2144_4. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ مَاتَ ابْنٌ لأَبِي طَلْحَةَ مِنْ أُمِّ سُلَيْمٍ فَقَالَتْ لأَهْلِهَا لاَ تُحَدِّثُوا أَبَا طَلْحَةَ بِابْنِهِ حَتَّى أَكُونَ أَنَا أُحَدِّثُهُ - قَالَ - فَجَاءَ فَقَرَّبَتْ إِلَيْهِ عَشَاءً فَأَكَلَ وَشَرِبَ - فَقَالَ - ثُمَّ تَصَنَّعَتْ لَهُ أَحْسَنَ مَا كَانَ تَصَنَّعُ قَبْلَ ذَلِكَ فَوَقَعَ بِهَا فَلَمَّا رَأَتْ أَنَّهُ قَدْ شَبِعَ وَأَصَابَ مِنْهَا قَالَتْ يَا أَبَا طَلْحَةَ أَرَأَيْتَ لَوْ أَنَّ قَوْمًا أَعَارُوا عَارِيَتَهُمْ أَهْلَ بَيْتٍ فَطَلَبُوا عَارِيَتَهُمْ أَلَهُمْ أَنْ يَمْنَعُوهُمْ قَالَ لاَ . قَالَتْ فَاحْتَسِبِ ابْنَكَ . قَالَ فَغَضِبَ وَقَالَ تَرَكْتِنِي حَتَّى تَلَطَّخْتُ ثُمَّ أَخْبَرْتِنِي بِابْنِي . فَانْطَلَقَ حَتَّى أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِمَا كَانَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَارَكَ اللَّهُ لَكُمَا فِي غَابِرِ لَيْلَتِكُمَا " . قَالَ فَحَمَلَتْ - قَالَ - فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ وَهِيَ مَعَهُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَتَى الْمَدِينَةَ مِنْ سَفَرٍ لاَ يَطْرُقُهَا طُرُوقًا فَدَنَوْا مِنَ الْمَدِينَةِ فَضَرَبَهَا الْمَخَاضُ فَاحْتُبِسَ عَلَيْهَا أَبُو طَلْحَةَ وَانْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - يَقُولُ أَبُو طَلْحَةَ إِنَّكَ لَتَعْلَمُ يَا رَبِّ إِنَّهُ يُعْجِبُنِي أَنْ أَخْرُجَ مَعَ رَسُولِكَ إِذَا خَرَجَ وَأَدْخُلَ مَعَهُ إِذَا دَخَلَ وَقَدِ احْتُبِسْتُ بِمَا تَرَى - قَالَ - تَقُولُ أُمُّ سُلَيْمٍ يَا أَبَا طَلْحَةَ مَا أَجِدُ الَّذِي كُنْتُ أَجِدُ انْطَلِقْ . فَانْطَلَقْنَا - قَالَ - وَضَرَبَهَا الْمَخَاضُ حِينَ قَدِمَا فَوَلَدَتْ غُلاَمًا فَقَالَتْ لِي أُمِّي يَا أَنَسُ لاَ يُرْضِعُهُ أَحَدٌ حَتَّى تَغْدُوَ بِهِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَلَمَّا أَصْبَحَ احْتَمَلْتُهُ فَانْطَلَقْتُ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - فَصَادَفْتُهُ وَمَعَهُ مِيسَمٌ فَلَمَّا رَآنِي قَالَ " لَعَلَّ أُمَّ سُلَيْمٍ وَلَدَتْ " . قُلْتُ نَعَمْ . فَوَضَعَ الْمِيسَمَ - قَالَ - وَجِئْتُ بِهِ فَوَضَعْتُهُ فِي حَجْرِهِ وَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِعَجْوَةٍ مِنْ عَجْوَةِ الْمَدِينَةِ فَلاَكَهَا فِي فِيهِ حَتَّى ذَابَتْ ثُمَّ قَذَفَهَا فِي فِي الصَّبِيِّ فَجَعَلَ الصَّبِيُّ يَتَلَمَّظُهَا - قَالَ - فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " انْظُرُوا إِلَى حُبِّ الأَنْصَارِ التَّمْرَ " . قَالَ فَمَسَحَ وَجْهَهُ وَسَمَّاهُ عَبْدَ اللَّهِ .
Bana Muhammed b. Hâtim b. Meymûn anlattı; bize Behaz anlattı; bize Süleyman b. el-Mugîre anlattı; Sâbit’ten; Enes’ten; dedi ki: Ebû Talha’nın Ümmü Süleym’den olan bir oğlu vefat etti. [Ümmü Süleym] ailesine: “Ebû Talha’ya oğlu hakkında ben söyleyinceye kadar bir şey demeyin!” dedi. Ebû Talha geldi; [hanımı] önüne akşam yemeği getirdi, o da yedi ve içti. Sonra [Ümmü Süleym] kocası için daha önce hiç olmadığı kadar güzel bir şekilde süslendi ve birlikte oldular. [Ümmü Süleym] kocasının doyduğunu ve kendisinden muradını aldığını görünce: “Ey Ebû Talha! Bir topluluk, bir aileye ödünç bir şey verseler de sonra onu geri isteseler, o ailenin bunu vermemeye hakkı olur mu?” diye sordu. Ebû Talha: “Hayır.” dedi. Bunun üzerine Ümmü Süleym: “O halde oğlun için [Allah’tan sevap umarak] sabret!” dedi. Ebû Talha öfkelendi ve: “Beni bu hale gelinceye kadar [hiçbir şey demeden] bıraktın, sonra da oğlumun [öldüğünü] haber verdin ha!” dedi. Hemen Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e giderek olup biteni anlattı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah bu gecenizi hakkınızda mübarek kılsın!” buyurdu. [Enes devamla] der ki: [Bu beraberlikten] hamile kaldı. Bir defasında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem seferdeydi, Ümmü Süleym de yanındaydı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir seferden dönüp Medine’ye geleceği zaman geceleyin şehre girmezdi. Medine’ye yaklaştıklarında Ümmü Süleym’i doğum sancısı tuttu. Bu yüzden Ebû Talha onun yanında kalarak [seferden] alıkonuldu; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise yoluna devam etti. Ebû Talha şöyle diyordu: ‘Ey Rabbim! Sen bilirsin ki Resulün [seferden] çıktığında onunla beraber çıkmak, girdiğinde de onunla beraber girmek bana çok sevimli gelir. Fakat gördüğün gibi [hanımımın bu hali yüzünden] geride kaldım.’ O sırada Ümmü Süleym: ‘Ey Ebû Talha! [Deminki] sancıları artık hissetmiyorum, haydi yürüyelim!’ dedi. Yola çıktık; Medine’ye vardıklarında doğum sancısı [tekrar] tuttu ve bir oğlan çocuk dünyaya getirdi. Annem bana: ‘Ey Enes! Onu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e götürünceye kadar kimse emzirmesin!” dedi. Sabah olunca çocuğu yüklenip Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e götürdüm. Ona rastladığımda elinde bir dağlama aleti (mîsem) vardı. Beni görünce: “Herhalde Ümmü Süleym doğum yaptı?” buyurdu. Ben de: ‘Evet.’ dedim. Bunun üzerine elindeki aleti bıraktı. Çocuğu getirip kucağına koydum. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine acvelerinden [hurmalarından] birini istedi ve onu ağzında iyice eriyinceye kadar çiğnedi. Sonra onu çocuğun ağzına koydu; çocuk da diliyle onu yalamaya başladı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ensar’ın hurma sevgisine bakın!” buyurdu. Sonra çocuğun yüzünü sıvazladı ve ona Abdullah ismini verdi.