2380_3. Hadis
حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّهُ بَيْنَمَا مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ فِي قَوْمِهِ يُذَكِّرُهُمْ بِأَيَّامِ اللَّهِ وَأَيَّامُ اللَّهِ نَعْمَاؤُهُ وَبَلاَؤُهُ إِذْ قَالَ مَا أَعْلَمُ فِي الأَرْضِ رَجُلاً خَيْرًا أَوْ أَعْلَمَ مِنِّي . قَالَ فَأَوْحَى اللَّهُ إِلَيْهِ إِنِّي أَعْلَمُ بِالْخَيْرِ مِنْهُ أَوْ عِنْدَ مَنْ هُوَ إِنَّ فِي الأَرْضِ رَجُلاً هُوَ أَعْلَمُ مِنْكَ . قَالَ يَا رَبِّ فَدُلَّنِي عَلَيْهِ . قَالَ فَقِيلَ لَهُ تَزَوَّدْ حُوتًا مَالِحًا فَإِنَّهُ حَيْثُ تَفْقِدُ الْحُوتَ . قَالَ فَانْطَلَقَ هُوَ وَفَتَاهُ حَتَّى انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَعُمِّيَ عَلَيْهِ فَانْطَلَقَ وَتَرَكَ فَتَاهُ فَاضْطَرَبَ الْحُوتُ فِي الْمَاءِ فَجَعَلَ لاَ يَلْتَئِمُ عَلَيْهِ صَارَ مِثْلَ الْكُوَّةِ قَالَ فَقَالَ فَتَاهُ أَلاَ أَلْحَقُ نَبِيَّ اللَّهِ فَأُخْبِرَهُ قَالَ فَنُسِّيَ . فَلَمَّا تَجَاوَزَا قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا . قَالَ وَلَمْ يُصِبْهُمْ نَصَبٌ حَتَّى تَجَاوَزَا . قَالَ فَتَذَكَّرَ قَالَ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ وَمَا أَنْسَانِيهُ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ عَجَبًا . قَالَ ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِي . فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا فَأَرَاهُ مَكَانَ الْحُوتِ قَالَ هَا هُنَا وُصِفَ لِي . قَالَ فَذَهَبَ يَلْتَمِسُ فَإِذَا هُوَ بِالْخَضِرِ مُسَجًّى ثَوْبًا مُسْتَلْقِيًا عَلَى الْقَفَا أَوْ قَالَ عَلَى حَلاَوَةِ الْقَفَا قَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ . فَكَشَفَ الثَّوْبَ عَنْ وَجْهِهِ قَالَ وَعَلَيْكُمُ السَّلاَمُ مَنْ أَنْتَ قَالَ أَنَا مُوسَى . قَالَ وَمَنْ مُوسَى قَالَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ . قَالَ مَجِيءٌ مَا جَاءَ بِكَ قَالَ جِئْتُ لِتُعَلِّمَنِي مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا . قَالَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْرًا . شَىْءٌ أُمِرْتُ بِهِ أَنْ أَفْعَلَهُ إِذَا رَأَيْتَهُ لَمْ تَصْبِرْ . قَالَ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ صَابِرًا وَلاَ أَعْصِي لَكَ أَمْرًا . قَالَ فَإِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلاَ تَسْأَلْنِي عَنْ شَىْءٍ حَتَّى أُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا . فَانْطَلَقَا حَتَّى إِذَا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ خَرَقَهَا . قَالَ انْتَحَى عَلَيْهَا . قَالَ لَهُ مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا إِمْرًا . قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا قَالَ لاَ تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلاَ تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا . فَانْطَلَقَا حَتَّى إِذَا لَقِيَا غِلْمَانًا يَلْعَبُونَ . قَالَ فَانْطَلَقَ إِلَى أَحَدِهِمْ بَادِيَ الرَّأْىِ فَقَتَلَهُ فَذُعِرَ عِنْدَهَا مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ ذَعْرَةً مُنْكَرَةً . قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَاكِيَةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُكْرًا . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ هَذَا الْمَكَانِ " رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى مُوسَى لَوْلاَ أَنَّهُ عَجَّلَ لَرَأَى الْعَجَبَ وَلَكِنَّهُ أَخَذَتْهُ مِنْ صَاحِبِهِ ذَمَامَةٌ . قَالَ إِنْ سَأَلْتُكَ عَنْ شَىْءٍ بَعْدَهَا فَلاَ تُصَاحِبْنِي قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِّي عُذْرًا . وَلَوْ صَبَرَ لَرَأَى الْعَجَبَ - قَالَ وَكَانَ إِذَا ذَكَرَ أَحَدًا مِنَ الأَنْبِيَاءِ بَدَأَ بِنَفْسِهِ " رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى أَخِي كَذَا رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْنَا - " فَانْطَلَقَا حَتَّى إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ لِئَامًا فَطَافَا فِي الْمَجَالِسِ فَاسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ فَأَقَامَهُ . قَالَ لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا . قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ وَأَخَذَ بِثَوْبِهِ . قَالَ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا أَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ إِلَى آخِرِ الآيَةِ . فَإِذَا جَاءَ الَّذِي يُسَخِّرُهَا وَجَدَهَا مُنْخَرِقَةً فَتَجَاوَزَهَا فَأَصْلَحُوهَا بِخَشَبَةٍ وَأَمَّا الْغُلاَمُ فَطُبِعَ يَوْمَ طُبِعَ كَافِرًا وَكَانَ أَبَوَاهُ قَدْ عَطَفَا عَلَيْهِ فَلَوْ أَنَّهُ أَدْرَكَ أَرْهَقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَأَرَدْنَا أَنْ يُبَدِّلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكَاةً وَأَقْرَبَ رُحْمًا . وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلاَمَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ " . إِلَى آخِرِ الآيَةِ .
Übey b. Ka'b anlattı; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu duydum: “Musa aleyhisselâm kavmi arasında onlara Allah’ın günlerini (nimet ve imtihanlarını) hatırlatırken: ‘Yeryüzünde benden daha hayırlı veya daha alim bir kimse bilmiyorum.’ dedi. Allah ona: ‘Ben, hayrın kimde veya kimin yanında olduğunu daha iyi bilirim. Yeryüzünde senden daha alim bir adam vardır.’ diye vahyetti. Musa: ‘Ey Rabbim! Bana onu göster.’ dedi. Kendisine: ‘Azık olarak tuzlanmış bir balık al; balığı nerede kaybedersen o zat oradadır.’ denildi. Musa ve yardımcısı yola çıktılar; nihayet kayaya vardılar. Musa yola devam etti ve yardımcısını [orada] bıraktı. Balık suda çırpındı; su [balığın girdiği yerde] birbirine kavuşmadı ve bir kovuk gibi kaldı. Yardımcısı: ‘Gidip Allah’ın Nebisine bunu haber vereyim.’ dedi ancak sonra [bunu söylemeyi] unuttu. Orayı geçtiklerinde Musa yardımcısına: ‘Kuşluk yemeğimizi getir; gerçekten bu yolculuğumuzda yorgun düştük.’ dedi. [Aslında] orayı geçinceye kadar onlara bir yorgunluk isabet etmemişti. Yardımcısı hatırladı ve: ‘Gördün mü kayaya sığındığımızda ben balığı unuttum! Onu hatırlamamı bana ancak şeytan unutturdu. Balık denizde şaşılacak bir yol tuttu.’ dedi. Musa: ‘İşte bizim aradığımız da buydu!’ dedi. Kendi izlerini takip ederek geri döndüler; yardımcısı balığın [kaybolduğu] yeri ona gösterdi. Musa: ‘İşte bana tarif edilen yer burasıydı.’ dedi. Aramaya başladı ve Hızır’ı örtünmüş bir halde sırt üstü yatarken buldu. Musa selam verdi; Hızır örtüsünü açtı ve: ‘Ve aleykümselâm. Sen kimsin?’ dedi. ‘Ben Musa’yım.’ dedi. ‘Hangi Musa?’ diye sorunca: ‘İsrailoğulları’nın peygamberi Musa.’ dedi. Hızır: ‘Hoş geldin! Seni buraya getiren nedir?’ dedi. Musa: ‘Sana öğretilen hayır ve irşat bilgisinden bana da öğretmen şartıyla geldim.’ dedi. Hızır: ‘Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin. Yapmam emrolunan bir şeyi gördüğünde ona sabredemezsin.’ dedi. Musa: ‘İnşâallah beni sabırlı bulacaksın.’ dedi. Hızır: ‘Eğer bana tabi olacaksan, ben sana anlatıncaya kadar bana hiçbir şey sormayacaksın!’ dedi. Yola çıktılar ve bir gemiye bindiler; Hızır gemiyi deldi. Musa: ‘İçindekileri boğmak için mi deldin? Gerçekten çok fena bir iş yaptın!’ dedi. Hızır: ‘Ben sana sabredemezsin dememiş miydim?’ dedi. Musa: ‘Unuttuğum şeyden dolayı beni kınama.’ dedi. Yola devam ettiler; oyun oynayan çocuklara rastladılar. Hızır hemen onlardan birini öldürdü. Musa dehşete kapılarak: ‘Kısas hakkı olmadan masum bir cana mı kıydın? Gerçekten çok çirkin bir iş yaptın!’ dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem burada: ‘Allah’ın rahmeti bizim ve Musa’nın üzerine olsun! Keşke acele etmeseydi de daha çok şaşılacak şeyler görseydi. Fakat arkadaşından utandı.’ buyurdu. [Musa]: ‘Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme.’ dedi. Resulullah bir peygamberi andığında önce kendisine dua eder ve: ‘Allah’ın rahmeti bizim ve kardeşim filancanın üzerine olsun!’ buyururdu. Yola devam ettiler; nihayet cimri bir köy halkına vardılar. Meclisleri dolaşıp yemek istediler; ancak onları misafir etmediler. Orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler; Hızır onu doğrulttu. Musa: ‘İsteseydin buna karşılık bir ücret alabilirdin.’ dedi. Hızır: ‘İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır.’ dedi ve Musa’nın elbisesinden tutarak ekledi: ‘Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim: Gemi denizde çalışan yoksullarındı... (ayetin sonuna kadar). Onu gasp edecek olan geldiğinde gemiyi delik buldu ve bıraktı; onlar da gemiyi bir tahta ile onardılar. Çocuğa gelince; o, kafir olarak yaratılmıştı. Anne ve babası ona çok düşkündü; eğer yaşasaydı azgınlık ve küfürle onları zora sokacaktı. Duvara gelince; o şehirdeki iki yetim çocuğundu ve altında... (ayetin sonuna kadar).’”