2545. Hadis
حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ الْعَمِّيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ إِسْحَاقَ الْحَضْرَمِيَّ - أَخْبَرَنَا الأَسْوَدُ بْنُ شَيْبَانَ، عَنْ أَبِي نَوْفَلٍ، رَأَيْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ عَلَى عَقَبَةِ الْمَدِينَةِ - قَالَ - فَجَعَلَتْ قُرَيْشٌ تَمُرُّ عَلَيْهِ وَالنَّاسُ حَتَّى مَرَّ عَلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ فَوَقَفَ عَلَيْهِ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَبَا خُبَيْبٍ السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَبَا خُبَيْبٍ السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَبَا خُبَيْبٍ أَمَا وَاللَّهِ لَقَدْ كُنْتُ أَنْهَاكَ عَنْ هَذَا أَمَا وَاللَّهِ لَقَدْ كُنْتُ أَنْهَاكَ عَنْ هَذَا أَمَا وَاللَّهِ لَقَدْ كُنْتُ أَنْهَاكَ عَنْ هَذَا أَمَا وَاللَّهِ إِنْ كُنْتَ مَا عَلِمْتُ صَوَّامًا قَوَّامًا وَصُولاً لِلرَّحِمِ أَمَا وَاللَّهِ لأُمَّةٌ أَنْتَ أَشَرُّهَا لأُمَّةٌ خَيْرٌ . ثُمَّ نَفَذَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ فَبَلَغَ الْحَجَّاجَ مَوْقِفُ عَبْدِ اللَّهِ وَقَوْلُهُ فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَأُنْزِلَ عَنْ جِذْعِهِ فَأُلْقِيَ فِي قُبُورِ الْيَهُودِ ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَى أُمِّهِ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ فَأَبَتْ أَنْ تَأْتِيَهُ فَأَعَادَ عَلَيْهَا الرَّسُولَ لَتَأْتِيَنِّي أَوْ لأَبْعَثَنَّ إِلَيْكِ مِنْ يَسْحَبُكِ بِقُرُونِكِ - قَالَ - فَأَبَتْ وَقَالَتْ وَاللَّهِ لاَ آتِيكَ حَتَّى تَبْعَثَ إِلَىَّ مَنْ يَسْحَبُنِي بِقُرُونِي - قَالَ - فَقَالَ أَرُونِي سِبْتَىَّ . فَأَخَذَ نَعْلَيْهِ ثُمَّ انْطَلَقَ يَتَوَذَّفُ حَتَّى دَخَلَ عَلَيْهَا فَقَالَ كَيْفَ رَأَيْتِنِي صَنَعْتُ بِعَدُوِّ اللَّهِ قَالَتْ رَأَيْتُكَ أَفْسَدْتَ عَلَيْهِ دُنْيَاهُ وَأَفْسَدَ عَلَيْكَ آخِرَتَكَ بَلَغَنِي أَنَّكَ تَقُولُ لَهُ يَا ابْنَ ذَاتِ النِّطَاقَيْنِ أَنَا وَاللَّهِ ذَاتُ النِّطَاقَيْنِ أَمَّا أَحَدُهُمَا فَكُنْتُ أَرْفَعُ بِهِ طَعَامَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَطَعَامَ أَبِي بَكْرٍ مِنَ الدَّوَابِّ وَأَمَّا الآخَرُ فَنِطَاقُ الْمَرْأَةِ الَّتِي لاَ تَسْتَغْنِي عَنْهُ أَمَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَنَا " أَنَّ فِي ثَقِيفٍ كَذَّابًا وَمُبِيرًا " . فَأَمَّا الْكَذَّابُ فَرَأَيْنَاهُ وَأَمَّا الْمُبِيرُ فَلاَ إِخَالُكَ إِلاَّ إِيَّاهُ - قَالَ - فَقَامَ عَنْهَا وَلَمْ يُرَاجِعْهَا .
Bize Ukbe b. Mükrem el-Ammî anlattı; bize Yakub -ki o İbn İshak el-Hadramî’dir- anlattı; bize el-Esved b. Şeybân haber verdi; Ebû Nevfel’den; o şöyle demiştir: Abdullah b. ez-Zübeyr’i (asılmış bir halde) Medine’nin tepesinde gördüm. Kureyşliler ve diğer insanlar onun önünden geçip gidiyorlardı. Nihayet Abdullah b. Ömer [radıyallahu anhümâ] ona rastladı, başında durdu ve şöyle dedi: “Selam sana ey Ebû Hubeyb! Selam sana ey Ebû Hubeyb! Selam sana ey Ebû Hubeyb! Vallahi ben seni bundan menetmiştim. Vallahi ben seni bundan menetmiştim. Vallahi ben seni bundan menetmiştim. Vallahi, bildiğim kadarıyla sen; çok oruç tutan, çok namaz kılan ve akrabalık bağlarını (sıla-i rahim) çokça gözeten biriydin. Vallahi, [senin gibi birinin] en şerlisi olduğu bir ümmet, hayırlı bir ümmettir!” Sonra Abdullah b. Ömer yoluna devam etti. Abdullah’ın orada duruşu ve söyledikleri el-Haccâc b. Yûsuf’un kulağına gitti. Bunun üzerine [Haccâc] haber gönderdi; [Abdullah b. ez-Zübeyr] asılı olduğu hurma kütüğünden indirildi ve Yahudi mezarlığına atıldı. Sonra [Haccâc], Abdullah’ın annesi Esmâ bint Ebî Bekir [radıyallahu anhâ]’ya haber gönderdi. [Esmâ] onun yanına gelmeyi reddetti. Haccâc elçiyi tekrar göndererek: “Ya yanıma gelirsin ya da seni saç bağlarından (karn) sürükleyerek getirecek birini gönderirim!” dedi. Esmâ yine reddetti ve: “Vallahi beni saçlarımdan sürükleyerek getirecek birini gönderinceye kadar yanına gelmeyeceğim!” dedi. Bunun üzerine Haccâc: “Bana mestlerimi getirin!” dedi. Pabuçlarını giydi ve çalımlı adımlarla yürüyerek onun yanına girdi ve: “Allah’ın düşmanına ne yaptığımı gördün mü?” diye sordu. Esmâ: “Senin onun dünyasını mahvettiğini, onun da senin ahiretini mahvettiğini gördüm! Senin ona ‘Ey iki kuşaklı kadının oğlu!’ dediğini duydum. Vallahi ben gerçekten o iki kuşaklı kadınım (zâtü’n-nitâkayn). O kuşaklardan biriyle Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekir’in azıklarını hayvanlardan [korumak için] bağlardım. Diğeri ise bir kadının vazgeçemeyeceği [kendi] kuşağıdır. Şüphesiz Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize: ‘Sekîf’ten bir yalancı (kezzâb) ve bir helak edici (mübîr) çıkacaktır’ diye haber vermişti. Yalancıyı gördük; helak ediciye gelince; onun senden başkası olduğunu sanmıyorum!” dedi. Bunun üzerine Haccâc, ona cevap vermeden yanından kalkıp gitti.