2057_2. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ نُوحٍ الْعَطَّارُ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، قَالَ نَزَلَ عَلَيْنَا أَضْيَافٌ لَنَا - قَالَ - وَكَانَ أَبِي يَتَحَدَّثُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ اللَّيْلِ - قَالَ - فَانْطَلَقَ وَقَالَ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ افْرُغْ مِنْ أَضْيَافِكَ . قَالَ فَلَمَّا أَمْسَيْتُ جِئْنَا بِقِرَاهُمْ - قَالَ - فَأَبَوْا فَقَالُوا حَتَّى يَجِيءَ أَبُو مَنْزِلِنَا فَيَطْعَمَ مَعَنَا - قَالَ - فَقُلْتُ لَهُمْ إِنَّهُ رَجُلٌ حَدِيدٌ وَإِنَّكُمْ إِنْ لَمْ تَفْعَلُوا خِفْتُ أَنْ يُصِيبَنِي مِنْهُ أَذًى - قَالَ - فَأَبَوْا فَلَمَّا جَاءَ لَمْ يَبْدَأْ بِشَىْءٍ أَوَّلَ مِنْهُمْ فَقَالَ أَفَرَغْتُمْ مِنْ أَضْيَافِكُمْ قَالَ قَالُوا لاَ وَاللَّهِ مَا فَرَغْنَا . قَالَ أَلَمْ آمُرْ عَبْدَ الرَّحْمَنِ قَالَ وَتَنَحَّيْتُ عَنْهُ فَقَالَ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ . قَالَ فَتَنَحَّيْتُ - قَالَ - فَقَالَ يَا غُنْثَرُ أَقْسَمْتُ عَلَيْكَ إِنْ كُنْتَ تَسْمَعُ صَوْتِي إِلاَّ جِئْتَ - قَالَ - فَجِئْتُ فَقُلْتُ وَاللَّهِ مَا لِي ذَنْبٌ هَؤُلاَءِ أَضْيَافُكَ فَسَلْهُمْ قَدْ أَتَيْتُهُمْ بِقِرَاهُمْ فَأَبَوْا أَنْ يَطْعَمُوا حَتَّى تَجِيءَ - قَالَ - فَقَالَ مَا لَكُمْ أَلاَ تَقْبَلُوا عَنَّا قِرَاكُمْ - قَالَ - فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَوَاللَّهِ لاَ أَطْعَمُهُ اللَّيْلَةَ - قَالَ - فَقَالُوا فَوَاللَّهِ لاَ نَطْعَمُهُ حَتَّى تَطْعَمَهُ . قَالَ فَمَا رَأَيْتُ كَالشَّرِّ كَاللَّيْلَةِ قَطُّ وَيْلَكُمْ مَا لَكُمْ أَنْ لاَ تَقْبَلُوا عَنَّا قِرَاكُمْ قَالَ ثُمَّ قَالَ أَمَّا الأُولَى فَمِنَ الشَّيْطَانِ هَلُمُّوا قِرَاكُمْ - قَالَ - فَجِيءَ بِالطَّعَامِ فَسَمَّى فَأَكَلَ وَأَكَلُوا - قَالَ - فَلَمَّا أَصْبَحَ غَدَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَرُّوا وَحَنِثْتُ - قَالَ - فَأَخْبَرَهُ فَقَالَ " بَلْ أَنْتَ أَبَرُّهُمْ وَأَخْيَرُهُمْ " . قَالَ وَلَمْ تَبْلُغْنِي كَفَّارَةٌ .
Bana Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; dedi ki: Bize Sâlim b. Nûh el-Attâr anlattı; el-Cureyrî'den; Ebû Osmân'dan; Abdurrahman b. Ebî Bekr'den; dedi ki: Bize birtakım misafirlerimiz geldi. Babam, geceleyin Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile konuşurdu. [Evden] ayrıldı ve: “Ey Abdurrahman! Misafirlerinle ilgilen (yemeklerini yedir)” dedi. (Abdurrahman) dedi ki: Akşam olunca onlara ikramlarını getirdik. [Fakat onlar] kabul etmediler ve: “Ev sahibimiz gelinceye ve bizimle beraber yiyinceye kadar [yemeyiz]” dediler. Onlara dedim ki: “O sert bir adamdır. Eğer [yemeği yiyerek gereğini] yapmazsanız, ondan bana bir sıkıntı isabet etmesinden korkarım.” [Fakat onlar yine de] kabul etmediler. (Babam) geldiğinde onlardan önce hiçbir söze başlamadı ve: “Misafirlerinizden [ikram işinden] kurtuldunuz mu?” dedi. (Ravi) dedi ki: “Hayır, vallahi kurtulmadık [bitirmedik]” dediler. (Babam): “Ben Abdurrahman'a emretmedim mi?” dedi. Ben ise ondan uzaklaşıp gizlendim. “Ey Abdurrahman!” diye seslendi. (Abdurrahman) dedi ki: [Yine de] uzak durdum. Dedi ki: “Ey akılsız! Eğer sesimi işitiyorsan, gelmen için sana yemin veriyorum.” Hemen geldim ve dedim ki: “Vallahi benim bir günahım yok. İşte bunlar misafirlerin, onlara sor. Onlara ikramlarını getirdim fakat sen gelinceye kadar yemekten kaçındılar.” Bunun üzerine: “Size ne oluyor da bizden ikramınızı kabul etmiyorsunuz?” dedi. Ebû Bekr: “Vallahi bu gece ondan tatmayacağım!” dedi. (Misafirler) de: “Vallahi sen tatmadıkça biz de tatmayacağız!” dediler. (Babam): “Bu geceki kadar [kötü] bir durumla asla karşılaşmadım. Yazıklar olsun size! Size ne oluyor da bizden ikramınızı kabul etmiyorsunuz?” dedi. Sonra dedi ki: “İlki [yeminim] şeytandandı. Haydi yemeğinizi getirin.” Yemek getirildi, besmele çekti ve yedi, onlar da yediler. Sabah olunca Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gitti ve: “Ey Allah'ın Resulü! Onlar iyilik ettiler [yemini tuttular], ben ise yeminimi bozdum” dedi. Ona [olanları] haber verdi. Buyurdu ki: “Bilakis sen onların en iyisi ve en hayırlısısın.” [Ravi] dedi ki: Bana (bu durum için) bir kefaret [haberi] ulaşmadı.