebâh'ı, meşrebenin eşiğinde otururken, ayaklarını ahşap bir merdivene (nakîr) doğru sarkıtmış halde gördü. Bu merdiven, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in üzerine çıkıp indiği bir kütük parçasıydı. Seslendim: "Ey Rebâh! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmem için benim adıma izin iste!" Rebâh odaya baktı, sonra bana baktı ama bir şey söylemedi. Tekrar: "Ey Rebâh! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmem için benim adıma izin iste!" dedim. Rebâh yine odaya baktı, sonra bana baktı ama bir şey söylemedi. Sonra sesimi yükselterek: "Ey Rebâh! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmem için izin iste; zira sanırım Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hafsa için geldiğimi zannetti. Vallahi, eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana onun boynunu vurmamı emretseydi, mutlaka onun boynunu vururdum!" dedim. Sesimi iyice yükseltince (Rebâh), eliye yukarı çıkmamı işaret etti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna girdim, bir hasırın üzerine yan yatmış haldeydi. Oturdum, o üzerindeki izârı (peştamalı) kendine yaklaştırdı; üzerinde ondan başka bir şey de yoktu. Hasırın [sertliğinin], yan tarafında iz bıraktığını gördüm. Göz ucuyla Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hücresine baktım; bir de ne göreyim, bir sâ' kadar bir avuç arpa, o kadar da karaz (dabaklamada kullanılan ağaç yaprağı) bir köşede duruyor ve işlenmemiş bir deri (afîk) asılıydı. Bunun üzerine gözlerim yaşardı. [Efendimiz]: "Seni ağlatan nedir ey Hattâb oğlu?" buyurdu. Ben de: "Ey Allah'ın Nebisi, neden ağlamayayım ki! Şu hasır senin böğründe iz bırakmış; şu hücrende gördüğümden başka bir şey de göremiyorum. Oysa Kayser ve Kisrâ, meyveler ve nehirler içindeler; sen ise Allah'ın Resulü ve O'nun seçkin kulusun, buna rağmen senin hazinen budur!" dedim. [Efendimiz]: "Ey Hattâb oğlu! Ahiretin bizim, dünyanın ise onların olmasına razı değil misin?" buyurdu. "Evet [razıyım]," dedim. Yanına girdiğim vakit yüzünde öfke emareleri görüyordum. Dedim ki: "Ey Resûlullah, hanımların durumu sizi ne diye sıkıntıya sokuyor? Eğer onları boşadıysanız, şüphesiz Allah, melekleri, Cebrail, Mikail, ben, Ebû Bekir ve tüm müminler seninle beraberiz." Hafsa ile Âişe o zaman Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in diğer eşlerine karşı birleşmişlerdi. Hak Teâlâ şu tahyîr (eşleri serbest bırakma) ayetini indirdi: { عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ } “Eğer o sizi boşarsa, belki de Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler verir...” { وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاَهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلاَئِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ } “Eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız, bilin ki onun yardımcısı ancak Allah, Cebrail ve müminlerin salih olanlarıdır; bunların ardından melekler de [ona] yardımcıdır.” (Tahrîm, 4-5). [Efendimize] sordum: "Ey Resûlullah, onları boşadın mı?" "Hayır," buyurdu. "Ey Resûlullah, mescide girdim, Müslümanlar taşlarla yere vurup, 'Resûlullah hanımlarını boşadı!' diyorlardı; inip onlara hanımlarını boşamadığını müjdeleyeyim mi?" diye sordum. "Evet, istersen yapabilirsin," buyurdu. Öfkesi yüzünden dağılıp da dişlerini göstererek gülünceye kadar onunla konuşmaya devam ettim. [Efendimiz], insanların en güzel dişli olanlarındandı. Sonra Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem [bulunduğu odadan] indi, ben de indim; ben ağaç kütüğüne tutunarak inerken, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sanki yerde yürüyormuş gibi, eliyle hiçbir yere dokunmadan iniyordu. Dedim ki: "Ey Resûlullah, sen bu odada yirmi dokuz gün kaldın." [Efendimiz]: "Ay bazen yirmi dokuz gün olur," buyurdu. Mescidin kapısına gelince en yüksek sesimle: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerini boşamadı!" diye bağırdım. Bunun üzerine şu ayet indi: { وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِنَ الأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُولِي الأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ } “Onlara güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Halbuki onu Resule ve aralarından yetki sahibi olanlara götürselerdi, elbette onlardan haberin içyüzünü araştırıp çıkaranlar (istinbat edenler) onu bilirlerdi.” (Nisâ, 83). İşte bu işin aslına vâkıf olup gerçeği çıkaran (istinbat eden) ben olmuştum. Allah azze ve celle de tahyîr ayetini indirdi.

1479_2. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - أَخْبَرَنِي يَحْيَى، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ بْنُ حُنَيْنٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، يُحَدِّثُ قَالَ مَكَثْتُ سَنَةً وَأَنَا أُرِيدُ، أَنْ أَسْأَلَ، عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ عَنْ آيَةٍ، فَمَا أَسْتَطِيعُ أَنْلَهُ حَتَّى خَرَجَ حَاجًّا فَخَرَجْتُ مَعَهُ فَلَمَّا رَجَعَ فَكُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَدَلَ إِلَى الأَرَاكِ لِحَاجَةٍ لَهُ فَوَقَفْتُ لَهُ حَتَّى فَرَغَ ثُمَّ سِرْتُ مَعَهُ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ اللَّتَانِ تَظَاهَرَتَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَزْوَاجِهِ فَقَالَ تِلْكَ حَفْصَةُ وَعَائِشَةُ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ لَهُ وَاللَّهِ إِنْ كُنْتُ لأُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَكَ عَنْ هَذَا مُنْذُ سَنَةٍ فَمَا أَسْتَطِيعُ هَيْبَةً لَكَ ‏.‏ قَالَ فَلاَ تَفْعَلْ مَا ظَنَنْتَ أَنَّ عِنْدِي مِنْ عِلْمٍ فَسَلْنِي عَنْهُ فَإِنْ كُنْتُ أَعْلَمُهُ أَخْبَرْتُكَ - قَالَ - وَقَالَ عُمَرُ وَاللَّهِ إِنْ كُنَّا فِي الْجَاهِلِيَّةِ مَا نَعُدُّ لِلنِّسَاءِ أَمْرًا حَتَّى أَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى فِيهِنَّ مَا أَنْزَلَ وَقَسَمَ لَهُنَّ مَا قَسَمَ قَالَ فَبَيْنَمَا أَنَا فِي أَمْرٍ أَأْتَمِرُهُ إِذْ قَالَتْ لِي امْرَأَتِي لَوْ صَنَعْتَ كَذَا وَكَذَا فَقُلْتُ لَهَا وَمَا لَكِ أَنْتِ وَلِمَا هَا هُنَا وَمَا تَكَلُّفُكِ فِي أَمْرٍ أُرِيدُهُ فَقَالَتْ لِي عَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ مَا تُرِيدُ أَنْ تُرَاجَعَ أَنْتَ وَإِنَّ ابْنَتَكَ لَتُرَاجِعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى يَظَلَّ يَوْمَهُ غَضْبَانَ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ فَآخُذُ رِدَائِي ثُمَّ أَخْرُجُ مَكَانِي حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ لَهَا يَا بُنَيَّةُ إِنَّكِ لَتُرَاجِعِينَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى يَظَلَّ يَوْمَهُ غَضْبَانَ ‏.‏ فَقَالَتْ حَفْصَةُ وَاللَّهِ إِنَّا لَنُرَاجِعُهُ ‏.‏ فَقُلْتُ تَعْلَمِينَ أَنِّي أُحَذِّرُكِ عُقُوبَةَ اللَّهِ وَغَضَبَ رَسُولِهِ يَا بُنَيَّةُ لاَ يَغُرَّنَّكِ هَذِهِ الَّتِي قَدْ أَعْجَبَهَا حُسْنُهَا وَحُبُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا ‏.‏ ثُمَّ خَرَجْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى أُمِّ سَلَمَةَ لِقَرَابَتِي مِنْهَا فَكَلَّمْتُهَا فَقَالَتْ لِي أُمُّ سَلَمَةَ عَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ قَدْ دَخَلْتَ فِي كُلِّ شَىْءٍ حَتَّى تَبْتَغِي أَنْ تَدْخُلَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَزْوَاجِهِ ‏.‏ قَالَ فَأَخَذَتْنِي أَخْذًا كَسَرَتْنِي عَنْ بَعْضِ مَا كُنْتُ أَجِدُ فَخَرَجْتُ مِنْ عِنْدِهَا وَكَانَ لِي صَاحِبٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِذَا غِبْتُ أَتَانِي بِالْخَبَرِ وَإِذَا غَابَ كُنْتُ أَنَا آتِيهِ بِالْخَبَرِ وَنَحْنُ حِينَئِذٍ نَتَخَوَّفُ مَلِكًا مِنْ مُلُوكِ غَسَّانَ ذُكِرَ لَنَا أَنَّهُ يُرِيدُ أَنْ يَسِيرَ إِلَيْنَا فَقَدِ امْتَلأَتْ صُدُورُنَا مِنْهُ فَأَتَى صَاحِبِي الأَنْصَارِيُّ يَدُقُّ الْبَابَ وَقَالَ افْتَحِ افْتَحْ ‏.‏ فَقُلْتُ جَاءَ الْغَسَّانِيُّ فَقَالَ أَشَدُّ مِنْ ذَلِكَ اعْتَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَزْوَاجَهُ ‏.‏ فَقُلْتُ رَغِمَ أَنْفُ حَفْصَةَ وَعَائِشَةَ ‏.‏ ثُمَّ آخُذُ ثَوْبِي فَأَخْرُجُ حَتَّى جِئْتُ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَشْرُبَةٍ لَهُ يُرْتَقَى إِلَيْهَا بِعَجَلَةٍ وَغُلاَمٌ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَسْوَدُ عَلَى رَأْسِ الدَّرَجَةِ فَقُلْتُ هَذَا عُمَرُ ‏.‏ فَأُذِنَ لِي ‏.‏ قَالَ عُمَرُ فَقَصَصْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَذَا الْحَدِيثَ فَلَمَّا بَلَغْتُ حَدِيثَ أُمِّ سَلَمَةَ تَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِنَّهُ لَعَلَى حَصِيرٍ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ شَىْءٌ وَتَحْتَ رَأْسِهِ وِسَادَةٌ مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ وَإِنَّ عِنْدَ رِجْلَيْهِ قَرَظًا مَضْبُورًا وَعِنْدَ رَأْسِهِ أُهُبًا مُعَلَّقَةً فَرَأَيْتُ أَثَرَ الْحَصِيرِ فِي جَنْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبَكَيْتُ فَقَالَ ‏"‏ مَا يُبْكِيكَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ كِسْرَى وَقَيْصَرَ فِيمَا هُمَا فِيهِ وَأَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ لَهُمَا الدُّنْيَا وَلَكَ الآخِرَةُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hârûn b. Saîd el-Eylî anlattı, bize Abdullah b. Vehb anlattı, bana Süleyman -yani İbn Bilâl- haber verdi, bana Yahyâ haber verdi, bana Ubeyd b. Huneyn haber verdi ki kendisi Abdullah b. Abbâs'ın şöyle anlattığını işitmiş: Ömer b. el-Hattâb'a bir ayet hakkında soru sormak istiyor ama bir yıldır [heybetinden dolayı] buna güç yetiremiyordum. Nihayet hacca gitmek üzere yola çıktı, ben de onunla beraber gittim. Dönüş yolundayken bir ihtiyacı için arah (ağaçlık) bölgesine saptı. İşini bitirinceye kadar onu bekledim, sonra birlikte yürümeye başladık. Ona: "Ey müminlerin emiri! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımlarından, ona karşı birleşen (arka çıkan) o iki kadın kimdir?" diye sordum. "Onlar Hafsa ve Âişe'dir," dedi. [Ibn Abbâs] dedi ki: Bunun üzerine ona: "Vallahi ben bir yıldır sana bunu sormak istiyordum da heybetinden dolayı soramıyordum," dedim. [Ömer]: "Öyle yapma! Yanımda bir bilgi olduğunu düşündüğün her şeyi bana sor; eğer biliyorsam sana haber veririm," dedi. Ömer devamla [şöyle] dedi: "Vallahi, biz Cahiliye döneminde Allah Teâlâ onlar hakkında [indireceği hükümleri] indirinceye ve onlara [vereceği hakları] paylaştırıncaya kadar kadınları bir şeyden saymazdık. Bir gün ben bir mesele hakkında düşünüp taşınırken hanımım bana: 'Şöyle şöyle yapsan daha iyi olur,' dedi. Ona: 'Senin neyine! Buradaki işlerle ne işin var? Benim istediğim bir işe ne diye karışıyorsun?' diye çıkıştım. [Hanımım] bana: 'Ey Hattâb oğlu, sana şaşıyorum! Sen kendisine karşılık verilmesini (itiraz edilmesini) istemiyorsun ama [kızın Hafsa] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşılık veriyor, öyle ki o [Efendimiz] gün boyu öfkeli kalıyor!' dedi." Ömer dedi ki: "Bunun üzerine hemen ridâmı (örtümü) alıp çıktım ve Hafsa'nın yanına girdim. Ona: 'Kızım! Sen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşılık mı veriyorsun? Öyle ki o gün boyu öfkeli kalıyormuş!' dedim. Hafsa: 'Vallahi biz ona karşılık veriyoruz,' dedi. Dedim ki: 'Bilesin ki seni Allah'ın cezası ve Resulü'nün öfkesiyle uyarıyorum! Ey kızım, güzelliğine güvenen ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisini sevmesiyle mağrur olan şu kadın (Âişe) seni aldatmasın!' sonra oradan çıkıp, aramızdaki akrabalıktan dolayı Ümmü Seleme'nin yanına girdim ve onunla da konuştum. Ümmü Seleme bana: 'Ey Hattâb oğlu, sana şaşıyorum! Her şeye karıştın da şimdi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile eşlerinin arasına mı girmek istiyorsun?' dedi. [Ömer] dedi ki: (Ümmü Seleme) beni öyle bir yakaladı (sözleriyle payladı) ki içimdeki o [karışma] isteğini bir nebze kırdı. Oradan çıktım. Ensâr'dan bir komşum vardı; ben [huzurda] bulunmadığımda o bana haberleri getirir, o bulunmadığında ise ben ona haberleri götürürdüm. O günlerde Gassân krallarından birinin üzerimize yürümek istediğini duymuş ve ondan çekiniyorduk; gönlümüz onun korkusuyla doluydu. [Bir gün] Ensârlı arkadaşım gelip kapıyı çaldı ve: 'Aç, aç!' diye bağırdı. 'Gassânî mi geldi?' diye sordum. 'Ondan daha beteri! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerinden ayrıldı (ilâ yaptı)!' dedi. 'Hafsa ve Âişe'nin burnu yere sürtülsün (perişan oldular)!' dedim. Hemen elbisemi giyip çıktım ve geldim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, merdivenle çıkılan bir odasındaydı. Merdivenin başında siyah bir hizmetçi duruyordu. Ona: 'Bu Ömer'dir [izin iste]!' dedim; bana izin verildi." Ömer dedi ki: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e tüm bu olanları anlattım. Ümmü Seleme ile ilgili kısma gelince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gülümsedi. O, bir hasırın üzerindeydi ve hasırla arasında hiçbir şey yoktu. Başının altında ise içi lif dolu deriden bir yastık vardı. Ayak ucunda bir miktar karaz (dabaklama yaprağı) yığılı duruyor, başucunda ise asılı deriler (uhub) vardı. Hasırın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in böğründe bıraktığı izi görünce ağladım. [Efendimiz]: 'Seni ağlatan nedir?' buyurdu. Ben de: 'Ey Resûlullah! Kisrâ ve Kayser neler içinde yaşıyorlar, sen ise Allah'ın Resulü'sün!' deyince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Dünyanın onların, ahiretin ise senin olmasına razı değil misin?' buyurdu."

1479_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ، سَعِيدٍ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَقْبَلْتُ مَعَ عُمَرَ حَتَّى إِذَا كُنَّا بِمَرِّ الظَّهْرَانِ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِطُولِهِ كَنَحْوِ حَدِيثِ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ قُلْتُ شَأْنُ الْمَرْأَتَيْنِ قَالَ حَفْصَةُ وَأُمُّ سَلَمَةَ ‏.‏ وَزَادَ فِيهِ وَأَتَيْتُ الْحُجَرَ فَإِذَا فِي كُلِّ بَيْتٍ بُكَاءٌ ‏.‏ وَزَادَ أَيْضًا وَكَانَ آلَى مِنْهُنَّ شَهْرًا فَلَمَّا كَانَ تِسْعًا وَعِشْرِينَ نَزَلَ إِلَيْهِنَّ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı, bize Affân anlattı, bize Hammâd b. Seleme anlattı, bize Yahyâ b. Saîd, Ubeyd b. Huneyn'den, [o da] İbn Abbâs'tan [naklen] haber verdi, şöyle dedi: Ömer ile beraber yola koyuldum, nihayet Merru'z-Zahrân denilen yere vardığımızda... [Râvi burada] Süleyman b. Bilâl'in hadisinin bir benzeri olarak hadisi uzunca sevk etti. Ancak şu farkla ki; [Ibn Abbâs] 'O iki kadının durumu nedir?' diye sordum, [Ömer de] 'Hafsa ve Ümmü Seleme'dir' dedi, şeklinde rivayet etti. [Hammâd b. Seleme] bu rivayete [şu kısımları da] ekledi: "Hücrelere (eşlerin odalarına) gittim, her evde bir ağlama vardı." Ayrıca şu kısmı da ekledi: "O [Resûlullah], onlardan bir ay uzak kalmaya yemin etmişti (ilâ yapmıştı). Yirmi dokuz gün olunca (odadan) onların yanına indi."

1479_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، سَمِعَ عُبَيْدَ بْنَ حُنَيْنٍ، - وَهُوَ مَوْلَى الْعَبَّاسِ - قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ كُنْتُ أُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَ، عُمَرَ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ اللَّتَيْنِ تَظَاهَرَتَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَبِثْتُ سَنَةً مَا أَجِدُ لَهُ مَوْضِعًا حَتَّى صَحِبْتُهُ إِلَى مَكَّةَ فَلَمَّا كَانَ بِمَرِّ الظَّهْرَانِ ذَهَبَ يَقْضِي حَاجَتَهُ فَقَالَ أَدْرِكْنِي بِإِدَاوَةٍ مِنْ مَاءٍ فَأَتَيْتُهُ بِهَا فَلَمَّا قَضَى حَاجَتَهُ وَرَجَعَ ذَهَبْتُ أَصُبُّ عَلَيْهِ وَذَكَرْتُ فَقُلْتُ لَهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ الْمَرْأَتَانِ فَمَا قَضَيْتُ كَلاَمِي حَتَّى قَالَ عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Züheyr b. Harb anlattılar -lafız Ebû Bekir'indir-; dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Yahyâ b. Saîd'den [naklen] anlattı; o, -Abbas'ın azatlısı olan- Ubeyd b. Huneyn'i işitmiş, (Ubeyd) demiş ki: İbn Abbâs'ı şöyle derken işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde ona karşı birleşen (arka çıkan) o iki kadın hakkında Ömer'e soru sormak istedim. Uygun bir yer bulamadığım için bir yıl bekledim. Nihayet Mekke'ye kadar ona eşlik ettim. Merru'z-Zahrân denilen yere vardığımızda (Ömer) ihtiyacını gidermek için gitti ve bana: 'Bana bir su kabı (idâve) yetiştir!' dedi. Ben de su kabını ona götürdüm. İhtiyacını giderip dönünce, ben de [onun abdest alması için] su dökmeye başladım ve [meseleyi] hatırlatıp: 'Ey müminlerin emiri! O iki kadın kimdir?' diye sordum. Henüz sözümü bitirmemiştim ki: 'Âişe ve Hafsa'dır,' dedi.

1475_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَتَقَارَبَا فِي لَفْظِ الْحَدِيثِ - قَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ حَدَّثَنَا وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمْ أَزَلْ حَرِيصًا أَنْأَسْأَلَ عُمَرَ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَيْنِ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا‏}‏ حَتَّى حَجَّ عُمَرُ وَحَجَجْتُ مَعَهُ فَلَمَّا كُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَدَلَ عُمَرُ وَعَدَلْتُ مَعَهُ بِالإِدَاوَةِ فَتَبَرَّزَ ثُمَّ أَتَانِي فَسَكَبْتُ عَلَى يَدَيْهِ فَتَوَضَّأَ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ الْمَرْأَتَانِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَانِ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لَهُمَا ‏{‏ إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا‏}‏ قَالَ عُمَرُ وَاعَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ - قَالَ الزُّهْرِيُّ كَرِهَ وَاللَّهِ مَا سَأَلَهُ عَنْهُ وَلَمْ يَكْتُمْهُ - قَالَ هِيَ حَفْصَةُ وَعَائِشَةُ ‏.‏ ثُمَّ أَخَذَ يَسُوقُ الْحَدِيثَ قَالَ كُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ قَوْمًا نَغْلِبُ النِّسَاءَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ - قَالَ - وَكَانَ مَنْزِلِي فِي بَنِي أُمَيَّةَ بْنِ زَيْدٍ بِالْعَوَالِي فَتَغَضَّبْتُ يَوْمًا عَلَى امْرَأَتِي فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي ‏.‏ فَقَالَتْ مَا تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ ‏.‏ فَانْطَلَقْتُ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ أَتُرَاجِعِينَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ فَقُلْتُ أَتَهْجُرُهُ إِحْدَاكُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ قَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ قُلْتُ قَدْ خَابَ مَنْ فَعَلَ ذَلِكَ مِنْكُنَّ وَخَسِرَ أَفَتَأْمَنُ إِحْدَاكُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هِيَ قَدْ هَلَكَتْ لاَ تُرَاجِعِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ تَسْأَلِيهِ شَيْئًا وَسَلِينِي مَا بَدَا لَكِ وَلاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هِيَ أَوْسَمَ وَأَحَبَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْكِ - يُرِيدُ عَائِشَةَ - قَالَ وَكَانَ لِي جَارٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَكُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَنْزِلُ يَوْمًا وَأَنْزِلُ يَوْمًا فَيَأْتِينِي بِخَبَرِ الْوَحْىِ وَغَيْرِهِ وَآتِيهِ بِمِثْلِ ذَلِكَ وَكُنَّا نَتَحَدَّثُ أَنَّ غَسَّانَ تُنْعِلُ الْخَيْلَ لِتَغْزُوَنَا فَنَزَلَ صَاحِبِي ثُمَّ أَتَانِي عِشَاءً فَضَرَبَ بَابِي ثُمَّ نَادَانِي فَخَرَجْتُ إِلَيْهِ فَقَالَ حَدَثَ أَمْرٌ عَظِيمٌ ‏.‏ قُلْتُ مَاذَا أَجَاءَتْ غَسَّانُ قَالَ لاَ بَلْ أَعْظَمُ مِنْ ذَلِكَ وَأَطْوَلُ طَلَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ ‏.‏ فَقُلْتُ قَدْ خَابَتْ حَفْصَةُ وَخَسِرَتْ قَدْ كُنْتُ أَظُنُّ هَذَا كَائِنًا حَتَّى إِذَا صَلَّيْتُ الصُّبْحَ شَدَدْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي ثُمَّ نَزَلْتُ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ وَهْىَ تَبْكِي فَقُلْتُ أَطَلَّقَكُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لاَ أَدْرِي هَا هُوَ ذَا مُعْتَزِلٌ فِي هَذِهِ الْمَشْرُبَةِ ‏.‏ فَأَتَيْتُ غُلاَمًا لَهُ أَسْوَدَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ ‏.‏ فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَىَّ فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَصَمَتَ فَانْطَلَقْتُ حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى الْمِنْبَرِ فَجَلَسْتُ فَإِذَا عِنْدَهُ رَهْطٌ جُلُوسٌ يَبْكِي بَعْضُهُمْ فَجَلَسْتُ قَلِيلاً ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ ثُمَّ أَتَيْتُ الْغُلاَمَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ ‏.‏ فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَىَّ ‏.‏ فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَصَمَتَ ‏.‏ فَوَلَّيْتُ مُدْبِرًا فَإِذَا الْغُلاَمُ يَدْعُونِي فَقَالَ ادْخُلْ فَقَدْ أَذِنَ لَكَ فَدَخَلْتُ فَسَلَّمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هُوَ مُتَّكِئٌ عَلَى رَمْلِ حَصِيرٍ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ فَقُلْتُ أَطَلَّقْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ نِسَاءَكَ فَرَفَعَ رَأْسَهُ إِلَىَّ وَقَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ اللَّهُ أَكْبَرُ لَوْ رَأَيْتَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ قَوْمًا نَغْلِبُ النِّسَاءَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ فَتَغَضَّبْتُ عَلَى امْرَأَتِي يَوْمًا فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي ‏.‏ فَقَالَتْ مَا تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ ‏.‏ فَقُلْتُ قَدْ خَابَ مَنْ فَعَلَ ذَلِكَ مِنْهُنَّ وَخَسِرَ أَفَتَأْمَنُ إِحْدَاهُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هِيَ قَدْ هَلَكَتْ فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ دَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ لاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هِيَ أَوْسَمُ مِنْكِ وَأَحَبُّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْكِ ‏.‏ فَتَبَسَّمَ أُخْرَى فَقُلْتُ أَسْتَأْنِسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ فَجَلَسْتُ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فِي الْبَيْتِ فَوَاللَّهِ مَا رَأَيْتُ فِيهِ شَيْئًا يَرُدُّ الْبَصَرَ إِلاَّ أُهُبًا ثَلاَثَةً فَقُلْتُ ادْعُ اللَّهَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ يُوَسِّعَ عَلَى أُمَّتِكَ فَقَدْ وَسَّعَ عَلَى فَارِسَ وَالرُّومِ وَهُمْ لاَ يَعْبُدُونَ اللَّهَ فَاسْتَوَى جَالِسًا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَفِي شَكٍّ أَنْتَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ أُولَئِكَ قَوْمٌ عُجِّلَتْ لَهُمْ طَيِّبَاتُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ اسْتَغْفِرْ لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ وَكَانَ أَقْسَمَ أَنْ لاَ يَدْخُلَ عَلَيْهِنَّ شَهْرًا مِنْ شِدَّةِ مَوْجِدَتِهِ عَلَيْهِنَّ ‏.‏ حَتَّى عَاتَبَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏.‏ قَالَ الزُّهْرِيُّ فَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا مَضَى تِسْعٌ وَعِشْرُونَ لَيْلَةً دَخَلَ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَدَأَ بِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ أَقْسَمْتَ أَنْ لاَ تَدْخُلَ عَلَيْنَا شَهْرًا وَإِنَّكَ دَخَلْتَ مِنْ تِسْعٍ وَعِشْرِينَ أَعُدُّهُنَّ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ الشَّهْرَ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ - ثُمَّ قَالَ - يَا عَائِشَةُ إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا فَلاَ عَلَيْكِ أَنْ لاَ تَعْجَلِي فِيهِ حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ عَلَىَّ الآيَةَ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ‏}‏ حَتَّى بَلَغَ ‏{‏ أَجْرًا عَظِيمًا‏}‏ قَالَتْ عَائِشَةُ قَدْ عَلِمَ وَاللَّهِ أَنَّ أَبَوَىَّ لَمْ يَكُونَا لِيَأْمُرَانِي بِفِرَاقِهِ قَالَتْ فَقُلْتُ أَوَفِي هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ ‏.‏ قَالَ مَعْمَرٌ فَأَخْبَرَنِي أَيُّوبُ أَنَّ عَائِشَةَ قَالَتْ لاَ تُخْبِرْ نِسَاءَكَ أَنِّي اخْتَرْتُكَ فَقَالَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ أَرْسَلَنِي مُبَلِّغًا وَلَمْ يُرْسِلْنِي مُتَعَنِّتًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا مَالَتْ قُلُوبُكُمَا‏.‏

Bize İshak b. İbrâhîm el-Hanzalî ve Muhammed b. Ebî Ömer anlattılar -hadisin metninde birbirine yakın ifadeler kullandılar-; İbn Ebî Ömer "anlattı" derken İshak "haber verdi" dedi; (her ikisi de şöyle dediler): Bize Abdurrezzâk haber verdi, bize Ma'mer haber verdi, Zührî'den; [o da] Ubeydullâh b. Abdillâh b. Ebî Sevr'den; [o da] İbn Abbâs'tan [naklen] şöyle dedi: Allah Teâlâ'nın { إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا } “Eğer her ikiniz de Allah'a tövbe ederseniz ne iyi; çünkü kalpleriniz (haktan) saptı.” (Tahrîm, 4) buyurduğu, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşlerinden o iki kadının kim olduğunu Ömer'e sormayı hep çok istiyordum. Nihayet Ömer hacca gitti, ben de onunla beraber hacca gittim. Yolun bir kısmındayken Ömer [ana yoldan] saptı, ben de elimde su kabı (idâve) ile onunla beraber saptım. [Ömer] ihtiyacını giderdi, sonra yanıma geldi. Ben de ellerine su döktüm, o da abdest aldı. Ona: "Ey müminlerin emiri! Allah azze ve celle'nin kendilerine { إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا } buyurduğu, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in o iki eşi kimdir?" diye sordum. Ömer: "Sana şaşıyorum ey İbn Abbâs!" dedi (Zührî dedi ki: Vallahi Ömer, İbn Abbâs'ın kendisine bunu sormasından hoşlanmadı ama yine de gizlemedi). [Ömer]: "O ikisi Hafsa ve Âişe'dir," dedi. Sonra hadisi [şöyle] anlatmaya başladı: "Biz Kureyş topluluğu, kadınlara galip gelen bir kavimdik. Medine'ye gelince, kadınlarının kendilerine galip geldiği bir topluluk bulduk. Bizim kadınlarımız da onların kadınlarından [bu durumu] öğrenmeye başladılar. Benim evim Avâlî bölgesinde, Benî Ümeyye b. Zeyd yurdundaydı. Bir gün hanımıma kızdım; bir de baktım ki o bana karşılık veriyor! Onun bana karşılık vermesini yadırgadım. Hanımım: 'Benim sana karşılık vermemi niçin yadırgıyorsun? Vallahi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşleri bile ona karşılık veriyorlar; hatta onlardan biri [Efendimize] küsüp o günü geceye kadar ondan ayrı duruyor!' dedi. Bunun üzerine hemen [çıktım] Hafsa'nın yanına girdim ve: 'Sen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşılık mı veriyorsun?' diye sordum. [Hafsa]: 'Evet,' dedi. 'Sizden biri o günü geceye kadar ondan ayrı mı duruyor?' dedim. 'Evet,' cevabını verdi. Dedim ki: 'Sizden bunu yapan kimse gerçekten hüsrana uğramış ve kaybetmiştir! Sizden biriniz, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in öfkesinden dolayı Allah'ın kendisine gazap etmesinden ve böylece helak olmaktan korkmuyor mu? Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşılık verme, ondan bir şey isteme; neye ihtiyacın olursa benden iste! Komşun (yani ortağın olan Âişe), senden daha güzel ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e senden daha sevgili olsa bile bu seni aldatmasın!' Ensâr'dan bir komşum vardı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna inme işini onunla nöbetleşe yapardık; bir gün o iner, bir gün ben inerdim. [Nöbetleşe] indiğimizde o bana vahiyden ve diğer şeylerden haber getirir, ben de ona benzer şekilde haber götürürdüm. O günlerde Gassânlıların bize saldırmak için atlarına nal çaktırdıklarını konuşuyorduk. Bir akşam vakti arkadaşım gelip kapımı vurdu ve bana seslendi. Yanına çıktığımda: 'Büyük bir hadise oldu!' dedi. 'Ne oldu? Gassânlılar mı geldi?' dedim. 'Hayır, ondan daha büyük ve daha uzun [süreli bir şey]: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerini boşadı!' dedi. Kendi kendime: 'Hafsa hayal kırıklığına uğradı ve kaybetti! Bunun olacağını zaten sanıyordum,' dedim. Sabah namazını kıldıktan sonra elbiselerimi giyip [Medine'ye] indim. Hafsa'nın yanına girdim, ağlıyordu. 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sizi boşadı mı?' diye sordum. 'Bilmiyorum; işte o, şu odada (meşrebe) bir başına duruyor,' dedi. [Odasına] siyah hizmetçisinin yanına geldim ve: 'Ömer için izin iste!' dedim. [Hizmetçi] içeri girdi, sonra yanıma çıkıp: 'Seni ona zikrettim ama sustu,' dedi. Oradan ayrılıp minberin yanına geldim ve oturdum. Mescitte bazıları ağlayan birkaç kişilik bir topluluk oturuyordu. Bir süre orada oturdum ama içimdeki o [öğrenme] duygusu beni bastırdı. Tekrar hizmetçinin yanına geldim ve: 'Ömer için izin iste!' dedim. [Hizmetçi] içeri girdi, sonra yanıma çıkıp: 'Seni ona zikrettim ama sustu,' dedi. Geri dönüp giderken bir de baktım ki o hizmetçi bana sesleniyor ve: 'Gir, sana izin verdi!' diyor. İçeri girdim, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e selam verdim; hasırın örüldüğü yere yanlamasına dayanmıştı ve hasır böğründe iz bırakmıştı. 'Ey Resûlullah, eşlerini boşadın mı?' diye sordum. Başını bana doğru kaldırdı ve: 'Hayır,' buyurdu. Dedim ki: 'Allâhu Ekber! Ey Resûlullah, bir görsen; biz Kureyş topluluğu kadınlara galip gelen bir kavimdik. Medine'ye gelince kadınların kendilerine galip geldiği bir topluluk bulduk. Bizim kadınlarımız da onlardan öğrenmeye başladılar. Bir gün hanımıma kızmıştım, o da bana karşılık verdi; ben de bunu yadırgadım. [Hanımım] bana: 'Benim karşılık vermemi neden yadırgıyorsun? Vallahi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşleri bile ona karşılık veriyor, hatta biri o günü geceye kadar ondan ayrı duruyor!' dedi. Ben de: 'Bunu yapan kimse hüsrana uğramış ve helak olmuştur! Allah Resulü'nün öfkesinden dolayı Allah'ın onlara gazap etmesinden korkmuyorlar mı?' dedim.' [Bunun üzerine] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gülümsedi. Dedim ki: 'Ey Resûlullah, Hafsa'nın yanına girdim ve ona: Komşun senden daha güzel ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e daha sevgili olsa dahi bu seni aldatmasın! dedim.' [Efendimiz] bir daha gülümsedi. 'Gezinebilir miyim (etrafa bakabilir miyim) ey Resûlullah?' dedim. 'Evet,' buyurdu. Oturup başımı evin içinde dolaştırdım; vallahi orada asılı üç deriden (uhub) başka göze çarpacak hiçbir şey görmedim. Dedim ki: 'Ey Resûlullah! Allah'a dua etsen de ümmetine bolluk verse; zira Allah'a ibadet etmedikleri halde Farslara ve Romalılara genişlik verilmiştir.' [Bu söz üzerine Efendimiz] doğrulup oturdu ve: 'Sende hâlâ bir şüphe mi var ey Hattâb oğlu? Onlar temiz nimetleri dünya hayatında kendilerine erkenden verilmiş bir kavimdir,' buyurdu. Ben de: 'Ey Resûlullah, benim için mağfiret dile!' dedim. [Resûlullah], onlara olan şiddetli öfkesinden dolayı bir ay boyunca yanlarına girmeyeceğine yemin etmişti. Nihayet Allah azze ve celle ona sitem etti (itaat ve uyum ayetlerini indirdi). Zührî dedi ki: Bana Urve, Âişe'den [naklen] haber verdi ki Âişe şöyle demiş: 'Yirmi dokuz gece geçince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem benim yanıma girdi; [işe] benden başladı. Ona: Ey Resûlullah! Sen bir ay girmeyeceğine yemin etmiştin, halbuki sen yirmi dokuzuncu gecede girdin; ben günleri sayıyorum! dedim. [Efendimiz]: Ay yirmi dokuzdur, buyurdu. Sonra: Ey Âişe, sana bir durum zikredeceğim; anne ve babana danışıncaya kadar onda acele etmemende bir sakınca yoktur, buyurıp bana şu ayeti okudu: { يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ } (Ey Peygamber, eşlerine söyle...)' { أَجْرًا عَظِيمًا } (...büyük bir mükafat hazırlamıştır) kısmına kadar [okudu]. Âişe dedi ki: 'Vallahi Allah [Resulü], anne ve babamın ondan ayrılmamı bana asla emretmeyeceklerini biliyordu. Bunun üzerine: Bu konuda mı anne ve babama danışacakmışım? Ben elbette Allah'ı, Resulü'nü ve ahiret yurdunu seçiyorum, dedim.' Ma'mer dedi ki: Bana Eyyûb haber verdi ki Âişe: 'Senin [seçme konusundaki bu tercihini] diğer eşlerine haber verme,' demiş, [Efendimiz] de ona: 'Allah beni [insanlara gerçekleri] tebliğ edici olarak gönderdi, zorluk çıkarıcı olarak (müteannit) göndermedi,' buyurmuş. Katâde { صَغَتْ قُلُوبُكُمَا } ifadesi hakkında: 'Kalpleriniz (haktan) saptı/kaydı' açıklamasını yapmıştır.

1480_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، مَوْلَى الأَسْوَدِ بْنِ سُفْيَانَ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، أَنَّ أَبَا عَمْرِو بْنَ حَفْصٍ، طَلَّقَهَا الْبَتَّةَ وَهُوَ غَائِبٌ فَأَرْسَلَ إِلَيْهَا وَكِيلُهُ بِشَعِيرٍ فَسَخِطَتْهُ فَقَالَ وَاللَّهِ مَا لَكِ عَلَيْنَا مِنْ شَىْءٍ ‏.‏ فَجَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ ‏"‏ لَيْسَ لَكِ عَلَيْهِ نَفَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏ فَأَمَرَهَا أَنْ تَعْتَدَّ فِي بَيْتِ أُمِّ شَرِيكٍ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ تِلْكَ امْرَأَةٌ يَغْشَاهَا أَصْحَابِي اعْتَدِّي عِنْدَ ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ فَإِنَّهُ رَجُلٌ أَعْمَى تَضَعِينَ ثِيَابَكِ فَإِذَا حَلَلْتِ فَآذِنِينِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَلَمَّا حَلَلْتُ ذَكَرْتُ لَهُ أَنَّ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ وَأَبَا جَهْمٍ خَطَبَانِي ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَّا أَبُو جَهْمٍ فَلاَ يَضَعُ عَصَاهُ عَنْ عَاتَقِهِ وَأَمَّا مُعَاوِيَةُ فَصُعْلُوكٌ لاَ مَالَ لَهُ انْكِحِي أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ ‏"‏ ‏.‏ فَكَرِهْتُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ انْكِحِي أُسَامَةَ ‏"‏ ‏.‏ فَنَكَحْتُهُ فَجَعَلَ اللَّهُ فِيهِ خَيْرًا وَاغْتَبَطْتُ بِهِ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik'e, Esved b. Süfyân'ın azatlısı Abdullah b. Yezîd'den, [onun da] Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan, [onun da] Fâtıma bint Kays'tan [naklettiği şu hadisi] okudum: Ebû Amr b. Hafs, kendisi [başka bir yerde] uzaktayken onu [Fâtıma'yı] üç talakla (kesin olarak) boşadı. Vekili ona bir miktar arpa gönderdi ancak Fâtıma buna [az bularak] öfkelendi. [Vekil]: 'Vallahi senin üzerimizde bir hakkın yoktur!' dedi. Bunun üzerine Fâtıma Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip durumu ona anlattı. [Efendimiz]: 'Onun üzerinde senin için bir nafaka yoktur,' buyurdu ve Ümmü Şerîk'in evinde iddet beklemesini emretti. Sonra: 'O [Ümmü Şerîk], arkadaşlarımın yanına çok girip çıktığı bir kadındır; sen en iyisi İbn Ümmü Mektûm'un yanında iddetini bekle. Zira o âmâ (kör) bir adamdır; [orada] elbiselerini çıkarabilirsin (rahat hareket edebilirsin). İddetin dolunca bana haber ver!' buyurdu. [Fâtıma] dedi ki: İddetim dolunca [Peygamberimize], Muâviye b. Ebî Süfyân ile Ebû Cehm'in bana dünür olduklarını (evlilik teklif ettiklerini) söyledim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ebû Cehm'e gelince, o sopasını omzundan indirmez (kadınları çok döver); Muâviye ise fakirdir, malı yoktur. Sen Üsâme b. Zeyd ile evlen!' buyurdu. Ben ondan hoşlanmadım (istemediğimi belirttim). Sonra [Efendimiz yine]: 'Üsâme ile evlen!' buyurdu. Bunun üzerine onunla evlendim; Allah onda [benim için] hayır kıldı ve [bu evlilikten dolayı] gıpta edilen/mutlu bir kişi oldum.

1480_2. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ أَبِي حَازِمٍ وَقَالَ قُتَيْبَةُ أَيْضًا حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْقَارِيَّ - كِلاَهُمَا عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي، سَلَمَةَ عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، أَنَّهُ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا فِي عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ أَنْفَقَ عَلَيْهَا نَفَقَةَ دُونٍ فَلَمَّا رَأَتْ ذَلِكَ قَالَتْ وَاللَّهِ لأُعْلِمَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا كَانَ لِي نَفَقَةٌ أَخَذْتُ الَّذِي يُصْلِحُنِي وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لِي نَفَقَةٌ لَمْ آخُذْ مِنْهُ شَيْئًا قَالَتْ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ لاَ نَفَقَةَ لَكِ وَلاَ سُكْنَى ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı, bize Abdülazîz -yani İbn Ebî Hâzim- anlattı; ayrıca Kuteybe bize Yakub'un -yani İbn Abdirrahman el-Kârî- [şöyle dediğini] anlattı: Her ikisi de Ebû Hâzim'den, [o da] Ebû Seleme'den, [o da] Fâtıma bint Kays'tan [naklen] anlattı ki; kocası onu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde boşamıştı. Kocası [bu ayrılıktan sonra] ona yetersiz bir nafaka göndermişti. Fâtıma bu durumu görünce: 'Vallahi mutlaka Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e haber vereceğim! Eğer nafaka hakkım varsa, bana yetecek olanı alırım; eğer nafaka hakkım yoksa ondan hiçbir şey almam,' dedi. Fâtıma dedi ki: Durumu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e arz ettim de: 'Senin için ne nafaka ne de barınma hakkı (süknâ) vardır,' buyurdu.

1480_3. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ أَبِي أَنَسٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهُ قَالَ سَأَلْتُ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ فَأَخْبَرَتْنِي أَنَّ زَوْجَهَا الْمَخْزُومِيَّ طَلَّقَهَا فَأَبَى أَنْ يُنْفِقَ عَلَيْهَا فَجَاءَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَتْهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ نَفَقَةَ لَكِ فَانْتَقِلِي فَاذْهَبِي إِلَى ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ فَكُونِي عِنْدَهُ فَإِنَّهُ رَجُلٌ أَعْمَى تَضَعِينَ ثِيَابَكِ عِنْدَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı, bize Leys, İmrân b. Ebî Enes'ten, [o da] Ebû Seleme'den [naklen] anlattı; (Ebû Seleme) şöyle dedi: Fâtıma bint Kays'a sordum da bana şunu haber verdi: Mahzûm kabilesinden olan kocası onu boşamış ve ona nafaka vermeyi reddetmişti. Bunun üzerine Fâtıma Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip durumu ona haber verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Senin için nafaka yoktur; o yüzden [başka yere] taşın ve İbn Ümmü Mektûm'un yanına git, [iddetini] onun yanında bekle. Zira o âmâ (kör) bir adamdır; onun yanında elbiselerini [rahatça] çıkarabilirsin,' buyurdu.

1480_4. Hadis

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، - وَهُوَ ابْنُ أَبِي كَثِيرٍ - أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ، أُخْتَ الضَّحَّاكِ بْنِ قَيْسٍ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أَبَا حَفْصِ بْنَ الْمُغِيرَةِ الْمَخْزُومِيَّ طَلَّقَهَا ثَلاَثًا ثُمَّ انْطَلَقَ إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ لَهَا أَهْلُهُ لَيْسَ لَكِ عَلَيْنَا نَفَقَةٌ ‏.‏ فَانْطَلَقَ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ فِي نَفَرٍ فَأَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ فَقَالُوا إِنَّ أَبَا حَفْصٍ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا فَهَلْ لَهَا مِنْ نَفَقَةٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَيْسَتْ لَهَا نَفَقَةٌ وَعَلَيْهَا الْعِدَّةُ ‏"‏ ‏.‏ وَأَرْسَلَ إِلَيْهَا ‏"‏ أَنْ لاَ تَسْبِقِينِي بِنَفْسِكِ ‏"‏ ‏.‏ وَأَمَرَهَا أَنْ تَنْتَقِلَ إِلَى أُمِّ شَرِيكٍ ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَيْهَا ‏"‏ أَنَّ أُمَّ شَرِيكٍ يَأْتِيهَا الْمُهَاجِرُونَ الأَوَّلُونَ فَانْطَلِقِي إِلَى ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ الأَعْمَى فَإِنَّكِ إِذَا وَضَعْتِ خِمَارَكِ لَمْ يَرَكِ ‏"‏ ‏.‏ فَانْطَلَقَتْ إِلَيْهِ فَلَمَّا مَضَتْ عِدَّتُهَا أَنْكَحَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُسَامَةَ بْنَ زَيْدِ بْنِ حَارِثَةَ

Bana Muhammed b. Râfi' anlattı, bize Hüseyin b. Muhammed anlattı, bize Şeybân, Yahyâ'dan -ki o İbn Ebî Kesîr'dir- [naklen] anlattı; (Yahyâ) dedi ki: Bana Ebû Seleme haber verdi ki Dahhâk b. Kays'ın kız kardeşi Fâtıma bint Kays ona şunu haber vermiş: Ebû Hafs b. el-Mugîre el-Mahzûmî onu üç talakla boşadı, sonra Yemen'e gitti. Kocasının ailesi ona: 'Bizim üzerimizde senin için bir nafaka hakkın yoktur,' dediler. Bunun üzerine Hâlid b. el-Velîd bir grup insanla beraber Meymûne'nin evinde bulunan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek: 'Ebû Hafs karısını üç talakla boşadı; peki kadın için bir nafaka hakkı var mıdır?' diye sordular. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Onun için nafaka yoktur ancak iddet beklemesi gerekir,' buyurdu ve Fâtıma'ya: 'Bana danışmadan kendi başına [evlilik kararı] alma!' diye haber gönderdi. [Efendimiz] ona Ümmü Şerîk'in yanına taşınmasını emretti; sonra ona: 'Ümmü Şerîk'in yanına ilk Muhacirler [çokça] gelir; sen en iyisi âmâ (kör) olan İbn Ümmü Mektûm'un yanına git. Zira sen başörtünü çıkardığında o seni görmez,' diye haber gönderdi. Bunun üzerine Fâtıma onun yanına gitti. İddeti dolunca da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu Üsâme b. Zeyd b. Hârise ile evlendirdi.

1480_5. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَابْنُ، حُجْرٍ قَالُوا حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنُونَ ابْنَ جَعْفَرٍ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، ح وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، قَالَ كَتَبْتُ ذَلِكَ مِنْ فِيهَا كِتَابًا قَالَتْ كُنْتُ عِنْدَ رَجُلٍ مِنْ بَنِي مَخْزُومٍ فَطَلَّقَنِي الْبَتَّةَ فَأَرْسَلْتُ إِلَى أَهْلِهِ أَبْتَغِي النَّفَقَةَ ‏.‏ وَاقْتَصُّوا الْحَدِيثَ بِمَعْنَى حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ ‏.‏ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو ‏ "‏ لاَ تَفُوتِينَا بِنَفْسِكِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Eyyûb, Kuteybe b. Saîd ve İbn Hucr anlattılar; dediler ki: Bize İsmâîl -yani İbn Ca'fer- Muhammed b. Amr'dan, [o da] Ebû Seleme'den, [o da] Fâtıma bint Kays'tan [naklen] anlattı. (H) Ayrıca bunu bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de anlattı, bize Muhammed b. Bişr anlattı, bize Muhammed b. Amr anlattı, bize Ebû Seleme, Fâtıma bint Kays'tan [naklen] anlattı. [Muhammed b. Amr] dedi ki: 'Ben bu hadisi onun ağzından bizzat yazmıştım.' (Fâtıma) şöyle dedi: 'Ben Mahzûm kabilesinden bir adamın [Ebû Hafs'ın] nikâhı altındaydım; beni kesin olarak (üç talakla) boşadı. Nafaka talebiyle ailesine haber gönderdim.' [Râviler] hadisin kalanını Yahyâ b. Ebî Kesîr'in Ebû Seleme'den olan rivayeti anlamında sevk ettiler. Ancak şu farkla ki; Muhammed b. Amr'ın hadisinde: '[Gelecek planların konusunda] bizi habersiz bırakma!' ifadesi yer almaktadır.

1480_6. Hadis

حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، جَمِيعًا عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، بْنِ سَعْدٍ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا، كَانَتْ تَحْتَ أَبِي عَمْرِو بْنِ حَفْصِ بْنِ الْمُغِيرَةِ فَطَلَّقَهَا آخِرَ ثَلاَثِ تَطْلِيقَاتٍ فَزَعَمَتْ أَنَّهَا جَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَسْتَفْتِيهِ فِي خُرُوجِهَا مِنْ بَيْتِهَا فَأَمَرَهَا أَنْ تَنْتَقِلَ إِلَى ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ الأَعْمَى فَأَبَى مَرْوَانُ أَنْ يُصَدِّقَهُ فِي خُرُوجِ الْمُطَلَّقَةِ مِنْ بَيْتِهَا وَقَالَ عُرْوَةُ إِنَّ عَائِشَةَ أَنْكَرَتْ ذَلِكَ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ.‏

Bize Hasan b. Ali el-Hulvânî ve Abd b. Humeyd anlattılar; her ikisi de Yakub b. İbrâhîm b. Sa'd'dan, [o da] babasından, [o da] Sâlih'ten, [o da] İbn Şihâb'dan [naklen] anlattı ki; Ebû Seleme b. Abdirrahman b. Avf'ın kendisine haber verdiğine göre Fâtıma bint Kays ona şunu bildirmiş: Kendisi Ebû Amr b. Hafs b. el-Mugîre'nin nikâhı altındayken, kocası onu [üçüncü ve] sonuncu boşama ile boşamış. Fâtıma'nın anlattığına göre; evinden [iddet bitmeden] çıkma konusunda fetva istemek üzere Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelmiş, [Efendimiz] de ona âmâ olan İbn Ümmü Mektûm'un yanına taşınmasını emretmiş. [Ancak daha sonra] Marwân, boşanmış kadının evinden çıkması hususunda [onun bu sözünü] doğrulamayı reddetmiş; Urve de Âişe'nin, Fâtıma bint Kays'ın bu [iddet bekleme yeri hakkındaki] sözünü inkâr ettiğini (kabul etmediğini) söylemiştir.

1480_7. Hadis

وَحَدَّثَنِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا حُجَيْنٌ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ مَعَ قَوْلِ عُرْوَةَ إِنَّ عَائِشَةَ أَنْكَرَتْ ذَلِكَ عَلَى فَاطِمَةَ ‏.‏

Bana bunu Muhammed b. Râfi' de anlattı, bize Huceyn anlattı, bize Leys, Ukayl'den, [o da] İbn Şihâb'dan bu isnadla bunun bir benzerini; Urve'nin; Âişe'nin, Fâtıma'nın bu [sözünü] inkâr ettiği/kabul etmediği yönündeki sözüyle beraber anlattı.

1480_8. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، - وَاللَّفْظُ لِعَبْدٍ - قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ، الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَا عَمْرِو بْنَ حَفْصِ بْنِ الْمُغِيرَةِ، خَرَجَ مَعَ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ إِلَى الْيَمَنِ فَأَرْسَلَ إِلَى امْرَأَتِهِ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ بِتَطْلِيقَةٍ كَانَتْ بَقِيَتْ مِنْ طَلاَقِهَا وَأَمَرَ لَهَا الْحَارِثَ بْنَ هِشَامٍ وَعَيَّاشَ بْنَ أَبِي رَبِيعَةَ بِنَفَقَةٍ فَقَالاَ لَهَا وَاللَّهِ مَا لَكِ نَفَقَةٌ إِلاَّ أَنْ تَكُونِي حَامِلاً ‏.‏ فَأَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَتْ لَهُ قَوْلَهُمَا ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ نَفَقَةَ لَكِ ‏"‏ ‏.‏ فَاسْتَأْذَنَتْهُ فِي الاِنْتِقَالِ فَأَذِنَ لَهَا ‏.‏ فَقَالَتْ أَيْنَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ إِلَى ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ ‏"‏ ‏.‏ وَكَانَ أَعْمَى تَضَعُ ثِيَابَهَا عِنْدَهُ وَلاَ يَرَاهَا فَلَمَّا مَضَتْ عِدَّتُهَا أَنْكَحَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ فَأَرْسَلَ إِلَيْهَا مَرْوَانُ قَبِيصَةَ بْنَ ذُؤَيْبٍ يَسْأَلُهَا عَنِ الْحَدِيثِ فَحَدَّثَتْهُ بِهِ فَقَالَ مَرْوَانُ لَمْ نَسْمَعْ هَذَا الْحَدِيثَ إِلاَّ مِنِ امْرَأَةٍ سَنَأْخُذُ بِالْعِصْمَةِ الَّتِي وَجَدْنَا النَّاسَ عَلَيْهَا ‏.‏ فَقَالَتْ فَاطِمَةُ حِينَ بَلَغَهَا قَوْلُ مَرْوَانَ فَبَيْنِي وَبَيْنَكُمُ الْقُرْآنُ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ لاَ تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ‏}‏ الآيَةَ قَالَتْ هَذَا لِمَنْ كَانَتْ لَهُ مُرَاجَعَةٌ فَأَىُّ أَمْرٍ يَحْدُثُ بَعْدَ الثَّلاَثِ فَكَيْفَ تَقُولُونَ لاَ نَفَقَةَ لَهَا إِذَا لَمْ تَكُنْ حَامِلاً فَعَلاَمَ تَحْبِسُونَهَا

Bize İshak b. İbrâhîm ve Abd b. Humeyd anlattılar -lafız Abd'e aittir-; dediler ki: Bize Abdurrezzâk haber verdi, bize Ma'mer haber verdi, Zührî'den; [o da] Ubeydullâh b. Utbe'den [naklen] şöyle dedi: Ebû Amr b. Hafs b. el-Mugîre, Ali b. Ebî Tâlib ile beraber Yemen'e gitmişti. [Yemen'deyken] karısı Fâtıma bint Kays'a, boşanmalarından kalan sonuncu [üçüncü] boşama haberini gönderdi ve onun nafakasıyla ilgilenmeleri için Hâris b. Hişâm ile Ayyaş b. Ebî Rebîa'ya talimat verdi. O ikisi Fâtıma'ya: 'Vallahi, hamile olmadığın sürece senin için bir nafaka hakkı yoktur!' dediler. Bunun üzerine Fâtıma Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip o ikisinin sözünü ona anlattı. [Efendimiz]: 'Senin için nafaka yoktur,' buyurdu. Fâtıma [başka yere] taşınmak için ondan izin istedi, [Efendimiz] ona izin verdi. Fâtıma: 'Nereye gideyim ey Resûlullah?' deyince, 'İbn Ümmü Mektûm'un yanına,' buyurdu. İbn Ümmü Mektûm âmâ (kör) idi; Fâtıma onun yanında elbiselerini [rahatça] çıkarabilirdi ve o kendisini görmezdi. İddeti dolunca Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onu Üsâme b. Zeyd ile evlendirdi. Daha sonra Marwân, olanları sorması için Kabîsa b. Züeyb'i Fâtıma'ya gönderdi; Fâtıma da hadisi ona anlattı. Marwân: 'Biz bu hadisi sadece bir kadından duyduk; biz insanların [eskiden beri] üzerinde olduğu o sağlam hükme (evde iddet bekleme kuralına) bağlı kalacağız,' dedi. Marwân'ın bu sözü Fâtıma'ya ulaşınca: 'Benimle sizin aranızda Kur'ân vardır! Allah azze ve celle: { لاَ تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ } “Onları evlerinden çıkarmayın...” (Talak, 1) buyurmuştur,' dedi. Fâtıma devamla şöyle dedi: 'Bu [hüküm], kocası için geri dönme (rücû) imkanı olan [boşanmalar] içindir. Üç [talak]tan sonra artık [dönüş için] ne gibi bir durum olabilir ki? (Yani geri dönme imkanı kalmamıştır). Peki siz [kesin boşanmış kadına], hamile değilse nafaka yok derken; neye dayanarak (hakkı olmayan bir yerde) onu tutuyorsunuz?'

1480_9. Hadis

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا سَيَّارٌ، وَحُصَيْنٌ، وَمُغِيرَةُ، وَأَشْعَثُ، وَمُجَالِدٌ وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ وَدَاوُدُ كُلُّهُمْ عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ فَسَأَلْتُهَا عَنْ قَضَاءِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهَا فَقَالَتْ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا الْبَتَّةَ ‏.‏ فَقَالَتْ فَخَاصَمْتُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي السُّكْنَى وَالنَّفَقَةِ - قَالَتْ - فَلَمْ يَجْعَلْ لِي سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةً وَأَمَرَنِي أَنْ أَعْتَدَّ فِي بَيْتِ ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb anlattı, bize Huşeym anlattı, bize Seyyâr, Husayn, Mugîre, Eş'as, Mücâlid, İsmâîl b. Ebî Hâlid ve Dâvûd haber verdiler; hepsi Şa'bî'den [naklen] şöyle dedi: Fâtıma bint Kays'ın yanına girdim ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in onun hakkındaki hükmünü sordum. (Fâtıma), kocasının kendisini kesin olarak (üç talakla) boşadığını söyledi. Devamla: 'Barınma (süknâ) ve nafaka konusunda [kocamla] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzurunda davalaştım; [Efendimiz] bana ne barınma ne de nafaka hakkı tanıdı. İddetimi İbn Ümmü Mektûm'un evinde geçirmemi emretti,' dedi.

1480_10. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، وَدَاوُدَ، وَمُغِيرَةَ، وَإِسْمَاعِيلَ، وَأَشْعَثَ عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّهُ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ ‏.‏ بِمِثْلِ حَدِيثِ زُهَيْرٍ عَنْ هُشَيْمٍ

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı, bize Huşeym; Husayn, Dâvûd, Mugîre, İsmâîl ve Eş'as'tan [naklen] haber verdi; onlar Şa'bî'den [naklen] şöyle dediğini rivayet ettiler: 'Fâtıma bint Kays'ın yanına girdim...' [Râvi burada] Züheyr'in Huşeym'den naklettiği hadisin bir benzerini zikretti.

1480_11. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ الْهُجَيْمِيُّ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ، أَبُو الْحَكَمِ حَدَّثَنَا الشَّعْبِيُّ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ فَأَتْحَفَتْنَا بِرُطَبِ ابْنِ طَابٍ وَسَقَتْنَا سَوِيقَ سُلْتٍ فَسَأَلْتُهَا عَنِ الْمُطَلَّقَةِ، ثَلاَثًا أَيْنَ تَعْتَدُّ قَالَتْ طَلَّقَنِي بَعْلِي ثَلاَثًا فَأَذِنَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ أَعْتَدَّ فِي أَهْلِي ‏

Bize Yahyâ b. Habîb anlattı, bize Hâlid b. el-Hâris el-Hüceymî anlattı, bize Kurre anlattı, bize Seyyâr Ebü'l-Hakem anlattı, bize Şa'bî anlattı; şöyle dedi: Fâtıma bint Kays'ın yanına girdik; bize 'İbn Tâb' hurması ikram etti ve 'sült' arpasından yapılmış bir kavut (sevîk) içirdi. Ona, üç talakla boşanmış kadının nerede iddet bekleyeceğini sordum. Şöyle dedi: 'Kocam beni üç talakla boşadı; bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kendi ailemin [akrabalarımın] yanında iddet beklemem için bana izin verdi.'

1480_12. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُطَلَّقَةِ ثَلاَثًا قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ لَهَا سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattılar; dediler ki: Bize Abdirrahman b. Mehdî anlattı, bize Süfyân, Seleme b. Küheyl'den, [o da] Şa'bî'den, [o da] Fâtıma bint Kays'tan [naklen] anlattı; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in, üç talakla boşanmış kadın hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etti: 'Onun için ne barınma ne de nafaka hakkı vardır.'

1480_13. Hadis

وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا عَمَّارُ بْنُ، رُزَيْقٍ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، قَالَتْ طَلَّقَنِي زَوْجِي ثَلاَثًا فَأَرَدْتُ النُّقْلَةَ فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ انْتَقِلِي إِلَى بَيْتِ ابْنِ عَمِّكِ عَمْرِو بْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ فَاعْتَدِّي عِنْدَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana bunu İshak b. İbrâhîm el-Hanzalî de anlattı, bize Yahyâ b. Âdem haber verdi, bize Ammâr b. Ruzeyk, Ebû İshak'tan, [o da] Şa'bî'den, [o da] Fâtıma bint Kays'tan [naklen] anlattı; (Fâtıma) şöyle dedi: 'Kocam beni üç talakla boşadı. Ben de [iddet beklemek için başka yere] taşınmak istedim ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim. [Efendimiz]: Amcanın oğlu Amr b. Ümmü Mektûm'un evine taşın ve iddetini onun yanında bekle, buyurdu.'

1480_14. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَبَلَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا عَمَّارُ بْنُ رُزَيْقٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ الأَسْوَدِ بْنِ يَزِيدَ جَالِسًا فِي الْمَسْجِدِ الأَعْظَمِ وَمَعَنَا الشَّعْبِيُّ فَحَدَّثَ الشَّعْبِيُّ بِحَدِيثِ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَجْعَلْ لَهَا سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةً ثُمَّ أَخَذَ الأَسْوَدُ كَفًّا مِنْ حَصًى فَحَصَبَهُ بِهِ ‏.‏ فَقَالَ وَيْلَكَ تُحَدِّثُ بِمِثْلِ هَذَا قَالَ عُمَرُ لاَ نَتْرُكُ كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّنَا صلى الله عليه وسلم لِقَوْلِ امْرَأَةٍ لاَ نَدْرِي لَعَلَّهَا حَفِظَتْ أَوْ نَسِيَتْ لَهَا السُّكْنَى وَالنَّفَقَةُ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ لاَ تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلاَ يَخْرُجْنَ إِلاَّ أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ‏}‏ ‏.‏

Bunu bize Muhammed b. Amr b. Cebele de anlattı, bize Ebû Ahmed anlattı, bize Ammâr b. Ruzeyk, Ebû İshak'tan [naklen] anlattı; şöyle dedi: Ulu Camii'de (el-Mescidu'l-A'zam) Esved b. Yezîd ile beraber oturuyordum, Şa'bî de bizimleydi. Şa'bî, Fâtıma bint Kays'ın; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisi için ne barınma ne de nafaka hakkı tanımadığı yönündeki hadisini anlattı. Bunun üzerine Esved bir avuç küçük taş (hasâ) alıp ona fırlattı ve: 'Yazıklar olsun sana! Böyle bir şeyi nasıl anlatırsın? Ömer [şöyle] demiştir: Ezberleyip ezberlemediğini ya da unutup unutmadığını bilmediğimiz bir kadının sözüyle, Rabbimizin kitabını ve Peygamberimizin sünnetini bırakacak değiliz! Onun [boşanmış kadının] barınma ve nafaka hakkı vardır. Zira Allah azze ve celle: { لاَ تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلاَ يَخْرُجْنَ إِلاَّ أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ } “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. Ancak açık bir hayasızlık yapmaları durumu müstesnadır.” (Talak, 1) buyurmuştur,' dedi.

1480_15. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ مُعَاذٍ، عَنْ أَبِي، إِسْحَاقَ بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَ حَدِيثِ أَبِي أَحْمَدَ عَنْ عَمَّارِ بْنِ رُزَيْقٍ، بِقِصَّتِهِ ‏.‏

Bize Ahmed b. Abde ed-Dabbî de anlattı, bize Ebû Dâvûd anlattı, bize Süleyman b. Muâz, Ebû İshak'tan bu isnadla, Ebû Ahmed'in Ammâr b. Ruzeyk'ten naklettiği hadis ve kıssasının bir benzerini anlattı.

1480_16. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي، الْجَهْمِ بْنِ صُخَيْرٍ الْعَدَوِيِّ قَالَ سَمِعْتُ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ، تَقُولُ إِنَّ زَوْجَهَا طَلَّقَهَا ثَلاَثًا فَلَمْ يَجْعَلْ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةً قَالَتْ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِذَا حَلَلْتِ فَآذِنِينِي ‏"‏ ‏.‏ فَآذَنْتُهُ فَخَطَبَهَا مُعَاوِيَةُ وَأَبُو جَهْمٍ وَأُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَّا مُعَاوِيَةُ فَرَجُلٌ تَرِبٌ لاَ مَالَ لَهُ وَأَمَّا أَبُو جَهْمٍ فَرَجُلٌ ضَرَّابٌ لِلنِّسَاءِ وَلَكِنْ أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ بِيَدِهَا هَكَذَا أُسَامَةُ أُسَامَةُ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ طَاعَةُ اللَّهِ وَطَاعَةُ رَسُولِهِ خَيْرٌ لَكِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَتَزَوَّجْتُهُ فَاغْتَبَطْتُ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı, bize Vekî' anlattı, bize Süfyân, Ebû Bekir b. Ebî'l-Cehm b. Sahîr el-Adevî'den [naklen] anlattı; (Ebû Bekir) şöyle dedi: Fâtıma bint Kays'ı şöyle derken işittim: Kocası onu üç talakla boşamış, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de ona ne barınma ne de nafaka hakkı tanımıştı. (Fâtıma) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: 'İddetin dolduğunda bana haber ver!' buyurdu. Ben de haber verdim. Muâviye, Ebû Cehm ve Üsâme b. Zeyd bana dünür oldular (evlilik teklif ettiler). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Muâviye'ye gelince; o fakirdir (terib), malı yoktur. Ebû Cehm'e gelince; o kadınları çok döven bir adamdır. Ancak Üsâme b. Zeyd [olabilir]...' buyurdu. (Fâtıma), eliyle şöyle yaparak [onun bu teklifini küçümsediğini belirterek]: 'Üsâme mi? Üsâme mi?' dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: 'Allah'a ve Resulü'ne itaat etmek senin için daha hayırlıdır,' buyurdu. (Fâtıma) dedi ki: 'Bunun üzerine onunla evlendim ve [bu evlilikten dolayı] gıpta edilen/mutlu bir kişi oldum.'

1480_17. Hadis

وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ، أَبِي الْجَهْمِ قَالَ سَمِعْتُ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ، تَقُولُ أَرْسَلَ إِلَىَّ زَوْجِي أَبُو عَمْرِو بْنُ حَفْصِ بْنِ الْمُغِيرَةِ عَيَّاشَ بْنَ أَبِي رَبِيعَةَ بِطَلاَقِي وَأَرْسَلَ مَعَهُ بِخَمْسَةِ آصُعِ تَمْرٍ وَخَمْسَةِ آصُعِ شَعِيرٍ فَقُلْتُ أَمَا لِي نَفَقَةٌ إِلاَّ هَذَا وَلاَ أَعْتَدُّ فِي مَنْزِلِكُمْ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَتْ فَشَدَدْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي وَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ كَمْ طَلَّقَكِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ ثَلاَثًا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ صَدَقَ لَيْسَ لَكِ نَفَقَةٌ ‏.‏ اعْتَدِّي فِي بَيْتِ ابْنِ عَمِّكِ ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ فَإِنَّهُ ضَرِيرُ الْبَصَرِ تُلْقِي ثَوْبَكِ عِنْدَهُ فَإِذَا انْقَضَتْ عِدَّتُكِ فَآذِنِينِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَخَطَبَنِي خُطَّابٌ مِنْهُمْ مُعَاوِيَةُ وَأَبُو الْجَهْمِ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مُعَاوِيَةَ تَرِبٌ خَفِيفُ الْحَالِ وَأَبُو الْجَهْمِ مِنْهُ شِدَّةٌ عَلَى النِّسَاءِ - أَوْ يَضْرِبُ النِّسَاءَ أَوْ نَحْوَ هَذَا - وَلَكِنْ عَلَيْكِ بِأُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ ‏"‏ ‏.‏

Bana İshak b. Mansûr anlattı, bize Abdirrahman, Süfyân'dan, [o da] Ebû Bekir b. Ebî'l-Cehm'den [naklen] anlattı; (Ebû Bekir) şöyle dedi: Fâtıma bint Kays'ı şöyle derken işittim: 'Kocam Ebû Amr b. Hafs b. el-Mugîre, Ayyaş b. Ebî Rebîa ile bana boşanma haberimi gönderdi. Onunla beraber [nafaka niyetine] beş sa' hurma ve beş sa' arpa da göndermişti. Ben: Bana bundan başka nafaka yok mu? Üstelik sizin evinizde de iddet bekleyemeyecek miyim? diye sordum. O da: Hayır [yok/bekleyemezsin], dedi.' Fâtıma devam etti: 'Hemen elbiselerimi giydim ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim. [Efendimiz]: Seni kaç talakla boşadı? diye sordu. Üç talakla, dedim. Bunun üzerine: Doğru [söylemiş], senin için [ayrıca] bir nafaka yoktur. Amcanın oğlu İbn Ümmü Mektûm'un evinde iddetini bekle; zira o görme engellidir (darîru'l-basar), onun yanında elbiseni [rahatça] çıkarabilirsin. İddetin dolunca da bana haber ver! buyurdu.' Fâtıma dedi ki: 'İddetim bitince Muâviye ve Ebû Cehm'in de aralarında bulunduğu bazı kişiler bana dünür oldular. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: Şüphesiz Muâviye fakirdir (terib), durumu zayıftır. Ebû Cehm'e gelince; onda kadınlara karşı bir sertlik vardır -veya kadınları döver ya da buna benzer bir şey dedi-. Ancak sen Üsâme b. Zeyd ile evlenmelisin! buyurdu.'

1480_18. Hadis

وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي الْجَهْمِ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ فَسَأَلْنَاهَا فَقَالَتْ كُنْتُ عِنْدَ أَبِي عَمْرِو بْنِ حَفْصِ بْنِ الْمُغِيرَةِ فَخَرَجَ فِي غَزْوَةِ نَجْرَانَ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ ابْنِ مَهْدِيٍّ وَزَادَ قَالَتْ فَتَزَوَّجْتُهُ فَشَرَّفَنِي اللَّهُ بِابْنِ زَيْدٍ وَكَرَّمَنِي اللَّهُ بِابْنِ زَيْدٍ ‏.‏

Bana bunu İshak b. Mansûr da anlattı, bize Ebû Âsım haber verdi, bize Süfyân es-Sevrî anlattı, bana Ebû Bekir b. Ebî'l-Cehm anlattı; şöyle dedi: Ben ve Ebû Seleme b. Abdirrahman, Fâtıma bint Kays'ın yanına girdik ve ona [bu meseleyi] sorduk. (Fâtıma) şöyle dedi: 'Ebû Amr b. Hafs b. el-Mugîre'nin nikâhı altındaydım; [kocam] Necran gazvesine (savaşına) çıktı...' [Râvi burada] hadisi İbn Mehdî'nin rivayeti gibi sevk etti ve şu fazlalığı ekledi: (Fâtıma) dedi ki: '[Sonunda] Üsâme ile evlendim; Allah beni Zeyd'in oğluyla şereflendirdi ve Allah beni Zeyd'in oğluyla yüceltti (izzetli kıldı).'

1480_19. Hadis

وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرٍ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو سَلَمَةَ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ زَمَنَ ابْنِ الزُّبَيْرِ فَحَدَّثَتْنَا أَنَّ زَوْجَهَا طَلَّقَهَا طَلاَقًا بَاتًّا ‏.‏ بِنَحْوِ حَدِيثِ سُفْيَانَ ‏.‏

Bize Ubeydullâh b. Muâz el-Anberî anlattı, bize babam anlattı, bize Şu'be anlattı, bana Ebû Bekir anlattı; şöyle dedi: Ben ve Ebû Seleme, [Abdullah] b. ez-Zübeyr zamanında Fâtıma bint Kays'ın yanına girdik; o da kocasının kendisini kesin olarak (üç talakla) boşadığını bize anlattı. [Râvi burada] Süfyân'ın hadisinin bir benzerini zikretti.

1480_20. Hadis

وَحَدَّثَنِي حَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ صَالِحٍ، عَنِ السُّدِّيِّ، عَنِ الْبَهِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، قَالَتْ طَلَّقَنِي زَوْجِي ثَلاَثًا فَلَمْ يَجْعَلْ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةً ‏.‏

Bana Hasan b. Ali el-Hulvânî anlattı, bize Yahyâ b. Âdem anlattı, bize Hasan b. Sâlih, Süddî'den, [o da] el-Behî'den, [o da] Fâtıma bint Kays'tan [naklen] anlattı; şöyle dedi: 'Kocam beni üç talakla boşadı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de benim için ne barınma ne de nafaka hakkı tanıdı.'

1481_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، تَزَوَّجَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ بِنْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَكَمِ فَطَلَّقَهَا فَأَخْرَجَهَا مِنْ عِنْدِهِ فَعَابَ ذَلِكَ عَلَيْهِمْ عُرْوَةُ فَقَالُوا إِنَّ فَاطِمَةَ قَدْ خَرَجَتْ ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ فَأَتَيْتُ عَائِشَةَ فَأَخْبَرْتُهَا بِذَلِكَ فَقَالَتْ مَا لِفَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ خَيْرٌ فِي أَنْ تَذْكُرَ هَذَا الْحَدِيثَ ‏.‏

Bize Ebû Küreyb anlattı, bize Ebû Üsâme, Hişâm'dan [naklen] anlattı; (Hişâm) dedi ki: Babam [Urve] bana şöyle anlattı: Yahyâ b. Saîd b. el-Âs, Abdurrahman b. el-Hakem'in kızıyla evliydi; onu boşadı ve evinden çıkardı. Urve, bu yaptıkları hareketten dolayı onları kınadı. Onlar: 'Fâtıma [bint Kays] da [iddet beklediği evden] çıkmıştı,' dediler. Urve dedi ki: Bunun üzerine Âişe'ye gidip durumu ona anlattım. Âişe: 'Fâtıma bint Kays'ın bu hadisi dile getirmesinde kendisi için hiçbir hayır yoktur,' dedi.

1482. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ فَاطِمَةَ، بِنْتِ قَيْسٍ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ زَوْجِي طَلَّقَنِي ثَلاَثًا وَأَخَافُ أَنْ يُقْتَحَمَ عَلَىَّ ‏.‏ قَالَ فَأَمَرَهَا فَتَحَوَّلَتْ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı, bize Hafs b. Gıyâs anlattı, bize Hişâm, babasından, [o da] Fâtıma bint Kays'tan [naklen] anlattı; (Fâtıma) şöyle dedi: 'Ey Resûlullah! Kocam beni üç talakla boşadı; (beklediğim evde tek başıma kalırken) üzerime saldırılmasından/evimin basılmasından (yukteham) korkuyorum,' dedim. Bunun üzerine [Resûlullah] ona [başka yere taşınmasını] emretti, o da taşındı.

1481_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، بْنِ الْقَاسِمِ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ مَا لِفَاطِمَةَ خَيْرٌ أَنْ تَذْكُرَ هَذَا ‏.‏ قَالَ تَعْنِي قَوْلَهَا لاَ سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةَ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı, bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, bize Şu'be, Abdurrahman b. el-Kasım'dan, [o da] babasından [naklen] anlattı; Âişe'nin şöyle dediğini rivayet etti: 'Fâtıma [bint Kays]'ın bunu dile getirmesinde kendisi için hiçbir hayır yoktur.' (Râvi Kasim) dedi ki: Âişe bununla, Fâtıma'nın '[Üç talakla boşanan kadın için] ne barınma ne de nafaka hakkı vardır,' şeklindeki sözünü kastetmektedir.

1481_3. Hadis

وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، بْنِ الْقَاسِمِ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ لِعَائِشَةَ أَلَمْ تَرَىْ إِلَى فُلاَنَةَ بِنْتِ الْحَكَمِ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا الْبَتَّةَ فَخَرَجَتْ فَقَالَتْ بِئْسَمَا صَنَعَتْ ‏.‏ فَقَالَ أَلَمْ تَسْمَعِي إِلَى قَوْلِ فَاطِمَةَ فَقَالَتْ أَمَا إِنَّهُ لاَ خَيْرَ لَهَا فِي ذِكْرِ ذَلِكَ ‏.‏

Bana İshak b. Mansûr anlattı, bize Abdirrahman haber verdi, Süfyân'dan, Abdurrahman b. el-Kasım'dan, [o da] babasından [naklen] şöyle dedi: Urve b. ez-Zübeyr, Âişe'ye: 'Filan [Hâris] kızı -ki kocası onu kesin olarak boşamıştı- [evinden] çıkarıldı, görmedin mi?' dedi. Âişe: 'Yaptığı ne kadar kötü bir şey!' dedi. Urve: 'Fâtıma [bint Kays]'ın sözünü işitmedin mi?' deyince, Âişe: 'Hele o! Bunu [bu hadisi] dile getirmesinde onun için hiçbir hayır yoktur,' dedi.

1483. Hadis

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ طُلِّقَتْ خَالَتِي فَأَرَادَتْ أَنْ تَجُدَّ نَخْلَهَا فَزَجَرَهَا رَجُلٌ أَنْ تَخْرُجَ فَأَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ بَلَى فَجُدِّي نَخْلَكِ فَإِنَّكِ عَسَى أَنْ تَصَدَّقِي أَوْ تَفْعَلِي مَعْرُوفًا ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hâtim b. Meymûn anlattı, bize Yahyâ b. Saîd, İbn Cüreyj'den [naklen] anlattı. (H) Bize Muhammed b. Râfi' anlattı, bize Abdurrezzâk anlattı, bize İbn Cüreyj haber verdi. (H) Bana Hârun b. Abdullah anlattı -lafız ona aittir-, bize Haccâc b. Muhammed anlattı; İbn Cüreyj şöyle dedi: Bana Ebü'z-Zübeyr haber verdi ki, Câbir b. Abdullâh'ı şöyle derken işitmiş: 'Teyzem [üç talakla] boşanmıştı. [İddet beklerken] hurmalarını devşirmek (toplamak) istedi; fakat bir adam dışarı çıkmasından dolayı ona sert çıktı (onu azarladı). Bunun üzerine teyzem Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. [Efendimiz]: Hayır [çıkabilirsin], git hurmalarını devşir. Umulur ki ondan sadaka verirsin veya bir iyilikte bulunursun buyurdu.'

1484. Hadis

وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، - وَتَقَارَبَا فِي اللَّفْظِ - قَالَ حَرْمَلَةُ حَدَّثَنَا وَقَالَ أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، - حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَبَاهُ، كَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَرْقَمِ الزُّهْرِيِّ يَأْمُرُهُ أَنْ يَدْخُلَ، عَلَى سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ الأَسْلَمِيَّةِ فَيَسْأَلَهَا عَنْ حَدِيثِهَا وَعَمَّا قَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ اسْتَفْتَتْهُ فَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ يُخْبِرُهُ أَنَّ سُبَيْعَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا كَانَتْ تَحْتَ سَعْدِ ابْنِ خَوْلَةَ وَهُوَ فِي بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ وَكَانَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا فَتُوُفِّيَ عَنْهَا فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهْىَ حَامِلٌ فَلَمْ تَنْشَبْ أَنْ وَضَعَتْ حَمْلَهَا بَعْدَ وَفَاتِهِ فَلَمَّا تَعَلَّتْ مِنْ نِفَاسِهَا تَجَمَّلَتْ لِلْخُطَّابِ فَدَخَلَ عَلَيْهَا أَبُو السَّنَابِلِ بْنُ بَعْكَكٍ - رَجُلٌ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ - فَقَالَ لَهَا مَا لِي أَرَاكِ مُتَجَمِّلَةً لَعَلَّكِ تَرْجِينَ النِّكَاحَ إِنَّكِ وَاللَّهِ مَا أَنْتِ بِنَاكِحٍ حَتَّى تَمُرَّ عَلَيْكِ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ ‏.‏ قَالَتْ سُبَيْعَةُ فَلَمَّا قَالَ لِي ذَلِكَ جَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي حِينَ أَمْسَيْتُ فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ فَأَفْتَانِي بِأَنِّي قَدْ حَلَلْتُ حِينَ وَضَعْتُ حَمْلِي وَأَمَرَنِي بِالتَّزَوُّجِ إِنْ بَدَا لِي ‏.‏ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَلاَ أَرَى بَأْسًا أَنْ تَتَزَوَّجَ حِينَ وَضَعَتْ وَإِنْ كَانَتْ فِي دَمِهَا غَيْرَ أَنْ لاَ يَقْرَبُهَا زَوْجُهَا حَتَّى تَطْهُرَ ‏.‏

Bana Ebü't-Tâhir ve Harmele b. Yahyâ anlattılar -lafızları birbirine yakındır-; Harmele 'bize anlattı', Ebü't-Tâhir ise 'bize haber verdi' dedi; [onlar da] İbn Vehb'den, [o da] bana Yûnus b. Yezîd'in Zührî'den haber verdiğini [naklederek] anlattılar. Bana Ubeydullâh b. Abdullâh b. Utbe b. Mes'ûd anlattı ki; babası, Ömer b. Abdullâh b. el-Erkam ez-Zührî'ye, Sübey'a bint el-Hâris el-Eslemiyye'nin yanına girmesini ve ona başına gelenleri, fetva istediğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisine ne buyurduğunu sormasını emreden bir mektup yazmış. Ömer b. Abdullâh da Abdullâh b. Utbe'ye cevaben yazdığı mektubunda, Sübey'a'nın kendisine şunları haber verdiğini bildirdi: Sübey'a, Benî Âmir b. Lüeyy kabilesinden olan ve Bedir gazvesine katılanlardan biri olan Sa'd b. Havle'nin nikâhı altındayken, kocası Veda Haccı yılında vefat etmiş. O sırada Sübey'a hamileymiş; kocasının vefatından kısa bir süre sonra doğum yapmış. Nifas (loğusa) halinden kurtulunca dünürler (evlilik teklif edecek olanlar) için süslenmiş. Abdüddâroğulları'ndan Ebü's-Senâbil b. Ba'kek onun yanına girmiş ve: 'Seni neden süslenmiş görüyorum? Herhalde evlenmeyi umuyorsun. Vallahi, üzerinden dört ay on gün geçmedikçe evlenemezsin!' demiş. Sübey'a şöyle anlattı: O bana böyle deyince, akşam olunca elbiselerimi üzerime topladım (hazırlandım) ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip bu durumu sordum. [Efendimiz] doğum yaptığım andan itibaren [iddetimin bittiğini ve] helal olduğumu bana bildirdi ve eğer istersem evlenebileceğimi buyurdu. İbn Şihâb [ez-Zührî] dedi ki: 'Benim görüşüme göre; (nifas) kanı devam etse bile doğum yaptığı an evlenmesinde bir sakınca yoktur. Ancak temizleninceye kadar kocası kendisine yaklaşmamalıdır.'

1485_1. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى الْعَنَزِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ يَسَارٍ، أَنَّ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَابْنَ، عَبَّاسٍ اجْتَمَعَا عِنْدَ أَبِي هُرَيْرَةَ وَهُمَا يَذْكُرَانِ الْمَرْأَةَ تُنْفَسُ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا بِلَيَالٍ ‏.‏ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ عِدَّتُهَا آخِرُ الأَجَلَيْنِ ‏.‏ وَقَالَ أَبُو سَلَمَةَ قَدْ حَلَّتْ ‏.‏ فَجَعَلاَ يَتَنَازَعَانِ ذَلِكَ قَالَ فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَنَا مَعَ ابْنِ أَخِي - يَعْنِي أَبَا سَلَمَةَ - فَبَعَثُوا كُرَيْبًا - مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ - إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ يَسْأَلُهَا عَنْ ذَلِكَ فَجَاءَهُمْ فَأَخْبَرَهُمْ أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ قَالَتْ إِنَّ سُبَيْعَةَ الأَسْلَمِيَّةَ نُفِسَتْ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا بِلَيَالٍ وَإِنَّهَا ذَكَرَتْ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهَا أَنْ تَتَزَوَّجَ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ el-Anezî anlattı, bize Abdülvehhâb anlattı; şöyle dedi: Yahyâ b. Saîd'i şöyle derken işittim: Bana Süleyman b. Yesâr haber verdi ki, Ebû Seleme b. Abdirrahman ile İbn Abbâs, Ebû Hüreyre'nin yanında bir araya gelmişler ve kocası öldükten birkaç gün sonra doğum yapan kadının durumunu konuşuyorlarmış. İbn Abbâs: 'Onun iddeti, iki süreden (doğum veya dört ay on gün) daha uzun olanıdır,' dedi. Ebû Seleme ise: 'Doğum yapınca iddeti biter (helal olur),' dedi. Bu konuda karşılıklı tartışmaya başladılar. Ebû Hüreyre: 'Ben kardeşimin oğluyla -yani Ebû Seleme ile- beraberim,' dedi. Bunun üzerine meseleyi sorması için İbn Abbâs'ın azatlısı Küreyb'i Ümmü Seleme'ye gönderdiler. Küreyb geri gelip onlara şunu haber verdi: Ümmü Seleme, Sübey'a el-Eslemiyye'nin kocasının vefatından birkaç gün sonra doğum yaptığını, bu durumu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattığını ve [Efendimiz'in de] ona evlenmesini emrettiğini söyledi.

1485_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، ح وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَمْرٌو، النَّاقِدُ قَالاَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، كِلاَهُمَا عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ غَيْرَ أَنَّقَالَ فِي حَدِيثِهِ فَأَرْسَلُوا إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ وَلَمْ يُسَمِّ كُرَيْبًا ‏.‏

Bana bunu Muhammed b. Rumh haber verdi; bize el-Leys haber verdi. (H) Bana Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Amr en-Nâkid de anlattılar; dediler ki: Bize Yezîd b. Hârûn anlattı; her ikisi Yahyâ b. Saîd'den bu isnadla [naklen] rivayet ettiler. Ancak [Leys] kendi hadisinde: 'Ümmü Seleme'ye [haberci] gönderdiler,' dedi ve Küreyb'in ismini zikretmedi.

1489. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ هَذِهِ الأَحَادِيثَ الثَّلاَثَةَ، قَالَ قَالَتْ زَيْنَبُ دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ حَبِيبَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ أَبُوهَا أَبُو سُفْيَانَ فَدَعَتْ أُمُّ حَبِيبَةَ بِطِيبٍ فِيهِ صُفْرَةٌ خَلُوقٌ أَوْ غَيْرُهُ فَدَهَنَتْ مِنْهُ جَارِيَةً ثُمَّ مَسَّتْ بِعَارِضَيْهَا ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عَلَى الْمِنْبَرِ ‏"‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تُحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ زَيْنَبُ ثُمَّ دَخَلْتُ عَلَى زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ حِينَ تُوُفِّيَ أَخُوهَا فَدَعَتْ بِطِيبٍ فَمَسَّتْ مِنْهُ ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عَلَى الْمِنْبَرِ ‏"‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تُحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ زَيْنَبُ سَمِعْتُ أُمِّي أُمَّ سَلَمَةَ، تَقُولُ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَتِي تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا وَقَدِ اشْتَكَتْ عَيْنُهَا أَفَنَكْحُلُهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا كُلَّ ذَلِكَ يَقُولُ لاَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّمَا هِيَ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ وَقَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ فِي الْجَاهِلِيَّةِ تَرْمِي بِالْبَعَرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ حُمَيْدٌ قُلْتُ لِزَيْنَبَ وَمَا تَرْمِي بِالْبَعَرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ فَقَالَتْ زَيْنَبُ كَانَتِ الْمَرْأَةُ إِذَا تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا دَخَلَتْ حِفْشًا وَلَبِسَتْ شَرَّ ثِيَابِهَا وَلَمْ تَمَسَّ طِيبًا وَلاَ شَيْئًا حَتَّى تَمُرَّ بِهَا سَنَةٌ ثُمَّ تُؤْتَى بِدَابَّةٍ حِمَارٍ أَوْ شَاةٍ أَوْ طَيْرٍ فَتَفْتَضُّ بِهِ فَقَلَّمَا تَفْتَضُّ بِشَىْءٍ إِلاَّ مَاتَ ثُمَّ تَخْرُجُ فَتُعْطَى بَعَرَةً فَتَرْمِي بِهَا ثُمَّ تُرَاجِعُ بَعْدُ مَا شَاءَتْ مِنْ طِيبٍ أَوْ غَيْرِهِ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik'e, Abdullah b. Ebî Bekir'den, Humeyd b. Nâfi'den, Zeyneb bint Ebî Seleme'den [naklen] okudum; Zeyneb ona şu üç hadisi haber vermiş. Zeyneb dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Ümmü Habîbe'nin babası Ebû Süfyân vefat ettiğinde onun yanına girdim. Ümmü Habîbe, içinde sarı renkli 'halûk' veya başka bir şey bulunan bir koku istedi; ondan bir cariye (hizmetçi) kızcağıza sürdü, sonra kendi yanaklarına dokundurdu. Ardından şöyle dedi: 'Vallahi aslında benim kokuya bir ihtiyacım yok. Ancak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minber üzerinde şöyle buyururken işittim: "Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutması (süslerini ve kokuyu terk etmesi) helal değildir. Kocası için ise dört ay on gün yas tutar."' Zeyneb devam etti: Sonra erkek kardeşi vefat ettiğinde Zeyneb bint Cahş'ın yanına girdim. O da koku istedi ve ondan [üzerine] sürerken şöyle dedi: 'Vallahi aslında benim kokuya bir ihtiyacım yok. Ancak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minber üzerinde şöyle buyururken işittim: "Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Kocası için ise dört ay on gün yas tutar."' Zeyneb (yine) şöyle dedi: Annem Ümmü Seleme'yi şöyle derken işittim: Bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek: 'Ey Resûlullah! Kızımın kocası vefat etti, [yas tuttuğu için süslenmiyor fakat] gözlerinden de rahatsızlandı. Ona sürme çekebilir miyiz?' diye sordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki veya üç defa: 'Hayır!' buyurdu; her defasında 'Hayır' diyordu. Sonra şöyle buyurdu: 'O (iddet), sadece dört ay on gündür. Oysa sizden biriniz Cahiliye döneminde, sene başında (iddeti bitince) fırlatılan bir ters/tezek parçası (be'ra) gibiydi [iddeti fırlatılan bir tezek parçasının değersizliği kadar hafiftir]!' Humeyd dedi ki: Zeyneb'e: 'Sene başında fırlatılan tezek de nedir?' diye sordum. Zeyneb şöyle açıkladı: 'Cahiliye devrinde bir kadının kocası ölünce, kadın (hücre gibi) dar ve pis bir kulübeye (hifş) girer; en kötü elbiselerini giyerdi. Bir yıl geçinceye kadar koku sürünmez, hiçbir şeye dokunmazdı. Sonra ona bir eşek, koyun veya kuş gibi bir hayvan getirilirdi; o kadın (iddetten çıkmak için) o hayvana vucudunu sürerdi (iftizâz). Vücudunu sürdüğü hayvan (kadındaki pislikten dolayı) çok geçmeden ölürdü. Sonra kadın dışarı çıkar, eline bir tezek parçası verilir, o da onu fırlatırdı. Ancak ondan sonra koku ve dilediği diğer şeyleri tekrar kullanmaya başlardı.'

1486_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْنَبَ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ تُوُفِّيَ حَمِيمٌ لأُمِّ حَبِيبَةَ فَدَعَتْ بِصُفْرَةٍ فَمَسَحَتْهُ بِذِرَاعَيْهَا وَقَالَتْ إِنَّمَا أَصْنَعُ هَذَا لأَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı, bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, bize Şu'be, Humeyd b. Nâfi'den [naklen] anlattı; (Humeyd) şöyle dedi: Zeyneb bint Ümmü Seleme'yi şöyle derken işittim: Ümmü Habîbe'nin bir yakını (hamîm) vefat etti. Bunun üzerine (Ümmü Habîbe) sarı renkli bir koku istedi ve onu kollarına sürdü. Sonra: 'Ben bunu sadece Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in: "Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Kocası için ise dört ay on gün yas tutar," buyurduğunu işittiğim için yapıyorum,' dedi.

1488_2. Hadis

وَحَدَّثَتْهُ زَيْنَبُ، عَنْ أُمِّهَا، وَعَنْ زَيْنَبَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْ عَنِ امْرَأَةٍ مِنْ بَعْضِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Zeyneb, ona (Humeyd'e) annesinden, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Zeyneb'den veya Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcelerinden bir kadından [naklen bu hadisleri] anlattı.

1488_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْنَبَ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ، تُحَدِّثُ عَنْ أُمِّهَا، أَنَّ امْرَأَةً، تُوُفِّيَ زَوْجُهَا فَخَافُوا عَلَى عَيْنِهَا فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنُوهُ فِي الْكُحْلِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ تَكُونُ فِي شَرِّ بَيْتِهَا فِي أَحْلاَسِهَا - أَوْ فِي شَرِّ أَحْلاَسِهَا فِي بَيْتِهَا - حَوْلاً فَإِذَا مَرَّ كَلْبٌ رَمَتْ بِبَعَرَةٍ فَخَرَجَتْ أَفَلاَ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı, bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, bize Şu'be, Humeyd b. Nâfi'den [naklen] anlattı; (Humeyd) şöyle dedi: Zeyneb bint Ümmü Seleme'yi annesinden [naklen] şöyle anlatırken işittim: Bir kadının kocası vefat etmişti; (kadının yakınları) onun gözleri için endişelenip Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldiler ve (gözüne ilaç niyetine) sürme çekmek için ondan izin istediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Sizden biriniz eskiden, (Cahiliye devrinde) evinin en kötü yerinde, en kötü çul/çuval elbiseleri içinde (veya evinde en eski çullarıyla) tam bir yıl kalırdı. Bir yıl geçip bir köpek yanından geçince elindeki tezeği (be'ra) fırlatır ve ancak öyle (iddetten) çıkardı. Şimdi (İslam gelince alt tarafı) dört ay on gün değil midir! (Buna bile sabredemiyor musunuz?)' buyurdu.

1488_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، بِالْحَدِيثَيْنِ جَمِيعًا حَدِيثِ أُمِّ سَلَمَةَ فِي الْكُحْلِ وَحَدِيثِ أُمِّ سَلَمَةَ وَأُخْرَى مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ تُسَمِّهَا زَيْنَبُ نَحْوَ حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ جَعْفَرٍ ‏.‏

Bize Ubeydullâh b. Muâz anlattı, bize babam anlattı, bize Şu'be; Humeyd b. Nâfi'den [naklen] her iki hadisi birden rivayet etti: Hem Ümmü Seleme'nin sürme (kuhl) hakkındaki hadisini, hem de Ümmü Seleme ile Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcelerinden bir diğerinin -ki Zeyneb onun ismini zikretmemiştir- rivayet ettiği hadisi; Muhammed b. Ca'fer'in hadisinin bir benzeri olarak (aktardı).

1486_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَاللَّفْظُ لِعَمْرٍو - حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ مُوسَى، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَتْ لَمَّا أَتَى أُمَّ حَبِيبَةَ نَعِيُّ أَبِي سُفْيَانَ دَعَتْ فِي الْيَوْمِ الثَّالِثِ بِصُفْرَةٍ فَمَسَحَتْ بِهِ ذِرَاعَيْهَا وَعَارِضَيْهَا وَقَالَتْ كُنْتُ عَنْ هَذَا غَنِيَّةً سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ فَإِنَّهَا تُحِدُّ عَلَيْهِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏‏.‏

Bize Amr en-Nâkid ve İbn Ebî Ömer anlattılar -lafız Amr'a aittir-; bize Süfyân b. Uyeyne, Eyyûb b. Mûsâ'dan, Humeyd b. Nâfi'den, Zeyneb bint Ebî Seleme'den [naklen] anlattı; (Zeyneb) şöyle dedi: Ümmü Habîbe'ye, [babası] Ebû Süfyân'ın vefat haberi gelince, (haberi aldığı) üçüncü günde sarı renkli bir koku istedi; onunla kollarını ve yanaklarını yağladı (sürdü) ve: 'Aslında benim buna hiç ihtiyacım yoktu; ancak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in: "Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Kocası için ise dört ay on gün yas tutar," buyurduğunu işittim,' dedi.

1490_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، رُمْحٍ عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ صَفِيَّةَ، بِنْتَ أَبِي عُبَيْدٍ حَدَّثَتْهُ عَنْ حَفْصَةَ، أَوْ عَنْ عَائِشَةَ، أَوْ عَنْ كِلْتَيْهِمَا، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ - أَوْ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ - أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ, Kuteybe ve İbn Rumh, el-Leys b. Sa'd'dan [naklen] anlattılar. Nâfi'den [gelen habere göre], Safiyye bint Ebî Ubeyd kendisine Hafsa veya Âişe'den -ya da her ikisinden birden- naklen şöyle anlatmış: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah’a ve ahiret gününe iman eden -veya Allah'a ve Resulü'ne iman eden- bir kadının, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir," buyurdu.

1490_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ مُسْلِمٍ - حَدَّثَنَا عَبْدُ، اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ عَنْ نَافِعٍ، بِإِسْنَادِ حَدِيثِ اللَّيْثِ ‏.‏ مِثْلَ رِوَايَتِهِ ‏.‏

Bana bunu Şeybân b. Ferrûh anlattı, bize Abdülaziz -yani İbn Müslim- anlattı, bize Abdullah b. Dînâr, Nâfi'den [naklen] el-Leys'in hadisinin isnadıyla, onun rivayetinin benzerini anlattı.

1490_3. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ نَافِعًا، يُحَدِّثُ عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ أَبِي عُبَيْدٍ، أَنَّهَا سَمِعَتْ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ اللَّيْثِ وَابْنِ دِينَارٍ وَزَادَ ‏ "‏ فَإِنَّهَا تُحِدُّ عَلَيْهِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Gassân el-Mismeî ve Muhammed b. el-Müsennâ anlattılar; dediler ki: Bize Abdülvehhâb anlattı; şöyle dedi: Yahyâ b. Saîd'i şöyle derken işittim: Nâfi'yi, Safiyye bint Ebî Ubeyd'den [naklen] anlatırken işittim; Safiyye de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Hafsa bint Ömer'i, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen] el-Leys ve İbn Dînâr'ın hadisi gibi anlatırken işitmiş. Ancak (bu rivayette) şu fazlalığı ekledi: '...(Kadın), kocası için ise dört ay on gün yas tutar.'

1490_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، جَمِيعًا عَنْ نَافِعٍ، عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ بَعْضِ، أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَى حَدِيثِهِمْ ‏.‏

Bize Ebü'r-Rebî' anlattı, bize Hammâd, Eyyûb'dan [naklen] anlattı. (H) Bize İbn Nümeyr de anlattı, bize babam anlattı, bize Ubeydullâh anlattı; her ikisi Nâfi'den, Safiyye bint Ebî Ubeyd'den, [o da] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcelerinden birinden, [o da] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen] onların hadisleri (1490_1, 1490_3) manasında rivayet ettiler.

1491. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَعَمْرٌو النَّاقِدُ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Amr en-Nâkid ve Züheyr b. Harb anlattılar -lafız Yahyâ'ya aittir-; Yahyâ 'bize haber verdi', diğerleri ise 'bize anlattı' dediler. [Onlar da] Süfyân b. Uyeyne'den, [o da] Zührî'den, [o da] Urve'den, [o da] Âişe'den [naklen] anlattılar कि Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir."

938_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ حَفْصَةَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تُحِدُّ امْرَأَةٌ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا وَلاَ تَلْبَسُ ثَوْبًا مَصْبُوغًا إِلاَّ ثَوْبَ عَصْبٍ وَلاَ تَكْتَحِلُ وَلاَ تَمَسُّ طِيبًا إِلاَّ إِذَا طَهُرَتْ نُبْذَةً مِنْ قُسْطٍ أَوْ أَظْفَارٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hasan b. er-Rebî' anlattı, bize İbn İdrîs, Hişâm'dan, [o da] Hafsa'dan, [o da] Ümmü Atiyye'den [naklen] anlattı कि Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir; kocası için ise dört ay on gün yas tutar. (Bu yas süresince) boyanmış (veya süslü) elbise giymez -ancak 'asb' (kendinden desenli sade) kumaştan olan elbise hariç-; sürme çekmez ve koku sürünmez. Ancak (hayızdan) temizlendiğinde, (pis kokuyu gidermek için) bir parça kist-i hindi veya azfâr (koku tütsüsü) kullanabilir."

938_4. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، كِلاَهُمَا عَنْ هِشَامٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالاَ ‏ "‏ عِنْدَ أَدْنَى طُهْرِهَا نُبْذَةً مِنْ قُسْطٍ وَأَظْفَارٍ ‏"‏ ‏.‏

Bana bunu Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Abdullah b. Nümeyr'den [naklen] anlattı. (H) Bana Amr en-Nâkid de anlattı, bize Yezîd b. Hârûn anlattı; her ikisi de Hişâm'dan bu isnadla rivayet ettiler. (Bu rivayette): '...temizlenmeye başladığı sırada (adna tohriha) bir parça kist ve azfâr (kullanabilir),' dediler.

938_5. Hadis

وَحَدَّثَنِي أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ حَفْصَةَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ كُنَّا نُنْهَى أَنْ نُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا وَلاَ نَكْتَحِلُ وَلاَ نَتَطَيَّبُ وَلاَ نَلْبَسُ ثَوْبًا مَصْبُوغًا وَقَدْ رُخِّصَ لِلْمَرْأَةِ فِي طُهْرِهَا إِذَا اغْتَسَلَتْ إِحْدَانَا مِنْ مَحِيضِهَا فِي نُبْذَةٍ مِنْ قُسْطٍ وَأَظْفَارٍ ‏.‏

Bana Ebü'r-Rebî' ez-Zehrânî anlattı, bize Hammâd anlattı, bize Eyyûb, Hafsa'dan, [o da] Ümmü Atiyye'den [naklen] şöyle dedi: Bize, kocası dışındaki bir ölü için üç günden fazla yas tutmamız yasaklanırdı. Kocası için ise dört ay on gün yas tutardık. (Bu yas süresince) sürme çekmez, koku sürünmez ve boyanmış elbise giymezdik. Birimiz hayızdan temizlendiği (yıkandığı) vakit, bir parça kist ve azfâr (kullanmamıza) izin verilmişti.