1587_1. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ كُنْتُ بِالشَّامِ فِي حَلْقَةٍ فِيهَا مُسْلِمُ بْنُ يَسَارٍ فَجَاءَ أَبُو الأَشْعَثِ قَالَ قَالُوا أَبُو الأَشْعَثِ أَبُو الأَشْعَثِ . فَجَلَسَ فَقُلْتُ لَهُ حَدِّثْ أَخَانَا حَدِيثَ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ . قَالَ نَعَمْ غَزَوْنَا غَزَاةً وَعَلَى النَّاسِ مُعَاوِيَةُ فَغَنِمْنَا غَنَائِمَ كَثِيرَةً فَكَانَ فِيمَا غَنِمْنَا آنِيَةٌ مِنْ فِضَّةٍ فَأَمَرَ مُعَاوِيَةُ رَجُلاً أَنْ يَبِيعَهَا فِي أَعْطِيَاتِ النَّاسِ فَتَسَارَعَ النَّاسُ فِي ذَلِكَ فَبَلَغَ عُبَادَةَ بْنَ الصَّامِتِ فَقَامَ فَقَالَ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنْ بَيْعِ الذَّهَبِ بِالذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ بِالْفِضَّةِ وَالْبُرِّ بِالْبُرِّ وَالشَّعِيرِ بِالشَّعِيرِ وَالتَّمْرِ بِالتَّمْرِ وَالْمِلْحِ بِالْمِلْحِ إِلاَّ سَوَاءً بِسَوَاءٍ عَيْنًا بِعَيْنٍ فَمَنْ زَادَ أَوِ ازْدَادَ فَقَدْ أَرْبَى . فَرَدَّ النَّاسُ مَا أَخَذُوا فَبَلَغَ ذَلِكَ مُعَاوِيَةَ فَقَامَ خَطِيبًا فَقَالَ أَلاَ مَا بَالُ رِجَالٍ يَتَحَدَّثُونَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَادِيثَ قَدْ كُنَّا نَشْهَدُهُ وَنَصْحَبُهُ فَلَمْ نَسْمَعْهَا مِنْهُ . فَقَامَ عُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ فَأَعَادَ الْقِصَّةَ ثُمَّ قَالَ لَنُحَدِّثَنَّ بِمَا سَمِعْنَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِنْ كَرِهَ مُعَاوِيَةُ - أَوْ قَالَ وَإِنْ رَغِمَ - مَا أُبَالِي أَنْ لاَ أَصْحَبَهُ فِي جُنْدِهِ لَيْلَةً سَوْدَاءَ . قَالَ حَمَّادٌ هَذَا أَوْ نَحْوَهُ.
Bize Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî anlattı; bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'dan; o da Ebû Kılâbe'den [naklen] anlattı; [Ebû Kılâbe] şöyle dedi: Ben Şam'da, içinde Müslim b. Yesâr'ın da bulunduğu bir halkadaydım. Ebû'l-Eş'as geldi. [Oradakiler]: “Ebû'l-Eş'as geldi, Ebû'l-Eş'as geldi!” dediler. [Ebû'l-Eş'as] oturdu. Ben ona: “Kardeşimize Ubâde b. es-Sâmit'in hadisini anlat” dedim. [Ebû'l-Eş'as] şöyle anlattı: Evet, biz bir gazaya çıkmıştık; ordunun başında da Muâviye vardı. Pek çok ganimet elde ettik. Ganimetler arasında gümüşten kaplar da vardı. Muâviye bir adama, bunları insanların maaşlarına (atalarına) karşılık satmasını emretti. İnsanlar bunları almak için birbirleriyle yarıştılar. Bu haber Ubâde b. es-Sâmit'e ulaşınca ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i; altını altınla, gümüşü gümüşle, buğdayı buğdayla, arpayı arpayla, hurmayı hurmayla ve tuzu tuzla; ancak eşit miktarda ve peşin olması dışında satmaktan yasaklarken işittim. Kim [miktarı] artırır veya artırılmasını isterse şüphesiz riba (faiz) yapmış olur.” Bunun üzerine insanlar aldıklarını geri verdiler. Bu durum Muâviye'ye ulaşınca hutbe vermek üzere ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Şu adamlara ne oluyor ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında bulunduğumuz ve ona arkadaşlık ettiğimiz halde kendisinden işitmediğimiz hadisleri ondan [naklederek] anlatıyorlar?” [Bunun üzerine] Ubâde b. es-Sâmit ayağa kalktı, [anlattığı] olayı tekrar etti ve şöyle dedi: “Muâviye hoşlanmasa da -yahut: istemese de- biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den işittiklerimizi kesinlikle anlatacağız! Onun ordusunda karanlık bir gecede bile onunla arkadaşlık etmemek benim için hiç önemli değil.” Hammâd: “[Ravi] bu sözü veya benzerini söyledi” dedi.