1929_1. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أُرْسِلُ الْكِلاَبَ الْمُعَلَّمَةَ فَيُمْسِكْنَ عَلَىَّ وَأَذْكُرُ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ فَقَالَ " إِذَا أَرْسَلْتَ كَلْبَكَ الْمُعَلَّمَ وَذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ فَكُلْ " . قُلْتُ وَإِنْ قَتَلْنَ قَالَ " وَإِنْ قَتَلْنَ مَا لَمْ يَشْرَكْهَا كَلْبٌ لَيْسَ مَعَهَا " . قُلْتُ لَهُ فَإِنِّي أَرْمِي بِالْمِعْرَاضِ الصَّيْدَ فَأُصِيبُ فَقَالَ " إِذَا رَمَيْتَ بِالْمِعْرَاضِ فَخَزَقَ فَكُلْهُ وَإِنْ أَصَابَهُ بِعَرْضِهِ فَلاَ تَأْكُلْهُ " .
Bize İshâk b. İbrâhîm el-Hanzalî anlattı; bize Cerîr, Mansûr’dan; o İbrâhîm’den; o Hemmâm b. el-Hâris’ten; o da Adî b. Hâtim’den [naklederek] bildirdi; [Adî] şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü! Ben eğitilmiş köpekleri salıyorum, onlar da [avı] benim için tutuyorlar ve ben de onun üzerine Allah’ın adını anıyorum (besmele çekiyorum)’ dedim. Bunun üzerine [Efendimiz]: “Eğitilmiş köpeğini saldığında ve üzerine Allah’ın adını andığında [tuttuğunu] ye!” buyurdu. Ben: ‘[Avı] öldürmüş olsalar da mı?’ diye sordum. [Efendimiz]: “Yanlarında onlardan olmayan [başka] bir köpek onlara ortaklık etmediği sürece öldürseler de [ye]!” buyurdu. Ona: ‘Ben avı ucu sivri değnek (mi'râd) ile vuruyorum ve isabet ediyor’ dedim. [Efendimiz] şöyle buyurdu: “Ucu sivri değneği attığında eğer [avı] delip geçerse onu ye; eğer ona yan tarafıyla (enlemesine) isabet ederse onu yeme!”
1929_2. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ بَيَانٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ، بْنِ حَاتِمٍ قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ إِنَّا قَوْمٌ نَصِيدُ بِهَذِهِ الْكِلاَبِ فَقَالَ " إِذَا أَرْسَلْتَ كِلاَبَكَ الْمُعَلَّمَةَ وَذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا فَكُلْ مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكَ وَإِنْ قَتَلْنَ إِلاَّ أَنْ يَأْكُلَ الْكَلْبُ فَإِنْ أَكَلَ فَلاَ تَأْكُلْ فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يَكُونَ إِنَّمَا أَمْسَكَ عَلَى نَفْسِهِ وَإِنْ خَالَطَهَا كِلاَبٌ مِنْ غَيْرِهَا فَلاَ تَأْكُلْ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize İbn Fudayl, Beyân’dan; o eş-Şa'bî’den; o da Adî b. Hâtim’den [naklederek] bildirdi; [Adî] şöyle dedi: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e sordum ve: ‘Biz şu köpeklerle avlanan bir topluluğuz’ dedim. Bunun üzerine [Efendimiz]: “Eğitilmiş köpeklerini saldığında ve üzerlerine Allah’ın adını andığında, [avı] öldürmüş olsalar dahi senin için tuttuklarından ye. Ancak köpeğin kendisi ondan yemişse yeme; zira ben onun [avı] sadece kendisi için tutmuş olmasından korkarım. Eğer [senin köpeklerine] başka köpekler karışmışsa yine yeme!” buyurdu.
1929_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ، أَبِي السَّفَرِ عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْمِعْرَاضِ فَقَالَ " إِذَا أَصَابَ بِحَدِّهِ فَكُلْ وَإِذَا أَصَابَ بِعَرْضِهِ فَقَتَلَ فَإِنَّهُ وَقِيذٌ فَلاَ تَأْكُلْ " . وَسَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْكَلْبِ فَقَالَ " إِذَا أَرْسَلْتَ كَلْبَكَ وَذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ فَكُلْ فَإِنْ أَكَلَ مِنْهُ فَلاَ تَأْكُلْ فَإِنَّهُ إِنَّمَا أَمْسَكَ عَلَى نَفْسِهِ " . قُلْتُ فَإِنْ وَجَدْتُ مَعَ كَلْبِي كَلْبًا آخَرَ فَلاَ أَدْرِي أَيُّهُمَا أَخَذَهُ قَالَ " فَلاَ تَأْكُلْ فَإِنَّمَا سَمَّيْتَ عَلَى كَلْبِكَ وَلَمْ تُسَمِّ عَلَى غَيْرِهِ " .
Bize Ubeydullâh b. Muâz el-Anberî anlattı; bize babam anlattı; bize Şu'be, Abdullâh b. Ebî's-Sefer’den; o eş-Şa'bî’den; o da Adî b. Hâtim’den [naklederek] bildirdi; [Adî] şöyle dedi: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e ucu sivri değnek (mi'râd) hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Eğer [avı] sivri tarafıyla vurursa ye; eğer yan tarafıyla vurup da [av] ölürse o Vakîz (darbeyle öldürülmüş hayvan)dır; onu yeme!” Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e [avcı] köpeği [hakkında da] sordum. Şöyle buyurdu: “Köpeğini saldığında ve Allah’ın adını andığında [tuttuğunu] ye. Ancak o [avdan] yerse yeme; zira o [avı] sadece kendisi için tutmuştur.” [Adî] ‘Kendi köpeğimin yanında başka bir köpek bulursam ve hangisinin onu yakaladığını bilmezsem [ne yapayım]?’ diye sordum. [Efendimiz]: “Yeme; zira sen sadece kendi köpeğinin üzerine Allah’ın adını andın, başkasının üzerine anmadın” buyurdu.
1929_4. Hadis
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، قَالَ وَأَخْبَرَنِي شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ، أَبِي السَّفَرِ قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ، يَقُولُ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْمِعْرَاضِ . فَذَكَرَ مِثْلَهُ .
Bize Yahyâ b. Eyyûb anlattı; bize İbn Uleyye anlattı. (Şu'be de): ‘Bana Şu'be, Abdullâh b. Ebî's-Sefer’den bildirdi’ dedi. [İbn Ebî's-Sefer] şöyle dedi: eş-Şa'bî’yi şöyle derken işittim: Adî b. Hâtim’i şöyle derken işittim: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e ucu sivri değnek (mi'râd) hakkında sordum. Sonra bir önceki hadisin benzerini zikretti.
1929_5. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ، أَبِي السَّفَرِ وَعَنْ نَاسٍ، ذَكَرَ شُعْبَةُ عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْمِعْرَاضِ . بِمِثْلِ ذَلِكَ .
Bana Ebû Bekir b. Nâfi' el-Abdî anlattı; bize Gunder anlattı; bize Şu'be anlattı; bize Abdullâh b. Ebî's-Sefer —ve Şu'be’nin [başka] kimselerden de [naklettiği üzere]— eş-Şa'bî’den bildirdi; [eş-Şa'bî] şöyle dedi: Adî b. Hâtim’i şöyle derken işittim: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e ucu sivri değnek (mi'râd) hakkında sordum. Sonra bir önceki hadisin benzerini [nakletti].
1929_6. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ صَيْدِ الْمِعْرَاضِ فَقَالَ " مَا أَصَابَ بِحَدِّهِ فَكُلْهُ وَمَا أَصَابَ بِعَرْضِهِ فَهُوَ وَقِيذٌ " . وَسَأَلْتُهُ عَنْ صَيْدِ الْكَلْبِ فَقَالَ " مَا أَمْسَكَ عَلَيْكَ وَلَمْ يَأْكُلْ مِنْهُ فَكُلْهُ فَإِنَّ ذَكَاتَهُ أَخْذُهُ فَإِنْ وَجَدْتَ عِنْدَهُ كَلْبًا آخَرَ فَخَشِيتَ أَنْ يَكُونَ أَخَذَهُ مَعَهُ وَقَدْ قَتَلَهُ فَلاَ تَأْكُلْ إِنَّمَا ذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ عَلَى كَلْبِكَ وَلَمْ تَذْكُرْهُ عَلَى غَيْرِهِ " .
Bize Muhammed b. Abdullâh b. Nümeyr anlattı; bize babam anlattı; bize Zekeriyyâ, Âmir’den; o da Adî b. Hâtim’den [naklederek] bildirdi; [Adî] şöyle dedi: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e ucu sivri değnek (mi'râd) ile avlanma hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Sivri tarafıyla vurduğunu ye; yan tarafıyla vurduğun ise Vakîz (darbeyle öldürülmüş hayvan)dır.” Ona köpek ile avlanma hakkında da sordum. Şöyle buyurdu: “Senin için tuttuğu ve yemediği [avı] ye; zira onun [avı] yakalaması, onu boğazlaması (tezkiye etmesi) demektir. Eğer onun yanında başka bir köpek bulursan ve [avı] onunla beraber yakalamasından ve öldürmesinden korkarsan onu yeme. Zira sen Allah’ın adını sadece kendi köpeğinin üzerine andın, başkasının üzerine anmadın.”
1929_7. Hadis
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ أَبِي، زَائِدَةَ بِهَذَا الإِسْنَادِ .
Bize İshâk b. İbrâhîm de anlattı; bize Îsâ b. Yûnus haber verdi; bize Zekeriyyâ b. Ebî Zâide bu isnad ile [aynı hadisi] nakletti.
1929_8. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ بْنِ عَبْدِ الْحَمِيدِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، حَدَّثَنَا الشَّعْبِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ، - وَكَانَ لَنَا جَارًا وَدَخِيلاً وَرَبِيطًا بِالنَّهْرَيْنِ - أَنَّهُ سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أُرْسِلُ كَلْبِي فَأَجِدُ مَعَ كَلْبِي كَلْبًا قَدْ أَخَذَ لاَ أَدْرِي أَيُّهُمَا أَخَذَ . قَالَ " فَلاَ تَأْكُلْ فَإِنَّمَا سَمَّيْتَ عَلَى كَلْبِكَ وَلَمْ تُسَمِّ عَلَى غَيْرِهِ " .
Bize Muhammed b. el-Velîd b. Abdülhamîd anlattı; bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be, Saîd b. Mesrûk’tan; o eş-Şa'bî’den [naklederek] bildirdi; [eş-Şa'bî] şöyle dedi: ‘En-Nehreyn’de komşumuz olan ve aramıza katılan (bizimle iç içe yaşayan) Adî b. Hâtim’i Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e şunu sorarken işittim: Köpeğimi salıyorum ve köpeğimin yanında [avı] yakalamış bir köpek [daha] buluyorum. Hangisinin onu yakaladığını bilmiyorum [ne yapayım]?’ [Efendimiz]: “Yeme; zira sen sadece kendi köpeğinin üzerine Allah’ın adını andın, başkasının üzerine anmadın” buyurdu.
1929_9. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ ذَلِكَ .
[Ve] Bize Muhammed b. el-Velîd anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; Hakem'den; Şa'bî'den; Adî b. Hâtim'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; "bunun bir benzerini."
1929_10. Hadis
حَدَّثَنِي الْوَلِيدُ بْنُ شُجَاعٍ السَّكُونِيُّ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أَرْسَلْتَ كَلْبَكَ فَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ فَإِنْ أَمْسَكَ عَلَيْكَ فَأَدْرَكْتَهُ حَيًّا فَاذْبَحْهُ وَإِنْ أَدْرَكْتَهُ قَدْ قَتَلَ وَلَمْ يَأْكُلْ مِنْهُ فَكُلْهُ وَإِنْ وَجَدْتَ مَعَ كَلْبِكَ كَلْبًا غَيْرَهُ وَقَدْ قَتَلَ فَلاَ تَأْكُلْ فَإِنَّكَ لاَ تَدْرِي أَيُّهُمَا قَتَلَهُ وَإِنْ رَمَيْتَ سَهْمَكَ فَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ فَإِنْ غَابَ عَنْكَ يَوْمًا فَلَمْ تَجِدْ فِيهِ إِلاَّ أَثَرَ سَهْمِكَ فَكُلْ إِنْ شِئْتَ وَإِنْ وَجَدْتَهُ غَرِيقًا فِي الْمَاءِ فَلاَ تَأْكُلْ " .
Bana el-Velîd b. Şucâ' es-Sekûnî anlattı; dedi ki: Bize Alî b. Müshir anlattı; Âsım'dan; Şa'bî'den; Adî b. Hâtim'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu: "Köpeğini gönderdiğin zaman Allah'ın ismini an. Eğer senin için tutar da ona canlı yetişirsen onu boğazla. Eğer yetiştiğinde [köpek] onu öldürmüş ve ondan yememişse onu ye. Şayet köpeğinin yanında başka bir köpek bulursan ve [av] ölmüşse yeme; çünkü sen hangisinin onu öldürdüğünü bilemezsin. Okunu attığında Allah'ın ismini an. Eğer [av] senden bir gün kaybolur da onda okunun izinden başka bir şey bulamazsan, dilersen ye. Eğer onu suda boğulmuş bulursan yeme."
1929_11. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا عَاصِمٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الصَّيْدِ قَالَ " إِذَا رَمَيْتَ سَهْمَكَ فَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ فَإِنْ وَجَدْتَهُ قَدْ قَتَلَ فَكُلْ إِلاَّ أَنْ تَجِدَهُ قَدْ وَقَعَ فِي مَاءٍ فَإِنَّكَ لاَ تَدْرِي الْمَاءُ قَتَلَهُ أَوْ سَهْمُكَ " .
Bize Yahyâ b. Eyyûb anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek anlattı; dedi ki: Bize Âsım haber verdi; Şa'bî'den; Adî b. Hâtim'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e avlanma hakkında sordum. Buyurdu ki: "Okunu attığında Allah'ın ismini an. Eğer (avı) ölmüş bulursan ye. Ancak onu suya düşmüş bulman hariç. Çünkü sen onu suyun mu yoksa okunun mu öldürdüğünü bilemezsin."
1930_1. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَبِيعَةَ بْنَ يَزِيدَ الدِّمَشْقِيَّ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ، عَائِذُ اللَّهِ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيَّ، يَقُولُ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا بِأَرْضِ قَوْمٍ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ نَأْكُلُ فِي آنِيَتِهِمْ وَأَرْضِ صَيْدٍ أَصِيدُ بِقَوْسِي وَأَصِيدُ بِكَلْبِيَ الْمُعَلَّمِ أَوْ بِكَلْبِيَ الَّذِي لَيْسَ بِمُعَلَّمٍ فَأَخْبِرْنِي مَا الَّذِي يَحِلُّ لَنَا مِنْ ذَلِكَ قَالَ " أَمَّا مَا ذَكَرْتَ أَنَّكُمْ بِأَرْضِ قَوْمٍ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ تَأْكُلُونَ فِي آنِيَتِهِمْ فَإِنْ وَجَدْتُمْ غَيْرَ آنِيَتِهِمْ فَلاَ تَأْكُلُوا فِيهَا وَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاغْسِلُوهَا ثُمَّ كُلُوا فِيهَا وَأَمَّا مَا ذَكَرْتَ أَنَّكَ بِأَرْضِ صَيْدٍ فَمَا أَصَبْتَ بِقَوْسِكَ فَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ ثُمَّ كُلْ وَمَا أَصَبْتَ بِكَلْبِكَ الْمُعَلَّمِ فَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ ثُمَّ كُلْ وَمَا أَصَبْتَ بِكَلْبِكَ الَّذِي لَيْسَ بِمُعَلَّمٍ فَأَدْرَكْتَ ذَكَاتَهُ فَكُلْ " .
Bize Hennâd b. es-Serî anlattı; dedi ki: Bize İbnü'l-Mübârek anlattı; Hayve b. Şureyh'ten; dedi ki: Rabîa b. Yezîd ed-Dımaşkî'yi şöyle derken işittim: Bana Ebû İdrîs Âizullâh haber verdi; dedi ki: Ebû Sa'lebe el-Huşenî'yi şöyle derken işittim: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve dedim ki: Ey Allah'ın Resulü! Biz Ehl-i Kitap'tan bir kavmin arazisindeyiz, onların kaplarından yiyoruz. Ve av arazisindeyiz; yayım ile, eğitilmiş köpeğim ile ve eğitilmemiş köpeğim ile avlanıyorum. Bize bundan helal olanı haber ver. Buyurdu ki: Zikrettiğin Ehl-i Kitap bir kavmin arazisinde olup onların kaplarından yemeniz(e gelince); eğer onların kaplarından başkasını bulursanız onlarda yemeyin. Şayet bulamazsanız, onları yıkayın sonra içlerinde yiyin. Zikrettiğin av arazisinde olman(a gelince); yayınla ne vurursan Allah'ın ismini an sonra ye. Eğitilmiş köpeğinle ne vurursan Allah'ın ismini an sonra ye. Eğitilmemiş köpeğinle vurduğuna ise (canlı) yetişip kesersen ye."
1930_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا الْمُقْرِئُ، كِلاَهُمَا عَنْ حَيْوَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَ حَدِيثِ ابْنِ الْمُبَارَكِ غَيْرَ أَنَّ حَدِيثَ ابْنِ وَهْبٍ، لَمْ يَذْكُرْ فِيهِ صَيْدَ الْقَوْسِ .
[Ve] Bana Ebu't-Tâhir anlattı; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi. (H) Ve bana Züheyr b. Harb anlattı; dedi ki: Bize el-Mukri' anlattı. Her ikisi de Hayve'den bu isnadla; "İbnü'l-Mübârek hadisinin benzerini (naklettiler). Ancak İbn Vehb'in hadisinde yay ile avlanmayı zikretmedi."
1931_1. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِهْرَانَ الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، حَمَّادُ بْنُ خَالِدٍ الْخَيَّاطُ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا رَمَيْتَ بِسَهْمِكَ فَغَابَ عَنْكَ فَأَدْرَكْتَهُ فَكُلْهُ مَا لَمْ يُنْتِنْ " .
Bize Muhammed b. Mihrân er-Râzî anlattı; dedi ki: Bize Ebû Abdullah Hammâd b. Hâlid el-Hayyât anlattı; Muâviye b. Sâlih'ten; Abdurrahman b. Cübeyr'den; babasından; Ebû Sa'lebe'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Okunu attığında (av) senden kaybolur da sonra ona yetişirsen, kokmadığı sürece onu ye."
1931_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي خَلَفٍ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنِي مُعَاوِيَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الَّذِي يُدْرِكُ صَيْدَهُ بَعْدَ ثَلاَثٍ " فَكُلْهُ مَا لَمْ يُنْتِنْ " .
[Ve] Bana Muhammed b. Ahmed b. Ebî Halef anlattı; dedi ki: Bize Ma'n b. Îsâ anlattı; dedi ki: Bana Muâviye anlattı; Abdurrahman b. Cübeyr b. Nufeyr'den; babasından; Ebû Sa'lebe'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; avına üç (gün) sonra yetişen kimse hakkında: "Kokmadığı sürece onu ye."
1931_3. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَدِيثَهُ فِي الصَّيْدِ ثُمَّ قَالَ ابْنُ حَاتِمٍ حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ عَنْ مُعَاوِيَةَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرٍ وَأَبِي الزَّاهِرِيَّةِ عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيِّ . بِمِثْلِ حَدِيثِ الْعَلاَءِ غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ يَذْكُرْ نُتُونَتَهُ وَقَالَ فِي الْكَلْبِ " كُلْهُ بَعْدَ ثَلاَثٍ إِلاَّ أَنْ يُنْتِنَ فَدَعْهُ " .
[Ve] Bana Muhammed b. Hâtim anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; Muâviye b. Sâlih'ten; Alâ'dan; Mekhûl'den; Ebû Sa'lebe el-Huşenî'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; av hakkındaki hadisini (nakletti). Sonra İbn Hâtim dedi ki: Bize İbn Mehdî anlattı; Muâviye'den; Abdurrahman b. Cübeyr ve Ebû'z-Zâhiriyye'den; Cübeyr b. Nufeyr'den; Ebû Sa'lebe el-Huşenî'den; Alâ hadisinin mislini (naklettiler). Ancak o, kokmasını zikretmedi. Ve köpek hakkında şöyle dedi: "Üç (gün) sonra da olsa onu ye. Ancak kokarsa onu bırak."
1932_1. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ أَبِي، ثَعْلَبَةَ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَكْلِ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السَّبُعِ . زَادَ إِسْحَاقُ وَابْنُ أَبِي عُمَرَ فِي حَدِيثِهِمَا قَالَ الزُّهْرِيُّ وَلَمْ نَسْمَعْ بِهَذَا حَتَّى قَدِمْنَا الشَّامَ .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, İshâk b. İbrâhîm ve İbn Ebî Ömer anlattı; İshâk: "Bize haber verdi" dedi, diğer ikisi ise "Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı" dediler; Zührî'den; Ebû İdrîs'ten; Ebû Sa'lebe'den; dedi ki: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yırtıcı hayvanlardan her azı dişi sahibinin yenilmesini yasakladı." İshâk ve İbn Ebî Ömer hadislerinde şunu eklediler: Zührî dedi ki: "Biz bunu Şam'a gelinceye kadar işitmemiştik."
1932_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيَّ، يَقُولُ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَكْلِ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السِّبَاعِ . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَلَمْ أَسْمَعْ ذَلِكَ مِنْ عُلَمَائِنَا بِالْحِجَازِ حَتَّى حَدَّثَنِي أَبُو إِدْرِيسَ وَكَانَ مِنْ فُقَهَاءِ أَهْلِ الشَّامِ .
[Ve] Bana Harmele b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: Bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb'dan; Ebû İdrîs el-Havlânî'den; Ebû Sa'lebe el-Huşenî'yi şöyle derken işitmiştir: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yırtıcı hayvanlardan her azı dişi sahibinin yenilmesini yasakladı." İbn Şihâb dedi ki: "Ben bunu Hicaz'daki âlimlerimizden işitmedim. Tâ ki bana Ebû İdrîs anlatıncaya kadar. O, Şam ehlinin fakihlerindendi."
1932_3. Hadis
وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، - يَعْنِي ابْنَ الْحَارِثِ - أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيِّ، أَنَّالله عليه وسلم نَهَى عَنْ أَكْلِ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السِّبَاعِ .
[Ve] Bana Hârûn b. Saîd el-Eylî anlattı; dedi ki: Bize İbn Vehb anlattı; dedi ki: Bize Amr —yani İbnü'l-Hâris— haber verdi; İbn Şihâb'ın kendisine Ebû İdrîs el-Havlânî'den, (onun da) Ebû Sa'lebe el-Huşenî'den anlattığına göre: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yırtıcı hayvanlardan her azı dişi sahibinin yenilmesini yasakladı."
1932_4. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، وَابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، وَعَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ وَيُونُسُ بْنُ يَزِيدَ وَغَيْرُهُمْ ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا يُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونِ، ح وَحَدَّثَنَا الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، كُلُّهُمْ عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . مِثْلَ حَدِيثِ يُونُسَ وَعَمْرٍو كُلُّهُمْ ذَكَرَ الأَكْلَ إِلاَّ صَالِحًا وَيُوسُفَ فَإِنَّ حَدِيثَهُمَا نَهَى عَنْ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السَّبُعِ .
[Ve] Bunu bana Ebu't-Tâhir anlattı; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: Bana Mâlik b. Enes, İbn Ebî Zi'b, Amr b. el-Hâris, Yûnus b. Yezîd ve başkaları haber verdi. (H) Ve bana Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd anlattı; Abdürrezzâk'tan; Ma'mer'den. (H) Ve bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Bize Yûsuf b. el-Mâcişûn haber verdi. (H) Ve bize el-Hulvânî ve Abd b. Humeyd anlattı; Ya'kûb b. İbrâhîm b. Sa'd'dan; dedi ki: Bize babam anlattı; Sâlih'ten. Hepsi Zührî'den bu isnadla Yûnus ve Amr hadisinin mislini (rivayet ettiler). Hepsi "yeme"yi zikrettiler. Ancak Sâlih ve Yûsuf müstesna. Zira ikisinin hadisi: "Yırtıcı hayvanlardan her azı dişi sahibinden nehyetti" şeklindedir.
1933_1. Hadis
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، - يَعْنِي ابْنَ مَهْدِيٍّ - عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي حَكِيمٍ، عَنْ عَبِيدَةَ بْنِ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كُلُّ ذِي نَابٍ مِنَ السِّبَاعِ فَأَكْلُهُ حَرَامٌ " .
[Ve] Bana Züheyr b. Harb anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman —yani İbn Mehdî— anlattı; Mâlik'ten; İsmâil b. Ebî Hakîm'den; Abîde b. Süfyân'dan; Ebû Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yırtıcı hayvanlardan her azı dişi sahibinin yenilmesi haramdır."
1933_2. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ .
[Ve] Bunu bana Ebu't-Tâhir anlattı; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: Bana Mâlik b. Enes haber verdi; bu isnadla mislini (rivayet etti).
1934_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ مَيْمُونِ، بْنِ مِهْرَانَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السِّبَاعِ وَعَنْ كُلِّ ذِي مِخْلَبٍ مِنَ الطَّيْرِ .
[Ve] Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî anlattı; dedi ki: Bize babam anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; Hakem'den; Meymûn b. Mihrân'dan; İbn Abbâs'tan; dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yırtıcı hayvanlardan her azı dişi sahibini ve kuşlardan her pençe sahibini yasakladı."
1934_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ .
[Ve] Bana Haccâc b. eş-Şâir anlattı; dedi ki: Bize Sehl b. Hammâd anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; bu isnadla mislini (rivayet etti).
1934_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، وَأَبُو بِشْرٍ عَنْ مَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السِّبَاعِ وَعَنْ كُلِّ ذِي مِخْلَبٍ مِنَ الطَّيْرِ .
[Ve] Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; dedi ki: Bize Süleymân b. Dâvûd anlattı; dedi ki: Bize Ebû Avâne anlattı; dedi ki: Bize Hakem ve Ebû Bişr anlattı; Meymûn b. Mihrân'dan; İbn Abbâs'tan; (nakledildiğine göre): "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yırtıcı hayvanlardan her azı dişi sahibini ve kuşlardan her pençe sahibini yasakladı."
1934_4. Hadis
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، قَالَ أَبُو بِشْرٍ أَخْبَرَنَا عَنْ مَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ نَهَى ح وَحَدَّثَنِي أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ مَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ شُعْبَةَ عَنِ الْحَكَمِ .
[Ve] Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Bize Hüşeym haber verdi; Ebû Bişr'den. (H) Ve bize Ahmed b. Hanbel anlattı; dedi ki: Bize Hüşeym anlattı; dedi ki: Ebû Bişr bize Meymûn b. Mihrân'dan; İbn Abbâs'tan haber verdi; dedi ki: Yasakladı. (H) Ve bana Ebû Kâmil el-Cahderî anlattı; dedi ki: Bize Ebû Avâne anlattı; Ebû Bişr'den; Meymûn b. Mihrân'dan; İbn Abbâs'tan; dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Şu'be'nin Hakem'den (rivayet ettiği) hadisinin misli ile yasakladı."
1935_1. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، ح وَحَدَّثَنَاهُ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَمَّرَ عَلَيْنَا أَبَا عُبَيْدَةَ نَتَلَقَّى عِيرًا لِقُرَيْشٍ وَزَوَّدَنَا جِرَابًا مِنْ تَمْرٍ لَمْ يَجِدْ لَنَا غَيْرَهُ فَكَانَ أَبُو عُبَيْدَةَ يُعْطِينَا تَمْرَةً تَمْرَةً - قَالَ - فَقُلْتُ كَيْفَ كُنْتُمْ تَصْنَعُونَ بِهَا قَالَ نَمَصُّهَا كَمَا يَمَصُّ الصَّبِيُّ ثُمَّ نَشْرَبُ عَلَيْهَا مِنَ الْمَاءِ فَتَكْفِينَا يَوْمَنَا إِلَى اللَّيْلِ وَكُنَّا نَضْرِبُ بِعِصِيِّنَا الْخَبَطَ ثُمَّ نَبُلُّهُ بِالْمَاءِ فَنَأْكُلُهُ قَالَ وَانْطَلَقْنَا عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ فَرُفِعَ لَنَا عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ كَهَيْئَةِ الْكَثِيبِ الضَّخْمِ فَأَتَيْنَاهُ فَإِذَا هِيَ دَابَّةٌ تُدْعَى الْعَنْبَرَ قَالَ قَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ مَيْتَةٌ ثُمَّ قَالَ لاَ بَلْ نَحْنُ رُسُلُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَقَدِ اضْطُرِرْتُمْ فَكُلُوا قَالَ فَأَقَمْنَا عَلَيْهِ شَهْرًا وَنَحْنُ ثَلاَثُ مِائَةٍ حَتَّى سَمِنَّا قَالَ وَلَقَدْ رَأَيْتُنَا نَغْتَرِفُ مِنْ وَقْبِ عَيْنِهِ بِالْقِلاَلِ الدُّهْنَ وَنَقْتَطِعُ مِنْهُ الْفِدَرَ كَالثَّوْرِ - أَوْ كَقَدْرِ الثَّوْرِ - فَلَقَدْ أَخَذَ مِنَّا أَبُو عُبَيْدَةَ ثَلاَثَةَ عَشَرَ رَجُلاً فَأَقْعَدَهُمْ فِي وَقْبِ عَيْنِهِ وَأَخَذَ ضِلَعًا مِنْ أَضْلاَعِهِ فَأَقَامَهَا ثُمَّ رَحَلَ أَعْظَمَ بَعِيرٍ مَعَنَا فَمَرَّ مِنْ تَحْتِهَا وَتَزَوَّدْنَا مِنْ لَحْمِهِ وَشَائِقَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ أَتَيْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْنَا ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " هُوَ رِزْقٌ أَخْرَجَهُ اللَّهُ لَكُمْ فَهَلْ مَعَكُمْ مِنْ لَحْمِهِ شَىْءٌ فَتُطْعِمُونَا " . قَالَ فَأَرْسَلْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ فَأَكَلَهُ .
[Ve] Bize Ahmed b. Yûnus anlattı; dedi ki: Bize Züheyr anlattı; dedi ki: Bize Ebû'z-Zübeyr anlattı; Câbir'den. (H) Ve bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Bize Ebû Hayseme haber verdi; Ebû'z-Zübeyr'den; Câbir'den; dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi gönderdi ve başımıza Ebû Ubeyde'yi emir tayin etti. Kureyş'e ait bir kervanı karşılayacaktık. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi, bizim için ondan başkasını bulamamıştı. Ebû Ubeyde bize (hurmayı) teker teker veriyordu." (Ravi Ebû'z-Zübeyr) dedi ki: Ben (Câbir'e): "Onunla ne yapıyordunuz?" dedim. (Câbir): "Çocuğun emdiği gibi onu emiyorduk. Sonra üzerine su içiyorduk. O gün geceye kadar bize yetiyordu. Ve sopalarımızla ağaç yapraklarına vuruyor, sonra onu suyla ıslatıp yiyorduk." dedi. (Câbir devamla) dedi ki: "Deniz sahili boyunca gittik. Sahilde bize büyük bir kum tepesi gibi bir karaltı göründü. Ona vardık. Bir de baktık ki o, Anber denilen bir hayvandır. Ebû Ubeyde dedi ki: 'Bu bir meyte (leş)dir.' Sonra dedi ki: 'Hayır! Bilakis biz Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz darda kaldınız, o halde yiyin.' (Câbir) dedi ki: Onun başında bir ay kaldık. Biz üç yüz kişiydik. Hatta semirdik. Andolsun ki bizi, onun göz çukurundan küplerle yağ alırken gördüm. Ve ondan öküz gibi -veya öküz kadar- parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden on üç adam aldı ve onları onun göz çukuruna oturttu. Ve onun kaburgalarından bir kaburga kemiği aldı ve onu dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve (deve) onun altından geçti. Etinden de veşâik (kurutulmuş et) olarak azık edindik. Medine'ye geldiğimizde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldik ve bunu ona zikrettik. Buyurdu ki: 'O, Allah'ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Yanınızda onun etinden bir şey var mı, bize de yedirseniz?' (Câbir) dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ondan gönderdik, o da onu yedi.
1935_2. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعَ عَمْرٌو، جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ ثَلاَثُمِائَةِ رَاكِبٍ وَأَمِيرُنَا أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ نَرْصُدُ عِيرًا لِقُرَيْشٍ فَأَقَمْنَا بِالسَّاحِلِ نِصْفَ شَهْرٍ فَأَصَابَنَا جُوعٌ شَدِيدٌ حَتَّى أَكَلْنَا الْخَبَطَ فَسُمِّيَ جَيْشَ الْخَبَطِ فَأَلْقَى لَنَا الْبَحْرُ دَابَّةً يُقَالُ لَهَا الْعَنْبَرُ فَأَكَلْنَا مِنْهَا نِصْفَ شَهْرٍ وَادَّهَنَّا مِنْ وَدَكِهَا حَتَّى ثَابَتْ أَجْسَامُنَا - قَالَ - فَأَخَذَ أَبُو عُبَيْدَةَ ضِلَعًا مِنْ أَضْلاَعِهِ فَنَصَبَهُ ثُمَّ نَظَرَ إِلَى أَطْوَلِ رَجُلٍ فِي الْجَيْشِ وَأَطْوَلِ جَمَلٍ فَحَمَلَهُ عَلَيْهِ فَمَرَّ تَحْتَهُ قَالَ وَجَلَسَ فِي حَجَاجِ عَيْنِهِ نَفَرٌ قَالَ وَأَخْرَجْنَا مِنْ وَقْبِ عَيْنِهِ كَذَا وَكَذَا قُلَّةَ وَدَكٍ - قَالَ - وَكَانَ مَعَنَا جِرَابٌ مِنْ تَمْرٍ فَكَانَ أَبُو عُبَيْدَةَ يُعْطِي كُلَّ رَجُلٍ مِنَّا قَبْضَةً قَبْضَةً ثُمَّ أَعْطَانَا تَمْرَةً تَمْرَةً فَلَمَّا فَنِيَ وَجَدْنَا فَقْدَهُ .
[Ve] Bize Abdülcebbâr b. el-Alâ anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; dedi ki: Amr, Câbir b. Abdullah'ı şöyle derken işitti: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi gönderdi. Biz üç yüz süvariydik. Emirimiz Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh idi. Kureyş'in bir kervanını gözetliyorduk. Sahilde yarım ay kaldık. Bize şiddetli bir açlık isabet etti, hatta ağaç yaprakları (habat) yedik. Bu yüzden (bu orduya) 'Habat Ordusu' denildi. Derken deniz bize 'Anber' denilen bir hayvan attı. Ondan yarım ay yedik ve yağından süründük. Nihayet vücutlarımız kendine geldi." (Câbir) dedi ki: "Ebû Ubeyde onun kaburgalarından bir kaburga kemiği aldı ve onu dikti. Sonra ordudaki en uzun adama ve en uzun deveye baktı; onu onun üzerine bindirdi ve (kemiğin) altından geçti." (Câbir) dedi ki: "Onun göz çukuruna birkaç kişi oturdu." (Câbir) dedi ki: "Ve onun göz çukurundan şu kadar küp yağ çıkardık." (Câbir) dedi ki: "Yanımızda bir dağarcık hurma vardı. Ebû Ubeyde bizden her adama birer avuç veriyordu. Sonra bize birer hurma verdi. Tükendiği zaman, onun yokluğunu hissettik."
1935_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعَ عَمْرٌو، جَابِرًا يَقُولُ فِي جَيْشِ الْخَبَطِ إِنَّ رَجُلاً نَحَرَ ثَلاَثَ جَزَائِرَ ثُمَّ ثَلاَثًا ثُمَّ ثَلاَثًا ثُمَّ نَهَاهُ أَبُو عُبَيْدَةَ .
[Ve] Bize Abdülcebbâr b. el-Alâ anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; dedi ki: Amr, Câbir'i Habat Ordusu hakkında şöyle derken işitti: "Bir adam üç deve kesti. Sonra üç, sonra üç. Sonra Ebû Ubeyde onu yasakladı."
1935_4. Hadis
وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، - يَعْنِي ابْنَ سُلَيْمَانَ - عَنْ هِشَامِ، بْنِ عُرْوَةَ عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَعَثَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ ثَلاَثُمِائَةٍ نَحْمِلُ أَزْوَادَنَا عَلَى رِقَابِنَا .
[Ve] Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; dedi ki: Bize Abde —yani İbn Süleymân— anlattı; Hişâm b. Urve'den; Vehb b. Keysân'dan; Câbir b. Abdullah'tan; dedi ki: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bizi gönderdi. Biz üç yüz kişiydik. Azıklarımızı boyunlarımızda taşıyorduk."
1935_5. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي نُعَيْمٍ، وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَرِيَّةً ثَلاَثَمِائَةٍ وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ فَفَنِيَ زَادُهُمْ فَجَمَعَ أَبُو عُبَيْدَةَ زَادَهُمْ فِي مِزْوَدٍ فَكَانَ يُقَوِّتُنَا حَتَّى كَانَ يُصِيبُنَا كُلَّ يَوْمٍ تَمْرَةٌ .
[Ve] Bana Muhammed b. Hâtim anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; Mâlik b. Enes'ten; Ebû Nuaym Vehb b. Keysân'dan; Câbir b. Abdullah'ın kendisine haber verdiğine göre dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem üç yüz kişilik bir müfreze gönderdi ve üzerlerine Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'ı emir tayin etti. Derken azıkları tükendi. Ebû Ubeyde azıklarını bir dağarcıkta topladı. (O), bize her gün bir hurma düşecek şekilde bizi besliyordu."
1935_6. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ كَثِيرٍ - قَالَ سَمِعْتُ وَهْبَ بْنَ كَيْسَانَ، يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَرِيَّةً أَنَا فِيهِمْ إِلَى سِيفِ الْبَحْرِ . وَسَاقُوا جَمِيعًا بَقِيَّةَ الْحَدِيثِ كَنَحْوِ حَدِيثِ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ وَأَبِي الزُّبَيْرِ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ فَأَكَلَ مِنْهَا الْجَيْشُ ثَمَانِيَ عَشْرَةَ لَيْلَةً .
[Ve] Bize Ebû Küreyb anlattı; dedi ki: Bize Ebû Üsâme anlattı; dedi ki: Bize el-Velîd —yani İbn Kesîr— anlattı; dedi ki: Vehb b. Keysân'ı şöyle derken işittim: Câbir b. Abdullah'ı şöyle derken işittim: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, benim de aralarında bulunduğum bir müfrezeyi deniz sahiline gönderdi." (Raviler) hadisin geri kalanını Amr b. Dînâr ve Ebû'z-Zübeyr'in hadisinin benzeri gibi hep birlikte sevk ettiler (anlattılar). Ancak Vehb b. Keysân'ın hadisinde şu vardır: "Ordu ondan on sekiz gece yedi."
1935_7. Hadis
وَحَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْمُنْذِرِ الْقَزَّازُ، كِلاَهُمَا عَنْ دَاوُدَ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ مِقْسَمٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ، عَبْدِ اللَّهِ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْثًا إِلَى أَرْضِ جُهَيْنَةَ وَاسْتَعْمَلَ عَلَيْهِمْ رَجُلاً وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِهِمْ .
[Ve] Bana Haccâc b. eş-Şâir anlattı; dedi ki: Bize Osman b. Ömer anlattı. (H) Ve bana Muhammed b. Râfi' anlattı; dedi ki: Bize Ebu'l-Münzir el-Kazzâz anlattı. Her ikisi de Dâvûd b. Kays'tan; Ubeydullah b. Miksem'den; Câbir b. Abdullah'tan; dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Cüheyne arazisine bir birlik gönderdi ve üzerlerine bir adamı tayin etti." Ve hadisi onların hadisinin benzeri şekilde sevk etti (anlattı).
1407_6. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ، اللَّهِ وَالْحَسَنِ ابْنَىْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ عَنْ أَبِيهِمَا، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ مُتْعَةِ النِّسَاءِ يَوْمَ خَيْبَرَ وَعَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الإِنْسِيَّةِ .
[Ve] Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik b. Enes'e okudum; İbn Şihâb'dan; Muhammed b. Alî'nin iki oğlu Abdullah ve Hasan'dan; babalarından; Alî b. Ebî Tâlib'den; (rivayet edildiğine göre): "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber günü kadınlarla mut'a (nikahı) yapmaktan ve ehlî eşeklerin etlerinden (yemeyi) yasakladı."
1407_7. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ، نُمَيْرٍ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ قَالُوا حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، كُلُّهُمْ عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَفِي حَدِيثِ يُونُسَ وَعَنْ أَكْلِ، لُحُومِ الْحُمُرِ الإِنْسِيَّةِ .
[Ve] Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, İbn Nümeyr ve Züheyr b. Harb anlattı; dediler ki: Bize Süfyân anlattı. (H) Ve bize İbn Nümeyr anlattı; dedi ki: Bize babam anlattı; dedi ki: Bize Ubeydullah anlattı. (H) Ve bana Ebu't-Tâhir ve Harmele anlattı; dediler ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: Bana Yûnus haber verdi. (H) Ve bize İshâk ve Abd b. Humeyd anlattı; dediler ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi; dedi ki: Bize Ma'mer haber verdi. Hepsi Zührî'den bu isnadla (rivayet ettiler). Yûnus'un hadisinde şu vardır: "Ve ehlî eşeklerin etlerini yemekten (yasakladı)."
1936. Hadis
وَحَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيِّ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، كِلاَهُمَا عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، بْنِ سَعْدٍ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ أَبَا إِدْرِيسَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا ثَعْلَبَةَ قَالَ حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لُحُومَ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ .
[Ve] Bize Hasan b. Alî el-Hulvânî ve Abd b. Humeyd anlattı; her ikisi de Ya'kûb b. İbrâhîm b. Sa'd'dan; dedi ki: Bize babam anlattı; Sâlih'ten; İbn Şihâb'dan; Ebû İdrîs'in kendisine haber verdiğine göre; Ebû Sa'lebe dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ehlî eşeklerin etlerini haram kıldı."
561_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، وَسَالِمٌ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ أَكْلِ لُحُومِ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ .
[Ve] Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattı; dedi ki: Bize babam anlattı; dedi ki: Bize Ubeydullah anlattı; dedi ki: Bana Nâfi' ve Sâlim, İbn Ömer'den anlattı; (rivayet edildiğine göre): "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ehlî eşeklerin etlerini yemekten yasakladı."
561_4. Hadis
وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، قَالَ قَالَ ابْنُ عُمَرَ ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا أَبِي وَمَعْنُ بْنُ عِيسَى، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَكْلِ الْحِمَارِ الأَهْلِيِّ يَوْمَ خَيْبَرَ وَكَانَ النَّاسُ احْتَاجُوا إِلَيْهَا .
[Ve] Bana Hârûn b. Abdullah anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Bekr anlattı; dedi ki: Bize İbn Cüreyc haber verdi; dedi ki: Bana Nâfi' haber verdi; dedi ki: İbn Ömer dedi ki: (H) Ve bize İbn Ebî Ömer anlattı; dedi ki: Bize babam ve Ma'n b. Îsâ anlattı; Mâlik b. Enes'ten; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber günü ehlî eşek yemeyi yasakladı. Halbuki insanlar ona muhtaç olmuştu."
1937_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ، فَقَالَ أَصَابَتْنَا مَجَاعَةٌ يَوْمَ خَيْبَرَ وَنَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أَصَبْنَا لِلْقَوْمِ حُمُرًا خَارِجَةً مِنَ الْمَدِينَةِ فَنَحَرْنَاهَا فَإِنَّ قُدُورَنَا لَتَغْلِي إِذْ نَادَى مُنَادِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنِ اكْفَئُوا الْقُدُورَ وَلاَ تَطْعَمُوا مِنْ لُحُومِ الْحُمُرِ شَيْئًا فَقُلْتُ حَرَّمَهَا تَحْرِيمَ مَاذَا قَالَ تَحَدَّثْنَا بَيْنَنَا فَقُلْنَا حَرَّمَهَا أَلْبَتَّةَ وَحَرَّمَهَا مِنْ أَجْلِ أَنَّهَا لَمْ تُخَمَّسْ .
[Ve] Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; dedi ki: Bize Alî b. Müshir anlattı; Şeybânî'den; dedi ki: Abdullah b. Ebî Evfâ'ya ehlî eşeklerin etlerini sordum. Şöyle dedi: "Hayber günü Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberken bize bir açlık isabet etti. Biz (düşman) kavminden, Medine'nin dışında eşekler ele geçirmiştik ve onları kesmiştik. Tencerelerimiz kaynıyordu. O sırada Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in münadisi: 'Tencereleri dökün ve eşeklerin etlerinden hiçbir şey yemeyin!' diye seslendi." (Şeybânî) dedi ki: Ben: "Onu nasıl bir haram kılma ile haram kıldı?" dedim. (İbn Ebî Evfâ) dedi ki: "Aramızda konuştuk ve dedik ki: 'Onu kesinlikle haram kıldı' (diyenler oldu) ve 'Onu humus'u alınmadığı için haram kıldı' (diyenler oldu)."
1937_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، - يَعْنِي ابْنَ زِيَادٍ - حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ الشَّيْبَانِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى، يَقُولُ أَصَابَتْنَا مَجَاعَةٌ لَيَالِيَ خَيْبَرَ فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ خَيْبَرَ وَقَعْنَا فِي الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ فَانْتَحَرْنَاهَا فَلَمَّا غَلَتْ بِهَا الْقُدُورُ نَادَى مُنَادِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنِ اكْفَئُوا الْقُدُورَ وَلاَ تَأْكُلُوا مِنْ لُحُومِ الْحُمُرِ شَيْئًا - قَالَ - فَقَالَ نَاسٌ إِنَّمَا نَهَى عَنْهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَنَّهَا لَمْ تُخَمَّسْ . وَقَالَ آخَرُونَ نَهَى عَنْهَا أَلْبَتَّةَ .
[Ve] Bize Ebû Kâmil Fudayl b. Hüseyin anlattı; dedi ki: Bize Abdülvâhid —yani İbn Ziyâd— anlattı; dedi ki: Bize Süleymân eş-Şeybânî anlattı; dedi ki: Abdullah b. Ebî Evfâ'yı şöyle derken işittim: "Hayber gecelerinde bize bir açlık isabet etti. Hayber günü olduğu zaman, ehlî eşeklere rastladık ve onları kestik. Tencereler onlarla kaynayınca Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in münadisi: 'Tencereleri dökün ve eşeklerin etlerinden hiçbir şey yemeyin!' diye seslendi." (Ravi) dedi ki: İnsanlar şöyle dediler: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu ancak humus'u alınmadığı için yasakladı." Diğerleri ise: "Onu kesinlikle yasakladı" dediler.
1938_1. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيٍّ، - وَهُوَ ابْنُ ثَابِتٍ - قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى، يَقُولاَنِ أَصَبْنَا حُمُرًا فَطَبَخْنَاهَا فَنَادَى مُنَادِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اكْفَئُوا الْقُدُورَ .
[Ve] Bize Ubeydullah b. Muâz anlattı; dedi ki: Bize babam anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; Adî'den —ki o İbn Sâbit'tir—; dedi ki: Berâ ve Abdullah b. Ebî Evfâ'yı şöyle derken işittim: "Eşekler ele geçirdik ve onları pişirdik. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in münadisi: 'Tencereleri dökün!' diye seslendi."
1938_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ قَالَ الْبَرَاءُ أَصَبْنَا يَوْمَ خَيْبَرَ حُمُرًا فَنَادَى مُنَادِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنِ اكْفَئُوا الْقُدُورَ .
Bize İbnü’l-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattı; dediler ki: Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; bize Şu’be anlattı; Ebû İshâk’tan; dedi ki: Berâ dedi ki: “Hayber günü [evcil] eşekler ele geçirdik; [bunun üzerine] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in münâdisi (seslenicisi): ‘Tencereleri devirin!’ diye seslendi.”
1938_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَبُو كُرَيْبٍ حَدَّثَنَا ابْنُ بِشْرٍ، عَنْ مِسْعَرٍ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ عُبَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، يَقُولُ نُهِينَا عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ، .
Bize Ebû Küreyb ve İshâk b. İbrâhîm anlattı; Ebû Küreyb dedi ki: Bize İbn Bişr anlattı; Mis’ar’dan; Sâbit b. Ubeyd’den; dedi ki: Berâ’yı şöyle derken işittim: “Biz evcil eşeklerin etinden [yemeyi] nehyolunduk.”
1938_4. Hadis
وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نُلْقِيَ لُحُومَ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ نِيئَةً وَنَضِيجَةً ثُمَّ لَمْ يَأْمُرْنَا بِأَكْلِهِ .
Bize Züheyr b. Harb anlattı; bize Cerîr anlattı; Âsım’dan; Şa’bî’den; Berâ b. Âzib’den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize, evcil eşeklerin etlerini çiğ ve pişmiş halleriyle atmamızı emretti; sonra [bir daha] onları yemeyi bize emretmedi.”
1938_5. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، - يَعْنِي ابْنَ غِيَاثٍ - عَنْ عَاصِمٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Onu bana Ebû Saîd el-Eşecc anlattı; bize Hafs —yani İbn Gıyâs— anlattı; Âsım’dan; bu isnadla [önceki hadisin] bir benzerini [nakletti].
1939. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْدِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ عَامِرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لاَ أَدْرِي إِنَّمَا نَهَى عَنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَجْلِ أَنَّهُ كَانَ حَمُولَةَ النَّاسِ فَكَرِهَ أَنْ تَذْهَبَ حَمُولَتُهُمْ أَوْ حَرَّمَهُ فِي يَوْمِ خَيْبَرَ لُحُومَ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ .
Bana Ahmed b. Yûsuf el-Ezdî anlattı; bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs anlattı; bize babam anlattı; Âsım’dan; Âmir’den; İbn Abbâs’tan; dedi ki: “Bilmiyorum; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu (eşek etini), insanların yük taşıtları olması sebebiyle yük taşıtlarının [elden] çıkmasını istemediği için mi yasakladı, yoksa Hayber günü evcil eşeklerin etini haram mı kıldı; [bilemiyorum].”
1802_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، - وَهُوَ ابْنُ إِسْمَاعِيلَ - عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى خَيْبَرَ ثُمَّ إِنَّ اللَّهَ فَتَحَهَا عَلَيْهِمْ فَلَمَّا أَمْسَى النَّاسُ الْيَوْمَ الَّذِي فُتِحَتْ عَلَيْهِمْ أَوْقَدُوا نِيرَانًا كَثِيرَةً فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا هَذِهِ النِّيرَانُ عَلَى أَىِّ شَىْءٍ تُوقِدُونَ " قَالُوا عَلَى لَحْمٍ . قَالَ " عَلَى أَىِّ لَحْمٍ " . قَالُوا عَلَى لَحْمِ حُمُرٍ إِنْسِيَّةٍ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَهْرِيقُوهَا وَاكْسِرُوهَا " . فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَوْ نُهَرِيقُهَا وَنَغْسِلُهَا قَالَ " أَوْ ذَاكَ " .
Bize Muhammed b. Abbâd ve Kuteybe b. Saîd anlattı; dediler ki: Bize Hâtim —yani İbn İsmâîl— anlattı; Yezîd b. Ebî Ubeyd’den; Seleme b. el-Ekva’dan; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Hayber’e çıktık; sonra Allah orayı onlara fethetti. Fethin gerçekleştiği günün akşamı olunca insanlar birçok ateş yaktılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Bu ateşler nedir? Neyin üzerinde yakıyorsunuz?’ buyurdu. ‘Et üzerinde’ dediler. ‘Hangi et üzerinde?’ buyurdu. ‘Evcil eşek eti üzerinde’ dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Onları dökün ve kırın!’ buyurdu. Bir adam: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Yahut onları dökelim ve yıkayalım mı?’ dedi. ‘Veyahut öyle [yapın]!’ buyurdu.”
1802_4. Hadis
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا حَمَّادُ بْنُ مَسْعَدَةَ، وَصَفْوَانُ بْنُ عِيسَى، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ النَّضْرِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ النَّبِيلُ، كُلُّهُمْ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
Bize İshâk b. İbrâhîm anlattı; bize Hammâd b. Mes’ade ve Safvân b. Îsâ haber verdi. (H) Bize Ebû Bekir b. en-Nadr da anlattı; bize Ebû Âsım en-Nebîl anlattı; bunların tamamı Yezîd b. Ebî Ubeyd’den; bu isnadla [önceki hadisi rivayet ettiler].
1940_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمَّا فَتَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ أَصَبْنَا حُمُرًا خَارِجًا مِنَ الْقَرْيَةِ فَطَبَخْنَا مِنْهَا فَنَادَى مُنَادِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَلاَ إِنَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يَنْهَيَانِكُمْ عَنْهَا فَإِنَّهَا رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ . فَأُكْفِئَتِ الْقُدُورُ بِمَا فِيهَا وَإِنَّهَا لَتَفُورُ بِمَا فِيهَا .
Bize İbn Ebî Ömer anlattı; bize Süfyân anlattı; Eyyûb’dan; Muhammed’den; Enes’ten; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber’i fethettiği zaman köyün dışında [bir miktar] eşek ele geçirdik ve onlardan pişirdik. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in münâdisi: ‘Haberiniz olsun! Allah ve Resûlü bunları size yasaklıyor; çünkü onlar birer ricstir (pistir).’ diye nida etti. Bunun üzerine tencereler, içindekiler [henüz] kaynarken oldukları gibi devrildi.”
1940_2. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ الضَّرِيرُ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ حَسَّانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ خَيْبَرَ جَاءَ جَاءٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُكِلَتِ الْحُمُرُ . ثُمَّ جَاءَ آخَرُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُفْنِيَتِ الْحُمُرُ فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبَا طَلْحَةَ فَنَادَى إِنَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يَنْهَيَانِكُمْ عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ فَإِنَّهَا رِجْسٌ أَوْ نَجِسٌ . قَالَ فَأُكْفِئَتِ الْقُدُورُ بِمَا فِيهَا .
Bize Muhammed b. Minhâl ed-Darîr anlattı; bize Yezîd b. Zürey’ anlattı; bize Hişâm b. Hassân anlattı; Muhammed b. Sîrîn’den; Enes b. Mâlik’ten; dedi ki: “Hayber günü gelince [bir ara] biri gelip: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Eşekler yenilip bitirildi!’ dedi. Sonra biri daha gelip: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Eşekler tüketildi!’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Talha’ya [seslenmesini] emretti. O da: ‘Şüphesiz ki Allah ve Resûlü, sizi eşek etlerinden yasaklıyor; çünkü onlar birer ricstir (pistir) —yahut necistir—.’ diye nida etti. [Böylece] tencereler içindekilerle birlikte devrildi.”
1941_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو الرَّبِيعِ الْعَتَكِيُّ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ مُحَمَّدِ، بْنِ عَلِيٍّ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى يَوْمَ خَيْبَرَ عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ وَأَذِنَ فِي لُحُومِ الْخَيْلِ .
Bize Yahyâ b. Yahyâ, Ebü’r-Rabî’ el-Atekî ve Kuteybe b. Saîd anlattı; —bu lafız Yahyâ’nındır—. Yahyâ: “[Hocamız] bize haber verdi” dedi; diğer ikisi ise: “Bize anlattı” dediler. Hammâd b. Zeyd’den; Amr b. Dînâr’dan; Muhammed b. Ali’den; Câbir b. Abdullah’tan [nakledildiğine göre]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber günü evcil eşeklerin etini yasakladı; at etlerine ise izin verdi.”
1941_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ أَكَلْنَا زَمَنَ خَيْبَرَ الْخَيْلَ وَحُمُرَ الْوَحْشِ وَنَهَانَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحِمَارِ الأَهْلِيِّ .
Bana Muhammed b. Hâtim anlattı; bize Muhammed b. Bekr anlattı; bize İbn Cüreyc haber verdi; bana Ebü’z-Zübeyr haber verdi; o, Câbir b. Abdullah’ı şöyle derken işitmiş: “Hayber zamanında [biz] atları ve yaban eşeklerini yedik; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ise bizi evcil eşek[leri yeme]den yasakladı.”
1941_3. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح وَحَدَّثَنِي يَعْقُوبُ الدَّوْرَقِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ، عُثْمَانَ النَّوْفَلِيُّ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
Onu bana Ebü’t-Tâhir de anlattı; bize İbn Vehb haber verdi. (H) Bana Ya’kûb ed-Devrakî ve Ahmed b. Osmân en-Nevfelî de anlattı; dediler ki: Bize Ebû Âsım anlattı. Bunların her ikisi de İbn Cüreyc’den [naklederek]; bu isnadla [önceki hadisin bir benzerini naklettiler].
1942_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي وَحَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، وَوَكِيعٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ نَحَرْنَا فَرَسًا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَكَلْنَاهُ .
Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr anlattı; bize babam, Hafs b. Gıyâs ve Vekî’ anlattı; Hişâm’dan; Fâtıma’dan; Esma’dan; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in zamanında bir at kestik ve onu yedik.”
1942_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ كِلاَهُمَا عَنْ هِشَامٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
Onu bize Yahyâ b. Yahyâ da anlattı; bize Ebû Muâviye haber verdi. (H) Bize Ebû Küreyb de anlattı; bize Ebû Üsâme anlattı. Bunların her ikisi de Hişâm’dan [naklederek]; bu isnadla [önceki hadisin bir benzerini naklettiler].
1943_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَيَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، حُجْرٍ عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ، يَقُولُ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الضَّبِّ فَقَالَ " لَسْتُ بِآكِلِهِ وَلاَ مُحَرِّمِهِ " .
Bize Yahyâ b. Yahyâ, Yahyâ b. Eyyûb, Kuteybe ve İbn Hucr anlattı; Yahyâ b. Yahyâ: “Bize İsmail b. Ca’fer haber verdi” dedi. Abdullah b. Dînâr’dan; o, İbn Ömer’i şöyle derken işitmiş: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e Dab (keler) hakkında soruldu; bunun üzerine: ‘Ben onu ne yiyiciyim ne de haram kılıcıyım.’ buyurdu.”
1943_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ سَأَلَ رَجُلٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَكْلِ الضَّبِّ فَقَالَ " لاَ آكُلُهُ وَلاَ أُحَرِّمُهُ " .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Leys anlattı. (H) Bana Muhammed b. Rumh da anlattı; bize el-Leys haber verdi. Nâfi’den; İbn Ömer’den; dedi ki: “Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Dab (keler) [eti] yemeyi sordu. [O da:] ‘Onu ne yerim ne de haram kılarım.’ buyurdu.”
1943_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ سَأَلَ رَجُلٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ عَنْ أَكْلِ الضَّبِّ فَقَالَ " لاَ آكُلُهُ وَلاَ أُحَرِّمُهُ " .
Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr anlattı; bize babam anlattı; bize Ubeydullah anlattı; Nâfi’den; İbn Ömer’den; dedi ki: “Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e minber üzerinde iken Dab (keler) [eti] yemeyi sordu. [O da:] ‘Onu ne yerim ne de haram kılarım.’ buyurdu.”
1943_4. Hadis
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، بِمِثْلِهِ فِي هَذَا الإِسْنَادِ .
Bize Ubeydullah b. Saîd de anlattı; bize Yahyâ anlattı; Ubeydullah’tan; bu isnadla [önceki hadisin] bir benzerini [nakletti].
1943_5. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو الرَّبِيعِ، وَقُتَيْبَةُ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، ح وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، كِلاَهُمَا عَنْ أَيُّوبَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، ح وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ، اللَّهِ حَدَّثَنَا شُجَاعُ بْنُ الْوَلِيدِ، قَالَ سَمِعْتُ مُوسَى بْنَ عُقْبَةَ، ح وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ، الأَيْلِيُّ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي أُسَامَةُ، كُلُّهُمْ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الضَّبِّ بِمَعْنَى حَدِيثِ اللَّيْثِ عَنْ نَافِعٍ غَيْرَ أَنَّ حَدِيثَ أَيُّوبَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِضَبٍّ فَلَمْ يَأْكُلْهُ وَلَمْ يُحَرِّمْهُ وَفِي حَدِيثِ أُسَامَةَ قَالَ قَامَ رَجُلٌ فِي الْمَسْجِدِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ .
Onu bize Ebü’r-Rabî’ ve Kuteybe de anlattı; dediler ki: Bize Hammâd anlattı. (H) Bana Züheyr b. Harb de anlattı; bize İsmail anlattı; her ikisi de Eyyûb’dan [naklederek]. (H) Bize İbn Numeyr de anlattı; bize babam anlattı; bize Mâlik b. Migvel anlattı. (H) Bana Hârûn b. Abdullah da anlattı; bize Muhammed b. Bekr haber verdi; bize İbn Cüreyc haber verdi. (H) Bize Hârûn b. Abdullah da anlattı; bize Şucâ’ b. el-Velîd anlattı; dedi ki: Mûsâ b. Ukbe’yi işittim. (H) Bize Hârûn b. Saîd el-Eylî de anlattı; bize İbn Vehb anlattı; bana Üsâme haber verdi. Bunların tamamı Nâfi’den; İbn Ömer’den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den Dab (keler) hakkında Leys’in Nâfi’den olan hadisiyle aynı manada [rivayet ettiler]. Ancak Eyyûb’un hadisinde: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Dab (keler) getirildi de onu yemedi ve haram da kılmadı.’ [ifadesi yer alır]. Üsâme’nin hadisinde ise [şöyle] dedi: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem minber üzerinde iken mescitte bir adam ayağa kalktı...’
1944_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ تَوْبَةَ الْعَنْبَرِيِّ، سَمِعَ الشَّعْبِيَّ، سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ مَعَهُ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِهِ فِيهِمْ سَعْدٌ وَأُتُوا بِلَحْمِ ضَبٍّ فَنَادَتِ امْرَأَةٌ مِنْ نِسَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّهُ لَحْمُ ضَبٍّ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كُلُوا فَإِنَّهُ حَلاَلٌ وَلَكِنَّهُ لَيْسَ مِنْ طَعَامِي " .
Bize Ubeydullah b. Muâz anlattı; bize babam anlattı; bize Şu’be anlattı; Tevbe el-Anberî’den; o, Şa’bî’yi işitmiş; o da İbn Ömer’i [şöyle derken] işitmiş: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem beraberinde aralarında Sa’d’ın da bulunduğu ashabından bir grupla birlikteydi. Onlara Dab (keler) eti getirildi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in hanımlarından biri: ‘O, Dab (keler) etidir!’ diye seslendi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Yiyin; çünkü o helaldir. Fakat o, benim yediğim şeylerden (yemeklerimden) değildir.’ buyurdu.”
1944_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ تَوْبَةَ الْعَنْبَرِيِّ، قَالَ قَالَ لِي الشَّعْبِيُّ أَرَأَيْتَ حَدِيثَ الْحَسَنِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَاعَدْتُ ابْنَ عُمَرَ قَرِيبًا مِنْ سَنَتَيْنِ أَوْ سَنَةٍ وَنِصْفٍ فَلَمْ أَسْمَعْهُ رَوَى عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ هَذَا قَالَ كَانَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيهِمْ سَعْدٌ بِمِثْلِ حَدِيثِ مُعَاذٍ .
Bana Ebû Bekir b. en-Nadr da anlattı; bize Ebû Âsım anlattı; Hanzala’dan; dedi ki: Şa’bî’yi işitmiş; o: ‘İbn Ömer’i işitmiş; o da Hâlid b. el-Velîd’i şöyle derken işitmiş:’ diyor: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Dab (keler) eti getirildi... [Bundan sonrasını] diğerlerinin hadisi gibi [rivayet etti].”
1945_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَخَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ، مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْتَ مَيْمُونَةَ فَأُتِيَ بِضَبٍّ مَحْنُوذٍ فَأَهْوَى إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ فَقَالَ بَعْضُ النِّسْوَةِ اللاَّتِي فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ أَخْبِرُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَا يُرِيدُ أَنْ يَأْكُلَ . فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فَقُلْتُ أَحَرَامٌ هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " لاَ وَلَكِنَّهُ لَمْ يَكُنْ بِأَرْضِ قَوْمِي فَأَجِدُنِي أَعَافُهُ " . قَالَ خَالِدٌ فَاجْتَرَرْتُهُ فَأَكَلْتُهُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ .
Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik’e; İbn Şihâb’dan; o, Ebû Ümâme b. Sehl b. Huneyf’ten; o da Abdullah b. Abbâs’tan [naklen okudum]; dedi ki: “Ben ve Hâlid b. el-Velîd, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Meymûne’nin evine girdik de [kendisine] kızartılmış bir Dab (keler) getirildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elini ona doğru uzattı. Bunun üzerine Meymûne’nin evinde bulunan kadınlardan bazıları: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e yemek istediği şeyin ne olduğunu haber verin!’ dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elini çekti. Ben: ‘O haram mıdır ey Allah’ın Resûlü?’ dedim. O: ‘Hayır; fakat o benim kavmimin toprağında bulunmuyordu; bu yüzden kendimi onu hoşlanmıyor (iştah duymuyor) buluyorum.’ buyurdu. Hâlid dedi ki: ‘Bunun üzerine ben onu çekip aldım ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bakarken onu yedim.’”
1946_1. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ حَرْمَلَةُ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، بْنَ عَبَّاسٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ الَّذِي يُقَالُ لَهُ سَيْفُ اللَّهِ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، دَخَلَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مَيْمُونَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهِيَ خَالَتُهُ وَخَالَةُ ابْنِ عَبَّاسٍ فَوَجَدَ عِنْدَهَا ضَبًّا مَحْنُوذًا قَدِمَتْ بِهِ أُخْتُهَا حُفَيْدَةُ بِنْتُ الْحَارِثِ مِنْ نَجْدٍ فَقَدَّمَتِ الضَّبَّ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ قَلَّمَا يُقَدَّمُ إِلَيْهِ طَعَامٌ حَتَّى يُحَدَّثَ بِهِ وَيُسَمَّى لَهُ فَأَهْوَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ إِلَى الضَّبِّ فَقَالَتِ امْرَأَةٌ مِنَ النِّسْوَةِ الْحُضُورِ أَخْبِرْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَا قَدَّمْتُنَّ لَهُ . قُلْنَ هُوَ الضَّبُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ . فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فَقَالَ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ أَحَرَامٌ الضَّبُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " لاَ وَلَكِنَّهُ لَمْ يَكُنْ بِأَرْضِ قَوْمِي فَأَجِدُنِي أَعَافُهُ " . قَالَ خَالِدٌ فَاجْتَرَرْتُهُ فَأَكَلْتُهُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ فَلَمْ يَنْهَنِي .
Bana Ebü’t-Tâhir ve Harmele de anlattı; her ikisi de İbn Vehb’den. Harmele: ‘Bize İbn Vehb haber verdi’ dedi. Bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb’dan; o, Ebû Ümâme b. Sehl b. Huneyf el-Ensârî’den; ona da Abdullah b. Abbâs haber vermiş; ona da kendisine Seyfullah (Allah’ın Kılıcı) denilen Hâlid b. el-Velîd haber vermiş; o [Hâlid], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in zevcesi (eşi) olan Meymûne’nin —ki o hem kendisinin hem de İbn Abbâs’ın teyzesiydi— yanına girdiğini; orada [Meymûne’nin] kız kardeşi Hufevde bintü’l-Hâris’in Necid’den getirdiği kızartılmış bir Dab (keler) bulduğunu [anlatmış]. [Hâlid] Dab’ı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e takdim etmiş; oysa [Peygamber’e] kendisine neden bahsedilmedikçe ve ismi söylenmedikçe çok az yemek takdim edilirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elini Dab’a doğru uzattı. Bunun üzerine orada bulunan kadınlardan biri: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e kendisine takdim ettiğiniz şeyin ne olduğunu haber verin!’ dedi. Kadınlar: ‘O, Dab (keler)dır ey Allah’ın Resûlü!’ dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elini çekti. Hâlid b. el-Velîd: ‘Dab haram mıdır ey Allah’ın Resûlü?’ dedi. O: ‘Hayır; fakat o benim kavmimin toprağında bulunmuyordu; bu yüzden kendimi onu hoşlanmıyor (iştah duymuyor) buluyorum.’ buyurdu. Hâlid dedi ki: ‘Bunun üzerine ben onu çekip aldım ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bakarken onu yedim. O beni nehyetmedi (yasaklamadı).’
1946_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ النَّضْرِ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ عَبْدٌ أَخْبَرَنِي وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي، أُمَامَةَ بْنِ سَهْلٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، دَخَلَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مَيْمُونَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ وَهْىَ خَالَتُهُ فَقُدِّمَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَحْمُ ضَبٍّ جَاءَتْ بِهِ أُمُّ حُفَيْدٍ بِنْتُ الْحَارِثِ مِنْ نَجْدٍ وَكَانَتْ تَحْتَ رَجُلٍ مِنْ بَنِي جَعْفَرٍ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يَأْكُلُ شَيْئًا حَتَّى يَعْلَمَ مَا هُوَ . ثُمَّ ذَكَرَ بِمِثْلِ حَدِيثِ يُونُسَ وَزَادَ فِي آخِرِ الْحَدِيثِ وَحَدَّثَهُ ابْنُ الأَصَمِّ عَنْ مَيْمُونَةَ وَكَانَ فِي حَجْرِهَا .
Bana Ebû Bekir b. en-Nadr ve Abd b. Humeyd de anlattı. Abd: ‘Bana haber verdi’ dedi. Ebû Bekir: ‘Bize Ya’kûb b. İbrâhîm b. Sa’d anlattı; bize babam haber verdi; Sâlih b. Keysân’dan; İbn Şihâb’dan; Ebû Ümâme b. Sehl’den; o da İbn Abbâs’tan [naklen okudum]; o [İbn Abbâs] kendisine Hâlid b. el-Velîd’in haber verdiğine göre o [Hâlid], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte teyzesi olan Meymûne bintü’l-Hâris’in yanına girmiş; o [Meymûne’ye] kız kardeşi olan ve Benî Ca’fer’den bir adamın nikâhı altında bulunan Ümmü Hufevd bintü’l-Hâris’in Necid’den getirdiği Dab (keler) eti takdim edilmiş. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ne olduğunu bilmedikçe hiçbir şeyi yemezmiş. Sonra Yûnus’un hadisi gibi [rivayetini] zikretti ve hadisin sonuna şunları ekledi: İbnü’l-Esamm da ona Meymûne’den [naklen] anlattı; o [İbnü'l-Esamm] onun (Meymûne'nin) himayesindeydi.
1945_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي، أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ بِضَبَّيْنِ مَشْوِيَّيْنِ . بِمِثْلِ حَدِيثِهِمْ وَلَمْ يَذْكُرْ يَزِيدَ بْنَ الأَصَمِّ عَنْ مَيْمُونَةَ .
Bize Abd b. Humeyd anlattı; bize Abdürrezzâk haber verdi; bize Ma’mer haber verdi; ez-Zührî’den; Ebû Ümâme b. Sehl b. Huneyf’ten; o da İbn Abbâs’tan [naklen]; dedi ki: “Biz Meymûne’nin evindeyken Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e iki tane közlenmiş Dab (keler) getirildi... [Bundan sonrasını] onların hadisi gibi [rivayet etti]; ancak [bu rivayette] Yezîd b. el-Esamm’ın Meymûne’den [naklen rivayeti] zikredilmedi.”
1945_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ جَدِّي، حَدَّثَنِي خَالِدُ بْنُ، يَزِيدَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي هِلاَلٍ، عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، أَنَّ أَبَا أُمَامَةَ بْنَ سَهْلٍ، أَخْبَرَهُ عَنِ ابْنِ، عَبَّاسٍ قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ وَعِنْدَهُ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ بِلَحْمِ ضَبٍّ . فَذَكَرَ بِمَعْنَى حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ .
Bize Abdülmelik b. Şu’ayb b. el-Leys anlattı; bize babam anlattı; dedemden; bana Hâlid b. Yezîd anlattı; bana Saîd b. Ebî Hilâl anlattı; İbnü’l-Münkedir’den; ona Ebû Ümâme b. Sehl haber vermiş; o da İbn Abbâs’tan [naklen]; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Meymûne’nin evindeyken ve yanında Hâlid b. el-Velîd de varken kendisine Dab (keler) eti getirildi... [Bundan sonrasını] ez-Zührî’nin hadisi manasında [rivayet etti].”
1947. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ قَالَ ابْنُ نَافِعٍ أَخْبَرَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ أَهْدَتْ خَالَتِي أُمُّ حُفَيْدٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَمْنًا وَأَقِطًا وَأَضُبًّا فَأَكَلَ مِنَ السَّمْنِ وَالأَقِطِ وَتَرَكَ الضَّبَّ تَقَذُّرًا وَأُكِلَ عَلَى مَائِدَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوْ كَانَ حَرَامًا مَا أُكِلَ عَلَى مَائِدَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Muhammed b. Beşşâr ve Ebû Bekir b. Nâfi’ anlattı. İbn Nâfi’: ‘Bize Gunder haber verdi’ dedi. Bize Şu’be anlattı; Ebû Bişr’den; Saîd b. Cübeyr’den; dedi ki: İbn Abbâs’ı şöyle derken işitmişim: “Teyzem Ümmü Hufevd, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sadeyağ, keş (kurutulmuş süt ürünü) ve Dablar (kelerler) hediye etti. [Resûlullah] sadeyağ ve keşten yedi; Dab’ı ise tiksindiği (iştahı çekmediği) için bıraktı. [Fakat] o, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sofrasında yenildi. Şayet haram olsaydı, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sofrasında yenilmezdi.”
1948. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ، الأَصَمِّ قَالَ دَعَانَا عَرُوسٌ بِالْمَدِينَةِ فَقَرَّبَ إِلَيْنَا ثَلاَثَةَ عَشَرَ ضَبًّا فَآكِلٌ وَتَارِكٌ فَلَقِيتُ ابْنَ عَبَّاسٍ مِنَ الْغَدِ فَأَخْبَرْتُهُ فَأَكْثَرَ الْقَوْمُ حَوْلَهُ حَتَّى قَالَ بَعْضُهُمْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ آكُلُهُ وَلاَ أَنْهَى عَنْهُ وَلاَ أُحَرِّمُهُ " . فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ بِئْسَ مَا قُلْتُمْ مَا بُعِثَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ مُحِلاًّ وَمُحَرِّمًا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَمَا هُوَ عِنْدَ مَيْمُونَةَ وَعِنْدَهُ الْفَضْلُ بْنُ عَبَّاسٍ وَخَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ وَامْرَأَةٌ أُخْرَى إِذْ قُرِّبَ إِلَيْهِمْ خِوَانٌ عَلَيْهِ لَحْمٌ فَلَمَّا أَرَادَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَأْكُلَ قَالَتْ لَهُ مَيْمُونَةُ إِنَّهُ لَحْمُ ضَبٍّ . فَكَفَّ يَدَهُ وَقَالَ " هَذَا لَحْمٌ لَمْ آكُلْهُ قَطُّ " . وَقَالَ لَهُمْ " كُلُوا " . فَأَكَلَ مِنْهُ الْفَضْلُ وَخَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ وَالْمَرْأَةُ . وَقَالَتْ مَيْمُونَةُ لاَ آكُلُ مِنْ شَىْءٍ إِلاَّ شَىْءٌ يَأْكُلُ مِنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Ali b. Müshir anlattı; eş-Şeybânî’den; o, Yezîd b. el-Esamm’dan [naklederek]; dedi ki: “Medine’de bir damat bizi [yemeğe] davet etti de önümüze on üç tane Dab (keler) getirdi. Kimimiz yedi, kimimiz bıraktı. Ertesi gün İbn Abbâs ile karşılaştım ve ona [durumu] haber verdim. Çevresindeki insanlar çoğalıp dururken içlerinden bazıları: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onu ne yerim ne ondan nehyederim (yasaklarım) ne de onu haram kılarım.” buyurdu.’ dediler. Bunun üzerine İbn Abbâs: ‘Ne kötü söylediniz! Allah’ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem ancak [bir şeyi] helal kılıcı veya haram kılıcı olarak gönderilmiştir. [Olay şöyledir:] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; yanında el-Fadl b. Abbâs, Hâlid b. el-Velîd ve başka bir kadınla birlikte Meymûne’nin yanındayken üzerlerinde [Dab] eti bulunan bir sofra önlerine getirildi. Tam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yemek istediği sırada, Meymûne ona: “O, Dab (keler) etidir!” dedi. Bunun üzerine [Peygamber] elini çekti ve: “Bu, hiç yemediğim bir ettir.” buyurdu. Onlara da: “Yiyin!” buyurdu. Bunun üzerine el-Fadl, Hâlid b. el-Velîd ve [öteki] kadın ondan yediler. Meymûne ise: “Ben, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yemediği hiçbir şeyden yemem.” dedi.
1949. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنِ ابْنِ، جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِضَبٍّ فَأَبَى أَنْ يَأْكُلَ مِنْهُ وَقَالَ " لاَ أَدْرِي لَعَلَّهُ مِنَ الْقُرُونِ الَّتِي مُسِخَتْ " .
Bize İshâk b. İbrâhîm ve Abd b. Humeyd anlattı; dediler ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi; İbn Cüreyc’den; bana Ebü’z-Zübeyr haber verdi; o, Câbir b. Abdullah’ı şöyle derken işitmiş: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir Dab (keler) getirildi de ondan yemeyi reddetti ve: ‘Bilmiyorum; belki de o, [başka suretlere] çevrilmiş nesillerdendir.’ buyurdu.”
1950. Hadis
وَحَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا مَعْقِلٌ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ جَابِرًا عَنِ الضَّبِّ، فَقَالَ لاَ تَطْعَمُوهُ . وَقَذِرَهُ وَقَالَ قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمْ يُحَرِّمْهُ . إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَنْفَعُ بِهِ غَيْرَ وَاحِدٍ فَإِنَّمَا طَعَامُ عَامَّةِ الرِّعَاءِ مِنْهُ وَلَوْ كَانَ عِنْدِي طَعِمْتُهُ .
Bana Seleme b. Şebîb de anlattı; bize el-Hasan b. A’yen anlattı; bize Ma’kil anlattı; Ebü’z-Zübeyr’den; dedi ki: Câbir’e Dab (keler) hakkında sordum da: ‘Onu yemeyin!’ dedi. Ve ondan tiksindiğini belli etti (onu kerih gördü). Sonra [şöyle] dedi: Ömer b. el-Hattâb: ‘Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onu haram kılmamıştır. Aziz ve Celil olan Allah onunla pek çok kişiye fayda sağlar. Şüphesiz çobanların çoğunun yiyeceği ondandır. Eğer yanımda olsaydı ben onu yerdim.’ buyurdu.”
1951_1. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ دَاوُدَ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا بِأَرْضٍ مَضَبَّةٍ فَمَا تَأْمُرُنَا أَوْ فَمَا تُفْتِينَا قَالَ " ذُكِرَ لِي أَنَّ أُمَّةً مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ مُسِخَتْ " . فَلَمْ يَأْمُرْ وَلَمْ يَنْهَ . قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَلَمَّا كَانَ بَعْدَ ذَلِكَ قَالَ عُمَرُ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَيَنْفَعُ بِهِ غَيْرَ وَاحِدٍ وَإِنَّهُ لَطَعَامُ عَامَّةِ هَذِهِ الرِّعَاءِ وَلَوْ كَانَ عِنْدِي لَطَعِمْتُهُ إِنَّمَا عَافَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bana Muhammed b. el-Müsennâ da anlattı; bize İbn Ebî Adî anlattı; Dâvûd’dan; Ebû Nadra’dan; Ebû Saîd’den [naklen]; dedi ki: Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Şüphesiz biz kelerleri bol (kelerlerin çok bulunduğu) bir topraktayız. [Bu konuda] bize ne emredersin veya bize nasıl fetva verirsin?” dedi. [Resûlullah]: “Bana İsrâiloğulları’ndan bir ümmetin [başka suretlere] çevrildiği zikredildi (anlatıldı).” buyurdu; ne emretti ne de nehyetti (yasakladı). Ebû Saîd dedi ki: Bundan sonra Ömer [şöyle] dedi: “Şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah onunla pek çok kişiye fayda sağlar. Şüphesiz o şu çobanların çoğunun yiyeceğidir. Eğer yanımda olsaydı ben onu yerdim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise ancak (sadece) ondan tiksindiği (iştahı çekmediği) için [yemeyi bıraktı].”
1951_2. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَقِيلٍ الدَّوْرَقِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنِّي فِي غَائِطٍ مَضَبَّةٍ وَإِنَّهُ عَامَّةُ طَعَامِ أَهْلِي - قَالَ - فَلَمْ يُجِبْهُ فَقُلْنَا عَاوِدْهُ . فَعَاوَدَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ ثَلاَثًا ثُمَّ نَادَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الثَّالِثَةِ فَقَالَ " يَا أَعْرَابِيُّ إِنَّ اللَّهَ لَعَنَ أَوْ غَضِبَ عَلَى سِبْطٍ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ فَمَسَخَهُمْ دَوَابَّ يَدِبُّونَ فِي الأَرْضِ فَلاَ أَدْرِي لَعَلَّ هَذَا مِنْهَا فَلَسْتُ آكُلُهَا وَلاَ أَنْهَى عَنْهَا " .
Bana Muhammed b. Hâtim de anlattı; bize BehZ anlattı; bize Ebû Akîl ed-Devrakî anlattı; bize Ebû Nadra anlattı; Ebû Saîd’den [naklen]; bir bedevi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip [şöyle] dedi: “Şüphesiz ben kelerleri bol olan çukur bir arazideyim. Şüphesiz o, ailemin yiyeceğinin çoğunluğunu oluşturur.” —[Ravi] dedi ki:— [Resûlullah] ona cevap vermedi. Biz: “Ona [soruyu] tekrar et!” dedik. O da tekrar etti. [Resûlullah] ona üç defa cevap vermedi. Sonra üçüncüde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona seslendi ve [şöyle] buyurdu: “Ey bedevi! Şüphesiz Allah İsrâiloğulları’ndan bir boya lanet etti veya onlara gazap etti de onları yeryüzünde debelenen hayvanlar suretine çevirdi. Bilmiyorum; belki de bu [kelerler] onlardandır. Bu sebeple onları ne yerim ne de onlardan nehyederim (yasaklarım).”
1952_1. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي يَعْفُورٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ، أَبِي أَوْفَى قَالَ غَزَوْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَبْعَ غَزَوَاتٍ نَأْكُلُ الْجَرَادَ .
Bize Ebû Kâmil el-Cahderî anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Ebû Ya’fûr’dan; o, Abdullah b. Ebî Evfâ’dan [naklen]; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yedi gazveye çıktık (katıldık); çekirge yiyorduk.”
1952_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي يَعْفُورٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . قَالَ أَبُو بَكْرٍ فِي رِوَايَتِهِ سَبْعَ غَزَوَاتٍ وَقَالَ إِسْحَاقُ سِتَّ وَقَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ سِتَّ أَوْ سَبْعَ .
Onu bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, İshâk b. İbrâhîm ve İbn Ebî Umeyr de hep birlikte İbn Uyeyne’den; Ebû Ya’fûr’dan; bu isnadla anlattılar. Ebû Bekir kendi rivayetinde “yedi gazve” dedi; İshâk “altı” dedi; İbn Ebî Umeyr ise “altı veya yedi” dedi.
1952_3. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ بَشَّارٍ، عَنْ مُحَمَّدِ، بْنِ جَعْفَرٍ كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي يَعْفُورٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ سَبْعَ غَزَوَاتٍ .
Onu bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize İbn Ebî Adî anlattı. (H) Bize İbn Beşşâr da anlattı; Muhammed b. Ca’fer’den; her ikisi de Şu’be’den; Ebû Ya’fûr’tan; bu isnadla [naklederek]. Ve “yedi gazve” dedi.
1953_1. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ مَرَرْنَا فَاسْتَنْفَجْنَا أَرْنَبًا بِمَرِّ الظَّهْرَانِ فَسَعَوْا عَلَيْهِ فَلَغَبُوا . قَالَ فَسَعَيْتُ حَتَّى أَدْرَكْتُهَا فَأَتَيْتُ بِهَا أَبَا طَلْحَةَ فَذَبَحَهَا فَبَعَثَ بِوَرِكِهَا وَفَخِذَيْهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَتَيْتُ بِهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَبِلَهُ .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; bize Şu’be anlattı; Hişâm b. Zeyd’den; o da Enes b. Mâlik’ten [naklen]; dedi ki: “Merru’z-Zahrân’da bir tavşan ürkütüp [ortaya] çıkardık (veya karşımıza çıktı). [İnsanlar] ona doğru koştular fakat yorulup kaldılar. [Enes] dedi ki: Ben [de] koştum ve nihayet onu yakaladım. Onu Ebû Talha’ya getirdim; o da onu kesti (boğazladı). Ardından [onun] sağrısını ve iki budunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gönderdi. Onları Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirdim; o da [bu hediyeyi] kabul etti.”
1953_2. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، ح وَحَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْحَارِثِ - كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَفِي حَدِيثِ يَحْيَى بِوَرِكِهَا أَوْ فَخِذَيْهَا .
Bana onu Züheyr b. Harb da anlattı; bize Yahyâ b. Saîd anlattı. (H) Bana Yahyâ b. Habîb de anlattı; bize Halid —yani İbnü’l-Hâris— anlattı; her ikisi de Şu’be’den; bu isnadla [naklederek]. Yahyâ’nın hadisinde: ‘Onun sağrısını veya iki budunu [gönderdi].’ [ifadesi yer alır].
1954_1. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا كَهْمَسٌ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، قَالَ رَأَى عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُغَفَّلِ رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِهِ يَخْذِفُ فَقَالَ لَهُ لاَ تَخْذِفْ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَكْرَهُ - أَوْ قَالَ - يَنْهَى عَنِ الْخَذْفِ فَإِنَّهُ لاَ يُصْطَادُ بِهِ الصَّيْدُ وَلاَ يُنْكَأُ بِهِ الْعَدُوُّ وَلَكِنَّهُ يَكْسِرُ السِّنَّ وَيَفْقَأُ الْعَيْنَ . ثُمَّ رَآهُ بَعْدَ ذَلِكَ يَخْذِفُ فَقَالَ لَهُ أُخْبِرُكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَكْرَهُ أَوْ يَنْهَى عَنِ الْخَذْفِ ثُمَّ أَرَاكَ تَخْذِفُ لاَ أُكَلِّمُكَ كَلِمَةً كَذَا وَكَذَا .
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî anlattı; bize babam anlattı; bize Kahmes anlattı; İbn Büreyde’den [naklen]; dedi ki: “Abdullah b. el-Mugaffel, arkadaşlarından bir adamın [serçe parmağıyla baş parmağı arasına küçük taş koyup] sapan gibi attığını (hazif yaptığını) gördü ve ona: ‘Sapancı gibi (çitip) atma! Çünkü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem haziften (çitip atmaktan) hoşlanmazdı —veya ‘hazifi nehyetti (yasakladı)’ dedi—. Zira o [yolla] av avlanmaz ve düşman yaralanmaz (saf dışı bırakılmaz). Fakat o diş kırar ve göz çıkarır.’ dedi. Sonra onu yine [çitip] atarken gördü ve ona: ‘Sana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in haziften hoşlanmadığını —veya ‘nehvettiğini’— haber veriyorum, sonra sen [yine de] [çitip] atıyorsun; seninle şu ve şu [kadar zaman] bir tek kelime konuşmayacağım!’ dedi.”
1954_2. Hadis
حَدَّثَنِي أَبُو دَاوُدَ، سُلَيْمَانُ بْنُ مَعْبَدٍ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا كَهْمَسٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bana Ebû Dâvûd Süleyman b. Ma’bed de anlattı; bize Osmân b. Ömer anlattı; bize Kahmes haber verdi; bu isnadla bunun benzerini [nakletti].
1954_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ صُهْبَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْخَذْفِ . قَالَ ابْنُ جَعْفَرٍ فِي حَدِيثِهِ وَقَالَ إِنَّهُ لاَ يَنْكَأُ الْعَدُوَّ وَلاَ يَقْتُلُ الصَّيْدَ وَلَكِنَّهُ يَكْسِرُ السِّنَّ وَيَفْقَأُ الْعَيْنَ . وَقَالَ ابْنُ مَهْدِيٍّ إِنَّهَا لاَ تَنْكَأُ الْعَدُوَّ . وَلَمْ يَذْكُرْ تَفْقَأُ الْعَيْنَ .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Muhammed b. Ca’fer ve Abdurrahman b. Mehdî anlattılar; dediler ki: Bize Şu’be anlattı; Katâde’den; Ukbe b. Suhbân’dan; o da Abdullah b. Mugaffel’den [naklen]; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem haziften (küçük taşları çitip atmaktan) nehyetti (yasakladı). İbn Ca’fer kendi hadisinde şunları söyledi: ‘O [Peygamber], şüphesiz hazif düşmanı yaralamaz (saf dışı bırakmaz) ve avı öldürmez; fakat o diş kırar ve göz çıkarır.’ buyurdu. İbn Mehdî ise: ‘O, şüphesiz düşmanı yaralamaz.’ dedi; fakat ‘göz çıkarır’ [ifadesini] zikretmedi.
1954_4. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ سَعِيدِ، بْنِ جُبَيْرٍ أَنَّ قَرِيبًا، لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ خَذَفَ - قَالَ - فَنَهَاهُ وَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْخَذْفِ وَقَالَ " إِنَّهَا لاَ تَصِيدُ صَيْدًا وَلاَ تَنْكَأُ عَدُوًّا وَلَكِنَّهَا تَكْسِرُ السِّنَّ وَتَفْقَأُ الْعَيْنَ " . قَالَ فَعَادَ . فَقَالَ أُحَدِّثُكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْهُ ثُمَّ تَخْذِفُ لاَ أُكَلِّمُكَ أَبَدًا .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de anlattı; bize İsmail b. Ulleyye anlattı; Eyyûb’dan; Saîd b. Cübeyr’den [naklen]; Abdullah b. Mugaffel’in bir akrabası [küçük taşları parmağıyla] çitip attı. —[Ravi] dedi ki:— Bunun üzerine [Abdullah] onu nehyetti (yasakladı) ve: ‘Şüphesiz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem haziften (çitip atmaktan) nehyetti ve: “O [yolla] av avlanmaz ve düşman yaralanmaz; fakat o diş kırar ve göz çıkarır.” buyurdu.’ dedi. [Abdullah] dedi ki: Sonra [o akrabası bunu yapmaya] tekrar döndü (tekrar yaptı). Bunun üzerine [Abdullah]: ‘Sana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ondan nehyettiğini anlatıyorum, sonra sen [yine de] [çitip] atıyorsun; seninle ebediyen konuşmayacağım!’ dedi.”
1954_5. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا الثَّقَفِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize onu İbn Ebî Ömer de anlattı; bize es-Sekafî anlattı; Eyyûb’dan; bu isnadla bunun benzerini [nakletti].
1955_1. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي الأَشْعَثِ، عَنْ شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ، قَالَ ثِنْتَانِ حَفِظْتُهُمَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ فَإِذَا قَتَلْتُمْ فَأَحْسِنُوا الْقِتْلَةَ وَإِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذَّبْحَ وَلْيُحِدَّ أَحَدُكُمْ شَفْرَتَهُ فَلْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize İsmail b. Ulleyye anlattı; Hâlid el-Hazzâ’dan; Ebû Kılâbe’den; Ebû’l-Eş’as’tan; Seddâd b. Evs’ten [naklen]; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den ezberlediğim iki şey vardır. O şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz Allah, her şey üzerine ihsanı (iyiliği, işi en güzel şekilde yapmayı) farz kılmıştır (yazmıştır). Öyleyse [cezâen veya savaşta] öldürdüğünüz vakit öldürmeyi en güzel şekilde yapın; [hayvanı] kestiğiniz vakit de kesimi en güzel şekilde yapın. Her biriniz bıçağını iyice bilelesin de kurbanını (keseceği hayvanı) rahatlatsın.’”
1955_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ سُفْيَانَ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، بْنُ إِبْرَاهِيمَ أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، كُلُّ هَؤُلاَءِ عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، بِإِسْنَادِ حَدِيثِ ابْنِ عُلَيَّةَ وَمَعْنَى حَدِيثِهِ .
Bize onu Yahyâ b. Yahyâ anlattı; bize Huşeym anlattı. (H) Bize İshâk b. İbrâhîm de anlattı; bize Abdülvahhâb es-Sekafî haber verdi. (H) Bize Ebû Bekir b. Nâfi’ de anlattı; bize Gunder anlattı; bize Şu’be anlattı. (H) Bize Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî de anlattı; bize Muhammed b. Yûsuf haber verdi; Süfyân’dan. (H) Bize İshâk b. İbrâhîm de anlattı; bize Cerîr haber verdi; Mansûr’dan. Bunların tamamı Hâlid el-Hazzâ’dan; İbn Ulleyye’nin hadisinin isnadıyla ve onun hadisinin manasında [rivayet ettiler].
1956_1. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ هِشَامَ، بْنَ زَيْدِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ دَخَلْتُ مَعَ جَدِّي أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ دَارَ الْحَكَمِ بْنِ أَيُّوبَ فَإِذَا قَوْمٌ قَدْ نَصَبُوا دَجَاجَةً يَرْمُونَهَا قَالَ فَقَالَ أَنَسٌ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُصْبَرَ الْبَهَائِمُ .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; bize Şu’be anlattı; dedi ki: Hişâm b. Zeyd b. Enes b. Mâlik’i şöyle derken işittim: “Dedem Enes b. Mâlik ile birlikte el-Hakem b. Eyyûb’un evine girdik. Bir de baktık ki bir grup insan bir tavuğu [hedef olarak] dikmişler, ona [ok/taş] atıyorlar. [Hişâm] dedi ki: Bunun üzerine Enes: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hayvanların [hedef yapılarak] hapsedilip öldürülmesini (sabru’l-behaim) nehyetti (yasakladı).’ dedi.”
1956_2. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، ح وَحَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، كُلُّهُمْ عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
Bana onu Züheyr b. Harb da anlattı; bize Yahyâ b. Saîd ve Abdurrahman b. Mehdî anlattılar. (H) Bana Yahyâ b. Habîb de anlattı; bize Hâlid b. el-Hâris anlattı. (H) Bize Ebû Küreyb de anlattı; bize Ebû Üsâme anlattı; bunların tamamı Şu’be’den; bu isnadla [naklederek].
1957_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَتَّخِذُوا شَيْئًا فِيهِ الرُّوحُ غَرَضًا " .
(Ubeydullah b. Muâz -babası- Şu’be - Adî - Saîd b. Cubeyr kanalıyla) İbn Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Canlı olan hiçbir şeyi (kendinize) hedef edinmeyin."
1957_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ .
(Muhammed b. Beşşâr - Muhammed b. Cafer ve Abdurrahman b. Mehdî - Şu’be kanalıyla) Bu isnadla (önceki hadisin) bir benzeri rivayet edilmiştir.
1958_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، وَأَبُو كَامِلٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كَامِلٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ مَرَّ ابْنُ عُمَرَ بِنَفَرٍ قَدْ نَصَبُوا دَجَاجَةً يَتَرَامَوْنَهَا فَلَمَّا رَأَوُا ابْنَ عُمَرَ تَفَرَّقُوا عَنْهَا . فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ مَنْ فَعَلَ هَذَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَعَنَ مَنْ فَعَلَ هَذَا .
(Şeybân b. Ferrûh ve Ebû Kâmil -lafız Ebû Kâmil’e aittir- Ebû Avâne - Ebû Bişr - Saîd b. Cubeyr kanalıyla) anlatıldığına göre Saîd b. Cubeyr şöyle demiştir: İbn Ömer (r.a.) bir tavuğu hedef dikip ona (ok vs.) atan bir grubun yanından geçti. Onlar İbn Ömer’i görünce (tavuğun başından) dağıldılar. Bunun üzerine İbn Ömer şöyle dedi: "Bunu kim yaptı? Muhakkak ki Resûlullah (s.a.v.) bunu yapana lanet etmiştir."
1958_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ مَرَّ ابْنُ عُمَرَ بِفِتْيَانٍ مِنْ قُرَيْشٍ قَدْ نَصَبُوا طَيْرًا وَهُمْ يَرْمُونَهُ وَقَدْ جَعَلُوا لِصَاحِبِ الطَّيْرِ كُلَّ خَاطِئَةٍ مِنْ نَبْلِهِمْ فَلَمَّا رَأَوُا ابْنَ عُمَرَ تَفَرَّقُوا فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ مَنْ فَعَلَ هَذَا لَعَنَ اللَّهُ مَنْ فَعَلَ هَذَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَعَنَ مَنِ اتَّخَذَ شَيْئًا فِيهِ الرُّوحُ غَرَضًا .
(Züheyr b. Harb - Huşeym - Ebû Bişr - Saîd b. Cubeyr kanalıyla) anlatıldığına göre Saîd b. Cubeyr şöyle demiştir: İbn Ömer (r.a.), bir kuşu hedef dikip ona atış yapan Kureyşli gençlerin yanından geçti. Gençler her isabet ettiremedikleri ok için kuşun sahibine (bir miktar ödeme yapmayı) kararlaştırmışlardı. İbn Ömer’i görünce dağıldılar. Bunun üzerine İbn Ömer şöyle dedi: "Bunu kim yaptı? Allah bunu yapana lanet etsin! Muhakkak ki Resûlullah (s.a.v.) canlı olan hiçbir şeyi hedef edinen kimseye lanet etmiştir."
1959. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ، بْنُ حُمَيْدٍ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُقْتَلَ شَىْءٌ مِنَ الدَّوَابِّ صَبْرًا .
Bana Muhammed b. Hâtim anlattı; bize Yahyâ b. Saîd, İbn Cüreyc’den anlattı. (H) Bize Abd b. Humeyd anlattı; bize Muhammed b. Bekr haber verdi; bize İbn Cüreyc haber verdi. (H) Bana Hârûn b. Abdullah anlattı; bize Haccâc b. Muhammed anlattı; dedi ki: İbn Cüreyc dedi ki: Bana Ebü’z-Zübeyr haber verdi; o, Câbir b. Abdullah’ı radıyallahu anh şöyle derken işitmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hayvanların sabran (hapsedilip hedef yapılarak) öldürülmesini yasakladı."