1479_1. Hadis
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، عَنْ سِمَاكٍ أَبِي زُمَيْلٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، قَالَ لَمَّا اعْتَزَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ - قَالَ - دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ فَإِذَا النَّاسُ يَنْكُتُونَ بِالْحَصَى وَيَقُولُونَ طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ وَذَلِكَ قَبْلَ أَنْ يُؤْمَرْنَ بِالْحِجَابِ فَقَالَ عُمَرُ فَقُلْتُ لأَعْلَمَنَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ قَالَ فَدَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ فَقُلْتُ يَا بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ أَقَدْ بَلَغَ مِنْ شَأْنِكِ أَنْ تُؤْذِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ مَا لِي وَمَا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ عَلَيْكَ بِعَيْبَتِكَ . قَالَ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ فَقُلْتُ لَهَا يَا حَفْصَةُ أَقَدْ بَلَغَ مِنْ شَأْنِكِ أَنْ تُؤْذِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يُحِبُّكِ . وَلَوْلاَ أَنَا لَطَلَّقَكِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَبَكَتْ أَشَدَّ الْبُكَاءِ فَقُلْتُ لَهَا أَيْنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ هُوَ فِي خِزَانَتِهِ فِي الْمَشْرُبَةِ . فَدَخَلْتُ فَإِذَا أَنَا بِرَبَاحٍ غُلاَمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا عَلَى أُسْكُفَّةِ الْمَشْرُبَةِ مُدَلٍّ رِجْلَيْهِ عَلَى نَقِيرٍ مِنْ خَشَبٍ وَهُوَ جِذْعٌ يَرْقَى عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَيَنْحَدِرُ فَنَادَيْتُ يَا رَبَاحُ اسْتَأْذِنْ لِي عِنْدَكَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَنَظَرَ رَبَاحٌ إِلَى الْغُرْفَةِ ثُمَّ نَظَرَ إِلَىَّ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا ثُمَّ قُلْتُ يَا رَبَاحُ اسْتَأْذِنْ لِي عِنْدَكَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَنَظَرَ رَبَاحٌ إِلَى الْغُرْفَةِ ثُمَّ نَظَرَ إِلَىَّ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا ثُمَّ رَفَعْتُ صَوْتِي فَقُلْتُ يَا رَبَاحُ اسْتَأْذِنْ لِي عِنْدَكَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِنِّي أَظُنُّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ظَنَّ أَنِّي جِئْتُ مِنْ أَجْلِ حَفْصَةَ وَاللَّهِ لَئِنْ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِضَرْبِ عُنُقِهَا لأَضْرِبَنَّ عُنُقَهَا . وَرَفَعْتُ صَوْتِي فَأَوْمَأَ إِلَىَّ أَنِ ارْقَهْ فَدَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُضْطَجِعٌ عَلَى حَصِيرٍ فَجَلَسْتُ فَأَدْنَى عَلَيْهِ إِزَارَهُ وَلَيْسَ عَلَيْهِ غَيْرُهُ وَإِذَا الْحَصِيرُ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ فَنَظَرْتُ بِبَصَرِي فِي خِزَانَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا أَنَا بِقَبْضَةٍ مِنْ شَعِيرٍ نَحْوِ الصَّاعِ وَمِثْلِهَا قَرَظًا فِي نَاحِيَةِ الْغُرْفَةِ وَإِذَا أَفِيقٌ مُعَلَّقٌ - قَالَ - فَابْتَدَرَتْ عَيْنَاىَ قَالَ " مَا يُبْكِيكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ " . قُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ وَمَا لِي لاَ أَبْكِي وَهَذَا الْحَصِيرُ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِكَ وَهَذِهِ خِزَانَتُكَ لاَ أَرَى فِيهَا إِلاَّ مَا أَرَى وَذَاكَ قَيْصَرُ وَكِسْرَى فِي الثِّمَارِ وَالأَنْهَارِ وَأَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَصَفْوَتُهُ وَهَذِهِ خِزَانَتُكَ . فَقَالَ " يَا ابْنَ الْخَطَّابِ أَلاَ تَرْضَى أَنْ تَكُونَ لَنَا الآخِرَةُ وَلَهُمُ الدُّنْيَا " . قُلْتُ بَلَى - قَالَ - وَدَخَلْتُ عَلَيْهِ حِينَ دَخَلْتُ وَأَنَا أَرَى فِي وَجْهِهِ الْغَضَبَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا يَشُقُّ عَلَيْكَ مِنْ شَأْنِ النِّسَاءِ فَإِنْ كُنْتَ طَلَّقْتَهُنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مَعَكَ وَمَلاَئِكَتَهُ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَأَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَالْمُؤْمِنُونَ مَعَكَ وَقَلَّمَا تَكَلَّمْتُ وَأَحْمَدُ اللَّهَ بِكَلاَمٍ إِلاَّ رَجَوْتُ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ يُصَدِّقُ قَوْلِي الَّذِي أَقُولُ وَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ آيَةُ التَّخْيِيرِ { عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ} { وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاَهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلاَئِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ} وَكَانَتْ عَائِشَةُ بِنْتُ أَبِي بَكْرٍ وَحَفْصَةُ تَظَاهَرَانِ عَلَى سَائِرِ نِسَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَطَلَّقْتَهُنَّ قَالَ " لاَ " . قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ وَالْمُسْلِمُونَ يَنْكُتُونَ بِالْحَصَى يَقُولُونَ طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ أَفَأَنْزِلُ فَأُخْبِرَهُمْ أَنَّكَ لَمْ تُطَلِّقْهُنَّ قَالَ " نَعَمْ إِنْ شِئْتَ " . فَلَمْ أَزَلْ أُحَدِّثُهُ حَتَّى تَحَسَّرَ الْغَضَبُ عَنْ وَجْهِهِ وَحَتَّى كَشَرَ فَضَحِكَ وَكَانَ مِنْ أَحْسَنِ النَّاسِ ثَغْرًا ثُمَّ نَزَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَزَلْتُ فَنَزَلْتُ أَتَشَبَّثُ بِالْجِذْعِ وَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَأَنَّمَا يَمْشِي عَلَى الأَرْضِ مَا يَمَسُّهُ بِيَدِهِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا كُنْتَ فِي الْغُرْفَةِ تِسْعَةً وَعِشْرِينَ . قَالَ " إِنَّ الشَّهْرَ يَكُونُ تِسْعًا وَعِشْرِينَ " . فقُمْتُ عَلَى بَابِ الْمَسْجِدِ فَنَادَيْتُ بِأَعْلَى صَوْتِي لَمْ يُطَلِّقْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ . وَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ { وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِنَ الأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُولِي الأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ} فَكُنْتُ أَنَا اسْتَنْبَطْتُ ذَلِكَ الأَمْرَ وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ آيَةَ التَّخْيِيرِ .
Bana Züheyr b. Harb anlattı, bize Ömer b. Yûnus el-Hanefî anlattı, bize İkrime b. Ammâr, Simâk Ebû Zümeyl'den [naklen] anlattı; (Ebû Zümeyl) dedi ki: Bana Abdullah b. Abbâs anlattı, bana Ömer b. el-Hattâb anlattı, şöyle dedi: Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerinden uzaklaştığında (ilâ yaptığında) mescide girdim; bir de baktım ki insanlar ellerindeki küçük taşlarla yere vuruyor (meşgul oluyor) ve: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerini boşadı!" diyorlardı. Bu durum henüz hanımlara hicab (örtünme) emri verilmeden önceydi. Ömer dedi ki: Kendi kendime; "Bugün bu işin aslı nedir mutlaka öğreneceğim!" dedim. Âişe'nin yanına girdim ve: "Ey Ebû Bekir'in kızı! Halin, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i incitecek raddeye mi geldi?" dedim. [Âişe]: "Ey Hattâb oğlu! Benimle senin ne işin var? Sen kendi kusurlarınla (veya kendi evindekilerle) ilgilen!" dedi. Bunun üzerine [Hattâb oğlu Ömer'in kızı] Hafsa'nın yanına girdim ve ona: "Ey Hafsa! Halin, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i incitecek raddeye mi geldi? Vallahi biliyorsun ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni sevmiyor; eğer ben olmasaydım Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni mutlaka boşardı!" dedim. [Hafsa] şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı. Ona: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem nerede?" diye sordum. "Şu meşrebedeki (üst kat odadaki) hücresinde," dedi. İçeri girdim; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hizmetçisi Rebâh'ı, meşrebenin eşiğinde otururken, ayaklarını ahşap bir merdivene (nakîr) doğru sarkıtmış halde gördü. Bu merdiven, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in üzerine çıkıp indiği bir kütük parçasıydı. Seslendim: "Ey Rebâh! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmem için benim adıma izin iste!" Rebâh odaya baktı, sonra bana baktı ama bir şey söylemedi. Tekrar: "Ey Rebâh! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmem için benim adıma izin iste!" dedim. Rebâh yine odaya baktı, sonra bana baktı ama bir şey söylemedi. Sonra sesimi yükselterek: "Ey Rebâh! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmem için izin iste; zira sanırım Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hafsa için geldiğimi zannetti. Vallahi, eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana onun boynunu vurmamı emretseydi, mutlaka onun boynunu vururdum!" dedim. Sesimi iyice yükseltince (Rebâh), eliye yukarı çıkmamı işaret etti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna girdim, bir hasırın üzerine yan yatmış haldeydi. Oturdum, o üzerindeki izârı (peştamalı) kendine yaklaştırdı; üzerinde ondan başka bir şey de yoktu. Hasırın [sertliğinin], yan tarafında iz bıraktığını gördüm. Göz ucuyla Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hücresine baktım; bir de ne göreyim, bir sâ' kadar bir avuç arpa, o kadar da karaz (dabaklamada kullanılan ağaç yaprağı) bir köşede duruyor ve işlenmemiş bir deri (afîk) asılıydı. Bunun üzerine gözlerim yaşardı. [Efendimiz]: "Seni ağlatan nedir ey Hattâb oğlu?" buyurdu. Ben de: "Ey Allah'ın Nebisi, neden ağlamayayım ki! Şu hasır senin böğründe iz bırakmış; şu hücrende gördüğümden başka bir şey de göremiyorum. Oysa Kayser ve Kisrâ, meyveler ve nehirler içindeler; sen ise Allah'ın Resulü ve O'nun seçkin kulusun, buna rağmen senin hazinen budur!" dedim. [Efendimiz]: "Ey Hattâb oğlu! Ahiretin bizim, dünyanın ise onların olmasına razı değil misin?" buyurdu. "Evet [razıyım]," dedim. Yanına girdiğim vakit yüzünde öfke emareleri görüyordum. Dedim ki: "Ey Resûlullah, hanımların durumu sizi ne diye sıkıntıya sokuyor? Eğer onları boşadıysanız, şüphesiz Allah, melekleri, Cebrail, Mikail, ben, Ebû Bekir ve tüm müminler seninle beraberiz." Hafsa ile Âişe o zaman Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in diğer eşlerine karşı birleşmişlerdi. Hak Teâlâ şu tahyîr (eşleri serbest bırakma) ayetini indirdi: { عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ } “Eğer o sizi boşarsa, belki de Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler verir...” { وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاَهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلاَئِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ } “Eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız, bilin ki onun yardımcısı ancak Allah, Cebrail ve müminlerin salih olanlarıdır; bunların ardından melekler de [ona] yardımcıdır.” (Tahrîm, 4-5). [Efendimize] sordum: "Ey Resûlullah, onları boşadın mı?" "Hayır," buyurdu. "Ey Resûlullah, mescide girdim, Müslümanlar taşlarla yere vurup, 'Resûlullah hanımlarını boşadı!' diyorlardı; inip onlara hanımlarını boşamadığını müjdeleyeyim mi?" diye sordum. "Evet, istersen yapabilirsin," buyurdu. Öfkesi yüzünden dağılıp da dişlerini göstererek gülünceye kadar onunla konuşmaya devam ettim. [Efendimiz], insanların en güzel dişli olanlarındandı. Sonra Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem [bulunduğu odadan] indi, ben de indim; ben ağaç kütüğüne tutunarak inerken, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sanki yerde yürüyormuş gibi, eliyle hiçbir yere dokunmadan iniyordu. Dedim ki: "Ey Resûlullah, sen bu odada yirmi dokuz gün kaldın." [Efendimiz]: "Ay bazen yirmi dokuz gün olur," buyurdu. Mescidin kapısına gelince en yüksek sesimle: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerini boşamadı!" diye bağırdım. Bunun üzerine şu ayet indi: { وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِنَ الأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُولِي الأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ } “Onlara güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Halbuki onu Resule ve aralarından yetki sahibi olanlara götürselerdi, elbette onlardan haberin içyüzünü araştırıp çıkaranlar (istinbat edenler) onu bilirlerdi.” (Nisâ, 83). İşte bu işin aslına vâkıf olup gerçeği çıkaran (istinbat eden) ben olmuştum. Allah azze ve celle de tahyîr ayetini indirdi.