Av, Kurbanlar ve Eti Yenilen Hayvanlar Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1935_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، ح وَحَدَّثَنَاهُ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَمَّرَ عَلَيْنَا أَبَا عُبَيْدَةَ نَتَلَقَّى عِيرًا لِقُرَيْشٍ وَزَوَّدَنَا جِرَابًا مِنْ تَمْرٍ لَمْ يَجِدْ لَنَا غَيْرَهُ فَكَانَ أَبُو عُبَيْدَةَ يُعْطِينَا تَمْرَةً تَمْرَةً - قَالَ - فَقُلْتُ كَيْفَ كُنْتُمْ تَصْنَعُونَ بِهَا قَالَ نَمَصُّهَا كَمَا يَمَصُّ الصَّبِيُّ ثُمَّ نَشْرَبُ عَلَيْهَا مِنَ الْمَاءِ فَتَكْفِينَا يَوْمَنَا إِلَى اللَّيْلِ وَكُنَّا نَضْرِبُ بِعِصِيِّنَا الْخَبَطَ ثُمَّ نَبُلُّهُ بِالْمَاءِ فَنَأْكُلُهُ قَالَ وَانْطَلَقْنَا عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ فَرُفِعَ لَنَا عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ كَهَيْئَةِ الْكَثِيبِ الضَّخْمِ فَأَتَيْنَاهُ فَإِذَا هِيَ دَابَّةٌ تُدْعَى الْعَنْبَرَ قَالَ قَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ مَيْتَةٌ ثُمَّ قَالَ لاَ بَلْ نَحْنُ رُسُلُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَقَدِ اضْطُرِرْتُمْ فَكُلُوا قَالَ فَأَقَمْنَا عَلَيْهِ شَهْرًا وَنَحْنُ ثَلاَثُ مِائَةٍ حَتَّى سَمِنَّا قَالَ وَلَقَدْ رَأَيْتُنَا نَغْتَرِفُ مِنْ وَقْبِ عَيْنِهِ بِالْقِلاَلِ الدُّهْنَ وَنَقْتَطِعُ مِنْهُ الْفِدَرَ كَالثَّوْرِ - أَوْ كَقَدْرِ الثَّوْرِ - فَلَقَدْ أَخَذَ مِنَّا أَبُو عُبَيْدَةَ ثَلاَثَةَ عَشَرَ رَجُلاً فَأَقْعَدَهُمْ فِي وَقْبِ عَيْنِهِ وَأَخَذَ ضِلَعًا مِنْ أَضْلاَعِهِ فَأَقَامَهَا ثُمَّ رَحَلَ أَعْظَمَ بَعِيرٍ مَعَنَا فَمَرَّ مِنْ تَحْتِهَا وَتَزَوَّدْنَا مِنْ لَحْمِهِ وَشَائِقَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ أَتَيْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْنَا ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ ‏ "‏ هُوَ رِزْقٌ أَخْرَجَهُ اللَّهُ لَكُمْ فَهَلْ مَعَكُمْ مِنْ لَحْمِهِ شَىْءٌ فَتُطْعِمُونَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَرْسَلْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ فَأَكَلَهُ ‏.‏

[Ve] Bize Ahmed b. Yûnus anlattı; dedi ki: Bize Züheyr anlattı; dedi ki: Bize Ebû'z-Zübeyr anlattı; Câbir'den. (H) Ve bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Bize Ebû Hayseme haber verdi; Ebû'z-Zübeyr'den; Câbir'den; dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi gönderdi ve başımıza Ebû Ubeyde'yi emir tayin etti. Kureyş'e ait bir kervanı karşılayacaktık. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi, bizim için ondan başkasını bulamamıştı. Ebû Ubeyde bize (hurmayı) teker teker veriyordu." (Ravi Ebû'z-Zübeyr) dedi ki: Ben (Câbir'e): "Onunla ne yapıyordunuz?" dedim. (Câbir): "Çocuğun emdiği gibi onu emiyorduk. Sonra üzerine su içiyorduk. O gün geceye kadar bize yetiyordu. Ve sopalarımızla ağaç yapraklarına vuruyor, sonra onu suyla ıslatıp yiyorduk." dedi. (Câbir devamla) dedi ki: "Deniz sahili boyunca gittik. Sahilde bize büyük bir kum tepesi gibi bir karaltı göründü. Ona vardık. Bir de baktık ki o, Anber denilen bir hayvandır. Ebû Ubeyde dedi ki: 'Bu bir meyte (leş)dir.' Sonra dedi ki: 'Hayır! Bilakis biz Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz darda kaldınız, o halde yiyin.' (Câbir) dedi ki: Onun başında bir ay kaldık. Biz üç yüz kişiydik. Hatta semirdik. Andolsun ki bizi, onun göz çukurundan küplerle yağ alırken gördüm. Ve ondan öküz gibi -veya öküz kadar- parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden on üç adam aldı ve onları onun göz çukuruna oturttu. Ve onun kaburgalarından bir kaburga kemiği aldı ve onu dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve (deve) onun altından geçti. Etinden de veşâik (kurutulmuş et) olarak azık edindik. Medine'ye geldiğimizde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldik ve bunu ona zikrettik. Buyurdu ki: 'O, Allah'ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Yanınızda onun etinden bir şey var mı, bize de yedirseniz?' (Câbir) dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ondan gönderdik, o da onu yedi.