319. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، وَعَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبٍ، عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، نَحْوَ هَذَا الْحَدِيثِ قَالَ قَامَ الْمُسْلِمُونَ فَضَرَبُوا بِأَكُفِّهِمُ التُّرَابَ وَلَمْ يَقْبِضُوا مِنَ التُّرَابِ شَيْئًا فَذَكَرَ نَحْوَهُ وَلَمْ يَذْكُرِ الْمَنَاكِبَ وَالآبَاطَ . قَالَ ابْنُ اللَّيْثِ إِلَى مَا فَوْقَ الْمِرْفَقَيْنِ .
Bize Süleyman b. Dâvûd el-Mehrî ve Abdülmelik b. Şu’ayb anlattı; İbn Vehb’den; [bir önceki] hadisin bir benzerini nakletti ve şöyle dedi: “...Müslümanlar kalktılar ve avuçlarını toprağa (türâb) vurdular ama topraktan [ellerine] bir şey almadılar.” Râvî, [önceki hadisin] benzerini zikretti ancak [şu rivayette geçen] omuzları (menâkib) ve koltuk altlarını (âbât) zikretmedi. İbnü’l-Leys ise [kolların meshi konusunda]: “Dirseklerin (mirfekeyn) üzerine kadar” demiştir.